DÜNYA SENDİKALARINDAN KADIN HABERLERİ

 

Petrol-İş Kadın dergisinde yer verdiğimiz uluslararası kadın ve sendika haberlerini bu sayfada bulabilirsiniz...

 

 

 

 

[ Tümünü Göster | Tümünü Gizle ]

Paranın kontrolü erkeklerin elinde Sayı 13, Şubat 2005

 

Paranın kontrolü erkeklerin elinde

Vinay Bahl’den geçtiğimiz sayı bahsetmiştik... Amerika’dan gelip İstanbul’da yapılan I. Sınıf Çalışmaları Sempozyumu’na küreselleşen Hindistan’da işin düzensizleşmesi ve işgücünün kadınlaşması üzerine tebliğ veren Bahl’le konuşmadan edemezdik... Onunla yaptığımız söyleşide sorunlarımızın ne kadar ortak olduğunu gördük.

Ebru Soytemel - Gökçe Çataloluk

Hindistan’da düzensiz işçiliğin kadınlar arasında yaygınlaştığını söylediniz. Kayıt dışı sektörde iş bulduklarında, işsiz kadınların hayatında bir değişiklik ortaya çıkıyor mu?

Evet, düzensiz işçilik yaygınlaştı. Yeni teknolojilerin bazı sektörlere girmesiyle birlikte, kadınların büyük bir bölümü dışarıya itildi. Bu süreçte çok az ücret almalarına rağmen pek çok kadın işten çıkarıldı. Bu, kadınların yeniden işe girme ihtimali çok düşük. Çünkü yeni üretim örgütlenmesi vasıflı işçilik istiyor artık... Onların da hiçbir vasfı yok. Belli bölgelerde çok düşük ücret karşılığı yapılan ev eksenli işlere yöneldiler. Bu kadınların “bir işim oldu, dünyam değişti” diyebileceği türden bir durum değil. Çok sayıda kadın kayıt dışı sektörde çalışıyor. Bu işler düşük ücretli, ev eksenli işler ve alt sözleşmelerle yürüyor. Benim göstermek istediğim kırılma bu. Ama tabii bunlar belli bir sınıftan olan kadınlar. Bu soruyu genel olarak bütün kadınlar için cevaplandıramam. Belli alanlara, bölgelere, sınıflara, endüstrilere bakmak gerekir. Yani bunun basit bir cevabı yok.

 

Tamam. Fakat daha önce hiç çalışmamış kadınlar açısından ev dışına çıkamasalar bile iş bulmuş olmak hiçbir şey değiştirmiyor mu?

Şunu inkâr edemem, daha önce hiç çalışmamış bir kadın, para kazanmaya başladığında hayatı biraz değişiyor. Pek çok kadın kendilerini daha güçlü hissediyor ama bütüne baktığınızda, çalışmanın her kesimden kadın için aynı etkiyi yarattığını söylemek zor... Bir kadın para kazandığında ve saygı kazandığında tabii ki hayatı değişir. Ama benim gündeme getirmek istediğim patriarkal baskının da aynı oranda artıyor olması...

Bu konuda son dönemlerde büyük bir çalışma yapıldı. Ucuz iş gücü kullanmak isteyen pek çok sanayi, kadınların geleneksel yaşam sürdükleri, kadınlar üzerindeki kontrol sisteminin güçlü olduğu bölgeleri ve oradaki kadınları seçiyorlar. Kadınlar ücret alıyorlar ama kontrol süreci eskisi gibi işlediğinden hiç bir şey değişmiyor. Bu yüzden ben onların iş dünyasına girdiklerini söylemek noktasında şüpheciyim. Özel durumlara da bakmak lazım. Kadınların hayatı değişebilir ama bu bir zorunluluk değil.

 

Kadınladın kayıt dışı sektörde işçileşmesinin toplumsal cinsiyet bilinci açısından önemi ne sizce, kadınlar bu süreçte kadın olarak ezilmelerinin farkına varabiliyorlar mı?

Pek çok insan kayıt dışı çalışmanın kadınlar açısından ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyor. Bir genelleme yapamam. Ama örgütsüz olan bu sektörde pek çok öncü kadın bulunuyor. Kayıt dışı sektörde sendikalar içinde değil ama gündelik meselelerle nasıl başa çıkılacağı sorunu, etrafında örgütlenen kadınlar var. Dayak, tecavüz vs. konusunda önemli çalışmalar yürütüyorlar. Hayatın içindeki sorunlarla başa çıkma konusunda yükselen bir bilinç var. Ama çalışma sonucunda elde edilen paranın kontrolü de çok önemli. Bunu defalarca yazdım. Kadınlar çalışsalar da parayı kocaları alıyor. Burada patriarka çok kuvvetli. İşveren ev içlerindeki bu durumu kadınları kontrol altında tutmak için kullanıyor.

 

Ev eksenli çalışma genel olarak sendikal örgütlenme açısından tehdit olarak kabul ediliyor. Ama bir yandan da çoğunluğu kadın olan ev eksenli çalışanların bir biçimde örgütlenmesi gerekiyor, sendikalarla, ev eksenli çalışanlar arasındaki bu mesafe nasıl yakınlaştırılabilir?

Hindistan’da farklı bölgelerde ev eksenli çalışanları örgütleyen küçük küçük gruplar var. Şimdi “Ulusal Emek Merkezi” adı altında şemsiye bir örgütte bir araya gelmeye çalışıyorlar. Başka bir şemsiye örgüt de “Halk Hareketinin Ulusal Birliği”... Klasik çalışma biçimleri son dönemlerde kendisini esnek üretime bırakınca son dönemlerde sendikalar üye kaybına uğradılar. Üye kayıpları karşında sendikalar, ‘değişmemiz gerekiyor’ diyerek kayıt dışı sektöre yöneldiler. Bu sektörde çalışan işçilere yardım edip, onlarla iletişim kurup, onları da üye yapalım demeye başladılar. Organize olmayan emek, sendikaların değişmesi için gerekli şartları yaratıyor. Yani bir birleşme olmak zorunda... Formülünü bilemem ama hayat bizi buna zorluyor. Şu sıralarda organize olmayan işgücü ile birlikte hareket etme fikri çok güçlü. Bir şemsiye altında birleştiklerinde gerçekten de büyük bir güç oluşturuyorlar.

 

Sivil toplum kuruluşlarının büyük bir bölümünün sistem içi olduğunu söylediniz. Hindistan’da ev eksenli kadınları örgütleyen SEWA’yı hangi kategoride değerlendiriyorsunuz?

SEWA ev eksenli kadınların gündelik hayattaki sorunlarıyla başa çıkmak için kurdu. Burası sendikaların müdahale etmediği bir alandı çünkü. SEWA’nın evrimine baktığınızda gerçekten de yeni bir toplumsal hareket türü ile karşı karşıya kaldığımızı görürüz. Bu anlamda onları takdir ediyorum. Kadınlar için pek çok şey yapıyorlar. Çok ilginç bir programları var ve kadınlar tarafından yönetiliyorlar. Bildiğimiz sendikalar gibi değiller. Örgütlü oldukları için bir bürokrasileri var, fakat yine de hedefleri çok açık.

Hindistan’da bazı sivil toplum kuruluşları kendilerini bir toplumsal hareketin yerine ikame etmeye çalışıyorlar. Ben bunu eleştiriyorum. Evet, ev eksenli kadınlar çok yoksullar. Bu kadınlar çok yoksul olmalarına rağmen, bu hareket gerçek bir toplumsal hareketin alternatifi olamaz. SEWA bir noktaya kadar bu örgütlerden biraz farklıdır. Ama sivil toplum kuruluşlarının tamamı böyle değil. Birçok sivil toplum örgütü devlet veya büyük şirketler tarafından tansiyonu düşürmek için kuruluyor. Sivil toplum kuruluşları insanların gerçekliği kabul etmesini sağlıyor ve bence bu bir “karşı toplumsal” harekettir...

 

Hindistan’da kayıt dışı ekonominin gelişmesiyle kadına yönelik şiddetin arttığını söylediniz, bu konuda bir şeyler yapan kuruluşlar var mı?

Hindistan’da çok büyük bir feminist hareket var. Bu hareket bu konuda çalışıyor. Ama ne kadar başarılı olurlar bilemiyorum. Son dönemlerde eğitimli kadınlara yönelik şiddet de arttı. Bu kadınlar dışarı çıktığı ve özgür oldukları için erkeklerin tepkisini çekiyor. Hindistan’da bir kadın olarak sokakta yürüyemezsiniz, adamlar durup dururken gelip size çarparlar ve kimse bu konuda bir şeyler yapamaz. Bu, büyük şehirlerde de böyledir. Rahat rahat otobüse binemezsiniz, sizin dışarı çıkmanız erkeklerin kendilerini kötü hissetmesine neden olur. Diğer yandan yine son dönemlerde eğitimli, seçkin kadınlar da işlerini kaybetmeye başladılar. Onlar endüstrileşme yüzünden değil, kocaları yüzünden işlerini kaybediyorlar. Kocaları onları kontrol etmek istiyor. Çok özgür olduklarında kocaları onları kökten dinci akımlara doğru yönlendiriyor. Yani eğitim ve iş her zaman kadın ezilmesini azaltmıyor, hatta bazı durumlarda artırıyor.

 



● Öncelikle Kadınlar İşten Atıldı Sayı 14, Nisan 2005

 

Öncelikle Kadınlar İşten Atıldı

Geçtiğimiz günlerde sendikamız bazı konukları ağırladı. Bunlar içinde Bulgaristan Bağımsız Sendikalar Konfederasyonu Sosyal ve Sendikal Araştırmalar Enstitüsü Başkan Yardımcısı Nadezhda Daskalova da vardı. Daskalova ile Bulgaristan’da neler olup bittiğini ve kadınların durumlarını konuştuk.

Necla Akgökçe

22 Şubat 2005 günü Petrol-İş Sendikası Genel Merkezi’ne geldiğimizde, yabancı konukların acemi acemi sendika içinde dolaştıklarını gördük... Onlar, Prof. Dr. Erinç Yeldan koordinatörlüğünde organize edilen “Uluslararası Ülke Deneyimleri Işığında Özelleştirme Uygulamaları” konulu çalışma atölyesinin katılımcılarıydı... Özelleştirmeler konusunda deney alıverişlerinin yapıldığı bu toplantı, iki gün sürdü... Toplantıya katılan kadın konuklar da vardı... Ve bu haberi alır almaz kolları sıvadık... Bulgaristan’dan gelen kadın sendikacı Nadezhda Daskalova’ya Petrol-İş Kadın adına teybimizi uzattık... Bize çok değerli bilgiler verdi...

 

Bulgaristan’da kadınların durumu eskiden nasıldı?

Sosyalist dönemde tam istihdam vardı. Tam istihdam kadınlar açısından da geçerliydi. İşsizlik diye bir sorun yoktu. Hamilelik izni alan ya da belli sorunları olan kadınlar dışında herkes çalışırdı. Sosyalist dönemde ücretler düşüktü, ama her şeyin fiyatı da daha düşük olduğu için kadınlar çocuklarını çocuk yuvalarına verme imkânına sahiptiler. Sosyalist sistemin iddialarından biri de kadın-erkek eşitliği olduğu için bu dönemde hem parlamentoda hem de tüm siyasi organlarda kadınlara yönelik kota uygulaması vardı. Bu yapıların yarısı kadınlardan oluşuyordu.

Fakat, kadınlar 8 saatlik mesainin ardından 4-6 saat de evlerinde çalışırdı. Bu durum o dönemdeki altyapı eksikliğinden kaynaklanıyordu. Kadınlara yönelik hazır yemek hizmetleri yoktu...

 

Ev işlerini kadınlar mı yapıyordu?

Evet, Bulgaristan’da ev işlerini çoğunlukla kadınlar yapıyordu. Ev işleri konusunda karı koca arasında eşit bir dağılım sözkonusu değildi. Bu işler kadınların sırtındaydı. O dönemde de erkek ve kadın arasında ücret dengesizliği vardı. Evi beslemekle yükümlü olan kişi erkektir, biçiminde bir anlayış olduğundan, erkekler daha fazla para alırdı. Ayrıca çalışma yaşamında da genellikle erkekler daha üst pozisyonlardaydı.

 

Yönetim kademelerinde kota olduğunu söylemiştiniz?

Hükümet organlarında, sendikalarda kota vardı. İş yaşamında değil.

 

Peki daha sonra piyasa ekonomisine geçişle birlikte kadınların hayatında ne tür değişiklikler oldu?

Piyasa ekonomisine geçildikten sonra istihdamda büyük bir düşüş oldu. Tam istihdam döneminden işsizliğin hızla yükseldiği bir döneme geçildi. Bu dönemde öncelikle kadınlar işten atıldı. Piyasa reformundan en çok kadınlar etkilendi. Bugün Bulgaristan’da işsizlerin yüzde 50’si kadın ve bu oran hızla artıyor. Artık kadınların iş bulması çok zor. İşverenler yirmili yaşlarda çok genç, dil bilen, ehliyet sahibi ve prezentabl olan kadın işçi arıyorlar. Kadının bugün iş piyasasına girmesi iyice zorlaştı. 35-40 yaş arasındaki kadınların iş bulması ise çok daha zor.

 

Kapitalist ülkelerin çoğunda olduğu gibi...

Evet... Şu anda Bulgaristan’da bir vahşi kapitalizm dönemi yaşanıyor... Her şey kapitalizmin yeni inşa edildiği dönemde İngiltere’yi anlatan Charles Dickens romanlarında olduğu gibi cereyan ediyor...

Peki kadın erkek ilişkileri nasıldı?

Eskiden kadın da erkek de çalıştığı için aralarında daha demokratik bir ilişki olabiliyordu. Kadınların ekonomik özgürlüğü vardı, kendi parasını kendi kazanıyor, kocasına para için yalvarmak zorunda kalmıyordu. Bu da ilişkileri etkiliyordu...

 

Dönüşüm aile içlerini, yani özel alanı da etkiledi demek ki?

Politik sistemdeki dönüşümün aile kurumuna henüz çok görünür bir etkisi yok. Ancak, sistemin getirdiği olumsuzluklardan dolayı boşanmalar arttı, stresler arttı, insanlar daha sinirli oldular. Aile içi şiddet arttı. Evet, bu tip sorunlar ortaya çıktı. Fakat bence bu politik sistemden değil, ekonomik sistemden kaynaklanan bir sorun.

 

Biraz açabilir misiniz?

Politik sistem değişince daha demokratik bir hale geldik. Artık hükümeti eleştirebiliyoruz. Konuştuğumuz için başımıza bir dert gelmiyor. Ancak ekonomik olarak çöküntüye uğramak, demokratik sistemin etkilerini yaşamımızda hissetmemizin önüne geçti. Çünkü para olmadığında ilk önce aile içi ilişkiler sertleşmeye başlıyor. Paran olmadığı için çocuklarını hastaneye götüremiyorsun, paran olmadığı için kocana daha bağımlı hale geliyorsun...

 

Peki kadın hakları ihlallerine karşı mücadele eden kadın örgütlenmeleri var mı?

Bizde Batı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi saf bir feminist örgüt olduğunu sanmıyorum. Kadın hakları ve toplumsal cinsiyet ezilmesi ile uğraşan sivil toplum örgütlerinin yanı sıra kadına yönelik şiddete karşı ve kadın ticaretine karşı mücadele eden örgütler var. Ayrıca kadın istihdamını artırmaya yönelik olarak uğraş veren örgütler de bulunuyor. Bir şey daha eklemek istiyorum. Bugün Bulgaristan’da informel sektör dediğimiz alanda kadınların istihdamı çok yüksek. Bunlar evlerde iş sözleşmesi yapmadan, asgari ücret üzerinden 14 saat çalışıyorlar. İnformel sektör özellikle Türkiye ve Yunanistan sınırları boyunca uzanan ve etnik olarak karmaşık olan bölgede çok yaygın. Yunanistan’dan ve Türkiye’den insanlar gelip buralardaki kasabalarda teks-
til atölyeleri açıyorlar... Bu atö1yelerde çalışanların çoğunluğunu kadın işçiler oluşturuyor. Kadınları atölyeler içine kilitliyorlar, onlar burada 14 saat çalışıyorlar... Koşullar olağanüstü kötü. Bulgar işverenler de aynı biçimde çalıştırıyorlar insanları. Sendikalar yavaş yavaş ilgilenmeye başladı bu insanlarla... Bizim sendikamız da öyle. Biz, yani Bulgaristan Bağımsız Sendikalar Konfederasyonu, Bulgaristan’ın en büyük konfederasyonuyuz.

 

Bulgaristan Bağımsız Sendikalar Konfederasyonu’nun Sosyal ve Sendikal Araştırmalar Enstitüsü’nde uzman olarak çalışıyorsunuz, bulunduğunuz birimde kaç kadın var ?

12 kişiyiz. İki erkek var, kalanı kadın.

 

Konfederasyonun diğer bölümleri için geçerli mi bu rakam?

Evet, uzmanların çoğu kadın.

 

Yönetim kademeleri peki?

Yönetim kademelerinde oran yarı yarıya. Başkan ve başkan yardımcısı erkek.

 

Bugün Bulgaristan’da yaşanan dönüşümler erkek egemenliğini güçlendirdi diyebilir miyiz?

Böyle bir şey mümkündür. Bu durum kadın ve erkekler arasında yaşanan ekonomik eşitsizlik sonucunda ortaya çıkıyor. Kadının kendine ait bir işi ve parası varsa elbette kendini daha güçlü hissedecektir; böyle olmadığı için erkekler daha egemen hale gelebiliyorlar. Son dört yıldır başbakan olarak görev yapan insan -ki eski monarklardan biriydi- biraz daha Avrupai bir bakış açısı getirdi. Bugün parlamentoda 4 bakan ile 12 bakan yardımcısı kadın. Yani kadınların oranı arttı...

 

Parlamentodaki üye sayısı ne kadar?

140

 

Bunun ne kadarı kadın?

Tahminen 35’i kadın... Bu konularda kadınlar destekleniyor. AB’ye girmek için uğraştığımızdan ve AB’nin toplumsal cinsiyet perspektifinin her alanda uygulanması politikaları nedeniyle kadın oranın artması konusunda baskı var.

 

Petrol-İş’li kadınlara söyleyeceğiniz bir şey var mı?

Kadınlar talepleri konusunda ısrarcı olmalı, bunları sonuna kadar takip etmelidir. Birlik olurlarsa emek için, kendileri için çok iyi şeyler yapacaklarını düşünüyorum ben. Buna inanıyorum.



● Metal işçisi kadınların dünya konferansı Sayı 15, Haziran 2005

 

Metal işçisi kadınların dünya konferansı

Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu’nun (IMF) Viyana’da 22- 25 Mayıs 2005 tarihleri arasında yapılan 31. Dünya Kongresi çerçevesinde 21 Mayıs Cumartesi günü bir kadın konferansı gerçekleştirildi. Tüm dünyadan metal işkolunda çalışan 130 kadın sendikacının katıldığı konferansta, kadınlar için daha fazla hak, daha adil ücret ve iş koşulları gibi konular tartışıldı.

“Hepimiz geldiğimiz ülkelerdeki kadınları harekete geçirerek onların sendikalarda daha fazla yer almalarını sağlamalıyız. O zaman IMF içinde de daha fazla temsil edilebiliriz.” diye sesleniyordu kadınlara Güney Afrika’dan katılan Selina Tyikwe, açılış konuşmasında.

IMF Başkanı Jürgen Peters ise federasyon içindeki kadın çalışmasından bahsederek şöyle devam etti “Ortak eylemliliklerde ve konferansta daha fazla kadın olmalı. Ama kadın sayısı her geçen gün artıyor ve biz doğru yolda ilerliyoruz. Kadınların IMF içinde daha fazla söz sahibi olmalarının tam zamanıdır”.

Konferansta daha sonra söz alan IMF Genel Sekreteri Marcello Malentacci, IMF içinde kadınların iş ve tartışma alanlarında daha fazla temsil edilmesi gereğinin altını çizdi ve “Kadınlar yalnızca kadınlara ilişkin meselelerde değil, her türlü adaletsizlik karşısında da seslerini yükseltmeli, görüşlerini dile getirmelidirler” dedi.

Yöneticilerden sonra söz alan IMF Eşit Haklar Birimi Yöneticisi Jenny Holdcroft, birimde bir yıl içinde yapılan çalışmaları bir rapor halinde sundu. Bu süre zarfında IMF içinde atılan devasa adımlara vurgu yapan Holdcroft, kadınların hem sendikal yaşamın değişik alanlarında hem de yönetim kademelerinde sayılarının giderek artığını söyledi.

IMF’nin Avustralya’nın Sidney kentinde yapılan bir önceki konferansına kadınların yüzde 11 oranında katıldığını belirten Holdcroft, Viyana’daki konferansta bu sayının yüzde 20’ye çıktığı haberini verirken, sevincini açıkça gösteriyordu.

IMF içinde elektronik endüstrileri gibi kadınların yoğun olarak çalıştığı branşlarda örgütlü olan sendikalarda, kadın katılımcı sayısında herhangi bir artış olmadığına da dikkat çeken Holdcroft “Pek çok sendika sahip olduğu kadın potansiyelini yeteri kadar kullanmıyor. Sendikal hareket içinde kadınların aktif olarak yer alması, önümüzdeki yılların en can alıcı konusu. Bu konuda federasyon üyesi sendikalara gereken destek verilecek” dedi.

 

Küreselleşme kadınları kötü etkiledi

Konferansın öğleden sonraki bölümünde gerçekleştirilen panelin konusu “Küreselleşme ve Kadın Emeği”ydi. Friedrich Ebert Vakfı’nın Bonn temsilcisi Gisela Notz, küreselleşmenin kadınlar üzerine etkilerine değindi. Küreselleşmenin kadınlar üzerindeki etkilerinin pek çok uzman tarafından gözden kaçırıldığını, küreselleşmenin cinsiyetlere özgü sonuçlarının en az ekonomik ve politik sonuçları kadar önemli olduğuna dikkat çeken Notz, bu konuda sendikaların da özel önlemler geliştirmesi gerektiği söyledi.

Panel çerçevesinde katılımcıların bir bölümü farklı bakış açılarından kendi deneyimlerini aktardılar.

Bütün konuşmalar, küreselleşmenin dünyanın her yerinde kadınlar için olumsuz sonuçlara yol açtığı, Brezilya’dan İsviçre’ye kadar klasik işbölümünü artırdığı noktasında birleşiyordu.

Küreselleşme kadınlar için düşük ücretli statülü çalışma demekti.

Hindistan’dan Sanjyot Vadhavkar ülkesinde kadınların sendikalara üye olmadıklarını, bu nedenle de sendikal yapılarda temsil oranlarının düşük olduğuna dikkat çekerek durumun nedenlerini şöyle sıraladı:

“Kadınların büyük bir bölümü haklarının bilincinde değiller. Özellikle serbest ticaret bölgelerinde çok kötü şartlarda çalışıp, aşırı sömürüye maruz kalıyorlar. Serbest ticaret bölgelerinde çalışan kadınları örgütlemek için özel çaba harcıyoruz ama işlerini kaybetmekten korktukları için sendikaya sıcak bakmıyor... Biz yine de bilgilendirmek, dayanışmak için sık sık onları ziyaret ediyoruz, olumlu geri dönümler almaya başladık.”

 

Kadınları sendikalara çekebilmek

Avustralya’dan konferansa katılan Ann Donellan, küreselleşmenin bir sonucu olarak Avustralya’da da kadınların giderek daha tehlikeli iş ilişkileri içine girdiğini anlattı ve “Kadınlar, hiçbir sosyal hakka, izne, ebeveyn iznine sahip olmadan geçici işçiler olarak çalışıyorlar” dedi.

O da pek çok kadının sendikaya üye olmaktan çekindiğinin altını çizdikten sonra yaptıkları çalışmaları özetledi: “Kadınları sendikaya çekebilmek için onları ilgilendiren pek çok konuda kampanyalar, özel projeler ve çalışmalar örgütledik.”

Daha sonraki konuşmacı Brezilya’dan Emilia Valente’ydi. Valente gülerek küreselleşmenin bazen işe yaradığını, onun sayesinde sendikalarda toplumsal cinsiyet üzerine konuşmaya başladıklarını anlattı “Üzerinde çalışacağımız veri tabanına, bilgiye ve her türlü argümana sahibiz. Ama Brezilya’da da durum aynı, kadınlar ucuz, düşük vasıflı ve sosyal güvenliği olmayan işlerde çalışıyorlar.”

İsviçre adına konuşan Fabienne Blanc-Kühn’ün söyledikleri Batı’nın zengin ülkelerinde de kadınların durumlarının pek farklı olmadığını gözler önüne seriyordu. Kühn İsviçre’de çalışan kadınların yüzde 80’inin sosyal alanda istihdam edildiğini, 150 bin kadının ise saat imalat endüstrisinde çalıştığını anlattı... Saat endüstrisi için kadın çalışmasının olmazsa olmaz koşul olduğunu belirten Kühn, çok geniş bilgilerine rağmen kadınların, diplomaları olmadığı için esnek ve ucuz işgücü olarak buralarda kötü koşullarda çalıştığını söyledi.

Konferansta, sendikalarda kadın kotasına da değinildi.... Brezilya Metal Sendikası’nı temsilen konuşan Emilia Valente, kadınların sendikaların tüm kurullarında yüzde 30 oranında temsil edilmesi gerektiğini söyleyerek şöyle konuştu: “Bana erkekler ‘kadınlar sendikalarda aktif olarak çalışmak istemiyorlar’ dediklerinde şöyle cevap veriyorum: Bir şey yapmak istemiyor değiller, yalnızca sendikada istenildiklerine dair daha fazla belirti verilmesini arzu ediyorlar... Bunun için de bazı şeylerin değişmesi lazım.”

Kadın konferansında bu tür verimli tartışmalar yapılırken, IMF Kongresi’nde de sevindirici bir gelişme yaşandı. Kongre bağlamında ilk kez 8 kadın yönetim kurulu üyesi olarak seçildi.

Derleyen: Necla Akgökçe

 

 

● Ev Kadınlarına Sendika Sayı 16, Eylül 2005

 

Ev kadınlarına sendika

Venezüella’da ev kadınlarının bir sendikası var artık... Ev kadınları burada kursa gidiyor, meslek öğreniyor, eğitim alıyor, yani kendi ayakları üzerinde durmanın yollarını öğreniyor.

Venezüella’yı petrol sanayiini ulusallaştırma projesi ile tanıyoruz... Hugo Chavez hükümeti yabancı petrol şirketlerinden alınan yüzde 1’lik vergi oranını, yüzde 16.6’ya çıkarmıştı. Telekom sektöründe de yabancı tekellere karşı mücadele edecek kamuya ait bir şirket kurmak üzere... Türkiye’de ne yapılıyorsa onun tersi yapılıyor orada yani... Şu anda ülkede herkes örgütleniyor... Örgütlenenlerden biri de en fazla sömürülen kesim olan ev kadınları... www.UpsideDownWorld.org sitesinin editörlerinden Ben Dangl, Venezüella’ya gitmiş ve ev kadınlar sendikasını yazmış, www.zmag.de sitesi Almanca’ya çevirmiş bu ilginç haberi, biz de sizleri yoksun bırakmayalım istedik.

Venezüella’da başkan Hugo Chavez liderliğindeki hükümet, ülkenin petrolden gelen zenginliğini sağlık ve eğitim harcamaları, medya projeleri, kadın hakları ve toprak reformu gibi yoksul halkın yararına uygulamalar için harcıyor.

Bu uygulamalar çerçevesinde halk, her alanda örgütleniyor, kendi sendikalarını, kooperatiflerini, birliklerini kuruyor...

Örgütlenen kesimlerden biri de ev kadınları... Ev kadınları “Ulusal Ev Kadınları Sendikası” içinde örgütlenmeyi uygun görmüşler... Sendika köylerde yaşayan ekonomik durumu kötü olan binlerce kadını örgüt çatısı altında birleştirmiş. Üyelerin yüzde 30’u dul veya tek başına çocuk yetiştiren kadınlar oluşturuyor. Ev kadınıysa ve yoksulsa parası da olmaz haliyle... Kadınlar sendikaya üye olmak için para da ödemiyorlar... Ev kadınları sendikası, tekstil işçileri, dikiş işçileri, yemek pişiren ve gıda dağıtımı yapanların kooperatiflerinin birleşmesinden oluşuyor.

Üye olan kadınlara sendika kimliği ile birlikte Bolivarcı* Anayasa’nın bir fotokopisi ücretsiz olarak veriliyor. Sendikanın genel merkezi de Merida kentinde, bu kent ülkenin dağlık ve az gelişmiş olan doğu bölgesinde bulunuyor... Ulusal Ev Kadınları Sendikası’nın Genel Koordinatörü Lizarde Prada, kendilerinin Anayasa’nın kızları olduğunu söyleyerek şöyle konuşuyor:

“Bu anayasa ile ev kadınlarının sağlıklı yaşam, eğitim ve barınma hakları garanti altına alınıyor... Dünyada ev kadınlarının haklarını tanımlayan ve sıralayan başka bir Anayasa yok.”

Anayasa 1999’da Chavez’in önderliğinde hükümetin ve ülkedeki çeşitli grupların katılımı ile bir dizi referandumdan sonra oluşturulmuş. Ev kadınlarının tanınması ve onların haklarının anayasal olarak garanti altına alınması, anayasanın pek çok ilerici maddesinden sadece biri...

 

Emeklilik hakkı için mücadele

Ev kadınlarının çok çekingen olduğunu, ne tür işlerle uğraşabileceklerini bilemediklerini belirten Lizarde Prada “Amacımız kadınlara balık vermek değil balık tutmasını öğretmek... Burada eğitim amaçlı pek çok programımız var... Eğitimlerden sonra onlara nasıl iş bulacaklarını, ne tür işler yaparak gelir elde edebileceklerini gösteriyoruz.” diyor.

Sendika üyelerine hukuksal yardımda bulunduğu gibi onları parasız sağlık hizmetleri ve eğitim olanakları hakkında da bilgilendiriyor... Ucuz gıdaların nerede satıldığını göstermek de yine sendikanın görevi...

Şu sıralarda ise 50 yaşın üzerinde ev kadınlarının emeklilik hakkı için uğraşıyor.

Sendika üyeleri, ayda iki kez toplantı yapıyorlar. Kadınlar öğle yemeğini hazırladıktan sonra 13.30 civarında bir araya geliyorlarmış, toplantıya Merida’nın çok uzak köşelerinden pek çok kadın katılıyormuş...

Sendika kadınları bölgelerinde bol bulunan hammaddeler üzerinden bir iş kurmaları konusunda yüreklendiriyor... Muzun bol olduğu bölgede yaşıyorlarsa, tatlıcı dükkanı açmalarını öneriyorlarmış...

Sendikanın Merida’da eğitim, atölye çalışmaları ve üyelerin ürettiklerini satmaları için geniş bir binaya ihtiyaçları var... İstedikleri gibi bir binaya kavuştuktan sonra kadınlara ekmek pişirme, kuaförlük, tatlı yapımı konusunda kurslar verilecek...

Eğitim çalışmalarına da büyük önem veriliyor.... Prada “Üyemiz olan ev kadınlarının büyük bölümü, eğitimler sonucunda artık gözlerini açtı. Dünyaya başka türlü bakıyorlar” diyor...

Darısı dünyanın farklı bölgelerinde bulunan diğer ev kadınlarının başına... (N.A.)

* Simon Bolivar: 19 yüzyılda Venezüella’da İspanyollara karşı başlatılan bağımsızlık mücadelesinin ünlü önderi

 


● Bıkmadan, usanmadan anlattık, erkekler de öğrendiler Sayı 17, Aralık 2005

 

Bıkmadan, usanmadan anlattık, erkekler de öğrendiler

Ljubisa Makrevska, Danka Zmayşek iki Makedon kadın sendikacı... Geçtiğimiz günlerde Petrol-İş’teydiler... Onlarla Makedonya’da kadın işçi ve sendikacı olmayı konuştuk.

Necla Akgökçe

Petrol-İş Sendikası, uluslararası akrabaları ve dostları olan geniş bir aile… Çeşitli ülkelerden işçi sınıfının ortak sorunlarını tartışmak üzere pek çok dostumuz geliyor sendikamıza… Oralarda nelerin olup bittiğini ortaklıklarımızı ve farklılıklarımızı kavrıyoruz bu ziyaretlerde… Geçtiğimiz aylarda Makedonya’dan dostlarımızı ağırlamıştık… İçlerinde iki kadın sendikacı da vardır… Onları dergimize de konuk edelim istedik. Uzattık mikrofonu sorduk, anlattılar. Konuşmayı Makedonya Türklerinden gazeteci Naser İdriz Türkçe’ye çevirdi… Sendikacı kadın arkadaşlarımıza, tercümeyi yapan Naser İdriz’e çok teşekkür ediyoruz…

Sizi tanıyabilir miyiz, nerede çalışıyorsunuz, işyerinizde hangi sendika örgütlü ve sizin sendikadaki göreviniz ne?

Ben, Ljubisa Makrevska. Üsküp’ten geliyorum. Üsküp’te kozmetik ve kimya sanayinde iş yapan Alkaloid isimli bir fabrikada çalışıyorum. Fabrikamızda örgütlü olan Makedonya Kimya ve Metaldışı Sanayi İşçileri Sendikası’nın bir üyesi ve aynı zamanda ilaç bölümü işyeri baş temsilcisiyim… Alkaloid Makedonya’nın en büyük ilaç ve kimya fabrikasıdır. İşyerimizde şu anda 1400 kişi çalışıyor.

İşyerinizde kadınlar var mı, kadınların sendikaya karşı tutumları nasıl, üye oluyorlar mı, mücadeleye katılıyorlar mı?

Bizim fabrika adeta bir kadın işyeri. Çalışanların yüzde 70’i kadın, kadınların yüzde 90’ı ise sendika üyesidir. Özellikle ilaç bölümünde, sendikalı kadın işçilerin sayısı çok yüksek. Sendikamız bünyesinde bir kadınlar kolu vardır. Kadınlar kolumuz sendikaya kadın üye kazandırmak için canla başla çalışır. Sürekli toplantılar, etkinlikler düzenlerler.

Kadınlar, kadın kolu dışında çalışmıyorlar mı, örneğin sendika bünyesinde kadın uzman ve yönetici var mı?

Tabii kadın uzmanlarımız da var. Kadınlar sendika bünyesinde çeşitli düzeylerde yer alıyorlar. Ama özellikle etkin oldukları alan, kadınlar kolu. Burada kadın işçilerin sorunlarına yönelik çalışmalar yapıyorlar.

Ne tür çalışmalar yapıyorlar?

Makedonya hükümeti son dönemlerde çalışan kadınların doğum izleriyle ilgili yeni bir yasal düzenlemeye gitmek istedi. Bu düzenlemeyle doğum sonrası ücretli izin üç aya indirilmek isteniyordu. Eski yasaya göre bizde doğum sonrası ücretli izin, doktor da onay verdiği takdirde 9 aydı. Ama sendikamızın kadınlar kolu öncülüğünde bir mücadele yürütüldü, doğum sonrası izinlerle ilgili yasa eskisi gibi kaldı. Bir değişikliğe gidilmedi. Kadın kollarının bir diğer görevi de kadınları örgütleyerek, onların sendikal mücadele içinde aktif olmasını sağlamaktır. Kadınlar kolu buna yönelik birçok etkinlik ve çalışma da yapıyor.

Bir kadın sendikacı olarak sendikada hiç güçlükle karşılaştınız mı?

İki dönemdir, fabrika baş temsilcisi olarak çalışıyorum… Arkadaşlarım yine beni seçtiler ve dört yıl boyunca bir görevi yürüteceğim şimdiye kadar hiçbir güçlükle karşılaşmadım.

Fabrikada çalışan kadınların durumları nasıl ?

Bazı sorunlar oluyor. İlaç bölümünde gerekli mesleki yetkinliğe sahip olmalarına ve işlerini çok iyi yapmalarına rağmen, ortaokul diplomaları bulunmadığı için bazı kadınların ücretlerini düşürmek istediler. Biz sendikanın kadınlar kolu aracılığıyla yönetimle konuşarak onların eğitimlerini tamamlayacaklarını söyledik. Diploma almaları için kurslar düzenledik. Çok pahalı olmamakla birlikte paralı kurslardı bunlar... Sendika finanse etti. Eğitimlerini tamamlayan kadınlar sonra bi-
ze taksitle kurs parasını ödeyeceklerdi... Kadınlar diplomalarını aldılar ve eski işlerine döndüler. Borçlarını da taksitle ödüyorlar.

Sendikada sorun yok, evde durum nasıl peki, evli misiniz, eşiniz ev işleri yapıyor mu, sendikal faaliyetlerinizde sizi destekliyor mu?

Evliyim… Vardiyalı çalıştığım için işim çok ağır… Kocam ev işleri yapar. Bulaşıkları yıkar, çamaşır makinesini kullanır bazen de yemek yapar... Ben olmadığım zaman evde ne gerekiyorsa onu yapar.

Makedonya’da genel durum nasıl, ev işlerini kadınlar mı yapıyor, erkekler mi?

Etnik gruplara ve kişilere göre değişir esasında. Makedonya’da, nüfusun yüzde 65’inden fazlası Makedon, bunun dışında Arnavutlar, Türkler ve çingeneler var etnik grup olarak. Makedon erkeklerinin hemen hemen yarısının kadınlara ev işlerinde yardımcı olduğunu söyleyebilirim. Ama Arnavutlar ve Türkler arasında erkeklerin ev işlerine katılımı daha düşüktür. Ayrıca yine etnik kökene göre kadın çalışması azalıp artabiliyor… Arnavut ve Türklerde kadınlar daha az çalışıyorlar. Gelenekler kadınların çalışmaları konusunda biraz daha sertler. Fakat bence her şey biraz da kişiye bağlı, eşini seven erkek onun ezilmesine katlanamaz… Benim eşim de sendikada ilerleme kaydetmem için elinden gelen gayreti gösteriyor, bana çok destek oluyor.

Zmayşek Danka: Eskiden daha fazla ayrımcılık vardı. Genç nesiller arasında kadın erkek ilişkileri oldukça değişti artık pek fazla “sen kadınsın şunu yapamazsın, ben erkeğim yaparım” şeklinde bir ayrım yok. Yardımlaşma daha fazla… Türkler ve Arnavutlar arasında da durum böyle. Gençler başka bir mentalite ile yaşıyorlar.

1991 yılında bağımsızlık ilan edildi Makedonya’da ve daha sonra kapitalist bazı dönüşümler yaşandı. Bu dönüşümler kadınların konumunu, kadın haklarını etkiledi mi?

Makrevska: Kadınların durumunda pek fazla değişiklik olmadı. Ama demokrasi geldiği için ufuklar genişledi. Genişleyen ufuklarla birlikte kadınlar bazı şeyleri daha rahat temin edebilir hale geldiler. Eskiden tek sistem, tek yönetici vardı her yerde, onlar da genellikle erkekti. Şimdi serbest piyasa ekonomisinde başarılı olan kadınlar da çeşitli şirketlerde yönetici olabiliyorlar. Siyaset içinde daha fazla yer alabiliyorlar, parlamentoya girebiliyorlar…

Parlamentoda kaç kadın bulunuyor?

Makedonya Parlamentosu 120 kişiden oluşuyor. Kadınların sayısı 25 civarında. Seçimlerde her parti için kadın kotası vardı.

Makedonya’da da İMF ve Dünya Bankası sürece iyice girmiş durumda sizde de özelleştirmeler var, bu özelleştirme sürecinde kadınlar zarar gördü mü?

Bizim fabrikada öyle bir durum yaşanmadı. Kadınların iyi çalıştıkları durumda özel bir ayrımcılığa uğradıklarını düşünmüyorum. Çünkü kadınlar çoğu kez daha başarılılar…

Sizi tanıyalım biraz, isminiz, nerede çalışıyorsunuz?

Ben, Zmayşek Danka. Düğme fabrikasında çalışıyorum. Fabrikamız eskiden İtalyanlara aitti. Biz çalışanlar fabrikayı onlardan satın aldık… İtalyanlar sermayenin yüzde 48’ini elinde bulunduruyorlardı. Biz çalışanlar olarak 10 yıl zarfında hisse senetlerinin hepsini toplayarak fabrikaya sahip olduk. Fabrikada 50- 60 kişi çalıyoruz ve çalışanların yüzde 80’i kadın.

Sendikadaki göreviniz nedir?

Uzun süredir sendikal mücadele içindeyim her düzeyde çalıştım. Bir süre sendikanın gençlik kolları başkanlığını yaptım. Şimdi şube başkanlığı yapıyorum.

Evli misiniz, çocuklarınız var mı?

Dulum, eşimi 17 yıl önce kaybettim. İki kızım var, ikisi de fakülteye devam ediyor. Çocukları tek başıma büyüttüm ve çok zorluk çektim. Ama şimdi onlar büyüdüler ve bana yardım ediyorlar.

Kadın sendikacı olarak zorluklar yaşadınız mı?

Hayır, ben çok mücadeleci bir kadınım zorluk yaşadığımda da çok iyi baş ettim.

Makedonya’da kadın hakları için mücadele eden örgütler var mı?

Evet, kadın hakları için mücadele veren örgütler var. Özellikle kadınların siyasi hayata daha fazla katılımını sağlamak için kadın kotası konusunda önemli bir mücadele verdiler. Ayrıca erken emeklilik, çocukların kreşlerde kalma süresinin uzatılması konularında da kadın örgütleri büyük çaba sarf ettiler… Çocukların kreşte kalma süresi kısaydı, anne fabrikada çalışıyor, çocuk kreşten çıkmış... Zor oluyordu... Kadın örgütleri çocukların daha uzun süreli kreşte kalması için mücadele ettiler.

Bir kadın olarak Makedonya da yaşamaktan memnun musunuz hiç baskı hissediyor musunuz?

Biz memnunuz… Bazı sorunlar var elbette ama yine de erkeklerle eşit haklara sahip olduğumuzu düşünüyoruz… Haklarımıza sahip çıkıp, mücadele ediyoruz.

Ben vardiyalı çalışıyorum. Ama çocuklarım küçükken çocuk var diye bizi hep sabahçı yaparlardı.

Yani çocuklu kadınlara pozitif ayrımcılık uygulanıyordu?

Evet… Bu bizim yükümüzü hafifleten bir uygulamaydı.

Kadınlar mücadele ile mi aldılar haklarını?

Evet, Erkekler eskiden daha maçoydu… Örneğin ben çevremde “komşular görür” diye balkona çamaşır asmayan erkekleri bilirim… Biz kadınlar bıkmadan, usanmadan anlattık, onlar da öğrendiler. Benim eşim Slovenyalı’ydı… Başlangıçta bayağı tutucuydu, ama ben izin vermedim, o da yaşayarak alıştı…

Tanıştığımıza sevindim…

Biz de sevindik… Teşekkür ediyoruz…

 

 


● Ayrımcılıktan arındırılmış toplu sözleşmeler için... Sayı 17, Aralık 2005

 

Ayrımcılıktan arındırılmış toplu sözleşmeler için...

“Ayrımcılığa Son - Kadın Çalışması Yeniden Değerlendirilmeli”... Bu şiar Almanya’da Verdi ismiyle tanınan Birleşik Hizmet Sendikası, bünyesinde faaliyet yürüten kadınlara ait. Hizmet sektöründe dünyanın en büyük sendikalarından biri olan Verdi’yi ve onun içindeki kadın çalışmasını tanımaya ne dersiniz?

Alman Birleşik Hizmet Sendikası (Verdi) yaklaşık 2.4 milyon üye sayısı ile dünyanın en büyük sendikalarından biri...

Sendika, ekonominin ve toplumun derin bir dönüşüm yaşadığı bir dönemde işletme içinde birimler arasındaki sınırların giderek ortadan kalktığını, işletmelerin yapı değişikliğine gittiğini ve emeğin yeni içerik ve biçimler kazandığını iddia ediyor.

Buradan hareketle çalışanların her zamankinden daha güçlü bir sendikanın desteğine ihtiyaç duyduğunu saptayan Verdi, “Birlikten kuvvet doğar” diyerek, hizmet sektörü, hizmet sektörüne yakın endüstri, medya, kültür ve eğitim alanlarındaki tüm güçleri aynı çatı altında örgütlemiş.

Kendi tanımlarıyla enerjilerini sendikalar arası rekabete değil, birleşmeye harcamışlar... Şu anda hizmet sektöründe dünyanın en büyük bağımsız sendikası haline gelerek deneyim ve yetkinliği birleştirmenin kazanımlarını yaşıyorlar.

Verdi, birbirinden çok farklı toplu sözleşmelere imza atıyor... Modern hizmet sektöründe başka hiçbir sendika bu kadar çok meslek ve iş kolunu bünyesinde barındırmıyor…

Ücret sendikacılığı ile yetinmiyorlar. Sosyal adalet, eşitlik ve demokrasiden yana olduklarının altını çizerek, toplumsal ilerlemeye destek veriyorlar.

Sosyal hukuk devletinin temel prensiplerinden hareketle üyelerin mesleki, kültürel, ekolojik ve sosyal haklarını savunmak, sendikanın temel görevleri arasında sıralanıyor.

Bu çerçevede kadınların eşit katılımını savunarak: “Kadınların ekonomik yaşamda ve toplumda eşit haklara kavuşması talebini gerçekleştirmek, Verdi’nin temel görevlerinden biridir” diyorlar. Sendika kadınlara özgü taleplerin tüm kararlara yansıtıldığının da altını çiziyor.

 

Kadınlar niteliksiz işgücü

Yerelde ve eyalet düzeyinde örgütlenen Verdi’nin içinde toplumda özel ayrımcılığa uğrayan kesimlere; gençlere, yabancı işçilere, serbest çalışanlara ve işsizlere ait grup örgütlenmeleri de var...

Kadın örgütlenmesi bu gruplar içinde özel bir öneme sahip... Çünkü onların hepsini kesen bir ekseni var: Toplumsal cinsiyet... Genç kadın işçiler, yabancı kadınlar ya da işsiz kadınlar durumlarının getirdiği ayrımcılığının yanı sıra kadın oldukları için de bir ayrımcılık yaşıyorlar.

Verdi’de kadın kolları içinde organize olan kadınlar kentlerde, eyaletlerde ve ülke düzeyinde kendi konferanslarını yapıyorlar. Kadınların sendikal çalışmaya ve yönetimlere katılması için tüm kurullarda ve seçimlerde özel pozitif ayrımcılık tedbirleri uygulanıyor. Sendikanın eşitlik politikaları çerçevesinde her yıl kadın çalışanlara yönelik seminerler, kampanyalar yapılıyor, çeşitli broşürler ve kitapçıklar basılıyor…

İlginç kampanyalardan biri de 2004 yılında “Ayrımcılığa Son-Kadın Çalışması Yeniden Değerlendirilmeli” başlığıyla toplu sözleşmelere kadın taleplerinin yansıtılmasını amaçlayan kampanyaydı.

Verdi’li kadınlar: “Çalışma yaşamında kadınlar ya doğrudan düşük ücret alıyorlar ya da performans ve yetkinlikleri toplu sözleşmelere yansıtılmadığı için dolaylı olarak ayrımcılığa uğruyor” diyorlar.

Onlara göre, iş yaşamında “teknik ağırlıklı” mesleklerde çalışanlar “hizmete yönelik- iletişim ağırlıklı” mesleklerde çalışanlara göre daha iyi ücret alıyor. Bunlardan birincisinin erkek işleri diğerinin de kadın işleri olarak tanımlanmasında ise şaşılacak bir şey yoktur.

Toplu sözleşmelerde de erkekle tanımlanan işlerin, zor, mesleki bilgi ve yetki gerektiren değerli işler olduğu görülürken, kadın ağırlıklı işlerin “işin tabiatı” gereği daha az nitelik gerektiren o nedenle de daha az ödeme yapılan işler olarak görüldüğü tespitini yapmışlar.

Toplu iş sözleşmelerinde kadın ağırlıklı mesleklerdeki sosyal yetkinlik, bağımsız çalışma, sorumluluk, esneklik, organizasyon yeteneği gibi özellikler ücretlendirme kriteri olarak hesaba katılmamaktadır.

Kadınlar Verdi içinde “ Toplu sözleşmelerdeki doğrudan ve dolaylı tüm ayrımcılıkların bertaraf edilmesini ve kadın ağırlıklı faaliyetlerin yeniden değerlendirilmesini istiyoruz. Toplumsal cinsiyeti gözeten toplu sözleşmeler istiyoruz” şiarı ile bir yıl boyunca hizmete yönelik çalışmaların kalite, değer ve ücretlendirilmesi konusunu tartışmaya açarak, toplumsal cinsiyetleri nedeniyle kadınların uğradıkları ayrımcılıklardan birini daha görünür kıldılar.

(Derleyen: Necla Akgökçe)



● Dünya örgütümüz kadın işçi hakları peşinde Sayı 18, Mart 2006

 

Dünya örgütümüz kadın işçi hakları peşinde

Sendikamızın iş kolu düzeyinde bağlı olduğu dünya örgütü olan Uluslararası Kimya, Enerji, Maden İşçileri Federasyonu’nun içinde bir kadın komitesi var… Komite bir süredir, İspanya’dan Brezilya’ya kadar işkolumuzda kadınlara yönelik ayrımcılıkları giderme doğrultusunda çaba harcıyor.

Uluslararası Kimya, Enerji, Maden İşçileri Federasyonu’nun (İCEM) Kadın Komitesi, Mayıs 2005’te toplanarak

2007 yılında yapılacak olan kongresine kadar gerçekleştirilmesi gereken hedefl eri sıraladı. Bu hedefler içinde kadınlar arasında bir dayanışma ağı geliştirmek, iletişimi güçlendirmek, ilaç sanayiinde “eşit işe eşit ücret”i sağlamak ve özellikle kıyı ülkelerdeki petrol ve gaz sanayiinde kadın meselesini gündeme getirmek gibi hedefler yer alıyor.

Bu hedeflere yönelik olarak İCEM bir süredir bir kadın bülteni çıkarıyor. Bültenin şimdiye kadar 5 sayısı yayımlandı.

Brezilya’da eşit ücret

İCEM Asya, Pasifi k bölgesindeki ilaç sanayiinde çalışan kadınlara yönelik bir araştırma başlattı. Adı geçen bölgede, stratejik öneme sahip olan bu sanayiide kadınların eşit ücrete ilişkin taleplerinin belirlenerek yerine getirilmesi hedefleniyor. Brezilya’da İCEM’in kimya sektöründe çalışan üyeleri, işverenlerle sürekli bir toplumsal diyalog girişimi başlatarak “eşit işe eşit ücret” meselesini gündeme getirdiler.

Latin Amerika Projesi

Hollanda İşçi Sendikaları Konfederasyonu (FNU) da Hollanda’da eşit ücret konusunda bir çalışmanın sponsorluğunu yapıyor ve İCEM de bu sürecin içinde yer alıyor.

FNU, Latin Amerika’da 2002’den 2005’e kadar sürdürmeyi planladığı “fırsat eşitliği projesini” geçtiğimiz ilkbaharda sonuçlandırdı. Bu proje sonucunda elde edilen bulgular şunlardı: 

* Latin Amerika’da sendikalardaki kadın sayısında belirgin bir artış gözlemleniyor. Halihazırda Nikaragua, Şili, Brezilya ve Kolombiya’da 6 kadın sendika başkanı bulunuyor.

* Özellikle Brezilya ve Şili’de toplu pazarlık esnasında toplumsal cinsiyete ilişkin önemli kazanımlar elde edildi. Sao Paolo’da 120 çalışanın katıldığı bir toplantıda, toplumsal cinsiyet ve işyerinde taciz tartışıldı. Yine Santa Katarina’da 600 kişinin katıldığı bir toplantı düzenlendi… Toplantıda üretim içinde tekrara dayalı hareketlerden oluşan fiziksel hasarlar ve hastalıklar üzerinde duruldu.

* Özellikle annelik bağlamında toplu pazarlık için Latin Amerika çapında bölgesel talepler formüle edildi.

Kolombiya’da İCEM üyeleri proje uyarınca kadın komiteleri kurdular.

İCEM’ın Brezilya ayağını oluşturan Brezilya İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na bağlı bir işkolu sendikası, her ay bir hafta sonu Sao Paulo’da kadınlara eğitim veriyor.

Son forumlardan birinde kadınlar, 2005 yılı toplu pazarlık süreci için kadınlara yönelik stratejiler geliştirdiler. Konulardan biri de yine üretim içinde tekrara dayalı hareketlerden kaynaklanan hastalıklardı… Forumlarda daha fazla kadının sendikalara kazandırılması meselesi de gündeme geldi.

İspanya

Geçtiğimiz yılın Mayıs ayında İspanyol enerji şirketi Repsol, İspanya Genel İşçi Sendikaları Birliği ve İspanya Kamu Kesimi İşçileri Federasyonu ile fırsat eşitliği konusunda bir anlaşma yaptı. Amaç, Repsol’da çalışan kadınların sayısını arttırarak iş ve fonksiyon çeşitliliğini sağlamaktı. Anlaşmada kadınların meslek içi eğitimini desteklemek ve yeteneklerini değerlendirerek “eşit işe eşit ücret”i hayata geçirmek ve işi, ev içine yönelik sorumluluklarla uyumlu hale getirmek için alınacak önlemler de yer alıyordu.

İCEM GLOBAL İNFO’dan derleyen: Gökçe Çataloluk

 


● Kadınlar kadınları örgütlüyor Sayı 21, Kasım 2006

 

Kadınlar kadınları örgütlüyor

Günümüzde sendikal örgütlenmede “Benzer, benzerini örgütler” diye bir yaklaşım var. Bu, gençlerin gençleri, kadınların kadınları örgütleyeceği anlamına geliyor. ABD’de sendikalarda kadın örgütçüler de bulunuyor. İşte onların yapmış olduğu bir toplantının sonuç raporuna yansıyanlar.

İngilizce’den çeviren: Gökçe Çataloluk

Sendikalı işçi sayısında önemli düşüşler var. ABD’de 1980 yılı itibariyle yüzde 20 civarındaki sendikalı işçi oranının yüzde 13’e düştüğünü söylüyor uzmanlar. O nedenle dünya sendikaları, artık genç ve kadın işgücünü örgütlemek konusunda daha istekliler. Ama bu iki grubun örgütlenmesinde de özel bazı yanlar var. 2004 yılının Kasım ayında, ABD’de, Berger-Marks Vakfı, kadınların örgütlenmede karşılaştıkları sorunları tartışmak ve çözüm yolları bulmak amacıyla New Orleans’da bir buçuk gün süren bir toplantı düzenledi. Toplantıya katılan 19 kadın örgütçü, kadınları nasıl örgütçü olmaya teşvik edebileceklerini ve sendikalardaki konumlarını nasıl koruyabileceklerini tartıştılar. Tartışma sonunda “Kadınlar Kadınları Örgütlüyor” başlıklı bir rapor yayınladılar.

Evet, sendikal hareketin önündeki fiili ve yasal engeller bir yana, kadın örgütçüler özelde pek çok ek sorunla karşılaşıyorlar.

Yukarıda bahsettiğimiz raporda kadın örgütçülerin karşılaştıkları problemler şu şekilde sıralanıyor:

Örgütlenme faaliyeti özellikle 2000 yılından itibaren her yıl biraz daha artarak zorlaştı. Bush yönetiminin politikaları sonucunda sendikal faaliyetle uğraşan kişiler yasadışı olarak işten çıkarılmaya başlandı. Bu da işçilerin sendikalılaşma sürecini zayıflattı.

Teknolojik gelişmelerin üretimi arttırması, işgücünün üretimdeki payını ve dolayısıyla pazarlık gücünü zayıflatıyor. Pek çok sanayi kolunda sanal işyerlerinin oluşması, örgütlenme faaliyetinin yürümesi için gereken yüz yüze iletişimi zorlaştırıyor.

Kadın örgütçülerin çoğunluğu sendikaların, işverenin kullandığı yeni taktik ve teknolojilere kolaylıkla adapte olamadı-
ğını savunuyor. Tepkisel davranışlar yerine öngörüler temelinde hareket etmenin faydalı olabileceğini düşünüyorlar.

Sendikalaşmanın azalması, sendika bütçelerini de olumsuz yönde etkiliyor ve sendikalar pek çok harcamalarını kısmak zorunda kalıyorlar.

Sendikaların kendilerini işçilere yeterince cazip gösterememeleri, gerekli “pazarlama”yı yapmamaları da durumu güçleştiriyor.

Örgütçüler ise sendika içinde ikinci sınıf insan muamelesi görüyorlar.

 

Kadın örgütçü daha çok çaba harcıyor

Bu genel saptamalardan sonra, kadınların diğer örgütçülerden farklı olarak karşılaştıkları sorunlara değinilen raporda, kadınların, erkek örgütçülerden daha az saygı gördüğü tespiti yapılıyor. Erkekler tarafından kullanıldığında “etkili” bulunan ajitasyon taktikleri, kadınlar tarafından kullanıldığında fazla “heyecanlı” bulunuyor.

Kadın örgütçüler erkeklerin elde ettiği başarıyı elde etmek için daha fazla ve daha uzun süre çaba gösteriyorlar.

Hepsinden önemlisi kadınlar evdeki işleriyle profesyonel yaşantılarının gerektirdiği mesaiyi dengelemekte çok zorlanıyorlar. Raporda, örgütçülerin iş gereği çıktıkları seyahatler ve harcadıkları mesainin, özellikle çocuklu kadınlar açısından fazlasıyla problem yarattığına değiniliyor.

Toplantıya katılan kadınlar, en büyük sorunlardan biri olarak kadınları örgütçülüğe hazırlayacak, onlara akıl verecek, karşılaştıkları sorunlara pratik çözümler üretebilecek kadın örgütçülerin var olmamasını gösteriyorlar.

Kadın örgütçüler, kadın ve erkek işçilere farklı yaklaşılması gerektiğini belirtiyorlar. Her ne kadar işçilere nasıl yaklaşılacağını temelde örgütlenme faaliyetinde bulunulan sanayi kolunun özellikleri belirliyorsa da, kadın ve erkek işçilerin bilgi edinme süreçleri ve diğerleriyle iletişimi farklıdır. Örneğin erkekler bağımsız karar alırken, kadınlar başkalarına danışma ihtiyacı duyuyorlar. Bu nedenle kadın örgütlenmesinde farklı yaklaşımlar geliştirmek gerekir.

Toplantıya katılan kadın örgütçüler, kadınların örgütlenme sürecine erkeklerden daha yavaş girdiğini, ancak kendilerini işe daha fazla adadıklarını gözlemlemişler. Ayrıca kadınların karşı karşıya oldukları sorunlar yelpazesi erkeklerinkinden daha geniş. Örneğin işyerinde cinsel taciz, kadınların en fazla gündeme getirdikleri konulardan biri. Buna karşın erkek işçiler daha çok maaş zamları gibi konulara yoğunlaşıyorlar.

 

Örgütçünün kendi belirlediği saatler

Raporun kadın örgütçüleri teşvik etmek için getirdiği öneriler ise şunlar:

* Kadınların seyahatten kaynaklanan sorunlarını ortadan kaldırmak için lokal örgütlenmeleri yaygınlaştırmak. Böylelikle kadın örgütçülerin hem evde daha çok vakit geçirmeleri hem de yerel sorunlarla ilgilenmeleri sağlanabilir.

* Çalışma saatlerini esnek tutmak. Kadın örgütçülerin çalışma süresinin uzunluğu nedeniyle işten ayrıldıkları ya da verimsiz çalıştıkları gözlemlenmiş. Bu nedenle kadın örgütçüler birkaç yıl çalıştırılıp yenisiyle değiştirilen elemanlar haline gelmişler. Esnek ve örgütçünün kendi belirleyeceği çalışma saatleri bu sorunu çözebilir.

* Örgütlenme birimleri yaratmak ve takımlar kurmak. Takım içinde herkesin evden çalışacağı günler yaratılıp rotasyon sistemi kullanılabilir.

* Örgütçülerin yeterli eğitim almasını sağlamak. Yetersiz eğitim özellikle kampanyalarda zaman ve enerji kaybına yol açıyor.

* İşler arasında dinlenmek için yeterli zaman ayırmak. Örgütçüler yıl içinde neredeyse hiç evde kalmadan seyahat ediyorlar. Bunu engellemek için her iş kotarıldıktan sonra evde geçirilecek makul bir süre ayarlanmalı.

* Örgütçülük işinin her yönüyle iyileştirilmesi, sendikanın idari mevkilerdeki diğer elemanlarıyla eşit konuma getirilmesi. Örgütçülüğün kısa dönemli bir iş olarak görülmemesi lazım.

* Son olarak çocukların ve bakıma ihtiyaç duyan kişilerin bakımı için gerekli birimler kurulmalı. Ayrıca kadın örgütçülerin ailelerine yeterli zaman ayırmaları için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.



● Pakistan’da kadın olmak: Sokakta da, çalışma yaşamında da eşit değiliz Sayı 21, Kasım 2006

 

Pakistan’da kadın olmak

 

Sokakta da, çalışma yaşamında da eşit değiliz

 

Geçtiğimiz günlerde Pakistan İşçi Federasyonu Kadın Kolları Başkanı Atiya Salim sendikamızdaydı. Onunla kadınlık, sendikacılık ve Pakistan’daki kadın işçi hareketini konuştuk.

 

Rıza Köse - Necla Akgökçe

 

Türkiye’ye ve sendikamız Petrol-İş’e hoş geldiniz.

Teşekkür ederim, burada olmak güzel.


Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz, sendikanızdan biraz bahsedebilir misiniz, sizin sendikadaki göreviniz nedir?

Adım Atiya Salim. Evliyim ve 4 çocuğum var. Pakistan İşçi Federasyonu’nda çalışıyorum. Sendikanın Kadın Kolları’nda başkanlık yapıyorum.



Pakistan’da kadınların iş yaşamına katılımı ve sendikalı olma durumları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Sendikamız üyelerinin yaklaşık 4000’i kadınlardan oluşuyor. Bu rakam sendikamızın genel toplamına bakıldığında yüzde 5 gibi bir orana denk geliyor.


Sendikanıza üye kadın çalışanlar sizin ülkenizde özellikle hangi alanlarda yoğunlaşıyor?

Kadın çalışanlar özellikle hizmet sektöründe yoğunlaşıyor. Bunlar arasında otel, iletişim, gıda gibi sektörlerin yanında ilaç ve tekstil, kozmetik gibi üretim alanlarında da kadın üyelerimizin oranı diğer sektörlere göre daha yüksek.


Sendikanız kadın alanında da bir çalışma yürütüyor. Siz de bu çalışmanın içerisindesiniz, neler yapıyorsunuz?

Evet, kadınlara yönelik ayrıca bir çalışma yürütüyoruz ve bu alanda da hükümet ile olsun, diğer kurumlarla olsun bir diyalog halindeyiz. Kadınların çalışma yaşamındaki problemlerinin çözülmesi yönünde çaba harcıyoruz.

 

Pakistan’da kadın sorunları ile ilgilenen kadın örgütleri var mı? Sizin sendika olarak bu demokratik kitle örgütleri ile ilişkileriniz nasıl?

Pakistan’da birçok kadın sivil toplum örgütü var. Evet, sendika olarak kadın sorunları ile ilgilenen demokratik kitle örgütleriyle karşılıklı iyi ilişkiler kurduk ve kurduğumuz bu ilişkileri iyi bir şekilde devam ettirmeyi hedefliyoruz. Bu kurumların kadınların özgürlük mücadelesinde önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz.


Kadın sorunları hakkında demokratik kitle örgütleri ile hükümetinizin uygulamaya çalıştığı kadın karşıtı uygulamaları birlikte protesto etme imkânınız olabiliyor mu? Eylemlerinizi ortaklaştırabiliyor musunuz?

Elbette, hükümetin politikalarına karşı bu yapılar ile bir araya gelerek bizi hedef alan yasalara karşı birlikte hareket edebiliyoruz. Birlikte protesto gösterileri yapabiliyoruz.

 

Siz sendikacılık yapıyorsunuz. İşçi hakları için mücadele ediyorsunuz. Eşiniz sizi destekliyor mu?

Eşim de sendikacı, o nedenle beni destekliyor. Aynı sektörde birlikte çalışıyoruz.


Yani mitinglerde yan yana yürüyorsunuz, diyebiliriz o zaman.

Kesinlikle.

 

Kadınlara yönelik politikalar geliştirme konusunda bulunduğunuz bölgedeki yerel yönetimin bir desteği var mı? Birlikte hareket etme konusunda özellikle belirli bir alan var mı?

Yerel yönetimlerle bu konuda mümkün olduğu kadar kadınların yararına çeşitli düzenlemeler konusunda birlikte hareket etmeye çalışıyoruz. Yerel yönetim bünyesinde bunun için mücadele edenlerden biriyim ben de.

 

Pakistan’daki kadınların durumunu genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kadınlar ülkede baskıya maruz kalıyorlar. Aynı ofiste erkeklerle birlikte çalışmaları sorun yaratabiliyor. Erkeklerden daha düşük ücret alıyorlar. Eşit işe eşit ücret alamıyorlar. Aynı zamanda kadınlar sokakta da çok büyük zorluklarla karşılaşabiliyorlar.


Her şey için çok teşekkür ediyoruz. Sizi sorularımızla yorduk. Bizim açımızdan Pakistan’daki kadın işçilerin deneyimleri çok önemli. Tekrar teşekkür ediyoruz.
 



● Sendikalar İşgücünün Çeşitliliğini Yansıtmalı Sayı 22, Şubat 2007

 

Sendikalar İşgücünün Çeşitliliğini Yansıtmalı

Uluslararası Hür Sendikalar Konfederasyonu (ICFTU), kadınların örgütlenmesine ilişkin “Kadınlara Sendikalar, Sendikalara Kadınlar” kampanyasının ikinci aşamasına geçtiğimiz 8 Mart’ta geçti. ICFTU’nun Gençlik ve Eşitlik Bölümü’nün yöneticisi Kamalam kendisi ile yapılan bir söyleşide kampanyanın amaçlarını açıklıyor.

ÇEVİREN: GÖKÇE ÇATALOLUK

Kuala Lumpur’dan Brüksel’e Kamalam, çeşitli ayrımcılık türlerine karşı sendikal mücadele yürüten bir kadın. Eşitliği sağlamak için yaptıkları eylemleri ve önceliklerini şöyle anlatıyor:


Eşitlik Bölümü yöneticisi olarak öncelik verdiğiniz konular neler?

Bölümümüz sadece kadınlara yönelik ayrımcılıkla değil, her türlü ayrımcılıkla ilgilenir. Genç ve yaşlı işçilerle, etnik azınlıklarla, yerlilerle, gay ve lezbiyen işçilerle, göçmen işçilerle, engelli işçilerle ilgili çalışmalar yapar. Biz kendisine ayrımcılık uygulanan bütün grupların eşitlik mücadelesine ilgi duyuyoruz. Önceliklerimiz sorunlu işçi grubuna göre belirleniyor, fakat mücadelenin esası tabii ki adalet ve eşitlik sağlamaya dayanıyor. Bu bölümün en önemli görevlerinden biri olan toplumsal cinsiyet sorununa gelince, herkes, kadınların toplum içindeki toplumsal cinsiyete dayalı iktidar ilişkileri konusunda kat edecekleri çok yol olduğunun farkında. İktidardan kaynaklanan eşitsizliği çalışma ortamında ve sendikalarda da gözlemlemek mümkün.


ICFTU halen kadınların sendikalara katılımlarını arttırmak için üç seneyi kapsayan bir kampanya yürütüyor. Bu başarılı bir kampanya mı sizce?

Evet, çok büyük başarı elde ettik. Bütün sendikalar işbirliği yaptı diyemeyiz, ama kadınların aktif olduğu ve bir şeyler yapmak istedikleri Moritanya, Cezayir, Hindistan, Slovakya ve Peru gibi ülkelerde kampanya işe yaradı. Örneğin Moritanya’da kadın üye sayısı yüzde 150 oranında arttı. 8 Mart 2006’da başlatılan yeni kampanyaya ise 24 sendikadan kadınlar dahil oldu ve sayıları gittikçe artıyor. Başarılı olmayı umut ediyoruz, fakat aynı zamanda pek çok zorlukla karşı karşıya olduğumuzu da biliyoruz. Bir örgüte kadınlar akın ettiğinde sendika içi seçimlerde oy verenler değişecek demektir. Pek çok sendika yapılarını gözden geçirmiyor. Ama sendikal yapılar çok dar, bu durumda dışarıdan gelen biri ancak bu yapıdaki birinin yerini alabilir. Sendikalar kadınların yönetici pozisyonlara gelmesini engelleyenin ne olduğunu anlamak için kendi yapılarını gözden geçirmek zorundalar.

 

ICFTU, sendikanın üst kademelerinde cinsiyet dengesi kurmaya yönelik bir siyaset izliyor ama, erkekler genellikle başkan, kadınlarsa başkan yardımcısı oluyorlar…

Bizim programlarımızın çalışmalarına ve toplumsal cinsiyete gösterilen uluslararası ilginin neticesinde sanırım sendika yönetimlerinde artık daha çok kadın bulunuyor. Fakat bunun sorunu çözmeye yetmediği de doğru. Sendikalarda daha fazla kadın bulunması ve güçlü kadın liderler çıkması -ki bunun için çekirdekten yetişmek gerekir- bir zorunluluktur. Ne koşulda olursa olsun bir kadının yönetici konumuna gelmesi önemli, çünkü bu, diğer kadınlara böyle bir olasılık olduğunu gösteriyor. Bu nedenle komitelerde bir kadın kotası bulunması gerektiğini söylüyoruz, çünkü eğer kadınlar toplantılara katılabilirlerse işler hakkında bilgi sahibi oluyorlar ve bu bilgi onları güçlendiriyor.

Çabalarımız sayesinde, örneğin ILO ve ICFTU’nun toplantıları gibi uluslararası toplantılara katılan kadın sayısını artırmayı başardık. Bu önemli bir gelişmedir. Fakat ILO’da bile sendika delegasyonunda hâlâ hükümet ve işveren delegasyonlarına kıyasla daha düşük bir oranda kadın bulunuyor (% 16). Bu bizim alt etmemiz gereken büyük bir sorun. Sendikalar hâlâ çok erkek bir yapıya sahip.


“Kadınlara Sendikalar, Sendikalara Kadınlar” kampanyasından beklentileriniz neler?

Bu kampanya önceki kampanyaların elde ettiği başarı üzerinde yapılanıyor. Amacımız, kadınların üyelik oranlarında gözle görülür bir artış sağlamanın yanı sıra karar alma süreçlerine girmelerini ve kadın işçilerin haklarını arttırmayı sağlamak. 2003’te yapılan bir araştırma, ICFTU’da kadın üye oranının yüzde 40 civarında olduğunu gösterdi. Bu iki yıllık kampanyayla bu oranı yüzde 5 arttırmayı amaçlıyoruz. Kampanya, serbest ticaret bölgelerindeki ve enformel sektördeki kadın işçileri, göçmen ve genç kadın işçileri örgütlemeyi hedefliyor. Bu alanları seçmemizin nedeni, buralarda gittikçe daha fazla kadın işçinin çalışması ve buna rağmen kadınların çok kötü koşullarda çalışıp en alt kademeden ücretlendirilmeleriydi.

 

Sendikalar daha fazla sayıda kadını örgütlemek için ne yapmalı?

Sendikalar örgütlenme işine tekrar odaklanmalı ve kaynaklarını sadece yeni üyeler kazanmak için değil, var olan üyeleri muhafaza etmek için de kullanmalı. Değişen iş koşullarında sendikalar eğer etkinliklerini devam ettirmek istiyorlarsa, işgücünün çeşitliliğini yansıtmalılar. Kadınlar için önem taşıyan ücret eşitliği, analık hakları, çocuk bakımı, cinsel taciz gibi konular sendikalar için temel pazarlık konuları olmalı. Sendikalar ayrıca toplantıları uygun zamanlara koyarak, çocuk bakımı hizmeti vererek “erkek” kültürleri ve imajlarında gözle görünür bir değişim gerçekleştirmeliler. Kadın üyelerin muhafaza edilmesi için ayrıca, kadın komiteleri tarafından kampanyalar organize edilmeli ve kadın örgütçüler çalıştırılmalı.

Bunun dışında sendika mevzuatı ve yapıları enformel sektörde çalışan, göçmen, sözleşmelerle ve düzensiz çalışan sendikasız erkek ve kadınların örgütlenmesi açısından gözden geçirilip yeniden düzenlenmeli. Ulusal sendikalar örgütlenmeye ilişkin 87 No’lu ILO Konvansiyonu’nun onaylanması için mücadele vermeli ve bütün işçilerin örgütlenmesinin yolu açılmalı.

Toplumun genelinde veya ev içinde olup bitenler, kadınların işyerlerinde ve tabii ki sendikalarda daha aktif roller üstlenmesini engelliyor. Evdeki erkek iktidarı çok önemli. Seyahat etmeleri, özellikle şehir dışında kalmaları gereken hallerde kadınlar geri çekiliyorlar. Çünkü kocaları, babaları, erkek kardeşleri bunu engelliyor.

 

Cinsiyet eşitliğini sağlayabilmiş bir ülke var mı?

Hayır. Camdan tavan sahibi olduklarını söyleyen kuzey ülkelerinde bile kadınlar iş hiyerarşisinde belli bir kademeye kadar gelip daha fazla yükselemiyorlar. Bu nedenle sendikalarda kadın komiteleri olması çok önemlidir. Kadın komiteleri, kadınlara tartışmaları ve strateji geliştirmeleri için gerekli alanı sağlar. Toplumsal cinsiyet komitelerinde kadınlar ne istediklerini söylemekten çekinebilirler, zira pek çok ülkede bu komiteler erkekler tarafından yönetilmektedir. Ben, erkekler tarafından yönetilen komitelere toplumsal cinsiyet (gender mainstreaming) ve eşitlik komitesi denmesini çok tuhaf buluyorum.

 

ICFTU göçmen işçilerle ilgili bir Özel Eylem Programı hazırladı. Bu programın içeriği nedir?

Üç ayaklı bir projenin ilk aşamasındayız. Bu ayakların ilki göçü veren ve alan ülke sendikaları arasında işbirliği sağlamaktı. Sendikaları saptadık, bölgesel örgütlerimize danıştık, şimdi ortaklıkları oluşturmak için ICFTU’nun inisiyatifini bekliyoruz. Bu ortaklıkların amacı göçmen işçilerin karşılaştıkları sorunları tartışmaya açmak ve bilgi paylaşımının bize nasıl bir faydası olabileceğini belirlemek. Örneğin göç alan ve gönderen ülkeler, mesela Bahreyn ve Hindistan, Nikaragua ve Kostarika arasında ortaklık kurulmasını istiyoruz. ICFTU’nun minimum ölçüde katılacağı bu ortaklıklar direkt olarak bu ülkeler arasında kurulacak. İkinci stratejimiz çeşitli bölgelerde hizmet merkezleri oluşturmak (Şu an için Malezya, Güney Afrika, Litvanya ve Kostarika’yı düşünüyoruz.) Bu merkezlerin amacı göçmen işçilere yardımcı olmak ve daha sonra onları örgütlemek olacak. Stratejinin üçüncü ayağı ise sendikaların göçmen işçilerin kendi dillerinde, çalıştıkları ülkelerin kanunlarına ve kendi haklarına ilişkin materyal oluşturmaları için destek sağlamak.

 

Neden özellikle eşitlik bölümünün başına geçmek istediniz?

Toplumda ve işyerlerinde hâlâ çok fazla ayrımcılık var. Bunu göstermek gerekiyor ve bunun için küçük de olsa bir rol oynayabileceğinizi hissediyorsunuz. Sahip olduğunuz bilgiyi paylaşmak, sendikacıları yeteneklerini geliştirmeleri için eğitmek ve işleri bir adım ileri götürmek bence önemli. Erkek iş arkadaşlarıma işverenden kendilerine eşit ve onurlu davranmasını talep ettikleri halde neden kendilerinin birlikte çalıştıkları kadınlara öyle davranmadığını soruyorum. Size eşit davranılmasını istiyorsanız, doğal olarak sizin de öyle davranmanız gerekir.


● ‘Fırsat Eşitliği Yılı’nda Sendikalar Ne Yapmalı? Sayı 23, Mayıs 2007

 

‘Fırsat Eşitliği Yılı’nda Sendikalar Ne Yapmalı?

 

2007 yılı Avrupa Komisyonu tarafından “Fırsat Eşitliği Yılı” olarak ilan edildi. Bu yıl yapılacak çeşitli girişimlerde kadınlara yönelik ayrımcılığa karşı etkili bir biçimde mücadele yürütülecek, fırsat eşitliği politikaları desteklenecek. Sendikalar da kendi bünyelerinde eşitlik politikalarını hayata geçirmek için kolları sıvadı.

 

Avrupa Maden Kimya ve Enerji Sendikaları Federasyonu (EMCEF) de “Fırsat Eşitliği Yılını” kabul ederek, sendikalardaki karar alma mekanizmalarının her düzeyinde kadınların sayısını artırmayı hedef olarak belirledi. EMCEF alınan tüm kararlarda kadın ve erkek çıkarlarının aynı ölçüde gözetilmesini istiyor. Yani, karar alma süreçleri toplumsal cinsiyet
süzgecinden geçirilecek. Alman Kimya Sendikasının Kadın Dergisi de konuyla ilgili EMCEF Başkan Yardımcılarından Jeanette van Dongen ile görüştü.

 

Avrupa Fırsat Eşitliği Yılı’nın amacı nedir?

Fırsat eşitliği benim için özgür seçim, anlamına geliyor. Şu sıralarda Avrupa Birliği’nde çalışan kadınların sayısını artırmak, onlara daha iyi fırsatlar ve alternatifler sunmak konusunda ciddi bir çalışma içindedir. Buradan hareketle AB, iş yaşamı ile aile yaşamının uyumlulaştırılması konusuna özel önem veriyor. Fakat AB aynı zamanda yeteri kadar nüfusumuz yok, Avrupa nüfusu giderek azalıyor, kadınlar daha fazla çocuk yapsınlar, da diyor. Bu, kadınlar üzerindeki baskıların artmasına neden oluyor.

 

Bu durum karşısında ne yapılabilir?

AB Komisyonu, aile ve iş yaşamının uyumlu bir biçimde sürdürülmesi ile ilgili olarak erkeklerin kendi ayakları üzerinde durmasına yönelik bir kampanya başlatsaydı, bana kalırsa daha iyi olurdu.

 

Kadınlar teknik işlerde ciddi bir biçimde eksik temsil ediliyorlar, bunun değiştirilmesi için neler yapılmalıdır?

Kimya endüstrisi kamuoyunda çevre kirliliği ve erkek kültürünün hakim olduğu bir iş kolu olarak tanımlanır. Biz bu iş kolunda öğretmenler ve öğrencileri de içine alan projeler yaparak, kız öğrencilere bu sektörü tanıtmayı ve onları buralara yönlendirmeyi hedefliyoruz.

 

Sizin bulunduğunuz işkolunda kadın erkek eşitliği konusunda durum nasıl görünüyor?

Avrupa sendikalarında, karar süreçlerinin erkek ve kadınların pozisyonları üzerinde farklı etkilere sahip olduğu bilinci, yavaş yavaş oturuyor. Bu konuda toplumsal cinsiyetlendirme sürecinin anlam kazanması ve uygulanması için sendikalarda uğraşan kadınlara çok teşekkür borçluyuz. Konunun gündeme alınması, erkeklere bu meselenin sadece kadın meselesi değil, erkek meselesi de olduğunu anlatmak ve onları ikna etmek için uzun zaman çalışıldı.

 

Toplumsal cinsiyet ana akımından bahsettiniz, AB üyesi ülkelerde bu düşünce nereye kadar kabul görüyor ve eşitlik açısından ülkeler ne tür aşama kaydettiler?

Kadın erkek eşitliği açısından ülkeler çok farklı durumdalar. Örneğin yönetici pozisyonlardaki kadın sayısı açısından Türkiye Hollanda’dan daha iyi durumda. Ama Hollanda’da da yarım zamanlı işlerde kota çok yüksek ve yalnızca kadınlar için değil, tüm insanlar için çalışma ve yaşam farklı biçimlere bürünüyor artık.

İngiltere de ücret eşitliği konusunda çok iyi. Ama Slovenya beni özellikle şaşırttı. Orada tüm sendikalarda toplumsal cinsiyet meselelerine bakan bir yapı var ve buralarda kadın, erkek üyeler birlikte çalışıyorlar.

 

Firmalar eşitlik konusunda neler yapıyorlar?

Bazı firmalar kadın erkek eşitliğini sağlama görevlerini yeteri kadar ciddiye almıyorlar. Bu gerçekten de üzüntü verici. Bayer’de kadınlar çok başarılı bir toplumsal cinsiyet planını uygulamaya koydular. Ama aradan çok uzun süre geçmesine rağmen işçi temsilciliklerinde eşitlik prensibi hâlâ uygulanmıyor.

 

Kadın erkek eşitliğinin iyi bir biçimde sağlandığı bir firma var mı, hangi firmalarda sağlanmış durumda?

Bu konuda aşama kaydeden sadece Bayer Firması değil, Hollanda’ da ANB ve AMRO Bankası da örnek olarak verilebilir.

Belki EMCEF ve İCEM olarak bu noktadan hareketle daha fazla araştırmalar yapmamız gerekiyor. Akzo Nobel’de kadınların konuşabildiği bir iletişim ağı var, bu ağ nedeniyle kadınlar bir süre işletme konseylerinde de daha aktif bir biçimde yer alabiliyorlar. Fakat iletişim ağı sona erdiğinde kadınların hemen hemen hepsi dağılıyor.

 

Kadın erkek eşitliğinin sendikalarda daha güçlü bir biçimde uygulanması için neler yapılabilir?

Kadınların ait oldukları sendikaların ve işçi temsilciliklerinin birbirleriyle çok ciddi bir biçimde diyalog içinde olmaları gerektiğini düşünüyorum. Ama bunun yanında şu anda önemli toplantılar olmasa bile, kadınların çocuk bakma yerine toplantıya katılmaları için daha fazla çalışmamız gerekiyor. Çocuk bakımı çok önemli ve bu konuda AB içinde şimdiye kadar bir standart sağlanamadı. Bu süreçte en önemli tartışma noktalarından biri, işletme kültürünün dönüştürülmesidir. Bunun için biz kadınlar kendimizi sorgulamalıyız. Bir kadını destekleyen ve mesleki ilerlemede onun yolunu açabilen bir erkek olabilir, niye olmasın?

Kadınlar da sendikal süreçlerde rekabetten ziyade birbirleriyle ciddi dayanışma içinde olmalılar.

Sendikalar kadın-erkek eşitsizliği meselesinin üzerini kapatmamalı ve kadınlar için destekleyici seminerler düzenlemeli, geleneksel erkek örneğinin dışında olan erkekler de eğitim verilmelidir.

EMCEF’in “Kadın Forumu” diye, bir kadın ağı var. Özel oturumlarda kadınlar bir temsilci ile temsil ediliyorlar ve bu iyi bir işarettir. Kadınlar bazı sorun alanlarını dile getirmek istiyorlarsa, EMCEF içindeki bu platformdan güçlü bir biçimde yararlanmalıdırlar. Sendikalar, dayanışmanın yalnızca erkek işçileri kapsamadığını bilmek zorundadırlar. Artık pek çok erkek, kadınların çalışma hayatındaki ve kimya sektöründeki sayısının artmasının ne kadar önemli olduğunu biliyor. Bu nedenle yeni bir eşitlik politikası geliştirmek, sadece kadınların değil, erkeklerin de görevi olmalı.

(IGBCE Frauen’den çevrilmiştir.)



● Petrol-İş Kadın Dergisi dünyaya açılıyor: ICEM’in kadınlarıyla Brüksel’deydik Sayı 24, Ağustos 2007

 

Petrol-İş Kadın Dergisi dünyaya açılıyor: ICEM’in kadınlarıyla Brüksel’deydik

 

Dünya örgütümüz Uluslar arası Kimya, Enerji, Maden, Genel İşçi Sendikaları Federasyonu (ICEM)’in Kadın Komitesi Toplantısı 8 Mayıs’ta yapıldı. Biz de oradaydık. Novamed grevini anlattık, çeşitli ülkelerden arkadaşlarımızla tanıştık, Kasım ayında Bangkok’ta yapılacak, kadın konferansının hazırlıklarını ve konularını öğrendik.

 

Necla Akgökçe

 

 

Sendikaları, sendikalar içindeki kadın çalışmalarını takip eden ve bizlere kadın çalışmaları nasıl yürütülmeli, şeklinde soru soran basından veya sendikal örgütlenme içinden kadın
arkadaşlarımıza verdiğimiz ilk yanıt, kadın faaliyetlerine sendikalar bütçe ayırmalıdır, şeklindeydi uzun süredir.

Bütçe ayırmakla bitmiyormuş işler. Avrupa Birliği’nin neredeyse başkenti olan Brüksel’de dünya örgütümüz Uluslararası Kimya, Enerji, Maden, Genel İşçi Sendikaları Federasyonu (ICEM)’in Kadın Komitesi Toplantısına katılma çağrısı geldiğinde ve de durumu sendikamız yönetimine ilettiğimde, verilen cevap tereddütsüz ‘evet’ti. İstanbul’un Avrupa yakasına gitmek hususunda bile yok yağmurdu yok sıcaktı, binbir bahane uyduran biri olarak bu sevindirici cevabı nasıl karşıladığımı söyleyeyim: Çok sevindim ve de eyvahhh.

İki ay öncesinden hazırlıklara girişildi, unutulmuş dil, unutulmuş uçak yolculukları, unutulmuş başka memleketler, başka kıtalardan insan tanıma halleri ya da yalnızca yeni insan tanıma halleri, korkular, tereddütler.

Sayılı gün geçti. Yola koyulmanın kendisi yola koyulma düşüncesinden çok daha az zahmetliymiş gerçekten de. Gözümüzde büyütülecek kadar değilmiş hiçbir şey.

Evet, ICEM Kadın Komitesi 8 Mayıs 2007 tarihinde Brüksel’de toplandı. Toplantıya, Kuzey Amerika’dan, Kanada’dan, Güney Afrika’dan, Uzak ve Güney Asya’dan Latin Amerika’dan, Avrupa’dan ve Rusya’dan sayıları 40’a yakın kadın katıldı.

Açılış konuşmasını ICEM Genel Sekreteri Manfred Warda’nın yaptığı toplantıda ICEM Başkanı Senzeni Zokwana ve ICEM Kimya ve Lastik Sektörleri Sorumlusu Kemal Özkan arkadaşımız da katılımcılar arasındaydı.

Toplantıda iki temel gündem vardı. İlki, Güney Afrika Maden Sendikası ve ICEM’in Başkanı Senzeni Zokwana tarafından sunulan Güney Afrika Maden Sektörü’nde Kadınların Durumu raporuydu. İkincisi de 18-19 Kasım 2007 tarihinde Tayland’ın Bangkok şehrinde yapılacak olan ICEM Kadın Konferansı’nın gündemi ve tartışma konularıydı.

Toplantıyı ICEM Toplumsal Cinsiyet (Gender) Meseleleri Sorumlusu Carol Bruce ile birlikte ICEM Kadın Komisyonu Başkanı Genia Esenina yönetti. Sabah oturumunda söz alan ICEM Genel Sekreteri Manfred Warda konuşmasına ICEM içinde kadın çalışmalarına çok önem verdiklerini söyleyerek başladı, Japonya’da, İskandinavya’da ve Almanya’da kadınların eşitlik konusunda çok iyi çalışmalar yürüttüklerinin söyleyen Warda, kadın çalışmalarında daha iyiye ulaşmak için ICEM’in destek vereceğini de sözlerine ekledi. Türkiye’de Antalya Serbest Bölgesi’nde grevde olan Novamed’li kadın işçilerle dayanışma maksadıyla 8 Mart’ta açılan dayanışma kampanyasına katılan ICEM üyelerine de teşekkür ettiği konuşmasında, ICEM’in Kasım ayında yapılacak kongresinde kadın temsilinin de yeterli miktarda olması için çaba harcadıklarına da değindi…

Güney Afrika Maden Sendikası ve ICEM’in Başkanı Senzeni Zokwana tarafından sunulan Güney Afrika Maden Sektörü’nde Kadınların Durumu raporu eğilim belirleyici ve ufuk açıcıydı.

Maden sektörünün emek yoğun bir sektör olduğuna vurgu yapan Senzeni Zokwana, galeri açmaktan ve sıcaktan çok etkilendikleri için kadınların genellikle mühendis ve şoför olarak çalıştığını sözlerine ekledi.

Kadınların sanayide daha fazla istihdam edilmeleri istihdama eşit olarak katılmaları gerekir, diyen Zokwana bunun için sendikalarda da kadınların yönetimlere katılmaları önündeki engellerin aşılması gerektiğini, daha fazla kadın temsilci olması lazım geldiğini belirtti.

“Güney Afrika Maden Sendikası’nda birkaç yıl içinde kadın üyelerin sayısını yüzde 20’ye çıkarmayı ve sendika başkanlığına da yetenekleri ile oraya gelecek bir kadını seçmeyi hedefliyoruz. Bunun için daha fazla sayıda kadın işyerinde temsilci olmalı ve oradaki kadın arkadaşlarının savunmasını üstenmeli, TİS komitelerine girmelidir” diyen Zokwana cinsel tacizin madende çalışan kadınlar için yaygın ve öncelikli olarak çözülmesi gereken bir sorun olduğunun da altını çizdi.

Bu arada biz de Petrol-İş Sendikası'nı temsilen önce kendimizi ve sendikamızı tanıttık. Daha sonra da Novamed grevini ve orada verilen örgütlenme mücadelesini, bu mücadelede kullanılan kadınsı örgütlenme metotlarını anlattık. Grevde olan arkadaşlarımızın kadın işçi olarak yaşadıkları baskıları dile getirirken, salonda bulunan Avrupa’dan gelen temsilcilerin gözlerinde büyük bir şaşkınlık ifadesi, Latin Amerika ya da bizim gibi dünyanın gelişmekte olan ülkelerinden katılan temsilcilerin yüzünde her yerde aynı dert ile öfke arası bir ifadeyi gözlemledik, durumu anlattıktan sonra talep ettiğimiz destek çağrısı, karşılığını buldu.

 

Bangkok’ta kadın politikası da belirlenecek

Daha sonra güzel bir öğlen yemeği molası verildi. İlişkiler kuruldu, kart alışverişinde bulunuldu karşılıklı olarak. Dergimizin varlığı hayretle karşılandı. Beğeninin ötesinde şaşkınlık vardı. Türkiye’de sendikalı kadın için kadınlar tarafından çıkarılan bir kadın dergisi, tuhaftı doğrusu...

Öğleden sonra ICEM Proje ve Eğitim Sorumlusu Jeannette Van Dogen Federasyonun yürüttüğü taşeron işçilik kampanyası hakkında bilgi verdi, Hollanda’dan örnekler anlattı. Onların yürüttüğü çalışma sonucunda Hollanda’da yarım zamanlı çalışan işçinin diğer işçilerle ücret konusunda eşitlendiğini ama emeklilik haklarının olmadığını bunun toplu sözleşmelerle bağıtlandırıldığını söyledi.

Toplantının daha sonraki bölümünde de ikinci gündem maddesine geçildi:

ICEM Kadın Konferansı’nın organizasyonu, bölge kadın toplantıları ve konferanstaki tartışma gündemi.

Kadın konferansının temel başlıkları barış, ücret eşitliği, iş ve aile yükümlülüklerinin uyumlulaştırılmasıydı, bu bölge toplantılarından sonra belirlenmişti.

İş ve aile yükümlülüklerinin uyumlulaştırılması çerçevesinde ele alınan analık hakları, analığın korunması ve kreş gibi konularda toplantıya katılan kadınların görüşleri farklıydı. Amerikan Çelik Sendikası ve Alman IGBCE temsilcisi arkadaşımız anneliği mutlaklaştıran bu tür yaklaşımların doğru olmadığını çocuksuz kadınların da olabileceğini ve ayrıca çocuk bakımının kreşsizlik sorununun sadece kadınlara ait bir sorun olmadığını vurguladıktan sonra metinlere bu eğilimin yansıtılması gerektiğini söylediler.

Toplantıda kadınların iş yaşamında ve sendikalarda eşit temsilinin sağlanması için önemli önemli öneriler ortaya çıktı.

Analık haklarının sürekli bir sorun olduğu, kadınlar için seçeneklerin evde çocuk yetiştirmek veya meslek yaşamında geride kalmak, olmaması gerektiği herkesin birleştiği bir tesbitti.

Erkekler, çocuk dünyaya geldikten sonra kadınları ikinci sınıf vatandaş olarak görüyorlardı. Analığın bedeli yalnızca kadınlara yükleniyordu, oysa analık toplumun üstlendiği bir bedel olmalıydı, analık bir istihdam kısma nedeni olarak ele alınmamalıydı.

ICEM bünyesinde de kadın temsili güçlendirilmeliydi.

Bir bölgede iki başkan yardımcısı varsa örneğin bunlardan biri mutlaka kadın olmalıydı.

Bölgesel yönetimler bölgelerdeki kadın komitelerini güçlendirmeliydi.

Kadınlar yöneticilerini kendilerini desteklemeye zorlamalıydı…

Bu arada Bangkok’ta yapılacak toplantıya 200 kadar kadının katılmasının beklendiğini de öğrendik.

ICEM’in kadın çalışanlar konusundaki çalışmalarını ve hassasiyetin görmek, değişik ülkelerde sendikalar içinde kadın konularında uğraş veren kadınları tanımak ve Novamed’deki kızların gurur verici direnişini onlara anlatmak anlamlıydı, güzeldi.

Yeme içme zaten bir yana da AB’den mi neden bilinmez, Brüksel şehri bir şantiye halindeydi. Büyümeye ve tarihi dokuyu etkisizleştirmeye kararlılar sanki, koruma yok demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Bizim gibi ‘vur Bizans'a kazmayı, yap gökdeleni’ şeklinde bir durum değil onlarınki. Ama Avrupa’nın tarihi gri kentlerini çok sevmeme rağmen aynı duyguyu Brüksel’de yaşayamadım.



● ICEM Kadın Komitesi Üyeleri Antalya'daydı: Ülkeler Farklı, Sorunlar Aynı Sayı 25, Kasım 2007

 

Novamed Grevi birinci yıl etkinlikleri çerçevesinde dünya örgütümüz Uluslararası Kimya, Enerji, ve Maden Genel İşçi Sendikaları Federasyonu’nun (ICEM) Kadın Komitesi’nden beş sendikacı arkadaşımız dayanışma amacıyla Antalya’ya geldiler. Birinci gün foruma, ikinci gün Serbest Bölge önündeki eyleme katıldılar. Ardından sendikamızın ve kadın örgütlerinin temsilcileriyle grev yerini ziyaret ettiler. Onlarla ülkelerindeki kadın çalışanların durumunu konuştuk bir ara.


Korunmaya muhtaç olduğumuzu düşünmüyoruz

Evgenia Esenina, Rusya Petrol Gaz ve Yapı İşçileri Sendikası Başkan Yardımcısı ve ICEM Kadın Komitesi Başkanı

Rogwu’nun üye sayısı ne kadar ve bunların ne kadarı kadın?

Genel üye sayısı 1.5 milyon. Yüzde 26 oranında kadın üyemiz var.

Yönetimde kaç kadın var?

Kimyada yönetim kadrolarında çalışanların yüzde 52’si kadın. Bölgelerde ise yönetici kadrolarda çalışan kadınların oranı yüzde 32 civarında.

Rusya’da işçi kadınların sorunları neler?

Türkiye ile karşılaştırıldığında Rusya’da kadın problemi yok gibi gözüküyor. Olan problemler kadınların çözebileceği niteliktedir. Rusya’da kadın bence kendi hakkını koruyabiliyor.

Kadın çalışanlar neler talep ediyorlar?

Bu konuda konuşulacak çok şey var. Mesela hamile kadın iş başvurusunda bulunuyor, kadın hamile diye işe almazlar. Yalnızca hamilelik değil elbette kadınları işe almamak için başka bahane de bulurlar. Kimya sektöründe ağır işlere kadınları almıyorlar, güçlü diye sadece erkekleri alıyorlar. Ama kadınlar da güçlü ve bu işleri pekala yapabilirler.

Biz o kadar korunmaya muhtaç olduğumuzu düşünmüyoruz. Sendikada sadece kadınları korumak için mücadele etmiyoruz, sendika erkeklerin de çıkarlarını korur. Erkeklere ve kadınlara eşit muamele uygulanmalı. Her yerde hem erkeklere hem de kadınlara saygı duyulmalıdır.

Sendikanızda kadın çalışması var mı?

Evet var. Biz kadın erkek eşitliğini savunuyoruz. Esasında kadınlar Rusya’da erkeklerden 14 yıl daha uzun yaşıyorlar. Neden? Çünkü erkekler daha ağır işlerde çalışıyorlar ve erken ölüyorlar.
O yüzden biz mücadele ederken erkekleri de kollayan bir yerden mücadele ediyoruz. Bizde kadınlar erkeklere göre daha akıllı ve daha eğitimliler. Erkekler ise daha az eğitimliler ve ağır işlerde çalışıyor. Üretimde çalışanların ücretleri kadından daha yüksek ama erken ölüyorlar.

Evdeki işbölümü nasıl, ev işlerini kadınlar mı, erkekler mi yapıyor?

Bu konuda Türkiye’de nasılsa Rusya’da da öyle. Kadın hem evişi yapar, hem çocuğa bakar, hem de çalışır. Bazı erkekler ev işlerine yardım eder ama bunların sayısı fazla değildir.

Rusya’da şimdilerde boşanmalar iyice arttı.

Boşanma halinde çocuklar annede kalıyor. Kocalar bu konuda hiç bir sorumluluk almıyorlar. Kadınlar hem çalışıyorlar hem de çocuklarına bakıyorlar. Yani, hayat mücadelesini tek başlarına sürdürüyorlar.

Ortalama ücret şu anda çok düşük. Eskiden de ücretler düşüktü ama o zaman ülke bu kadar pahalı değildi. Ücretlerin yükseltilmesi için ciddi mücadele yürütüyoruz.

Kadın erkek ücretleri arasında fark var mı?

Yasalarda ücret eşitliği var. Erkekler kadınlardan daha yüksek ücret alırlar, gibi bir kanun maddesi yok. Kanunlarda eşitlik ilkesi var ama uygulamada durum değişiyor. Daha gizli işleyen yasalar var. Erkeklerin çalıştıkları ve maaşların yüksek olduğu üst düzey yöneticiliklerde kadınların sayısı çok az. Ama bu tür ayrımcılıklara karşı mücadele ediyoruz.

Kaç senedir çalışıyorsunuz?

Kırk senedir sendikacılık yapıyorum.

Sovyetler Birliği dönemindeki kadının durumu ile şimdiki durum arasında bir fark var mı?

Genelde hiçbir şey kaybetmedik. Yasalarda değişen bir şey olmadı. Ülkemizde şu anda en önemli sorun kadınların çocuk doğurmak istememeleri. Doğum oranları her geçen yıl düşüyor. Bu konuda da mücadele ediyoruz. Sağlıklı çocukların dünyaya gelmesini istiyoruz. Erkekler çok ağır işlerde çalıştıkları için çok sağlıklı değiller. Rusya’da kadınlar nesil hastalıklı olmasın diye sağlam erkek arıyorlar. Bu, çok derin sosyal bir yara. Devlet o nedenle iki, üç çocuğu olana ekonomik olarak yardım ediyor. 10 bin dolar veriyor. Biz de işçi sağlığı için çalışıyoruz.

Evgenia: Türkiye’de parlamentoda kaç kadın var?

Geçtiğimiz Temmuz'da yapılan genel seçimlerde sayıları 50’ye yükseldi. 550 milletvekilinin 50’si kadın.

Evgenia: Rusya’da maalesef parlamentoda kadın sayısı az. 40 kadın var.

Rusya’da parlamentoda kaç milletvekili var?

450 milletvekili var. Önümüzdeki dönemde seçimler olacak. Bütün partiler parlamentoda kadın erkek sayısının eşitlenmesi için söz verdiler.

İnanıyor musunuz bu söze?

Hayır. Ama yine de umutlu olmak lazım. Umut olmadan da hiçbir şey olmaz. Rusya’da nüfusun yarısından fazlası kadın. Her sene kadın nüfusu artıyor. Bunun parlamentoya yansıması lazım.

Sovyetler Birliği döneminde kadın milletvekili sayısı daha fazlaydı galiba?

Evet, fazlaydı ama şimdi milletvekillerinin yetkileri daha geniş. Kadınlar Rusya’da sadece sendikalarda değil, parlamentoda da daha fazla kadın milletvekili ve bakan olsun diye çalışıyorlar. Bir gün devlet başkanımızın da kadın olmasını ümit ediyoruz.

ICEM içindeki kadın örgütlenmesinin niteliği hakkında bilgi verebilir misiniz, bir kadın komitesi var oradaki kadınlar kendi ülkelerinden seçilerek mi oraya gelmişler, hangi esasa uygun olarak seçiliyorlar?

ICEM içinde çeşitli bölgeler var. Bölgeden kadınlar seçilerek geliyor. Kadın komitesinde 15 kadın bulunuyor. Çok kadın olduğu için bu konuda ciddi bir rekabet var. Biz kadınlar bir araya gelip temsilcimizi seçip kongrede yönetim kuruluna da kadın gönderiyoruz. Kasım’da ICEM’in her bölgesel yapısından bir kadın temsilci bir araya gelecek ve yönetim kuruluna girecek kadınları seçeceğiz. Fakat her yer, çok pahalı. Hangi sendikanın üye sayısı fazla ise ve daha fazla aidat ödüyorsa, genellikle o sendikadan seçiliyor Y.K.’ya girecek olan kadın. Biz Doğu Avrupa’dan 6 kadın geliyoruz ve oturup konuşuyoruz kim temsilci olsun diye… Her bölgedeki kadınlar toplanarak kendi temsilcilerini seçiyorlar.

Ben şu anda kadın komitesi başkanıyım. Kadın komitesinin bir de başkan yardımcısı var. Kasım’da kim başkan, kim başkan yardımıcısı olacak onu da konuşacağız. Sanıyorum, umut ediyorum ben başkan olarak kalacağım.

Başkan yardımcısı da Zimbabve’den gelen arkadaşımız olur herhalde.


Annelik iznini düşüremediler

Elena Perovici, Romanya Petrol İşçileri Sendikası (Petrom)’un Başkan Yardımcısı ve ICEM Kadın Komitesi üyesi

 

Sendikanızı tanıtabilir misiniz?

Petrom, Romanya’da petrol sektöründe çalışan işçilerin sendikasıdır. Yaklaşık olarak 100 bin üyemiz var. Bu üyelerin aşağı yukarı yüzde 10’u kadındır. Başlangıçta kadın üye sayımız yüzde 15 civarındaydı. Giderek yüzde 10’a düştük. Kadın üye sayımızın azalmasının nedeni özelleştirmelerdir. Özelleştirmelerle pek çok kadın işinden oldu. 1990’dan bu yana sendikamızda bir kadın departmanı var. Ben kadın departmanının yöneticisiyim. Toplu sözleşme görüşmelerine katılırım.

Bizim toplu sözleşmelerimizde kadınların çalışma koşulları ve haklarıyla ilgili çok sayıda hüküm var.

Örnek verebilir misiniz?

Hamile kadınlar gece vardiyalarında çalışmazlar. Bunun gibi koruyucu önlemler.

Sendikaların üst yönetiminde ne kadar kadın var?

Bu oran çok düşük. Bizim federasyonumuzda üst yönetimlerde yüzde 10 oranında kadın bulunuyor. Bu düşük bir orandır. Biz Trakya adlı konfederasyonun da üyesiyiz. Orada yönetimdeki kadın oranı yüzde 15 civarındadır.

Kadın hareketi ile ortak çalışmalarınız oluyor mu?

Dört yıl önce hükümet annelik izni süresini düşürmek istedi. Buna karşı Romanya’da büyük bir yürüyüş yapıldı. Protesto gösterisinden sonra değiştirmekten vazgeçtiler.

Partilerin kadın birimleri, bağımsız kadın hareketi ve sendikaların kadın birimleri bu organizasyon içinde ortak mücadele ettiler.


Kadın hareketi sendikal bağlamda çok güçlü

Ramona Parra, İspanyol FIEQA/ CC:OO Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi ve Kadın İşçileri Sorumlusu

 

Sendikanız hangi sektörde örgütlü?

Petrol, kimya, parfüm, seramik dallarında örgütlü… Rafi nerilerde de örgütlüyüz, bunların yan sanayilerinde de. Ayrıca deri ve ayakkabı sektöründe de örgütlüyüz.

Sendikanızda örgütlü kadın sayısını söyleyebilir misiniz?

Genel üye sayımızın yüzde 30’unu kadınlar oluşturuyor. Esasında kadın çalışanların sayısı sektöre göre değişiyor. Parfüm, ilaç gibi sektörlerde kadınların sayısı daha fazla. Kimya ve petrolde kadınların sayısı daha az.

Sendikanızı tanıtabilir misiniz?

Bağlı bulunduğumuz konfederasyonun temeli, 1977 yılına kadar faşist diktatörlük koşullarında gizli çalışan işyerlerindeki örgütlü işçi komisyonlarına dayanıyor. 1977’den itibaren yeni yapılan tüzükle birlikte, sendika kadın alanı ile ilgili olarak çalışmalara başladı. Bu, sendikaya farklı bir ivme kazandırdı.

Şu anda biraz Avrupa Birliği üzerinden gidiyor çalışmalar. Avrupa Birliğinin direktifl eri doğrultusunda ve ülkede yapılan yasal değişikliklere uygun olarak, belli zamanlarda kadın raporları hazırlamak zorundayız.

Sendikanızda kadın üye sayısı ne kadar?

İspanya genelinde 1 milyon dolayında kadın sendikalarda örgütlüdür. 70 bin dolayında ise sendikasız kadın var. Ama iki konfederasyon bünyesinde, yani işçi komisyonları konfederasyonu ile genel işçi konferedasyonunun
bulunduğu sektörlerde yaklaşık 50 bin civarında örgütsüz kadın var.

İspanyadaki kadın hareketinin gündeminde şu anda ne var?

İspanya’da 1976 yılına kadar faşizme karşı mücadele sırasında kadın hareketi çok güçlüydü. 1977’den itibaren tüm ülkelerdeki kadın hareketinin özelliklerini kazanmaya başladı, yaygınlaştı, talepleri farklılaştı. Bugün ise kadın
hareketi özellikle sendikal bağlamda çok güçlü. Kadınların istihdama girişiyle ilgili sorunlar var. Girdikten sonra taciz ve benzeri uygulamalar ise başka bir sorun. Sendikalar içinde kadın hareketi bu tür sorunları gündeme aldığı için reel kadın hareketinden daha güçlü.

Sendikal hareket içinde kadınlar nasıl örgütleniyor?

1977’den beri sendikalarımızda kadın departmanları var. Biz sendika içinde, kadın ve eşitlik çalışmasını ve toplumsal cinsiyet çalışmasını beraber yürütüyoruz. Eğitim, örgütlenme, toplu sözleşme vs gibi bölümlerde toplumsal
cinsiyet çalışmaları yürütüyoruz. İki çalışma birbirine entegre bir biçimde sürdürülüyor.

Kadınların sorunları neler?

En önemli sorunumuz; katılım. Son iki kongremizde kadınların sendikaya katılımı konusunda önemli kararlar aldık. Kadınların her düzeyde sendikal katılımını artırmayı hedefliyoruz.


ICEM Kadın Bölümü Sorumlusu Carol Bruce etkinligin ilk günü bir konusma yaparak ICEM’in grevin başından beri Petrol-İş’le dayanışma içinde olduğunu, ICEM Kadın Komitesi’nin de grev hakkında bilgi edindiğini ve grevle yakından ilgilendiklerini, kadınların
mücadelelerini desteklediklerini söyledi. Bir an evvel sonuç alınması dileğinde bulundu.



● Güney Afrika Ev Hizmetlileri Sendikası Başkanı Esther Stevens: Örgütlenmek için cesaretli olmalı Sayı 25, Kasım 2007

 

Güney Afrika Ev Hizmetlileri Sendikası Başkanı Esther Stevens:

Örgütlenmek için cesaretli olmalı

 

Esther Stevens, 45 yıldır ev hizmetinde çalışıyor ve Güney Afrika Ev Hizmeti ve Benzer İşler Gören İşçilerin Sendikası SADSAWU’nun başkanı. ICEM sitesinden Türkçe’ye çevirdiğimiz, Samuel Grumiau tarafından yapılan aşağıdaki röportaj, en fazla sömürülen bu işçileri örgütlemenin ne kadar zor ve aynı zamanda ne kadar önemli olduğunu anlatıyor.

 

Güney Afrika’da ev hizmetleri sektöründe çalışanları örgütlemek zor mu?

Şu anda çoğu kadın olmak üzere 25.000 üyemiz var ve üyelerimiz sendika aidatı olarak yılda 120 Rand (12 Euro) ödüyorlar. Bu noktaya gelmek kolay olmadı, çünkü kadınlar sendikaya girmeye korkuyorlar. Onlara, Güney Afrika’da her gün karşılaştıkları adaletsiz iş koşullarını hatırlatarak üye olmalarının ne kadar önemli olduğunu anlatmak için çok zaman harcıyoruz. Daha önce hiç sendika toplantısına katılmamış işçiler, kendilerini, haklarını nasıl savunacaklarını bilmiyorlar. Fakat, sendikaya gelir gelmez bunun faydasını hemen görüyorlar. Eviçi hizmetinde çalışan bu işçiler, işlerine son verildiğinde işi bırakıp gidiyorlar, işverenin onlara borçlu olduğunu, öyle bugünden yarına işten çıkarılamayacaklarını hiç düşünmüyorlar. Aslında bizim yapılması için savaştığımız yasa değişikliğiyle, yeni bir iş bulana dek bir ay kadar işlerinde kalma imkânları doğacak.

 

Üyeleriniz için ne tür hizmetleriniz var?

Eğitim yapıyoruz, onlara fazla mesai, maaş gibi konularda kendilerini nasıl savunacaklarını öğretiyoruz. Onları yarının önderleri olmaları için eğitiyoruz. Güney Afrika’da ev hizmetlisi olarak işe alınan kadınlara HIV/AİDS testi yapılabiliyor. Biz onlar; işveren test yaptırtmalarını isterse bunu reddedebileceklerini ve istekleri dışında test yaptırmaya kalkan işverenlere karşı dava açabileceklerini anlatıyoruz.

 

Ev hizmetlileri genellikle yalıtılmıştır. Nasıl irtibat kuruyorsunuz, onları eğitimlere nasıl getiriyorsunuz?

Eğitimler ya hafta sonu ya da tatillerde oluyor. İmkânımız olduğunda onları şehrin stresinden uzaklaştırarak kırlara götürüyoruz. Maalesef bütün hafta sonları izinli olmuyorlar. İş Kanunu haftalık çalışma saatlerini maksimum 45 olarak belirliyor ve fazlası için fazla mesai ödenmesi gerekiyor ama bütün işverenler buna riayet etmiyor. Pratikte, pek çok işçi cumartesi pazar da çalışıyor. Onlarla temasa geçmek için yoksul semtlere giden trenlerde, ya da o bölgelerdeki süpermarketlerde bildiri dağıtıyoruz. Bir de kapı kapı bildiri dağıtacak sokak komiteleri kurmaya çabalıyoruz. Bu zor olabilir ama mesela benim yasadığım semtte yaklaşık 100 kadar ev hizmetlisi olarak çalışan işçi var. Bir ya da iki tanesiyle konuştuğumda onlar diğerlerine bir sonraki toplantının nerede ve ne zaman yapılacağını söylüyorlar. Toplantıları odamda düzenliyorum. Onlara sendika üyesi olmanın önemini anlatmaya orda başlıyorum.

 

Güney Afrika sendika konfederasyonlarıyla birlikte çalışıyor musunuz?

Şu anda herhangi bir konfederasyona bağlı değiliz. 1985’te, sendikamız COSATU’ya girmeye çalıştı fakat finansal bazı sıkıntılar nedeniyle üyeliğimiz iptal edildi. Gelecekte yeniden üye olmayı düşünüyoruz. Bu arada COSATU toplantılara katılmamıza müsaade ediyor, bu güzel bir jest. Ev hizmetlilerinin hukuksal yardım alabilmeleri konusunda COSATU ve başka örgütlerle çalışıyoruz. Bir ev hizmetlisi mahkemeye kendisi gitmez çünkü işvereninden çok korkar. Yanında birinin olması gerekir, aksi takdirde işverenin her teklifi ni kabul edecektir.

 

Ev hizmetlileri ne kadar maaş alıyorlar?

Biz aylık minimum 1500 Rand’lık (150 Euro) bir öneride bulunduk fakat hükümetten işimizden olabileceğimiz yolunda bir cevap aldık. Johannesburg ve Cape Town’daki hizmetlilerin 900, kırsal kesimdekilerinse 600 Rand almasına karar verildi. Bu ücretler çok düşük ama bunların ödenmesini sağlamak bile hiç kolay değil. Apartheid döneminden beri aynı yerde çalışan isçiler çok daha az kazanıyor.

 

Bir hizmetli nasıl işe alınır?

Bazı işverenler ve işçiler için küçük ilanlar asıyorlar. Ama ajanslar da var. Özelikle kırsal kesimde pek çok işsiz kadın var, bunların çoğu ajanslara gidiyorlar. Bu ajanslar ve hükümetin bunları kayıt altına alması apartheid döneminde de problemliydi. Bir telefonu, bir faksı, bir masa ve sandalyesi olan herhangi biri kendini işçi bulma ajansı olarak kayıt altına aldırabilir. Benim çalıştığım yerde, Cape Town’da, ajanslar kadınları bir odaya tıkıyor, sıraya sokuyor ve potansiyel işverenlerinin onlara bakıp yetenekleri hakkında sorular sormalarını ve en beğendiklerini seçmelerini bekliyorlar. İşveren bu hizmet için ajansa 300 Rand (30 Euro) veriyor ve bu para ilk birkaç ayda zavallı işçinin maaşından kesiliyor. Bazen, kanunu bilmeyen işçiler ayda 200-300 Rand maaş alıyorlar. Köydeki ailelerine yardım edebilmelerini sağlayacak bir iş bulabilmek için her şeyi kabullenebilecek durumdalar.

İşçi ajanları bazen, 18 yaşın altındakileri de şehre getiriyor oysa bunların çalışması yasalara aykırı. Biz, işçileri sömürdükleri için ajansların kapatılmalarını istiyoruz. Hükümet ne olup bittiğini bilse de bu ajanslar yasal olarak hala kayıt altında. Bu konuyu Çalışma Bakanlığıyla konuştuk ama kimse bizi dinlemiyor.

 

Siz sendikal harekete nasıl katıldınız?

14 yaşında beşinci sınıftan ayrılarak çalışmaya başladım. Başlangıçta sendikalar hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Bu işin ne kadar zor olduğunu başlayana kadar anlamamıştım. Bir gün Cape Town’da polisin parlamentoya yönelen göstericileri dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandığını gördüm. Olayın ne olduğunu bilmiyordum, ama pek çok insan vardı. Dağıldıklarında ne yaptıklarını sordum. Bana, doğru düzgün bir ücret, insan gibi muamele için savaştıklarını anlattılar. 1984’te sendikaya üye oldum ve aidatını ödeyip toplantılara
katılan sıradan bir üyeden aktif bir sendikacıya dönüştüm. 1996’ da ise başkan yardımcılığına seçildim.

 

İşvereniniz sendikal faaliyetlerinize nasıl yaklaşıyordu?

Ben işverenimi yıllarca eğittim! Seçimden sonra evine gidip haberi verdiğimde çok sevindi. Oturduk ve katılmam gereken toplantıların bir çizelgesini yaptık, fotokopisini çekip buzdolabına yapıştırdık. Öylelikle evde olmayacağım zamanları bilecekti. 1995’ te COSATU’yu Rio ve Brüksel’de cinsiyet eşitliği meselesiyle ilgili bir haftalık bir toplantıda temsil etmek üzere seçilmiştim. Önce gitmemi istemedi, ama ona, işimi kaybetmeme yol açsa bile benim gibi bir hizmetlinin yurtdışına gitmesinin büyük bir fırsat olduğunu anlattım. Ne dediğini umursamadım ve pasaport başvurumu yaptım. İşveren hiçbir şey yapamadı. Çünkü, dürüstüm, evden hiçbir zaman bir şey çalmadım. 1991’den beri onlarlayım. Bütün evi ve alarmları biliyorum. Hafta sonu bir yere gittiklerinde evi bana bırakıyorlar.

 

Ev hizmetinde çalışanlar genellikle pazarlık edemeyecek durumda olmuyorlar mı?

Ev içi emekçileri doğrudan işverenle çalışırlar. İşverenin haleti ruhiyesini bilirler. Eğer patronumun keyfinin yerinde olduğunu görürsem, ona çay koyayım mı diye sorarım. Neden diye sorar, onunla konuşmak istediğim bir şey olduğunu söylerim. Ne zaman konuşabileceğimizi söyler. Temel sorun ev hizmetlilerinin işverenleriyle konuşmaksızın işten ayrılmaları. Onlara kaçmamalarını öğütlüyorum. Her durumda bir hal yolu bulunur.

Eğer işveren gerçekten konuşmak istemiyorsa ve işçi yazma biliyorsa, yatağına, yastığına, görebileceği bir yere not bırakıp konuşmayı kabul etmesi sağlanabilir.

Pek çok ev hizmetlisi konuşmaya cesaret edemiyor. 1 Mayıs’ta Güney Afrika’da resmi tatil vardır. Kimse çalışmak zorunda değildir ama pek çok hizmetliye izin verilmiyor. Bazen kendi kendime işverenlerini “eğitecek” cesareti ne zaman bulacaklarını, ne zaman omuzlarına dokunup mesela, “Bugün tatil” diyeceklerini soruyorum. Üyelerimize eğer çaba göstermezlerse onlara kimsenin yardım etmeyeceğini ve eğer onlar söylemezlerse işverenlerinin asla bir problemleri olduğunu anlamayacaklarını söylüyorum.

 

Ev hizmetlerinde ne tür zorluklar vardır?

Ben evde çalışmaya 14 yaşında başladım. Şu anda 59 yaşındayım. Özellikle eğer hiç deneyiminiz yoksa zor bir iştir. Bazı işverenler hiç düşünmeden sizi işe boğarlar; öyle ki bizi öldürmeye çalıştıklarını düşünürüz! Mesela çok büyük bir evde çalışırsınız ve o evi çekip çevirmek için iki kişiye ihtiyaç olduğunu bilirsiniz ama işveren bir işçi daha istemez. Bir de işçiye kaba davranırlar. Güney Afrika’da işveren size hiçbir şey vermez, kendi de hiçbir şey yapmaz… Hiçbir şey yıkamazlar, hizmetliye bağımlıdırlar ve şikayet ettiğinizde de size maaş verdikleri için dediklerini yapmanız gerektiğini söylerler. Bazen gerçekten dayanılmaz olur. Benim, şahsen haftalık planımı kendim yapma müsaadem var, ama bütün işçilerin yok. Özellikle haklarının farkında olmadıkları durumlarda olanları duymak gerçekten üzücü. İşverenler çalıştırdıkları kadınlara ev çalışanı demiyorlar, hala “hizmetçi” ya da başka bir şey diyorlar ve bu kadınların bazıları köle gibi çalışıyor.

 

Bazı kavramlar

Apartheid: Aparthayd (Ayrımcılık) Güney Afrika Cumhuriyeti’nde 1994 yılına kadar yürürlükte kalan ve beyaz olmayan ırklar arasında yasal olarak bir ayrımı öngören politikaya denir. Uluslararası terminolojide, ırkçılık siyasetinin egemen olduğu hükümetlerce yönetilen rejimlere Aparthayd rejimi denir.

Rand: Güney Afrika para birimi Johannesburg: Güney Afrika’nın en kalabalık şehri olduğu gibi, Afrika kıtasında da en kalabalık üçüncü şehirdir.

CapeTown: (Kap), Güney Afrika Cumhuriyeti’nin üç başkentinden biridir.



● Petrol-İş Kadın Dergisi Nürnberg’deydi Sayı 26, Mart 2008

 

Petrol-İş Kadın Dergisi Nürnberg’deydi

Petrol-İş Kadın Dergisi olarak artık ülke dışına da seyahat yapmaya başladık. 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü etkinlikleri çerçevesinde DGB (Alman Sendikalar Birliği) Nürnberg Kadın Komisyonu ve Göçmen Kadınlar Birliği’nin çağrılısı olarak Almanya’daydık.

“Direniş Kadını Arıyor” adlı etkinlikte Avrupa’nın çeşitli yerlerinden gelen sendikacı kadınlar ve kadın aktivistler ülkelerindeki kadın örgütlü kadın direnişlerini anlattılar. Etkinliğin amacı, kadınları mağdur, ezilen, horlananlar olarak göstermeye çalışan hakim anlayışın tersine, onların bulundukları ülkede, kendileri aleyhine olan koşullara karşı nasıl direndikleri ve ne tür başarılar elde ettiklerini açığa çıkarmaktı.

Panele İtalya’dan, Fransa’dan, Danimarka’dan, Polonya’dan ve Almanya’dan kadınlar katıldılar. İtalya’dan gelen kadın arkadaşımız, Rosanna Vitale, Alman kökenli papanın kadınların başına bela olduğu söyledikten sonra yeni getirilmek istenen kürtaj yasası ile üç kuşaktan kadınların biraraya gelerek ağ oluşturduklarını ve sokağa döküldüğünü söyledi. İkinci bir mücadelenin ise Mafya’da karşı verildiğini anlattı. İtalya’da kadın işçilerin büyük fakirleşme yaşadığına vurgu yapan Vitale, CGIL gibi İtalya’nın en büyük sendikal federasyonu içinde kadınların komisyonlar halinde örgütlendiğini ve mücadele ettiklerini sözlerine ekledi. Danimarka’dan gelen Sabine Glasser’in konuşması bu ülkede kadınların iş yaşamında yükselme sorunlarıydı, camdan tavanın Danimarka’da da olduğunu öğrenmek bizim için biraz sürpriz oldu. Orada da kadınlar yönetici olamıyorlardı. Fransa’dan gelen kadın arkadaşımız ise büyükannesini bir feminist olduğunu söyleyerek başladı konuşmasına devlet feminizminin Fransa’daki kadınlar için tam anlamıyla hayal kırıklığı olduğuna vurgu yaparak genç Fransız kadınlarının yeni bir kimliğe ihtiyacı olduğunu söyledi. Kendi örgütlenmelerinin Fransızca konuşan ülkelerden (Cezayir, Fas vs) gelen kadınlar üzerine yoğunlaştığını çok aktif olduklarını, göçmen kadınlar için özel teşvikler verilmesi üzerine çalıştıklarını anlattı. Alman Verdi (Hizmet Sendikası) ‘dan kadın arkadaşımız Petra Fichtner ise Almanya’da şu sıralarda temel sorunun kadınlar için de asgari ücret ve yarım zamanlı çalışma olduğunu söyledi… Biz de önce sendikamız Petrol-İş’i tanıtıp Petrol-İş Kadın dergisinden bahsettik. Daha sonra geçtiğimiz yıl kadın hareketine damgasını vuran Novamed direnişini ve bu direniş esnasında ulusal ve uluslar arası planda kurulan kadın dayanışmasını anlattık… Novamed deneyimi pek çok kadın açısından yeni bir şeydi…

Toplantı bu tür deneyim aktarımlarının ve işbirliklerinin kurulması için bir ağ oluşturulması düşüncesiyle son buldu…


Göçmen Kadınlar Birliği

Petrol-İş Kadın Dergisi olarak işimiz bitmemişti. 9 Mart Pazar günü Almanya’ya gidişimizi örgütleyen Göçmen Kadınlar Birliği Nürnberg Şubesi tarafından düzenlenen panel ve forum ve şenlikten oluşan etkinlikteydi… Türkiyeli kadınların ağırlıklı olarak katıldığı etkinliğin “Çalışma yaşamı ve kadınlar” konulu bir panel bölümünün yöneticisi Gülay Candemir’di. Konuşmacı olarak ise, Göçmen Kadınlar Birliği’nden Pelin Şener ve Petrol- İş Kadın Dergisi vardı… Şener, konuşmasında göçmenler arasındaki işsizlik oranlarına değinerek uzun süreli işsiz sayısının yüzde 40’lara vardığını, yoksulluk sınırının ise yerlilere oranla 2 kat artarak yüzde 30’a yükseldiğini söyledi. Şener, sosyal kısıtlamalarla birlikte yoksulluk oranın daha arttığını belirterek yaşamaya yetecek asgari ücret, tam ücret karşılığı çalışma saatlerinin kısaltılması “eşit işe eşit ücret, eşten bağımsız oturma izni, meslek eğitimi olanakları vd. bir çok talep için kadınların mücadele etmesi gerektiğini vurguladı. Tüm kadınları sendikalarda yer almaya ve GKB’de örgütlenmeye çağırdı.Göçmen Kadınlar Birliğinin somut sorunlar etrafında örgütlendiğine dikkat çeken Şener, her bölge kendi sorunları çerçevesinde bir araya gelerek, etkinlikler üretiyor dedi…
Biz de Türkiye’deki kadın istihdamının niteliğine dikkat çektikten sonra sendikalarda kadın örgütlenmesini anlattık daha sonra bir örgütlenme deneyimi olarak Novamed örneğini dile getirdik…



● Uluslararası Sendikalar Konfedarasyonu (ITUC) Mart 2008 haber bülteni Guatemala dosyası Sayi 27, Haziran 2008

 

 

Uluslararası Sendikalar Konfedarasyonu (ITUC) Mart 2008 haber bülteni bir Guatemala dosyası hazırlamış. Kadınları ilgilendiren haberler çoğunlukta bunlardan ikisini dikkatinize sunuyoruz…

 

Kadın Cinayetlerine Karşı Sendika Kampanyası

Guatemala’ da kadına karşı şiddet, 2007 yılında 500’dan fazla kadının öldürülmesiyle en üst noktasına ulaştı. Orta Amerika ve Karayipler Sendika Enstitüsü’nün desteğiyle sendikalar, 2007’nin sonunda, kadın hakları mücadelesine destek vermek ve kadınlara yönelik şiddetle savaşmak için dev bir kampanya düzenlediler.

 

Derleyen: Gökçe Çataloluk

 

“Kadın Cinayetlerini Durdurun” adlı sendika kampanyasından sorumlu Guatemala Sendikalar Konfederasyonu görevlisi Irma Judith Montes, “Guatemala’da şiddet kadınlar kadar erkekleri de etkiliyor. Fakat istatistikler kadın kurbanların sayısında çarpıcı bir artış olduğunu gösteriyor. Geçen yıl ülkemizde 500’ün üzerinde kadın öldürüldü. Bu, günde birden fazla kadının öldürülmesi anlamına geliyor” diyor.

 

Evlilikte Şiddet

Guatemala, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne (CEDAW) ve Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesi, Cezalandırılması ve Ortadan Kaldırılması için Amerika Konvansiyonu’nu imzaladı, ancak kadınlar hala çeşitli biçimlerde şiddete maruz kalıyorlar. Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Ağ (Red de la No Violencia Contra la Mujer) temsilcilerinden Giovanna Lemus ise “Guatemala toplumu kadına karşı şiddeti normal karşılıyor”, diye yakınıyor. Evlilik içi şiddet de kadın cinayetleri kadar yaygın. Guatemala’da yayımlanan El Pais gazetesinin 2006 yılı Eylül’ünde yaptığı bir ankete katılan kadınların sadece yüzde 17’ si evde şiddete maruz kalmadıklarını bildirdiler.

Yetkililer kadın cinayetlerinin çoğunun uyuşturucu kaçakçılığı ya da organize suçlarla bağlantılı olduğunu iddia etseler de, Giovanna Lemus Guatemala’daki kadın cinayetlerinin evlilik için şiddet temelli olduğunu söylüyor. Vakaların üçte birinde, kadınlar akrabaları olan bir erkek tarafından öldürülmüşler.

 

İşyerinde Ayrımcılık ve Kötü Muamele

Sendikacı Judith Montes “Ev içi şiddet sürekli artıyor. Zayıf cinsiyet olarak değerlendirilen bu yanlış düşüncenin bedelinin ödüyorlar.” diyor ve işyerindeki ayrımcılığa da vurgu yapıyor: “İşyerinde, kadınların amirleri tarafından kötü muameleye maruz kalması vaka-yı adiyeden sayılıyor. Erkeklerle aralarında ücret dengesizliği olduğu da bir gerçek. Davranış kalıplarının değiştirilmesi ise kadınlar için dahi çok zor. Diyalog kurmak bir zorunluluk... Herkesin bu ayrımcı sistemin ortadan kaldırılması gerektiğini anlaması için bilinç yükseltme çalışması yapılması gerekiyor ve biz, bununla ilgili bir şeyler yapmaya karar verdik.”

 

Faillerin Cezalandırılması

Uluslararası Af Örgütü Temmuz 2006 raporu Guatemala’daki kadın ve genç kız cinayetlerinin yüzde 70’inin soruşturulmadığını ve vakaların yüzde 97’sinde ise tutuklama yapılmadığını gösteriyor. 2007 Kasımı’nda başlatılan kadına yönelik şiddete karşı sendika kampanyası kapsamında, tüm ülkede çalışma atölyeleri düzenlendi.

Bu atölyelerin etkilerini değerlendirmek için henüz çok erken olsa da ilk sonuçlar cesaret verici görünüyor. Kampanyayı düzenleyenlerin hedeflerinden biri kadın cinayetlerinin ayrı bir suç olarak ceza kanunda tanımlanmasını ve kadınlara karşı suç işleyenlerin kovuşturulmasını ve mahkemeye çıkarılmasını sağlamaktı. Ayrıca kadınlara yönelik şiddetin, evde, işyerinde, sokakta yani yaşamın her alanında ortadan kaldırılması için her tür çabanın gösterilmesi gerektiğini söylüyorlar.

 

Kamu Sektöründe Analık Hakkı Tehdit Altında

Guatemala’da özel sektörde analık hakkı büyük oranda göz ardı edilirken, kamu sektöründe de durum pek parlak değil. Analık izni kanunda öngörülüyor ama bu temel hakka saygı isteyen sendikacılar tehdit ediliyor ve sürekli bir biçimde saldırılara uğruyorlar.

Havacılık Sendikası Genel Sekreteri ve Kamu Hizmetleri Federasyonu Genel Sekreter Yardımcısı Imelda Lopéz, “Terörist ve devlet düşmanı olduğumuz söyleniyor. Bizi bastırmak, ilerleme karşıtı gibi göstermek istiyorlar.” diyor. Pek çok tehdit almasına ve neredeyse hayatına malolan bir saldırıya uğramasına rağmen kamu sektöründe analık hakkının korunması için verilen mücadelenin öncülerinden biri olan Imelda, Guatemala’da kamu kurumlarında, bir sendika lideri olmanın kesinlikle hoş karşılanmadığını söylüyor.

 

İş Akitlerinde Yasadışı Bir Madde

Imelda, sendikaların ülkenin yeniden yapılandırılmasının bir parçası olduğuna da vurgu yapıyor. Kendi sektöründe kadın-erkek arasında ücret eşitliği, makul çalışma şartları ve analık hakkı için kampanyalar yürütüyor. Devlet kurumları kadınları işe alırken genellikle, iş akdine, ücretli analık izninden feragat ettiklerine ilişkin bir madde ekliyor. Böyle bir madde aslında tamamen yasadışı ve Guatemala Anayasası analık iznini garanti altına almış. Imelda Lopéz, “Guatemala, Analık Korumasına ilişkin ILO Konvansiyonunu onayladı.” diye açıklıyor durumu “fakat pek çok ihlalle karşı karşıyayız. Yakın zamanda hamile kalan üç kamu görevlisinin devlet tarafından iş akitleri feshedildi. Örgütümüz derhal savunmalarını hazırladı ve bununla eşzamanlı olarak kadın sendikacılara yönelik zulüm de başladı. Ben de pek çok kez hedef seçildim. Bir seferinde arabamı yaktılar, neredeyse ben de yanıyordum. Hala hayatta olmam bir mucize.” Saldırıları üstlenen olmasa da, Imelda bunları sendikanın işçileri korumak için giriştiği eylemlere bir cevap olarak görüyor.
Guatemala’da kamu sektöründeki nispeten talihli işçilerin ortalama maaşı 150 dolar civarında. Terazinin diğer ucundaysa imtiyazlı bir sınıf son derece yüksek maaşlar alıyor. “Yozlaşma had safhada. Biz duruma sessiz kalmadık ve bu da onların hoşuna gitmedi. Onlara göre en iyi sendikacı ölü sendikacıydı. Ama kiminle karşı karşıya olduklarını bilmiyorlardı.”


Kara Listeler, Güçlü Bir Engel

Baskılar sendikal örgütlenmeleri de etkiliyor. Kamu sendikalarında çok az genç var. Pek çoğu, sendikaya girerse işini kaybedeceğinden korkuyor. Kara listeler de caydırıcı etki yapıyor. Aslında ilke son derece basit…Bir işçinin sendikaya üye olduğu anlaşıldığında ismi, ayrıntılı bilgilerle beraber (adres, akrabalarının isimleri, çocukları..) bir listeye yazılıyor. Bu liste yani “tavsiye edilmeyenler” bir sendikanın kuruluşunda yer almış, bir sendikal hakkını kullanmış ya da haklarını talep etmek için idari ya da hukuki bir yola başvurmuş bütün işçilerin isimlerini içeriyor ve işveren ile devlet kurumları arasında tedavüle giriyor. Liste, isçileri tehdit, caydırma amacıyla çeşitli zamanlarda kullanılabiliyor.
Bu güçlüklere rağmen Imelda Lopéz pes etmiyor. “Kadınları ve gençleri hedef alan bilinç yükseltme kampanyaları yürütmek gerekiyor ki haklarını bilsinler.” Imelda, hukuku uygulamanın cezasız kalan bunca suça, yani “dokunulmazlığa” en iyi cevap olacağını düşünüyor. Maalesef kişisel çıkarlar ve sistematik yozlaşma işleri karmaşıklaştırıyor. Fakat Ocak 2008 de yapılan “Dokunulmazlığa Karşı Sendika Konferansı” umudunu yenilemiş: “Uluslararası dayanışma bize devam etme gücü verdi. Hepsinden önemlisi Guatemala Hükümeti’ne uluslararası topluluğun gözünün üstlerinde olduğu mesajını güçlü bir biçimde iletti. Bu, dokunulmazlığa karşı savaşımıza çok önemli bir katkıdır.”


Guatemala: Bir Orta Amerika Ülkesi

Guatemala, Orta Amerika’da Kıstas bölgesinde bir ülke. Kuzeyde Meksika, doğuda Belize ve Honduras, güneyde El Salvador’la komşudur. Ayrıca doğuda Karayib Denizine, batıda Büyük Okyanus’a kıyısı vardır. Başkenti Guatemala’dır. Nüfusun yarısından fazlası Amerikan-Kızılderili karışımıdır. Geri kalan kesimi ise İspanyol-Kızılderili melezi olan Mestizo’lar’dır. Halkın çoğunluğu Hristiyanlığın Katolik mezhebine bağlıdır ve İspanyolca konuşur.
 



● Kırsal kültürün kalp atışları kadınlar Sayı 28, Ağustos 2008

 

 

Kırsal kültürün kalp atışları kadınlar

Çiftçi kadınlar, geri bıraktırılmış ülkelerde temel besin maddelerinin yüzde 60 ile 80’nini üretirler. İşte bu kadınlar Uluslararası Köylü Hakları Konferansı başlamadan bir gün önce 20 Haziran 2008 tarihinde bir araya gelerek, Köylü Kadınlar Bildirgesi’ni yazdılar. (*)

Toplayıcı bir kadının sendelemesiyle, sepetindeki toplamış olduğu tohumlar toprağa saçılır. Bir yıl sonra da tohumların saçıldığı yerde buğdayın yetiştiğini gören kadın, o yıl tekrar tohum atarak dener. Ve bitkisel üretim böylelikle başlar.

Toplayıcı ve deneyci kadından sonra kadınlar eliyle Ortadoğu’nun Filistin, Suriye, Türkiye’nin güneyi ile İran ve Irak’ın batısına uzanan alanda yiyecek için tohum ekimi yapılmaya başlanır ve bitkisel üretim yaygınlaşır.

Bu süreçle birlikte kadınlar, yüzyıllardır üretimin her aşamasında varlar, tarımsal üretime katkı koyuyorlar, tarımın sürdürücülüğünü sağlıyorlar. Ama üretimin her aşamasında olan köylü kadınlar, üretime koydukları katkı oranında pay alamıyorlar. Bu, dünyada da, ülkemizde de böyledir. Ayrıca kırsal kültürün kalp atışları olan kadınların; en temel insan hakkı olan eğitim, sağlık ve istihdam olanaklarından yararlanma konusunda hemen tüm ülkelerde erkeklerin gerisinde yer aldığı bilinen bir gerçektir.

Başka bir deyişle, kırsal alanda yaşayan ve üreten kadınlar üretime büyük ölçekte katılıp ekonomiye katkıda bulunmalarına karşın, onların bu rolleri yeterince görülmemekte, görmezden gelin(ebil)mektedir.

Asırlardır tarlada ve işinde çalışan kadının rolü yüzyılımızda da azalmış değil, hatta artmıştır denilebilir. Çiftçi kadınlar, geri bıraktırılmış ülkelerde temel besin maddelerinin yüzde 60 ile 80’nini üretirler. 1


İşte kırsal alanın kalp atışları olarak nitelendirilen bu kadınların temsilcisi olan delegeler Uluslararası Köylü Hakları Konferansı başlamadan bir gün önce 20 Haziran 2008’de Cakarta’da bir araya gelerek toplantılarını yaptılar. Yaptıkları bu toplantıda haklarını belirlediler ve ortak olarak belirledikleri haklarını bir bildirgeye dönüştürerek Uluslararası Köylü Konferansı’na sundular. Köylü Kadınlar Bildirgesi…

1 Aktaran-John Madeley Herkese Gıda “Women’s advances in agriculture” Spore, Ağustos 1998, Wageningen: CTA s,98, Çitlenbik Yayınları.

(*) Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu

 

Uluslararası Köylü Hakları Konferansı Köylü Kadınlar Bildirgesi

20 Haziran 2008, Cakarta

Biz, Kolombiya, Dominik Cumhuriyeti, Güney Kore, Endonezya, İspanya, Tayland, Malezya ve Doğu Timor’dan köylü kadınlar, Cakarta’da
toplandık ve köylü kadınların dünyadaki durumları hakkında tartıştık.

Köylerdeki zor koşullar ve topraksızlık kadınları şehirlere gitmeye ve dışarıda herhangi bir yerde düşük ücretli işçi olarak iş aramaya zorluyor. Köylerde yoksulluk var ve kadınların ailelerini beslemeye yetecek kadar gelirleri yok. Böylece gerek köylerde gerekse şehirlerde açlık ve yetersiz beslenme artmakta.

Aile bakımının sorumluluğu kadınların elinde ve çocuklarının eğitim ve sağlık durumlarındaki belirsizlik ve yetersizlik kadınların uzun
sürelerde/saatlerce düşük ücretle çalışmalarına yol açıyor.

Tarlalarda çalışan ve kimyasal gübre kullanan kadınların sağlığı yüksek tehdit altındadır. Bu tür gübrelerin kullanımı, özellikle insanlar okuma yazma bilmediğinde ve kullanma talimatlarına okuyamadıklarından ve onları bu talimatları anlatacak kimse olmadığından, hem insan vücudunu hem de doğayı tehdit ediyor.

Ayrıca kadınlar eşleri, partnerleri ya da patronları tarafından da şiddete maruz kalıyor. Bu şiddet gerek fiziksel gerekse zihinsel ve hatta yaşamı tehdit edici olabiliyor.

DTÖ ve IMF tarafından dayatılan, bugün gıda kriziyle beraber daha da kötüye giden, küresel tarım politikaları köylüleri tarım yapmak için
borç para almaya zorluyor ve sonunda aşırı derecede borçlu hale gelip topraklarını terk etmek zorunda bırakıyor. Birçok köylü borçlarını ödeyemediği için intihar ediyor. Birçok örnekte olduğu gibi borçlanma yüzünden köylüler topraklarını bırakıyor ve tarım işinden sorumlu olarak kadınları yalnız başına bırakıyor, erkeklerin kentlere gitmelerine yol açıyor.

Ayrıca, tarımsal çatışmalarda kadınlar hayatlarını tehlike altına atarak mücadelenin en baş sıralarında yer alıyorlar.

Gençler artık köylü olarak çalışmak istemiyorlar. Çünkü bu iş artık sosyal olarak kabul görmüyor ve yeterli gelir getirmiyor. Ayrıca sanayileşmenin getirdiği spekülasyon, emlak, sanayi bölgeleri, ticari bölgeler ve altyapı sektörlerinin toprak fiyatını arttırması sonucunda artık tarım için toprak satın almak pahallı. Bu durumda, bu bölgelerde yaşayan köylüler biyo-çeşitliliğin de kaybedilmesiyle beraber daha verimsiz topraklara atılıyor.

Birçok ülkede köylülerin kendi tohumlarını korumalarına, saklamalarına, değiş-tokuş etmelerine ve yetiştirmelerine izin verilmiyor. Böylece tarım bilgisi yok oluyor ve köylüler tohumlarını yalnızca kendi kârlarına düşünen çok uluslu şirketlerden satın almak zorunda bırakılıyor. Bu şirketler GDO ve birçok türün ve biyo-çeşitliliğin yok olmasına neden olarak tek tip ürün yetiştirtiyorlar.

Hükümetlerin halka danışmadan imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları, ulusların gıda egemenliğini tehdit ederek ve güvenli ve sağlıklı gıda
konusunu göz ardı ederek halkı gıda ithalatına zorluyor. Kore ve ABD arasındaki serbest ticaret anlaşmasında olduğu gibi anlaşmanın ön
koşulu Kore’nin ABD’den et ithal etmesiydi. Serbest ticaret anlaşmalarının ülke üzerinde ve özellikle kadınlar açısından etkileri var. Örneğin
bu anlaşmalarla Endonezya, Japonya’da çalışacak Endonezyalı hemşirelerin karşılığında Japonya’ya deniz ürünü ihraç edecek.

Kadınların köylüler olarak günlük hayatta yaşadıklarını göz önüne alarak, Cakarta’da yapılan Köylü Hakları Uluslararası Kadın Toplantısı şunları talep ediyor:

* Günlük hayatımızda işlenen bütün köylü insan hakları ihlalleri durmalıdır.

* Köylü haklarının tanınması mücadelesi olarak Uluslararası Köylü Hakları Konvansiyonu yerine getirilmelidir. Bu konvansiyon köylülerin haklarını savunmalarının bir aracı ve hükümetlerin uygulamaya geçirmelerinin bir garantisi olmalıdır.

* Konvansiyonun kadın köylülerin tarımdaki rollerini resmi olarak tanıması çok önemlidir. Kadın köylülerin, çocuklarının uygun sağlık
bakımı ve eğitimlerine sahip olmalı gerekir.
 


● “Mesafe bizi uzak kılmıyor, çünkü duygularımız ortak” Sayı 28, Ağustos 2008

 

Almanya Göçmen Kadınlar Birliği yönetim kurulu üyesi Pelin Şener:

“Mesafe bizi uzak kılmıyor, çünkü duygularımız ortak”

Göçmen Kadınlar Birliği (GKB), diğer adıyla Bundesverband der Migrantinnen in Deutschland e.V, Almanya’da faaliyet gösteren en aktif kadın örgütlerinden biri. Novamed Grevi sırasında Petrol-İş’li kadınlarla çok önemli bir dayanışma sergilediler. Sesimizin Almanya’da sendikalarda ve kadın örgütlerinde duyulmasını sağladılar. Onlara çok teşekkür ediyoruz... Peki sendikalarla da yakın işbirliği içinde olan bir kadın örgütü olarak neler yapıyorlar? GKB’nin Yönetim Kurulu üyesi iki kadın Pelin Şener ve Gülay Candemir ile bunları konuştuk...

Göçmen Kadınlar Birliği ne zaman kuruldu, hangi ihtiyaçtan doğdu, kaç kadından oluşuyor?

Göçmen Kadınlar Birliği, 2005’in Mart ayında Almanya’nın değişik şehirlerinden 250 kadının yan yana gelmesiyle kuruldu. İki günlük bir konferans sonucunda oybirliğiyle karar verildi kurulmasına. Kadınların bir araya gelmesini sağlayan itke, göçmen kadınların hem kadın, hem de göçmen olarak yaşadıkları sorunlardı. Uzun süredir göçmen kadınlar Almanya gündeminde de yer alıyor, özellikle zorunlu evlilikler, namus cinayetleri gibi konular nedeniyle tartışılıyordu.

Biz de tüm bu tartışmalarda söyleyecek sözümüz olduğunu düşünüyorduk. ‘Sorunlarımız var, taleplerimiz, yapmak istediklerimiz var, bunları yerine getirmek için de bir araya gelmemiz gerekir’ düşüncesinden yola çıktık, ve dernek kurulmuş oldu böylelikle. Şu anda Almanya’nın yaklaşık 23 şehrinde gruplarımız var, doğrudan kadınların içerisinde çalışmalar yapıyoruz. Sadece Türkiyeli kadınlarla sınırlandırmamaya çalışıyoruz çalışmalarımızı, birçok şehirde diğer uluslardan göçmen kadınlarla ortak çalışmalar yapmaya gayret ediyoruz. Alman kadınlarla ve kadın örgütleriyle de ortak çalışmalarda bulunuyoruz. Çünkü amaçlarımızdan biri de Türkiyeli kadınları içe kapalı bir yaşamdan kurtarmak doğrultusunda bir adım atmalarını sağlamak. Ama bunu yaparken kendileriyle benzer sorunları yaşayan yerli ve diğer uluslardan göçmen kadınlarla da bir araya gelsinler, istiyoruz.

 

Kaç üyeniz var?

Tam bir rakam veremem değil, 500 civarında üyemiz var diyebilirim.


Kapalı yaşam içinden kadınları çıkarmaktan bahsettiniz, bunu nasıl sağlıyorsunuz?

Çalışmalarımızı Türkiyeli kadınların yaşadığı semtlerde sürdürüyoruz. Göçmen kadınlar çok düşük ücretli işlerde çalışıyorlar, bazen iki-üç işe birden gidiyorlar, bazen otobüs parası verecek durumları, ya da bu işe ayıracak zamanları olmuyor. Dolayısıyla onların yaşadığı semtlerden, kadınların somut sorunlarından yola çıkarak çalışıyoruz. Diyelim çocuklarıyla ilgili bir sorun var, ona yönelik çalışma yapıyoruz, çalıştıkları işyerleriyle ilgili problem var, ona yönelik bir çalışma yapıyoruz. Kültürel ve sosyal çalışmalar yapmaya çalışıyoruz, çünkü çok bunalıyorlar. Somut ihtiyaçlardan yola çıkıyoruz, her şehirdeki çalışma da kendine özgü oluyor, birbirinden farklı oluyor, sorun neyse onun etrafında şekilleniyor çalışma.

 

Örnek verebilir misiniz?

Frankfurt’taki çalışmalarımızda daha çok göçmenlerin, yoksulların yaşadığı zehirli Amerikan evlerinin zehirden arındırılması, tamir edilmesi için bir çalışma yürüttük. O evlerin asbestten, DDT’den arındırılmasını sağladık. Bunlar NATO evleriymiş, Amerikalılar Almanya’yı terk ettikten sonra bu evler, göçmenlere ve yoksul Almanlar’a verilmiş. Hiç bakımdan, tamirden geçmemiş. Çocuklarda hastalıklar, şiddetli öksürük ve ateş görülmeye başlanmış, evler kontrol edildiğinde zehir ortaya çıkmış. Biz, o evlerin zehirden arındırılması için harekete geçtik.

 

İnandılar mı size?

Çok iyi bir semt çalışması sürdürüldü. Tek tek kadınların hepsine ulaşıldı, hepsi bilgilendirildi, semt inisiyatifi kuruldu, orada oturan Almanlar’la birlikte hareket edildi. Zaten çocuklar hastaydı, herkesin hastalanması zaten yeterli kanıt oluşturuyordu. Yürüyüşler yapıldı, büyük, geniş katılımlı ortak etkinlikler yapıldı. Ev şirketlerine kiraların tamamını ödememe şeklinde de bir eylem yapıldı. Çok iyi bir kamuoyu çalışması gerçekleştirildi. Frankfurt’ta evlerdeki zehri ve insanların yaşadığı sorunları duymayan kalmadı. Sonuçta evler zehirden arındırıldı.

 

Göçmen kadınların yaşadığı en can yakıcı sorunlar neler?

Ortak sorunlar var. Ama Türkiyeli kadınlardan bahsederken homojen bir gruptan bahsedemiyoruz. Birinci kuşaktanlar mı, ikinci kuşaktan mı, üçüncü kuşaktan mı, evlenerek mi gelmişler buraya, buradaki eğitim olanaklarından yararlanmışlar mı, dil biliyor mu, göç sürecine katıldıkları yere bağlı olarak, yaşadıkları sorunlar da farklılıklar gösteriyor. Örneğin ikinci ya da üçüncü kuşak arasında buradaki yaşamla bütünleşmiş, buradaki yaşamın parçası olmuş, entegrasyon konusunda önemli adımlar atmış çok sayıda genç kadına rastlayabiliyoruz. Ama tam tersi, hâlâ geleneklerin, törelerin baskısını iliğinde, kemiğinde hisseden genç kadınlara da rastlıyoruz. Ailesinin sözünden çıkamayan, evlilikten meslek seçimine kadar kendi kararlarını alamayan, okuyamayan... Buna da rastlıyoruz.

Birinci kuşakla ikinci kuşak arasında çok önemli farklılıklar oluyor. İkinci kuşaktan olanların büyük bir çoğunluğu çok küçük yaşta Almanya’ya gelmelerine rağmen eğitim olanaklarından yararlanmayan kadınlar oluşturuyor. Şansı olanlar da biraz daha iyi koşullarda fabrikalarda çalışıyorlar. Sorunlar farklılıklar gösteriyor. Ama gözlemlerimizden yola çıkarak şöyle bir genelleme yapabiliriz. Ortak sorunların başında dil bilmemek, yasalar karşısında eşit olmamak geliyor.

 

Alman vatandaşlarıyla mı?

Evet. Aslında Alman kadınların da eşitlik konusunda çok ciddi problemleri var, Alman Anayasası’nda ‘devlet kadın erkek eşitliğini garanti altına alır’ diye yazıyor, ama ‘kadın-erkek eşitliğinin olmadığı alanlarda da onun gereklerini yerine getirmekle yükümlüdür’ deniliyor. Eşitlik tam sağlanamadığı için bu tür bir görevi önüne koyuyor. Bugün hâlâ aynı işi yapmalarına karşın, kadınlar erkeklerden yüzde 20-30 düşük ücret alıyorlar. Emeklilik konusunda ciddi sıkıntılar var. Kadınlar daha uzun yaşadıkları gerekçesiyle sigortalara daha yüksek aidatlar ödüyorlar. Doğum nedeniyle çalışmaya ara vermeleri onların bütün bir emeklilik paralarını etkiliyor. Politikada da, akademide de kadınların sayısı çok sınırlı. Geçtiğimizi dönemlerde işgücü piyasalarının ihtiyaçlarına bağlı olarak kadınları eve, mutfaklarına dönmeye çağıran, çocuklarına iyi bakmaya çağıran açıklamalar yapıldı. Bu çağrı Almanya’da yeniden yeniden duyulmaya başladı. Zaman zaman sanatçı kadınlar aracılığıyla, zaman zaman da kardinaller aracılığıyla yaptırıyorlar çağrıyı. Alman kadınların da çok ciddi problemleri var. Düşük ücretli işlerden onlar da çok yoğun olarak etkileniyorlar. Ama göçmen olunca kadınların yaşadığı sorunlar daha da artıyor. Çünkü yasalar karşısında eşit değiller, çünkü Alman vatandaşlığına geçmedilerse, seçme-seçilme hakkından yararlanamıyorlar, çalışma ve oturma izinlerini eşe bağlı olarak alıyorlar. Özellikle evlenerek gelenler açısından bu çok ciddi problemler yaratıyor. Çünkü çalışma izni yoksa kendi ayakları üzerinde duramıyor ve eşine muhtaç bir biçimde yaşamak zorunda kalıyor...
Burada bir gözlemimi aktarmak isterim. İkinci kuşaktan kadınların büyük bir bölümü buraya geliyorlar ve küçük kardeşlerine bakıyorlar. Aile birleşimi için bazı şartlar var, evlerin büyük olması gerekiyor, bunun için de yüksek kira vermek lâzım. Aile bileşimi ile kadınlar da çalışma yaşamına atılıyorlar. Çocuklar ortada kalıyor, ailenin kızları çocuklara bakıyor. Ve eğitim olanaklarından yararlanamıyorlar, dolayısıyla.

 

Parasal kaynakları nereden sağlıyorsunuz?

Almanya’da kadınlara yönelik hizmetlerin bütçeleri kısıtlanıyor. Mesela şiddetten bahsediyorlar, ama kadın sığınma evleri kapatılıyor. Kadınlara, gençlere, çocuklara yönelik projelerin bütçeleri kesiliyor. Böyle bir dönemde bizim de kaynak bulmamız çok olanaksız. Ama mekân bulurken zaman zaman kolaylık sağlanıyor. Ya da bazı ortak projelerimizin masrafları konusunda bize yardımcı oluyorlar. Devamlı bir parasal kaynağımız yok. Bütün işleri kadınlar gönüllü yapıyorlar. Profesyonel çalışanlarımız henüz yok. Merkezimiz Frankfurt’ta, orada genç kızlar ve medya konusunda bir çalışma yürütüyoruz. Orada bu işten anlayan iki arkadaşla birlikte çalışıyoruz. Orada bir profesyonel çalışmadan söz edilebilir.

 

Kadınlara yönelik çalışma yaparken ne tür engellerle karşılaşıyorsunuz?

Aslında doğru taleplerle gittiğimizde, doğru ihtiyaçlara seslendiğimiz zaman herhangi bir engelle karşılaşmıyoruz. Buluşmamızın olanakları oluyor. Ama mekân bulmaktan tutun da, evdeki kocayı, babayı ikna etmeye, bu çalışmanın normal olduğunu anlatmaya kadar çeşitli engellerle karşılaşıyoruz. Yine Frankfurt’un bir başka semtinde kadınları bir araya getirmek için İspanyol kadınlarla birlikte ortak bir çalışma yapmaya gayret ediyoruz. Yüksek binalarda oturuyorlar, çok tipik bir getto, orada kadınları çağırdık. Kayınvalideleri kontrole geldi. Onlar onay verdikten sonra gelinler katıldılar.

 

Bir de dergi çıkarıyorsunuz, kaç ayda bir çıkıyor, haber akışınızı nasıl sağlıyorsunuz, muhabir ağınızı üyeleriniz mi oluşturuyor?

Planımız iki aylık periyodlarla çıkarmaktı ama şimdiye kadar başaramadık. Bazı aksaklıklar oldu. Dergiyi hiçbir yerden katkı almadan tamamen kendi olanaklarımızla çıkarıyoruz. Yayın Kurulu, birliğin içinde çalışan kadınlardan oluşuyor. Hem Alman hem Türkiyeli kadınlara yönelik çalışmalar yapan çok sayıda akademisyen, aydın, uzman yazılarıyla destekliyor. Yazıları bölgelerimizde yer alan gruplarda bulunan kadınlar yazıyorlar. Erkekler yazmıyor.

 

Bize niçin sadece kadınlar deniyor, size de sorayım, niçin sadece kadınlar?

Biz Göçmen Kadınlar Birliği’nin yayın organıyız; o nedenle kadınların yazmasında yadırganacak bir durum yok. Ayrıca zaten kadınların toplumsal yaşamın her alanında dışlanmışlıkları sürüyor. Politikadan, sosyal yaşamdan dışlanmışlar. Biz istiyoruz ki bu kez kendileri için, kendileri bir şeyler yapsınlar. Kendi sorunlarını kendileri dile getirsinler, aracı olmasın, dedik.


Göçmen Kadınlar Birliği olarak çalışan kadınlar için neler istiyorsunuz?

Kadınlara ücretsiz çocuk bakımı, Almanca dil kursları, eşit işe eşit ücret, eşten bağımsız oturma ve çalışma izni, göçmen kadınların diplomalarının tanınması, kalifiye işçi olmak için meslek eğitimi istiyoruz. Almanya’da kreşler konusunda ciddi sıkıntılar var, bunların artırılması için de mücadele veriyoruz. Göçmen kadınlara eşit haklar verilmesini istiyoruz. Ayrımcı yasalarla karşı karşıyayız çünkü. Almanya’da son zamanlarda işsizlik yardımı alan insanları saat ücreti 1 Euro olan işlerde çalıştırıyorlar. Biz asgari ücret talep ediyoruz. Bu göçmen kadınlar için çok önemli bir talep, çünkü göçmen kadınlar düşük ücretli işlerde ve güvencesiz çalıştırılıyorlar.

Kuzey Ren Westfalya Eyaleti’nde Aile Bakanlığı ile değişik kadın ve göçmen kuruluşlarıyla ortak bir kampanya düzenledik. “Onun özgürlüğü senin namusundur” başlığı altında, kadın üzerindeki her türlü şiddete, baskıya, zorla evliliklere, namus cinayetlerine karşı çıkmak amacıyla bir kampanya düzenledik. Kartpostallar çıkardık, seminerler yaptık, bilgilendirme toplantıları düzenledik. Kampanya ile değişik kadınlara, anne, baba, erkek kardeşlere ulaştık.

Yine geçtiğimiz Haziran ayında “şans eşitliği” konusunda büyük bir konferans gerçekleştirdik. Bunu da Aile Bakanlığı ve değişik kadın örgütleriyle ortak yaptık.Yaklaşık 250 katılımcımız vardı. Burada bir talepler kataloğu çıktı. Yapılan sunumlar Türkçe-Almanca olarak yayımlanacak.

 

Petrol-İş’li kadınlara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Novamed Grevi’nde Petrol-İş’li kadınların mücadelesini çok yakından takip ettik. Göçmen Kadınlar Birliği olarak Almanya’da ilişkide olduğumuz kurum ve kuruluşlara kadınların taleplerini aktarmaya çalıştık. Kendi tabanımızdaki kadınlar için de Novamed’li kadınların başarıları korkunç bir moral oldu. Yaşam koşullarımızın çok kötüleştiği bir dönemde, onların başarıları adeta bizim başarımızmış gibi oldu. Belki yaşadığımız ülkeler ve yaşadığımız coğrafyalar farklı, ama sorunlar büyük ölçüde benzerlikler taşıyor, daha iyi yaşam ve çalışma koşulları için mücadele ediyoruz hepimiz, aramızdaki kilometreler bizi birbirimizden uzak kılmıyor, ortak duygularımız olduğunu bize gösteriyor.



● Her zaman bir çocuk bakıcımız vardır Sayı 28, Ağustos 2008

 

Her zaman bir çocuk bakıcımız vardır

Gülay Candemir, ikinci kuşak göçmen kadınlardan, Almanya’da okumuş, avukat yanında çalışıyor... Alman Hizmet Sendikası üyesi, bunun yanı sıra Nürnberg Kadın Komisyonu’nda da GBT’yi temsilen bulunuyor. Şehirde yapılan çalışmaları ve göçmenlik hikâyesini konuştuk onunla da….

Sizi tanıyalım?

Gülay Candemir, Nürnberg Göçmen Kadınlar Komisyonu’ndanım, aynı zamanda Yönetim Kurulu üyesiyim.


Almanya’ya sonradan mı geldiniz, burada mı doğdunuz, onun hikâyesini dinlemek isterdim?

10 yaşında geldim Almanya’ya, babam zaten burada yaşıyordu, annem benden birkaç sene önce gelmişti. Diğer kardeşlerimin yaşı büyük olduğu için tek beni alabildiler buraya. İlkokulu İstanbul’da okudum. Nürnberg’e geldikten sonra da okula devam ettim. Meslek öğrenimi gördüm, şu anda bir avukatın yanında uzman olarak çalışıyorum. İşim gereği Verdi Sendikası’nın (Alman Hizmet Sendikası) üyesiyim.

Çalıştığım yerde toplu sözleşme düzeni içinde değiliz, ama yine de üyeyim. Sendikal çalışmalara katılıyorum. Yaklaşık bir buçuk sene önce GKB olarak bizim de önerimizle burada DGB (Alman Sendikalar Birliği) içinde bir kadın komisyonu kuruldu. Bu komisyona sendikalardan 7 kadın seçildi, Göçmen Kadınlar Birliği’nden de bir kadın, işte o sözcü benim...


Komisyonda ne tür çalışmalar yapıyorsunuz, kadınlar arasındaki ilişkiler nasıl?

İşin henüz başındayız. İlk yaptığımız etkinlik 2008 yılı 8 Mart etkinliğiydi. Grevleri, kadınlar açısından yakın takibe almayı düşünüyoruz. Yapının içinde başka göçmen örgüt yok. Sendikalar içinden olsun denildi önce, ama bizim özel durumumuz olduğu için Göçmen Kadınlar Birliği de girdi komisyona. Diğer göçmen kadınlarla aramız çok iyi. Sendikalardan kadın temsilciler işyerlerine giderek böyle bir komisyonun kurulması konusunda çaba sarfettiler. Ağırlıklı olarak VERDİ üyesi arkadaşlardan oluşuyor, komisyon, daha doğrusu onlar komisyon içinde çok aktifler.


Nürnberg DGB Kadın Komisyonu’nun son günlerdeki gündemi ne?

8 Mart’tı, panel düzenledik, bildiriler dağıttık. Bu panelde çeşitli ülkelerden gelen kadınların yaşadıkları pozitif deneyimleri anlatmalarını istedik. Küçük de olsa, az da olsa umut verici örneklerin anlatılarak, buradaki pozitif enerjiye Almanya’daki kadınları da katmaktı. Novamed grevi deneyimi çok iyi oldu, onlar tarafından da çok iyi karşılandı. Mesaj iyi bir biçimde verildi…

Bizi çok uğraştıran bir de asgari ücret konusu var. Göçmen Kadınlar Birliği de Verdi ile birlikte asgari ücretle ilgili hem Türkçe hem Almanca broşür çıkardı. Şu anda Almanya’da bu konuda bir kampanya var, onu destekliyoruz.


Evlisiniz, hem iş hem sendika nasıl gidiyor?

Koşuşturmaca, tatlı bir koşuşturmaca esasında. Göçmen Kadınlar Birliği ve sendikal çalışmalar birbirleriyle çok bağlantılı. Eşim de yanımda olduğu için, destek çıktığı için sorun olmuyor.

 

Kendinizi nereli hissediyorsunuz, diye bir soru sorsam size...

İstanbul’u çok seviyorum. Onu her zaman dile getiriyorum. Ama 11 yaşında buraya geldim, kimliğim burada oluştu, buranın her şeyini benimsedim. Alman bir avukatın bürosunda çalışıyorum. Almanya yaşamına daha yakınım... Kendimi buraya ait hissediyorum.

 

Nürnberg’de Göçmen Kadınlar Birliği’nin çalışmaları nasıl gidiyor?

Geçen sene kurduk komisyonumuzu, 11 kişiyiz. Göçmen kadınların hayatları tabii ki daha zor. Kocası var, çocuğu var, kaynanası var, annesi, babası var, onu dernek çalışmalarından alıkoyan pek çok etken var. Tüm bu faktörler buradaki çalışmayı etkiliyor.

Almanya’nın her yerinde olduğu gibi Nürnberg’de de, Türkiyeli göçmen insanların yoğun olarak yaşadığı bazı bölgeler var. Eğitim seminerleri düzenliyoruz. Kahvaltıyla başlıyoruz, sonra seminere geçiyoruz. Geçenlerde Türkiyeli bir sosyal pedagog çağırdık. Güçlü Ebeveyn Güçlü Çocuk programı çerçevesinde çocuk eğitimi anlatıldı. Toplantıya 40 civarında kadın katıldı. Seminer için tuttuğumuz yerde her ayın son salı günü kahvaltı düzenlemeyi düşünüyoruz. Bu kahvaltıda, bir konuyu ele alıp tartışmayı, kadın dergisini okumayı, kadınların istediği başka bir konuyu konuşmayı istiyoruz. Önümüzdeki dönemde Göç Yasası ile ilgili bizi aydınlatması için bir avukat çağırmayı da düşünüyoruz. Kadınlar Günü’nde kadınlara yönelik eğlenceli etkinlikler düzenliyoruz. Toplantılarda gördük, kadınlar çok kapalı yaşıyorlar, özellikle de çocuk olunca evden çıkamıyorlar.

 

Çocukları ne yapıyorsunuz seminerlerde?

Her zaman bir çocuk bakıcımız vardır. Biz temin ediyoruz, çocuk bakımı eğitimi görmüş kişileri ücret karşılığı tutuyoruz. Esasında babaları baksa kadınların içi daha rahat olur ama “bakıcı var” deyince kadınlar toplantıya daha kolay gelebiliyorlar.

 

Sendikalarla bağlantınız var mı?

Tabii bir sendikacı arkadaş davet ettik, önümüzdeki ay sendikal hakların neler olduğunu bize anlatacak. Kadın ve sendika başlığı altında bir panel düzenleyeceğiz, ama önce kadınları sendikaya üye olmaya teşvik edeceğiz.

 

Almanya’da bulunmak, kadın olmak, sendikalı kadın olmak ne anlama geliyor, nasıl yaşıyorsunuz, mutlu musunuz, hayatınız iyi bir hayat mı?

Kadın olmak zor, göçmen kadın olmak bir kat daha zor. Benim hayatım iyi bir istisna olabilir. Eşim her zaman yanımda, birlikte yapıyoruz her şeyi ve ben kadın olmaktan mutluyum.



● Ayrı bir kadın yapısı olmalı Sayı 29, Aralik 2008

 

Ayrı bir kadın yapısı olmalı

Söyleşi: Gökçe Çataloluk-Gaye Coşar

Güneydoğu Avrupa Enerji Sendikaları Bölge Ağı RETUNSEE’nin 2. Genel Kurulu 18 Ekim 2008’de Petrol-İş Genel Merkezi’nde yapıldı. Konferans sebebiyle sendikamıza gelen kadın sekretaryası sorumlusu Jasna Pipunic ile kadın örgütlenmesini konuştuk.

2006 yılında kurulan ve merkezi Atina’da bulunan Güneydoğu Avrupa Enerji Sendikaları Bölge Ağı RETUNSEE’nin 2. Genel Kurulu 18 Ekim 2008 Cumartesi günü İstanbul’da Petrol-İş Sendikası Genel Merkez Konferans Salonu’nda yapıldı.

Genel Kurul’a 13 ülkeden 16 enerji sendikasını temsilen 33 delege ve 55 gözlemci katıldı.

Yurtiçi ve yurtdışından konuk sendikacıların da bulunduğu konferansta, küresel çokuluslu şirketlere karşı kimya, petrol, gaz ve elektrik enerjisi sektöründe bölge düzeyinde ortak sendikal strateji geliştirilmesi için değerlendirmeler yapıldı.

Sağlık sorunları nedeniyle görevinden istifa eden RETUNSEE Genel Başkanı, Sırbistan Elektrik Sendikası’ndan Milan Kovacevic’in yerine Slovenya’dan Franc Dolar seçildi. Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Musafa Öztaşkın da RETUNSEE Başkanlık Konseyi (Prezidyum) Başkan Yardımcısı oldu. Genel Sekreter Nikos Orfanos ise aynı görevini sürdürecek.

RETUNSEE’nin tüzüğüne göre, yönetim kurulu başkan, başkan yardımcısı ve genel sekreter dahil 11 üyeden oluşuyor. Genel kurul toplantısında kadın delegeler tarafından bir kadın delege, Kadın Sorunları Koordinatörü olarak seçiliyor. Kadın Sorunları Koordinatörü, yönetim kurulunun tam üyesi olamıyor. Oturumlarda söz hakkı var, ama oy kullanamıyor.

Genel Kurul sırasında RETUNSEE’nin şimdiki Kadın Sorunları Koordinatörü ve aynı zamanda Hırvatistan Petrol Sendikası (SING) Genel Sekreteri olan Jasna Pipunic ile kısa bir söyleşi yaptık.

Kadın koordinatörü olarak yönetim kurulunda yer alıyorsunuz. Kadın konusunda neler yapıldı RETUNSEE içerisinde şimdiye kadar?

Evet, ben Yönetim Kurulu’ndayım ve kadın işlerinden sorumluyum. Fakat bugüne kadar kadın sorunuyla ilgili resmi bir aktivitemiz olmadı, çünkü ağımız hâlâ gelişimini sürdürüyor ve bundan kaynaklanan olağan sorunlarımız var. Ancak Sırbistan sendikalarındaki bazı arkadaşlarla bağlantı kurdum, gelecek yıl için bazı planlarımız var. Elde edebildiğim tek sonuç kendi ülkemdeki arkadaşlarla kurduğumuz bağlantı oldu.

Yönetim Kurulu’nda Kadın Koordinatörü, gerektiğinde çağırılacak bir üye olarak bulunuyor. Asli üye değil, bunun eşitlik açısından sorunlu olduğunu düşünüyor musunuz?

Hayır ben böyle formüle etmezdim olayı. Bu noktada eşitsizlikten söz etmek çok zor, çünkü zaten bir hareketimiz yok. Kadın yapılarının ortak sorunları üzerine, şu anda çalışıyorum. Sendikalardaki kadınlarla ilgili genel bir sorun var, RETUNSEE’de de var. Bazı küçük adımlar atıyorum, örneğin kadınlar için “Sendikalarda kadınları güçlendirmek” başlığı altında bir workshop (atölye) düzenlemeyi planlıyorum. Yönetim Kurulu’ndaki arkadaşlarımla görüşmeyi düşünüyorum. Sendikalarımıza bir mektup göndererek onlardan bir sonraki kongrede delegasyonlarda en azından bir kadın bulunmasını isteyeceğiz. Ayrıca bu süre içinde
kendi sendikalarında kadın konusunda eğitimler vermelerini tavsiye edeceğiz.

RETUNSEE’de bir eğitim birimi ve programı olacaksa, içinde en azından bir kadın bulunmalıdır. Bunlar sadece başlangıç önerileri, aslında, konuyu arkadaşlarımla tartışmayı düşünüyorum. Yönetim Kurulu olarak karar verdiğimizde ise bu yönde çalışmalara başlayacağız.

RETUNSEE içinde ayrı bir kadın örgütlenmesine ilişkin bir plan var mı kafalarında?

Evet, evet. Bunu tartışacağız. Ama vaktimiz olmadı. Gördüğünüz gibi yapı hâlâ stabil değil. Bu konferansta bile birçok değişiklik oldu; sekreter, genel başkan, genel başkan yardımcısı değişti. Ben ayrı bir kadın yapılanmasından yanayım, çünkü RETUNSEE üyesi sendikaların bir bölümünde ayrı kadın yapılanmaları olduğunu biliyorum. Onlarla temas kurup harekete geçeceğiz.

Petrol-İş Kadın Dergisi olarak bu tür gelişmelerden haberdar olursak çok seviniriz.

Tabii ki irtibat kurarız. Petrol-İş’teki dostlarımızı aktivitelerimizden haberdar ederiz. Biz sendikalara toplu iş sözleşmelerinde kadınlar açısından konulması gereken maddeler konusunda tavsiyeler yazdık.



● Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (İTUC) Avrupa Bölge Kadınlar Konferansı’ndan krize yönelik çağrı Sayı 29, Aralik 2008

 

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (İTUC) Avrupa Bölge Kadınlar Konferansı’ndan krize yönelik çağrı

Duyun Sesimizi!

31 Ekim 2008’de İtalya’nın Torino kentinde buluşan İTUC üyesi kadınlar Avrupa liderlerini, süregiden krizde toplumsal cinsiyet vurgusunun gözardı edilmesiyle meydana gelebilecek tehlikeler karşısında uyardılar.

Derleyen: Beril Eyüboğlu

Dünya Sendikalar Konfederasyonu Avrupa Bölgesel Meclisi’nin Kadınlar Kurulu’nu oluşturmak için Avrupa sendikalarının kadın öncüleri 31 Ekim 2008’de İtalya’nın Torino kentinde buluştu. 43 ülkeden 89 sendikayı temsilen, 30 milyonun üstünde sendikalı kadın işçinin taleplerini dile getiren sendikacılar, küresel mali krizle başa çıkmak için önlemler alınırken kadınların içinde bulunduğu kötü koşulların dikkate alınmasını istedi.

Genel olarak içlerinde kadın komisyonları gibi kadın örgütlenmelerinin bulunduğu İTUC üyesi sendikalardan gelen kadınlar, Avrupa Bölgesi Kadınlar Komitesi’ni de seçtiler. Türkiye’den sendikacı kadınların da bulunduğu konferansta Türk-İş Avrupa Birliği uzmanı Pınar Alkan da başkan seçildi. Norveç ve Bulgaristan’dan gelen kadın sendikacılar da başkan yardımcılığı görevine getirildiler.

Konferans’ ta “Kadınlar Yerelde Sendikalaşıyor, Küresel Çapta Örgütleniyor” bir sunum yapan İTUC Kadınlar Komisyonu Başkanı Diana Holland, çokuluslu şirketlerde, göçmen işçi olarak çalışma, işyerlerinin
başka bir ülkeye transfer edilmesi, işyerinde dayanışmanın gerektiği yine sendikalaşmanın engellendiği insan haklarının ihlal edildiği kadınlara yönelik şiddetin, uygulandığı durumlarda küresel bir sendikal örgütlenmenin ve dayanışmanın çok gerekli olduğuna vurgu yaparak konuşmasına başladı. Dünya’da 1.2 milyar kadının işgücünde yer aldığını bunun dünya istihdamının yüzde 40’nı oluşturduğunu, ama kadınların aynı işi yapan erkeklerden yüzde 12-60 oranında daha az kazandığını sözlerine ekledi. 168 milyon işçiyi temsil eden İTUC’da kadın işçi oranının yüzde 40 olduğunu vurgulayan Holland daha İTUC Kadınlar Komisyonu ve Konferansının ilkelerini ele aldı. Kadın Komisyonu’nun atamayla değil, dünyanın dört bir yanında sendikalı kadınlar tarafından seçilen kadın temsilcilerden oluştuğunu özellikle vurgulayan Holland, İTUC Kadın Komisyonun tüm karar mekanizmalarında ve toplu iş sözleşmelerinde cinsiyet eşitliği (50: 50) uygulamasını savunduğunu söyledi.

Diana Holland İTUC Kadın Komisyonunun Çalışma Programının ana başlıklarını ise şu biçimde sıraladı: “ İşçi sendikalarında toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için İTUC eylem programı, çalışan kadınların sendikal hakları, cinsel istismara karşı el kitabı, BM Beijing Eylem Platformu, İLO Toplumsal Cinsiyet ve Ev hizmetlileri, Dünya Kadınlar Günü eylemleri, Kadınlara saygın iş saygın hayat kampanyası”.

Holland konuşmasını Dünya Kadınlar Gününde tüm kadınları kardeşçe dayanışmaya çağırarak bitirdi. Dünyayı sarsan ekonomik krizin de gündem maddelerinden birini oluşturduğu konferansta İTUC’lu kadınlar dünya liderlerine çağrı yaparak “duyun sesimizi” başlığı altında krize karşı kadınlar için yapılması gerekenleri de sıraladılar.

Duyun Sesimizi

İçinde bulunduğumuz küresel mali krizin toplumsal cinsiyet açısından bir fark yaratmayacağı varsayımını reddediyoruz. İTUC’lu kadınlar tarih bizlere bu gibi zamanlarda ilk kurbanların kadınlar, göçmenler, çocuklar ve yaşlılar olduğunu göstermiştir. Bu gruplar incinmeye en başta ve kitlesel olarak maruz kalırlar.

Avrupa liderlerini, süregiden krizde toplumsal cinsiyet vurgusunun gözardı edilmesiyle meydana gelebilecek tehlikeler karşısında uyarıyoruz: Bu bağlamda, özellikle tırmanan yiyecek ve yakıt fiyatları ve sosyal hizmetlerden yoksun bırakılma karşısında pek çok kadın kaygı ve korkuya kapılacak ve yoksullukla yüz yüze gelecektir.

Duyun Sesimizi / Dünya Liderlerine ve Avrupa’daki Kuruluşlara Çağrı:

* Kadınların ve ailelerin daha ağır bir yoksulluğa maruz kalmaması için acil önlemler alınması;

* Uluslararası parasal ve mali sistemlerde geniş kapsamlı ve etkin reformlar yaparak, sağlıklı ekonomiler yaratacak stratejilerle, istihdamı artırmayı ve üretken bir işgücü yaratmayı hedef alan, haktan ve eşitlikten yana topluluklar oluşturmayı taahhüt etmek;

* Adalete aykırı ticaret kanunlarını değiştirmek; dünya işçilerinin, kadınların, işsizlerin ve yoksulların sağlam bir işte çalışabilmesi, sürdürülebilir kalkınma ve güçlendirilmesi için, ticari anlaşmaların bir araç olmasını sağlamak;

* İnsanların ve gezegenimizin kârdan daha değerli olduğunu öne çıkaran yeni bir model yaratma zamanının geldiğini vurgulamak;

* Uluslararası mali kuruluşların, özellikle borçlandırma ve kredi açma hususlarında, toplumsal ve çevresel meselelere el atmasını önlemek. Zira bu, ülkelerin emek pazarlarını düzenleyici şartların kaldırılmasına, kamu yararına harcamaların kısıtlanmasına, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesine sebep oluyor; tırmanan mali kaosun reel ekonomi üzerindeki etkisi çok ağır; işsizlik hızla artıyor, bu da milyonlarca kadının “eve
gönderilmesi” anlamına geliyor;

* Her kadının çalışma , elverişli çalışma koşulları, ücret eşitliği, temel ekonomik, sosyal ve ailevi ihtiyaçları için yeterli bir gelire sahip olma hakkı vardır - yaşamak için yeterli bir maaşın yanı sıra, annelikten kaynaklanan ihtiyaçları da dahil olmak üzere bu haklara en üst düzeyde sahip olmalıdır;

* İşçilerin, hiçbir tehdite maruz kalmadan, özgür iradeleriyle ve toplumsal cinsiyet ayrımına uğramaksızın sendika kurma ve sendikalara üye olma, toplu pazarlıkta bulunma hakkı vardır. Temsilde cinsiyet eşitliği gözetilmelidir;

* Toplumsal güvenlik ağını güçlendirmek ve geliştirmek için toplumsal güvenceye, emeklilik, işsizlik ödentisi, ana-çocuk sağlığı, herkese nitelikli sağlık hizmeti, ailenin, özel hayatın ve çalışma hayatının huzurunu sağlayacak kamu hizmetlerine erişebilme;

* İş hayatı ve çevresel standartlar da dahil olmak üzere, sağlam ve güvenilir bir çalışma ortamının gerçekleşmesi için ticari sözleşmelere bağlayıcı kurallar getirilmelidir.

● Iraklı kadın sendikacılar sendikamızı ziyaret ettiler: “Irak’ta Baskıcı Sendikal Yasalar Hâlâ Yürürlükte” Sayı 30, Nisan 2009

 

Iraklı kadın sendikacılar sendikamızı ziyaret ettiler

“Irak’ta Baskıcı Sendikal Yasalar Hâlâ Yürürlükte”

İCEM’in Türkiye-Irak Kadın Semineri kapsamında İstanbul’da bulunan Iraklı kadın sendikacılar 7-8 Mart 2009 tarihleri arasında Petrol-İş Sendikası’nın konuğu oldular.

7 Mart akşamı Aktaş Düğün Salonu’nda yapılan 8 Mart Kadın İşçi Şenliği'ne katılıp kısa bir konuşma yapan konuklarımız, ertesi gün Kadıköy’de kadın örgütlerinin düzenlediği sendikalardan, siyasi partilerden, sivil toplum örgütlerinden binlerce kadının katıldığı mitingde de kendi pankartlarının arkasında yürüdüler.

Alana girdikten sonra da kürsüde yerlerini alarak tüm kadınları selamladılar, dayanışma mesajlarını ilettiler.

Miting sonrası sendikamızı ziyaret eden Iraklı kadın sendikacılar, Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, Genel Sekreteri Mustafa Çavdar, Mali Sekreteri İbrahim Doğangül ve Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Nimetullah Sözen tarafından karşılandı.

Konuklarımız ve sendika yöneticilerimizin katıldığı kısa bir toplantı yapıldı. Toplantıda Petrol-İş Sendikası adına konuşan Genel Başkan Mustafa Öztaşkın, konuk kadınların 8 Mart'ını kutladıktan sonra Irak işgaline karşı Petrol-İş Sendikası'nın takındığı tavrı, geliştirdiği politikaları anlattı. Daha sonra sendikal dayanışmanın anlamına vurgu yaparak, Iraklı sendikacılarla her türlü destek ve işbirliğine hazır olduklarını söyledi.

Iraklı kadın sendikacıları temsilen Basra Elektrik Sendikası Başkanı Hashmeya Muhssin Hussein de kısa bir konuşma yaparak, Saddam döneminden kalma baskıcı sendikal yasaların hâlâ yürürlüğünü sürdürdüğünü, 2005 yılında ise sendikaların tüm mal varlıklarına el konulduğunu söyleyerek, “Saddam’dan kurtulmanın bedeli işgal olmamalıydı.” dedi.

Kısa bir konuşma yapan İCEM Kadın Sorunları Sorumlusu Carol Bruce, Petrol-İş Sendikası’na konukseverlikleri için teşekkür ettikten sonra şunları söyledi: “Amacımız Irak’lı ve Türkiye’li sendikalar arasındaki dostluğu ileri noktalara taşımaktır. 8 Mart bunun için çok uygun bir gün... Bugün Türkiye’de sokakların halini görmek beni çok heyecanlandırdı. Sokaklar gerçekten de muhteşemdi.”



● İCEM Türkiye-Irak Sendikaları Kadın Semineri İstanbul’da yapıldı: ORTAK PROBLEM KADININ GÖRÜNMEZLİĞİ Sayı 30, Nisan 2009

 

İCEM Türkiye-Irak Sendikaları Kadın Semineri İstanbul’da yapıldı:

Ortak problem kadının görünmezliği

İCEM Türkiye-Irak Sendikaları Kadın Semineri 9-10 Mart 2009 tarihlerinde İstanbul Elit Otel’de İCEM Kadın Sorunları Sorumlusu Carol Bruce’nin moderatörlüğünde yapıldı. Seminere Irak’tan ve Türkiye’den 25’in üzerinde kadın katıldı.

Selgin Zırhlı Kaplan

Atölye çalışmalarıyla zenginleştirilen seminer 9 Mart Pazartesi günü Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın’ın konuşmasıyla başladı.

Salonda bulunan tüm kadınların 8 Mart’ını kutlayan Mustafa Öztaşkın, dünya ve Türkiye’deki kadın istihdamının özelliklerini anlattıktan sonra, kriz şartlarında kadın işçilerin durumlarının daha da ağırlaşacağına dikkat çekti. Krizin kadınları sendikal örgütlenmeye katmak için bir imkân barındırabileceğine vurgu yapan Öztaşkın, daha sonra Petrol-İş Sendikası'nda gerçekleştirdikleri kadın ve eşitlik, toplumsal cinsiyet çalışmalarını anlatarak katılımcılara iki verimli gün diledi.

Ardından İCEM Kadın Sorunları Sorumlusu Carol Bruce bir konuşma yaptı. Kriz döneminde Iraklı ve Türkiyeli kadın sendikacıların böyle bir seminerde bir araya gelmelerinin anlamlı olduğunu belirttikten sonra güvencesiz işlerde en çok kadınların istihdam edildiğini ve bu yüzden tüm dünyada yaşanan ekonomik krizden en çok kadınların etkilendiğini vurguladı. Bruce daha sonra seminerin içeriğini anlattı.

Kocaeli Üniversitesi İ.İ.B.F. Endüstri İlişkileri Bölümü’nde Öğretim Üyesi olan Betül Urhan, Türkiye’de çalışma yaşamında ve toplumsal yaşamda kadının görünmezliğine vurgu yaptıktan sonra, kadın istihdamının durumu, sendikalaşma düzeyi, sendikalaşmanın önündeki engelleri anlattı. Çalışma yaşamında ve toplumun genelinde kadının görünürlüğünü arttırmak için yapılması gerekenlere değindi.

Sağlıklı ortamda çalışmak

Irak’taki kadınların durumu, çalışan kadınların hakları, savaş koşullarında yaşanan hak kayıpları, kadın-erkek eşitliği konusunda varolan yasalar Basra Elektrik Sendikası Başkanı Hashmeya Muhssin Hussein tarafından anlatıldı. Aynı sendikanın üyesi ve kadın hakları aktivisti Hanan Abdeljabbar Zamel de bunlara ek olarak Basra’da kadınlar arasında yapmış oldukları araştırmalardan hareketle eğitim, sağlık, aile içinde kadınların kadın oldukları için uğradığı ayrımcılıklar hakkında bilgi vererek, toplumda kadının görünmezliğine değindi.

Irak Kürdistan Petrol Sendikaları Birliği Kadın İşleri Ofisi üyesi Layla I. Hassan kadınların Irakta sendikaya üye olmama nedenlerini sıraladı, kadınların sendikalar hakkında bilgi sahibi olmamaları, eşlerinden babalarından korkmaları, sendikalara güvenmemeleri gibi nedenler Betül Urhan’ın konuşmasında dikkat çektiği Türkiye’deki kadınların sendikaya üye olmama nedenleriyle örtüşüyordu.

Oturumun öğle yemeği arasından sonraki bölümünde çalışma yaşamında kadın sağlığı konusu grup çalışması yöntemiyle ele alındı. İki kadın grubu içinde de boyun fıtığı, baş ve sırt ağrıları, strese bağlı mide ağrıları ortak şikâyetleri oluşturuyordu.

10 Mart Salı günü yine saat 10.00’da kadınlar bir araya geldiler. Program moderatörü Carol Bruce’nin gün boyunca işlenecek konuları belirtti.

Petrol-İş Sendikası Toplu Sözleşme Uzmanı Serpil Aksakal, Türkiye’deki toplu sözleşme rejimini anlattı. Toplu sözleşmelere kadın taleplerinin istenilen oranda yansıtılamadığını sözlerine ekleyen Aksakal, kriz gibi olağanüstü dönemlerde kadın taleplerinin gündeme bile getirilemediğini söyledi.

Kamu sendikalarında örgütlü Iraklı kadın sendikacıların anlattıklarından, Irak'ta ücretlerin toplu sözleşmelerle değil ilgili bakanlıklar tarafından belirlendiğini öğrendik.

İkinci günün devamında yine eğlenceli grup çalışmalarına yer verildi.

Seminer sonunda tüm kadınlar bir daire oluşturdular, iki günün bitiminde kendileri için önemli olan kavramları haykırdılar. Bunlar arasında, güç, dayanışma, özgürlük, bilinç, bilgi, mutluluk gibi kavramlar vardı... Kadınlar salondan farklı bilgilere sahip olarak ve dostlarına yeni dostlar ekleyerek ayrıldılar...

 

Hanan Abdeljabbar Zamel

Basra Elektrik Sendikası ve İşçi Konseyleri Birliği & Çalışan Kadın Haklarını Savunan Sivil Merkez

"Ev kadınlarını da çalışan kadın olarak görüyoruz"

 

Hangi sendikayı temsilen buradasınız?

Basra Elektrik Sendikası ve İşçi Konseyleri Birliği'ni temsilen buradayım. Birliğimizin başında bir erkek bulunuyor, adı Felah Alvan. Merkezi Bağdat’ta.

Üye sayınız nedir?

1400 erkek, 40 civarında da kadın var.

Irak’ta toplu sözleşme yapılıyor mu?

Yok. Çok uğraşıyoruz ama olmuyor, grev hakkı da yok.

Sendikacılığınız dışında bir kadın örgütünde de çalışıyorsunuz, bunun ismini söyler misiniz, bağımsız bir kadın örgütü mü?

Çalışan Kadın Haklarını Savunan Sivil Merkez. Evet bu, sendika dışında bağımsız bir kadın örgütü. Örgütün amacı, çalışma yaşamında veya ev kadını olarak çalışan kadınların haklarını korumaktır. Bu kadın örgütünün başkanı Irak'ta kadın hakları konusunda çalışmalarla tanınan ve kadın davalarına bakan bir avukattır.

Fonlarla mı çalışıyorsunuz?

Her zaman fon bulamıyoruz. Kardeşim ABD’de Iraklı çocukların haklarını koruyan bir örgütün başkanı, onun vasıtası ile bazı fonlar aldık. Ama bunlar düzenli değil elbette. Özellikle kadınlara ilaç ve sağlık yardımı da yapıyoruz. Gelen yardımlar Irak Sağlık Bakanlığı'nın denetiminden geçiyor.

Ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

Kadınların bilinçlendirilmesi bizim önde gelen meselemiz. Bunun için hem endüstride hem de tarımda çalışan kadınlara yönelik kurslar düzenliyoruz. Bizim bölgemiz kadınların ağırlıklı olarak tarımda çalıştığı bir bölgedir. Biz, ister tarımda, ister ev içinde, isterse de dışarıda çalışsın, tüm kadınları çalışan kadın olarak değerlendiriyoruz. Bu durum sadece Basra için değil, tüm Irak için geçerli. Basra ve Bağdat’ta kadın hakları, kadın-erkek eşitliği konulu üç büyük gösteri düzenledik. Bizim başını çektiğimiz Basra’daki gösteriye 300 kadın katıldı. Gösteriye katılan kadınların siyasi görüşleri farklıydı. Laikler, bağımsızlar, İslamcılar, herkes vardı. Ayrıca katılanlar çeşitli mesleklerden geliyordu: Hem ev kadınları hem de dışarıda çalışan kadınlar bulunuyordu katılımcılar içinde.

Kadın ve erkek eşitliğini sağlama açısından ne tür çalışmalar oluyor?

En büyük kazancımız, kadınların hem basın yayın organlarında hem konferanslarda seslerini yüksek bir biçimde duyurmasıdır. Bunu becerebildik. Bizim çabalarımız sonucunda bir kadın arkadaşımız, bilimsel çalışma yapmak üzere Avustralya’ya gönderildi. Beş kişilik bir ekibe başkanlık yapıyor; alacağı eğitim köprü inşası alanında, emri altında erkekler çalışıyor.

Irak’ta işgale karşı direnen kadın direnişçiler var, onlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Irak'ta hapishanelerde yatan kadınlar var. Bizim Hapishanelerdeki Kadınları Savunma Örgütü diye bir örgütümüz de var. Örgütün başkanlığını Türkmen aktivist bir kadın yürütüyor. Bu örgüt şimdiye kadar hapishanelerde yatan 20’den fazla kadını kurtardı. Son dönemde 10 bin dolar vererek Amerikalıların elinde esir olarak bulunan 16 yaşındaki bir kızı da kurtardılar, ki yanlışlıkla tutuklanmıştı.

Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz, sendikacı, kadın hareketi aktivisti veya feminist?

Hepsi. Ben Basra’da kadın hakları mücadelesi alanında tanınan ve kadınları aşırı biçimde destekleyen biriyim. Aynı zamanda feministim.

 

Saba Kassim Yousif

Irak Güney Bölgesi Petrol Sendikaları Konfederasyonu Kadın Sorumlusu

"Aynı dertleri yaşıyoruz, aynı sorunlarla karşı karşıyayız"

 

Hangi sendikadan geliyorsunuz, kendinizi tanıtır mısınız?

Adım Saba Kassim Yousif, Güney Bölgesi Petrol Sendikaları Konfederasyonu’nda Kadın Sorumlusu'yum.

Sendikanızda üye sayınız ve kadınların durumu nedir?

Konfederasyonumuz birkaç sendikadan oluşuyor. Her Petrol bölgesinin kendine ait sendikası var. Basra, Nasıriye ve Misan illerini içeren Güney Bölgesi'nin sözcüsüyüm. Konfederasyonun Basra’da Güney Bölgesi Gaz Sendikası, Petrol Ulaşım Araçları Sendikası, Boru Hatları Sendikası gibi 10 sendikası var.

Petrol Bakanlığı’nın sendikaların iptal edilmesiyle ilgili aldığı karar direkt sendikamızı etkiledi, ama kadın üyelerimizi daha çok etkiledi. Örneğin rafinerilerle ilgili bir sendikamız var, bakanlığın kararından sonra rafine müdürü, sendika üyesi olan herkesi Bağdat Rafinerisi'ne sürdü. Aileleri Basra’da. Çok zor durumda kaldılar, güvenlik açısından da Bağdat tehlikeli bölge olduğu için zor oldu. Sendikal düzeyde, hükümet nezdinde girişimlerde bulunduk, ve onları geri getirdik. Fakat şu anda rafineride değil başka işlerde çalışıyorlar. Buralarda kadın sayısı çok az.

Petrol işyerlerinde erkeklerle kadınlar aynı işi yapabiliyor mu?

Bazı yerlerde genel müdürler kadınlara özgürlükler tanıyor. Fakat bazı yerlerde kısıtlanıyor. Diplomanıza da bağlı biraz. Ben laboratuvarda da çalışıyorum, memurluk da yapıyorum mesela.

Sendikalı kadınlar aileleriyle, eşleriyle sorun yaşıyorlar mı?

Ailelerin olumsuz etkisi var tabii ki. Irak’ta bilindiği üzere, eşlerin kadınların hayatı üzerindeki etkisi çok büyük. Eğer evli değilse de kardeşlerin etkisi oluyor. İşyerlerinde de erkeklerin kıskançlığı var. Özellikle de kadın biraz üstün görünürse, erkekler kıskanıyor. Bu tür zorluklarla da karşılaşıyoruz.

Sendikaya katılımı arttırmak için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Benim çalıştığım yerlerde birçok kadın iyi işlerde çalışıyor. Özellikle fakülte diploması olanlar daha fazla haklara sahip. Enstitü mezunuyla üniversite mezunu, lise mezunu arasında fark var. Ama üye yaparken ayrım yapmıyoruz.

Bakanlığın aldığı karar ve verdiği demeçler neticesinde sendikaya üyelik azaldı. Fakat biz kadınlar sendikal çalışmalarımızı sürdürüyoruz, hiçbir zaman vazgeçmedik. Bundan dolayı tekrar bir hareketlenme var, kadınlar sendikalara yönelmeye başladı. Kadın Ofisi olarak sessiz kalmıyoruz. Sendika merkezimizde destek kursları yapıldı. Ofisimize üye olan kadınlar, bu destek merkezinin Ürdün’ün başkenti Amman’da düzenlemiş olduğu bir çalıştaya katıldılar. Ofisimize bağlı olan bazı kadın arkadaşları seçtik ve yolladık.

Bu çalıştaylardan, özellikle kadın haklarıyla ilgili olarak, kadınlara nasıl yardım edileceği ile ilgili, istekleri, hakları konusunda bilgi ediniyoruz. Her petrol alanı için farklı kadınlarla görüşüyoruz, imkânlarımız kısıtlı olduğundan çalıştay yapamıyoruz. Seminerler düzenliyoruz ve oradaki kadınlara bunları anlatıyoruz.

Ayrıca onlarla bir forum yaptık. Forumda sorunlarını anlattılar. Erkekler ve kadınlar hakkında görüşlerini, bizden beklentilerini öğrendik.

Kadınlara yönelik bir yayınınız var mı?

Birliğimizin ‘Petrol İşçilerinin Sesi’ adlı dergisinin bir sayfası kadınlara ait. Bu sayfada ofisimizin çalışmalarını yansıtıyoruz. Katıldığımız konferans ve çalıştayları anlatıyoruz.

Irak’ta kadın olmak nasıl?

Irak’ta kadınlar bilinçlenmeye ve içinde bulunduğu durumu öğrenmeye başladı. Fakat hâlâ gelenekler, görenekler kontrolü sağlıyor. Erkeklerin müdahalesi oluyor. Sendikal çalışmaya özellikle kocasından destek görenler katılıyor, kendilerini geliştirmeye çalışıyorlar, konferanslara geliyorlar. Toplantılara katılarak Irak’lı kadınlara yardım etmek için uğraş veriyorlar. Kısacası bir hareketlenme var.
Irak’lı kadın güçlüdür, örneğin şu anda yerel seçimlere aday olan bazı kadınlara tehditler geldi, 'kendinizi aday göstermeyin' diye. Fakat kadınlarımız ısrar ederek varlığını ıspat etti. Ve devam ettiler, bu sayede daha fazla özgürlük elde ettik.

Türkiye’li kadınlara bir sözünüz var mı?

Aynı dertleri yaşıyoruz, aynı sorunlarla karşı karşıyayız. İsteklerimiz de birbirine benziyor. Sizlerle tanıştığımıza çok memnun olduk. Tam olarak bilemiyeceğim, ama bu kısa süre içerisinde gördüm ki, bizden daha çok özgürlüklere sahipsiniz.

 

Nazaneen Tareq Ali

Irak Kürdistan İşçi Sendikaları Konfederasyonu Çalışan Kadınlar Sorumlusu

"Kadınlara verilen en yüksek görev kurul başkanlığı"

 

Kendinizi tanıtır mısınız? Hangi sendikadan geliyorsunuz, göreviniz nedir?

İsmim Nazaneen Tareq Ali. Irak Kürdistan İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nda Çalışan Kadınlar Sorumlusu'yum. Bütün sektörlerdeki çalışan kadınların sorumlusuyum.

Sendikanızda çalışan kadınların sayısı hakkında bilgi verebilir misiniz?

Erbil kentinde toplam yedi sendika bulunuyor. İki tanesinde kadınların sayısı fazla. Özellikle hizmet sektöründeki sendikalarda kadınların sayısı fazla. Bu sendikalar, otelleri, lokantaları, süpermarketleri ve kuaförleri örgütlüyorlar. bunların ortak bir sendikası var. Tekstil ve dikiş sektöründeki sendikamızda da kadınların sayısı az değil. Bu sendikada, kadınlarla ilgili olarak özel bir komisyon bulunuyor. Dikiş-biçki üzerine çalışanların sayısı az, o yüzden atölye şeklinde çalışıldığı için fabrikadan çok evlerinde iş yapıyorlar. Ulaşım ve ulaşım hizmetleriyle ilgili bir sendikamız da var, taşımacılık ve inşaatla ilgili. Değişik sektörlerle ilgili yedi tane sendikamız var.

Daha önceki yıllarda kadın üyelerimizin sayısı azdı. Fakat son yıllarda bu sendikalar bünyesinde kadın kurulları oluşturuldu. Bu kurulları oluşturduktan sonra sayı artmaya başladı. Daha önce yüzde 5 dersek, şimdi yüzde 25 olduğunu söyleyebiliriz. Ve giderek bu sayı artmaya devam ediyor.

Benim çalışma alanım çok geniş, çok çalışıyorum. Eğitmen olduğum için çok sayıda eğitim kursu da düzenledik.

Ne gibi eğitimler yapıyorsunuz sendikanızda?

Şimdiye kadar 7 kurs düzenledik. Her kursa 25 kadın katıldı. Bunlardan aktif olan üyeleri seçerek sendikaya getiriyorum. Bazıları kadın kurullarında başkanlığa ve başkan yardımcılığına kadar yükseldiler. Seçmiş olduğumuz üyeler, işçilerin yoğun olduğu bölgelere gidiyorlar ve onlarla toplantılar düzenliyorlar. Daha sonra oradaki kadınlardan yeni üyelikler kazanabiliyorlar. Onlardan belirli özellikleri olanları da eğitmen olarak seçiyoruz.

Sendika içerisinde erkeklerle ilişkileriniz nasıl? Kadın olduğunuz için engellemelerle karşılaştığınız oluyor mu?

Bilakis, bizim üyeliğimizi destekliyorlar. Kadın üyelerin artmasından memnunlar. Fakat çaba sarfettiklerini söyleyemem, kendin uğraş vermen gerekiyor.

Kadınların ne gibi sorunları, ne gibi talepleri oluyor sendikalarda?

Sendikal üyelikler kazanılmamasının en önemli sebeplerinden biri fazla bir gelir elde edilmemesi. Örneğin ben gönüllü olarak çalışıyorum. Benim kendi işim var ayrıca. Oradan gerekli geliri elde ediyorum. Kadınlarla ilgili çalışmaları seven biri olduğum için daha çok bu işlere yöneliyorum. Gönüllülüğe dayanıyor biraz. Çünkü bizim sendikamız, hükümetten hiçbir destek almıyor.

Sendika yöneticileri erkek mi?

Evet hepsi erkek.

Onlar herhangi bir ücret alıyorlar mı?

Onlar maaş alıyorlar. Başka işleri yok. Sendikacı onlar.

Peki kadınların yönetici olma ihtimali var mı?

Öyle bir imkân var. Ben kendim de çok fazla istemiyorum, bana simgesel bir ücret vermeyi önerdiler ben de reddetmedim. Arabamın benzinini ancak alabilirim onunla. Yani simgesel bir tutar.

Kadın sekreterliği dışında, maaşlı sendika yöneticiliğine yükselebiliyor mu kadınlar peki?

Şu anda benden başka kimse yok, o çok kolay değil. Her kadın giremez, kocası, babası, annesi izin vermez. Konfederasyonda kadınlara verilen en yüksek görev kurul başkanlığı. Kurul başkanlığından daha yüksek bir görev yok.

Kadınlara yönelik bir yayınınız var mı sendikada?

Evet var, ben de makale yazıyorum. Sadece kadınlara özgü bir dergi değil, çünkü maddi açıdan biraz zayıfız. Ama üzerinde çalışıyoruz. İleride kendimize özgü bir dergi çıkartabiliriz belki, öyle bir hazırlık var.



● Brezilya'da “Ücret Eşitsizliğine Son!” Kampanyası Sayı 30, Nisan 2009

 

Brezilya'da “Ücret Eşitsizliğine Son!” Kampanyası

Çeviren: Gökçe Çataloluk

8 Mart'ta Brezilya Sendika Konfederasyonu CUT, toplumsal cinsiyet temelli ücret eşitsizliğine karşı bir kampanya başlattı. Dünya Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) Kadın Komitesi üyesi ve CUT’ın Kadın İşleri Sorumlusu Rosana Da Silva, eşitsizlik meseleleri, krizin kadın işçiler üzerindeki etkisi ve Brezilya’da kadına yönelik şiddet hakkında konuştu.

Ekonomik ve finansal krizin kadın işçiler üzerindeki etkisi Brezilya’da hissedilmeye başladı mı?

Brezilya’da kadınlar genellikle daha güvencesiz sektörlerde ve enformal ekonomide çalışıyorlar. Kriz bu trendi arttırıyor, o nedenle ilk gözden çıkarılanlar kadınlar oldu. Brezilya’da kültürel olarak hâlâ kadının öncelikli rolünün aile içinde olduğu görüşü hakim dir. Kadın çalışması ikincil çalışma olarak değerlendiriliyor. Erkekler kamusal alana çıkarken kadınların özel alanda, evde bulunmaları gerektiği düşünülüyor. Toplumumuzun derinine işlemiş inançları değiştirmek için zaman gerekiyor. Bu arada en çok kadınlar işlerini kaybediyor. Bazı şirketler gerçekten krizden etkilendikleri için işçi çıkarıyor, bazıları ise krizi işçi sayısını azaltmak için bahane olarak kullanıyor.

Eğitim ve sağlık gibi sektörlerde daha çok kadınlar istihdam edildiği için iktidarın kriz nedeniyle kamu kesimindeki harcamaları kısıtlaması politikalarında en büyük zararı gören kesim kadınlar oldu. Sendikalar geçtiğimiz günlerde merkezi hükümetten sosyal yatırımların kesilmeyeceğine, aksine fazlalaştırılacağına ilişkin güvence aldı, fakat bu söz hâlâ Ulusal Kongre tarafından onaylanmadı. Federal yönetimlerin büyük sosyal bütçeleri de kısıtlamalardan etkileniyor.

Brezilya’da kadınlar ve erkekler arasındaki ücret dengesizliği ne durumda?

Brezilya’da kadınların maaşları erkeklerinkinden ortalama yüzde 30 daha düşüktür. Bu adaletsizlik kadınların maaşının hane gelirine “ek” olduğu fikrinden kaynaklanıyor. Ama ülkede gittikçe artan sayıda kadın evin reisi konumuna geliyor. Sendikalar ve toplumsal hareketler bu algıları değiştirmek gerektiğinin farkındalar. CUT, bu yıl Dünya Kadınlar Günü'nde ücretler arasındaki uçurum sorununa da işaret eden bir kampanya başlattı. Sendika bu konuda zaten 1995-1996’da bir kampanya örgütlemişti. Ama bu seferki daha uzun süreli bir kampanya. Kampanya sırasında analık-babalık haklarının korunması, kürtaja ilişkin hukuki düzenleme ve sendikaların karar mekanizmalarında kadın sayısının artırılması meselelerine de dikkat çekilecek.

CUT’da kadınların temsil oranı nedir?

CUT üyelerinin aşağı yukarı yüzde 40'ı kadındır, fakat üstteki 25 yönetici arasında sadece 6 kadın var. Bütün toplantılarda en az yüzde 3 oranında kadının katılması gerekiyor, fakat uygulamada en fazla kadın sayısı ancak bu kadar oluyor.

Kadınlara yönelik şiddetle savaşmak ITUC’un önceliklerinden biri. Bu bağlamda Brezilya’da durum nedir?

2004’te kadınları genel anlamda şiddetten koruyan bir yasa çıkartıldı. Psikolojik istismardan cinayete, kadınlara yönelik şiddetin çeşitli biçimleri ülke çapında tartışılıyor. Brezilyalı erkekler kadınları kendi malları gibi görüyorlar, bu da pek çok trajik sonuca yol açıyor. Mesela 2008’de 16 yaşında bir kız, São Paolo’daki evinde, kendisini terk etmek istediği için, erkek arkadaşı tarafından günlerce hapis tutuldu. Daha sonra da öldürüldü. Uruguay’a sınır komşusu olan Santo do Livramento adlı kasabada ev içi şiddet çok yaygın ve kadın cinayeti işleyenler Uruguay’a kaçıyor, Uruguay'da cinayet işleyenlerse Brezilya'ya kaçıyorlar. Buradaki kadınlar sınırın iki tarafındaki suçluların adalet önüne çıkarılması için bir protokol yaptırtmaya çalıştılar. Brezilya ve Uruguay’daki sendika konfederasyonları 8 Mart'ta bu durumu kınamak için harekete geçti ve kadınları koruyan bir yasal düzenleme talep ettiler.

İşyerinde cinsel ve psikolojik taciz, bütün sektörlerde çok yaygın. Bu sorunlarla mücadele etmek çok güç: Kültürel meseleler bir tarafa, tacize uğrayan kadınlar hedef alınmaktan korkuyorlar ve eşlerinden utanıyorlar.

Sendika onlara yardım etmek için ne yapabilir?

Bu konu üzerinde konuşmak, bilgilendirmek, sorunları bildirecek cesareti vermek, psikolojik ve hukuki destek sağlamak... Tüm sendikalarımız bu hizmetleri sunuyor. Yakın bir tarihte CUT tarafından desteklenen bir kadın bir taciz vakası bildirdi, dava açıldı ve kazanıldı. Sendika durumu somut ve açık bir biçimde ortaya koydu ve kadının kamuya kötü bir şekilde teşhir edilmemesi için çalıştığı şirket gerekli önlemleri aldı, tacizi yapan kişiyi açığa aldı. Fakat bu tür örneklere ender rastlanıyor, zira kadınların çoğu tacizi bildirmeye cesaret edemiyorlar.

Biz bu kampanyayı, ister işte ister başka bir yerde, kadınlara karşı şiddetin kınanması ve sendikaların kadınların kendilerini korumalarına yardımcı olduğu bilincinin yerleşmesi için yapıyoruz. Bir kadının tek başına tacizi açıklaması ve adalet araması zordur, ama hiç de kolay olmayan bu süreçlerde kendilerine yardım edildiğini ve desteklendiklerini düşünürlerse başarabilirler.

ITUC ilk Dünya Kadın Konferansı'nı 19-21 Ekim 2009'da Brüksel’de topluyor. Sizin bu etkinlikle ilgili beklentileriniz neler?

Biz sadece işyerinde değil, sendikal harekette de kadınların karşılaştığı bütün eşitsizliklerle savaşmak gerekliliğinin altını çizen bir karar bekliyoruz. İster ev içi şiddete, ister ücret eşitsizliği ya da başka türlü istismarlara ilişkin olsun, bu tür kararlar hükümetlerimize baskı yapabilmemiz için bize güç veriyor. Davamızın yalıtılmış olmadığını, dünya çapında bir kampanyanın bir parçası olduğumuzu gösteriyor.

Brezilya Amazonları'nda, Belém’de yapılan Dünya Sosyal Forumu'na katıldınız. Forum sizde nasıl izlenimler bıraktı?

Forum’u Belém’de yapmak, katılımcıların dikkatini iklim değişikliğine çekti. Kriz tartışmaları, dünyadaki her sendikanın ve sivil toplum kuruluşunun bu durumla doğrudan bağlantısı olduğunu gösterdi. Krizin sonuçlarıyla savaşabilmek için dünyanın her tarafındaki işçilerin daha büyük bir birlik oluşturması gerektiğini ortaya koydu. Bu krizin uzun süreceğini, sorumlusunun da işçiler olmadığını herkes biliyor artık. Bu, bizim emek değerine ve katılımcı demokrasiye saygı gösteren başka bir toplum modeli kurabilmek amacıyla küresel kapitalist sistem hakkında düşünmemiz için doğru bir zamandır.

Röportaj: Samuel Grumiau ve Mathieu Debroux



● Sendikalı kadınların uluslararası buluşması Sayı 34, Şubat 2010

 

ICEM Türkiye Ulusal Projesi 3. Semineri “Kadın Örgütlenmesi ve Sosyal Diyalog” 15-16 Aralık 2009 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirildi

Sendikalı kadınların uluslararası buluşması

Petrol-İş Sendikası’nın dünya örgütü Uluslararası Kimya, Enerji, Maden ve Genel İşçi Sendikaları Federasyonu ICEM’in düzenlediği Türkiye Ulusal Projesi’nin üçüncüsü olarak gerçekleştirilen “Kadın Örgütlenmesi ve Sosyal Diyalog” semineri Türkiyeli ve Avrupalı kadın sendikacıları biraraya getirdi.

Selgin Zırhlı Kaplan

Sendikamız Petrol-İş’in dünya örgütü ve aynı zamanda en fazla üye sendikaya sahip federasyon olma özelliği taşıyan ICEM’in (Uluslararası Kimya, Enerji, Maden ve Genel İşçi Sendikaları Federasyonu) Hollanda Sendikalar Konfederasyonu FNV, onun uluslararası işbirliği örgütü FNV-Mondial ve FNV-Bondgenoten sendikalarıyla birlikte düzenlediği, toplam 11 seminerden oluşması planlanan iki yıllık Türkiye Ulusal Projesi’nin üçüncü semineri “Kadın Örgütlenmesi ve Sosyal Diyalog”, Türkiye’deki ICEM üyesi sendikaların katılımıyla, 15-16 Aralık 2009 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirildi.

Seminer’in ilk günü Türkiye’deki sendikalar adına, hoşgeldiniz konuşmasını yapan Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, sendikaların küresel düzeydeki işbirliklerinin gerekliliğine vurgu yaparak Petrol-İş Sendikası’nın örgütlenme konusuna özel bir önem verdiğini belirtti. “Günümüzde üretimin küreselleşmesiyle birlikte, sendikaların küresel düzeyde işbirliği ve dayanışması çok önem arz ediyor. ... Yaptığımız her mücadelenin mutlaka küresel dayanışma ve işbirliği boyutunu da geliştirmek zorundayız.” dedikten sonra, sendikaların gücünün ve etkinliğinin doğrudan üye sayısıyla ilişkili olduğunu vurgulayan Öztaşkın, örgütlenmede yeni yöntemlerle yeni stratejilerin bulunması gerektiğini, çalışanların en hareketli kesimini oluşturan gençlerin ve kadınların sendikal mücadeleye aktif bir şekilde katılımının sağlanması gerektiğini söyledi. Sözlerini “Kadınların sendikalara aktif katılımı hem demokratikleşme, hem de sendikaların örgütlenmelerine çok ciddi katkılar koyacağına inanıyoruz. Kadınların ailede, iş yaşamında, sokakta ayrımcılığa maruz kaldıklarını hepimiz biliyoruz bunlar negatif olarak hem iş yaşamına hem sendikal mücadeleye yansıyor.” şeklinde sürdüren Mustafa Öztaşkın, daha sonra Düzce’de başlatılan “Sendikalı Ol” kampanyasıyla örgütlenmede klasik yöntemin dışına çıkıldığını belirterek kampanyayla ilgili ayrıntıları paylaştı.

Mustafa Öztaşkın’ın ardından söz alan ICEM Kimya ve Lastik İşkolları Sorumlusu, Kemal Özkan, kısaca ICEM’i tanıtarak yürüttüğü faaliyetlerden sözetti ve seminerin amacına değindi. Kemal Özkan’dan sonra ICEM Kadın Bölümü Sorumlusu Carol Bruce, Küreselleşme; Örgütlenme ve Sosyal Diyaloğa İlişkin Uluslararası Araçlar ve Mekanizmalar; Küresel Kriz ve Kadın İşçiler Üzerine Etkileri; ICEM’in KAdın Çalışmaları konularıyla ilgili sunumunu gerçekleştirdi.

Tes-İş, Belediye-İş, Türkiye Maden-İş, Petrol-İş, Çimse-İş, Kristal-İş, Genel Maden-İş, Selüloz-İş, Lastik-İş, Tümka-İş, Dev Maden-Sen, ESM, Türk Enerji-Sen, Türk Tarım Orman-Sen sendikalarından yönetici, üye, temsilci düzeyinde kadın ve erkek katılımcıların yer aldığı seminerde herkesten tek tek kendilerini tanıtmaları ve yapmaktan hoşlandıkları şeyleri ve kendilerinde beğendikleri yönleri anlatmaları istendi.

Tartışma bölümünde söz alan Petrol-İş Sendikası Genel Örgütlenme ve Eğitim Sekreteri Nimetullah Sözen, erkek egemen bir toplumda yaşadığımıza vurgu yaptıktan sonra “İktidarı kimse paylaşmak istemez, erkekler de iktidarlarını paylaşmak istemiyorlar, o nedenle kadınların bir araya gelerek güçlenmesi, kendi haklarına sahip çıkması gerekir… Bu sendikalarda da, başka alanlarda da böyledir. Kadın özgür olmadan, toplum özgür olamaz.” dedi.

Seminerin ilk günü, öğleden önce Lastik-İş Sendikası Eğitim ve TİS Dairesi Müdürü Üzeyir Ataman’ın Türkiye’de Sendikal Hareket konulu sunumuyla devam etti. Öğleden sonraki oturumda ise Petrol-İş Kadın Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Necla Akgökçe Sendikalarda Kadınların Durumu’yla ilgili bir sunum gerçekleştirdi.

Değişik Ülkelerde Kadın Örgütlenmesi ve Sosyal Diyalog başlığı altında, farklı ülke örneklerinin ele alındığı bölümde ilk sözü Hollanda FNV Bondgenoten Sendikası’ndan Anja Jongbloed ve Demet Ekinci aldı. Kadınların kendilerinin yönettiği kendi yapıları olması gerektiğini savunan Anja Jongbloed, Hollanda’da kadınların erkeklerden yüzde 20 daha az ücret aldıklarını belirterek, kadınların fırsat açısından erkeklere yaklaşamadığını, kariyerde ilerleme konusunda ise adeta camdan bir tavana çarptığını söyledi. Jongbloed, ayrıca kota ve pozitif ayrımcılık uygulamalarına 90’larda başlayan FNV federasyonunda yönetim kurulunun yarısının kadın olduğunu belirtti. Sendikalarının Hollanda’daki temizlik işçileri kampanyasından söz eden Demet Ekinci ise Avrupa’da kadınların özgür olmadığını, gelecekleri için mücadele etmeleri gerektiğini, en önemlisi de örgütlenme ve direniş deneyimlerinden sonra kadınların eğitilmesi işinin aksatılmaması gerektiğini hatırlattı.

İspanya’dan katılan FIA-UGT Sendikası adına söz alan Montserrat Lopez ve Antonia Martinez ise İspanya’da özellikle şiddete uğrayan kadınların bilgi alma ve etkin sosyal yardım, acil yasal yardım ve ücretsiz destek, çalışma sürelerinin azaltılması ve yeniden düzenlenmesi, işyerini değiştirme, istihdam ilişkilerinin geçici olarak askıya alınması hakları bulunduğuna dikkat çekti. Kadınların büyük mücadeleleri sonucunda, şiddetle ilgili etkin yasaların çıkartıldığını ve bu konuyla mücadelenin sosyal bir sorun olarak ele alındığını belirten Antonia Martinez, ülkenin her yerinden 24 saat aranabilen, uzman kişilerin cevap verdiği bir de telefon hattının tahsis edildiğini hatırlattı. Martinez’in belirttiğine göre dek arayan 74 bin 951 kadının % 68,7’si saldırganla birlikte yaşamak zorunda, yüzde 90,6’sı çocuk sahibi, yüzde 65,2’si üniversite mezunu, yüzde 51,6’sı halihazırda bir işyerinde istihdam ediliyor.

Seminerin ikinci gününde ise Belçika örneğiyle devam edildi. CSC Chimie Energie Sendikası’ndan Isabelle Verhaegen ve Dimitra Penidis, genel olarak Belçika’daki sendikaların mücadele geçmişini ve bugünkü durumunu anlattıktan sonra kadınların örgütlenme deneyimlerini paylaştılar. Aktif üyelerin yüzde 29,73’ünün kadın olduğunu belirten Belçikalı dostlarımız, aktivist kadınların ancak yüzde 12,44’ü oluşturduğunu söylediler ve bu düşük oranları kadınların sendika sorumluluklarıyla aile sorumluluklarını birarada yürütmekte zorlanmalarına, sendikacılığın erkek işi olduğuna inanmalarına ve iki kat fazla çalışmak zorunda olmalarına bağladılar.

Finlandiya’dan katılan Paperiliittoo Sendikası’ndan Paivi Turtiainen ise toplum yararı açısından hem erkeklere hem kadınlara toplumsal cinsiyet bilincinin verilmesi sayesinde “cinsiyet eşitliği”nin neredeyse tümüyle sağlandığını belirttikten sonra Finlandiya’nın kadınlara oy hakkını gerçek anlamda sağlayan ilk ülke (1906) olduğunu, 1907 yılında 200 kişilik parlamentoda 19 kadın milletvekili olduğunu hatırlattı. Ayrıca, Finlandiya başbakanının sendika kökenli bir kadın olduğunu da söyleyen Tartiainen, doğum izninin 105 işgünü olduğunu, buna ek olarak 158 gün ebeveynlik izni bulunduğunu, bunu da hem annenin hem de babanın kullanma hakkı bulunduğunu belirtti.

Ülke deneyimlerinden sonra tartışma ve değerlendirmeler bölümünde katılımcılar sorularını yönelttiler, düşüncelerini paylaştılar.

Daha sonra çalışma grupları oluşturularak yapılan sunumlar ve tartışmalar ışığında Türkiye’deki kadın sorunlarına ilişkin güçlü ve zayıf noktalar, zorluklar ve olanaklar, somut hedefler değerlendirildi.

İki günlük seminer, grup çalışmalarının sonuçlarını sunmaları ve iki günlük çalışmaların özetlenmesi, geleceğe yönelik öneri ve görüşlerin sunulmasıyla son buldu.



● Araç olarak araştırma süreci Sayı 34, Şubat 2010

 

Araç olarak araştırma süreci

Sendikaların örgütlü bulundukları zemini tanımaları çok önemli bunun için sektör araştırmaları yapmaları gerekiyor. Güney Afrika Kimya, Enerji, Kâğıt, Baskı, Ağaç İşçileri Sendikası’nın (CEPPWAWU) örgütçüleri, sendikanın sektöre yönelik tutarlı bir stratejisi olmadığını gördüler. Farklı bir araştırma yöntemi denediler. Bu yöntem sadece araştırmada daha iyi sonuç vermekle kalmadı, işyeri temsilci kadrolarının, dolayısıyla sendikanın da güçlenmesini sağladı.

Etienne Vlok

Petrol işkolundaki yeniden yapılanmada son zamanlarda bir artış gözleniyor. Bu, kısmen, sektördeki kuralsızlaştırma sürecine atfedilebilir. Güney Afrika Kimya, Enerji, Kâğıt, Baskı, Ağaç İşçileri Sendikası’nın (CEPPWAWU) örgütçüleri, sektördeki yeniden yapılanmaya münferit olaylar temelinde yanıt verdiklerini, sendikanın sektöre yönelik tutarlı bir stratejisi olmadığını gördüler. Bu nedenledir ki sendika aktif yönlendirici (proaktif) bir yanıt geliştirmek amacıyla bilgi toplamak için sektör üzerine araştırma yapma kararı aldı.

CEPPWAWU, araştırmayı yürütmek üzere, sendikalara yönelik araştırma, eğitim ve yayın çalışmaları yapan Sendikal Araştırma Projesi (TURP) adlı sivil toplum kuruluşunu seçti. Ne var ki bu sıradan bir araştırma değildi. Genellikle gelip araştırma yapan ve sonra çekip giden “gerilla” araştırmacılar ya da danışmanların tersine, TURP ve CEPPWAWU, bu araştırma sürecini sendikanın üye tabanını güçlendirmek ve örgütsel kapasiteyi geliştirmek için kullandı. Bu yazı bu çalışma sürecini anlatıyor.

Araştırmanın amaçları

CEPPWAWU’nun petrol koordinatörü Sakhiwo Zako sendikanın bu araştırmayla güttüğü ana amacı şöyle açıklıyor: “Sektöre ilişkin sendikal politikaların sadece ideolojiye değil, olgulara da dayanmasını sağlamak için bilgi toplamak istedik.” Bir diğer amaç ise işverenlerin ne yapacağını sendikanın öngörebilmesini sağlamaktı. “Sendikalar genellikle şirketlere tepki vermekle yetiniyorlar. Biz ise kendimizin genel bir yeniden yapılanma politikası olsun istiyoruz.”

Petrol işyeri temsilciler konseyi başkanı Musa Bhengu konuyu şöyle açıyor: “Eskiden, yeniden yapılanmaya genelde içinde bulunduğumuz sektörün somut niteliğini dikkate almadan tepki verirdik. Bu araştırma bu sektörü ve yeniden yapılanmaya giden işverenlerin saiklerini anlamamıza olanak verecek. Yeniden yapılanma sürecinin içinde yer alan işçiyi şirket yönetimiyle eşit konuma getirecek.”

TURP araştırma uzmanı Gary Phillips ve TURP araştırma koordinatörü David Jarvis şunu vurguluyor: “Araştırma şirkette olabilecek değişimin haritasını çıkarmayı ve ilerde olabilecek değişmeleri görmeyi amaçlıyor.” Bir başka amaç ise petrol sektöründe yeniden yapılanan işyerinin niteliği konusunda açık bir anlayış geliştirmekti.

Fakat TURP ve CEPPWAWU araştırmanın ötesinde bir şey yapmak istiyordu: Sektör ve Ulusal Ekonomik Gelişme ve Çalışma Konseyi (NEDLAC) düzeyinde müzakere yürüten sendika kadrolarını yeniden yapılanma sorunlarının üstesinden gelecek bilgiyle donatmak istiyordu. Ayrıca, işyeri temsilcilerinin ve örgütçü kadroların fabrikalardaki ve şirketlerdeki değişim sürecinin küresel ve ulusal bağlamını anlamasını da istiyordu.

Araştırmanın ötesi

TURP, Kanada ulusal sendikal merkezi Kanada Emek Kongresi’nin 1995’teki Teknolojik Değişim Araştırma Programı’ndan (TARP) esinlendi. Phillips ve Jarvis’e göre: “TARP fabrikalardaki teknolojik değişimi araştırmak için işçi araştırmacılardan oluşan ekipler kurdu. Bu ekipler daha sonra raporlar yazdı.” CEPPWAWU ve TURP bu fikirden hareket etti ve işyeri temsilcilerinin araştırmada öncü rolü oynamasını sağlayacak bir proje hazırladı.

Her iki örgüt sendikal kapasiteyi geliştirmenin en iyi yolu olarak bu araştırma yöntemi üzerinde karar kıldı. Araştırma sonucunda elde edilecek bilgileri sendika üyeleri arasında yaymak amacıyla broşürler de yayımlayacaklar.

Phillips ve Jarvis sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sendikaların yaptırdığı araştırmaya sahip çıkmasının önemli olduğu kanısındayız. Bunu sağlamak için sürecin kontrolünü sendikalara vermeniz gerekiyor. Sendikaların sahip çıktığı araştırmanın kullanılma olasılığının daha fazla olduğuna inanıyoruz. Bu yöntem sendikaların işçi denetimi hedefine katkıda bulunuyor.”

Bu araştırma süreci, çok sayıda insana sektör konusunda bilgi sağlayarak CEPPWAWU’nun örgüt olarak güçlenmesini sağladı. Bhengu, bunun sendikanın tek tek kişilere bel bağlamasını asgariye indirdiği, böylece sendikal örgütün kapasitesini geliştirdiği kanısında. Bu süreç sendikaya yapılacak bir araştırmayı nasıl izleyeceği ve değerlendireceğini de öğretmiş oldu.

İşyeri temsilcilerinin rolü

İşyeri temsilcileri araştırma sürecinde hayati bir rol üstlendi. CEPPWAWU ve TURP, işyeri temsilcilerini işçilerin gözü ve kulağı olarak görüyor. Zako yeniden yapılanmanın, sendikalardan uzakta, işyerinde gerçekleştiğini vurguluyor. Phillips ve Jarvis’e göre, temsilcilerin şirketlerini sürekli araştırıyor olması, yeniden yapılanma üzerine kafa yorması ve şirket yönetimine sorular sorması gerekiyor.

Araştırma beş bölgesel atölye çalışmasıyla başladı. Bu çalışma sürecinde, sendikanın endüstriyel yeniden yapılanma koordinatörü ve petrol koordinatörü, işyeri temsilcilerini TURP’a tanıttı, temsilcileri araştırma konusunda bilgilendirdi ve yeniden yapılanma konusunda eğitti. Sendika, ayrıca, temsilcileri temel araştırma ve yazma becerileri konusunda da eğitti.

Temsilciler şirket yöneticileriyle yapılan mülakatlarda TURP araştırma uzmanlarına katıldılar. Böylece, şirket yönetiminden alınan bilgileri teyit etmiş oldular. Temsilcilerin, ayrıca, kendilerine verilen soru formlarıyla araştırma yapması sağlandı.

Temsilci kadrolar sürecin son aşamasına da katıldılar. Araştırmanın nihai taslağı petrol temsilciler konseyine sunuldu. Konsey atlanan noktaları ve bulguların sendikanın stratejilerine nasıl bağlanacağını belirledi. Ayrıca, yeniden yapılanma konusunda bir yaklaşım geliştirmek üzere bir çalışma grubu oluşturdu.

İşyeri temsilcilerinin güçlendirilmesi

Phillips ve Jarvis atölye çalışmalarını yararlı görüyorlar. Çünkü bu çalışma süreci içinde temsilciler sürecin bir parçası oldular, TURP’a güven duydular, şirketleriyle ilgili veri hazırladılar, araştırmacılara yardımcı oldular. “İşyeri temsilcileri araştırmanın konusu değildiler, katılımcıydılar. Hatta bazıları araştırmacıların şirkete gelmesinden önce belgeler hazırladılar. Atölye çalışmasına katılmış ve projenin önemi konusunda bilgilendirilmiş olmasalardı, böyle bir şey yapmazlardı.”

Zako ve Bhengu’nun ortak kanısına göre, bu araştırma temsilci kadroların sektörün ve şirketlerdeki mülkiyet yapılarının küresel niteliğini ve bunun şirket yönetimi üzerindeki etkilerini kavramasına olanak verdi. Zako bunu şöyle açıklıyor: “Petrol işkolu, farklı stratejilere sahip farklı çokuluslu şirketlerin varlığı nedeniyle, dinamik bir sektör. Temsilci kadrolarımızın sektörü anlamasını, şirketlerindeki süreçleri gözlemesini ve olabilecekleri kestirmesini istedik. Temsilciler çalıştıkları şirketlerdeki yeniden yapılanma konusunda yazmalıydılar da. Bu araştırmayla, temsilcilerin şirketlerdeki bilgiyi kullanma becerisini geliştirdik.”

Bhengu’ya göre, sektörün daha iyi kavranması, işçilerin birbiriyle rekabet etmek yerine aralarındaki dayanışmayı güçlendirmesine yardımcı olacaktır. “Shell’deki temsilciler Engen’dekilere olup biteni anlatabilecekti,” diyor Zako. Temsilcilerin sürece katılımıyla, CEPPWAWU ve TURP, konuların atlanmamasını sağladı. Eğer süreci birkaç kişi yönlendirmiş olsaydı, bazı noktalar atlanabilirdi. Bunun nihai raporu daha çok kişinin anlamasını sağladığını da vurguluyor Bhengu. Böylece, yeniden yapılanmayla karşı karşıya kalındığında, raporu daha çok sayıda temsilci kullanacaktır.

Caltex’te işyeri temsilcisi olan Bhengu, sürece katılmakla temsilcilerin güç kazandığını doğruluyor. “Şimdi şirket yönetiminin hareketlerini izlemekte ve bunun işçilerin yaşamı üzerindeki etkilerini kestirmekte daha dikkatli olacağız.”

Referans grubu

Araştırmayı sendikanın yönlendirmesini sağlamak için bir referans grubu kuruldu. Üç işyeri temsilcisi ile iki sendika görevlisinden oluşan grup araştırmaya yön verdi ve politik doğrultu kazandırdı. Araştırma boyunca grup beş kez toplandı. Phillips ve Jarvis bu konuda şöyle diyor: “Grup ilkin, araştırmadan önce, örneklemi, soru formlarını ve araştırmanın niteliğini onaylamak için toplandı. Araştırma sırasında, süreci izlemek ve gerektiğinde yardımcı olmak ve yön vermek için üç kez toplandı. Araştırmadan sonra ise sonuçları ve nihai raporu, örgütün onayından geçmeden önce, görüşmek üzere bir daha toplandı.”

Grup;

* araştırmacılar ihtiyaç duyduğunda belli konulara açıklık kazandırdı;

* soru formlarının hazırlanmasına yardımcı oldu;

* işçilerin anlayabileceği bir dil kullanılmasını sağladı;

* araştırmacıların doğru kişilerle konuşup konuşmadıklarınını kontrol etti;

* bilginin yeterli olmasını sağladı;

* çıkan sorunların çözümüne yardımcı oldu.

TURP temsilciler konseyi başkanıyla her hafta temas halinde olduğu için işçi denetimi de sağlanıyordu. Phillips ve Jarvis’in ortak kanısına göre, CEPPWAWU görevlileri, işyeri temsilcilerinin öncü rolü üstlenmesini sağlayacak biçimde çalıştı.

TURP KwaZulu-Natal temsilciler konseyine geçici bir rapor verdi ve nihai rapor tekrar ulusal temsilciler konseyi tarafından incelendi. Bhengu’ya göre, temsilciler konseyi bir kalite kontrol mekanizması işlevi de gördü. Bu çerçevede, raporun güvenilirliğini sorguladı ve işçiler açısından açıklık taşımayan konulara dil yönünden açıklık kazandırdı. “Bu proje çerçevesinde bilgileri tartışarak araştırmanın sağlam bulgu ve bilgilere ulaşmasını sağlayacağız,” diyor Bhengu.

Başarı

Bhengu, “Araştırmanın başarılı olduğu kanısındayım,” diyor. “Bu araştırma, işverenlerin eylemlerinin ulusal enerji politikası ya da gümrük tarifesi gibi dış faktörlerden etkilendiğini temsilci kadroların anlamasını sağladı.”

Zako da araştırmanın başarılı olduğu kanısında. Çünkü sendika bu sayede sektörde neler olup bittiğini anlayacak. “Araştırma sonuçlarına ilişkin tepkileri almak için düzenlediğimiz atölye çalışmalarında işçiler bulguları teyit ettiler.” Zako temsilciler için bir eğitim süreci işlevi görmesi açısından da araştırmayı başarılı buluyor, temsilci kadroların bilgi ve beceri kazandığını vurguluyor.

“Bir yönden daha başarılı buluyorum,” diye devam ediyor Zako, “CEPPWAWU sektörle ilgili çalışmalarında, şirketlerden gelecek bilgiyi beklemek zorunda kalmayacak. TURP örgütü güçlendirme ve yeniden yapılanmanın sonuçlarını görme konusunda bize yardımcı oldu. İlle de çözüm getirmeleri gerekmedi. Onu bizim yapmamız gerekiyor.”

TURP, süreç açısından, projenin genelde başarılı olduğu kanısında. Phillips ve Jarvis’in ortak kanıları şu: “Referans grubu etkin bir koordinasyon sağladı ve süreci denetledi. Sonuçlar bizi heyecanlandırdı. Raporun sendikanın ihtiyaçlarına uygun olduğu kanısındayız.”

TURP’un rolü

CEPPWAWU’nun TURP’u seçme nedeni, kuruluşun bir süredir sendikalarla çalışıyor olması. Zako’ya göre, TURP sendikanın ihtiyaçlarını dikkate aldı. “Bu nedenle, yeniden araştırma yapmak zorunda kalmayacağız. Çünkü bu araştırma bize gerekli bilgileri sağladı. TURP’un çalışması, profesyonel danışmanlardan farklı olarak, insan merkezli.”

Bhengu bu konuda şöyle diyor: “TURP kadroları sıradan insanları dinlemeye ve onlara ihtiyaçları bağlamında yardımcı olmaya hazır akademisyenlerden oluşuyor. Somut olanakları gösteriyorlar.”

TURP böyle bir araştırma fikrini daha önce birkaç sendikaya açmıştı, ama fikri benimseyen CEPPWAWU (o zamanki adıyla Kimya İşçileri Sendikası, CWIU) oldu.

Phillips ve Jarvis, bu sendikanın önerilen projenin değerini fark ettiğini, böyle bir kapasitesi olduğunu vurguluyor. Sendika böyle bir araştırma projesini gerçekleştirebilecek durumdaydı, çünkü sadece yeniden yapılanma konularına odaklanacak, zamanının büyük bir bölümünü projeye verebilecek bir koordinatör istihdam ediyordu.

Avantajlar

Phillips ve Jarvis, araştırmanın bu şekilde yapılmasının araştırmacıların genellikle karşılaştığı birçok sorunun aşılmasını sağladığı kanısında. Şu örnekleri veriyorlar: “Bu bir sendika projesi olduğu için fabrikalara girebiliyorduk. Şirketler yöneticileriyle mülakat yapmamıza izin vermek zorundaydılar. Araştırma sendika adına olduğu için işçiler de katılıyorlardı. Nihayet, sonuçlar konusunda sendikayı ikna etmek gerekmiyordu, çünkü sendika kadroları araştırmaya katılıyordu.”

Dersler

CEPPWAWU açısından bu araştırma ideolojik yönden önyargılı değildi, olguları saptamaya yönelikti. Zako’ya göre, sendika araştırmayı kendi başına yapsaydı, sonuçlar önyargılı olabilirdi. Bu proje çerçevesinde hem işçilerle hem şirket yöneticileriyle mülakatlar yapıldığı için, sonuçlar sendika için çok yararlı oldu. Bu proje sadece sendikanın değil, işçilerin de kendi görüşlerini ifade etmesine olanak sağladı. Zako bunu şöyle açıklıyor: “Sözgelimi sendika üretimde ekip çalışmasına karşı, ama üyelerimizden bazıları ekiplerin bulunduğu bir ortamda çalışıyorlar. Bu durumda ekiplere katılmak zorunda kalıyorlar. Güçlü politikalarımız olabileceğini, ama eğer ekipler varsa, o işleyişi kontrol etmek için mevcut politikalarımızı değiştirmemiz gerektiğini öğrendik.”

Sendika ekipler hakkında bir hayli bilgi topladığı için, ekiplere katılım konusunda yeni bir tartışma açtı. Bhengu’ya göre, “Bu araştırma, sendikanın politikalarını gözden geçirmesini gerektiren alanları ortaya çıkardı. Sendikanın buradan çıkardığı ana ders şudur: Araştırma katılımcı ise ihtiyaca daha uygundur.”

Öneriler

Zako’ya göre, bir sendika araştırma yapmadan önce ne istediğine ve neye yanıt vereceğine karar vermelidir. “Genel politik beyanlara değil, sadece somut noktalara yanıt verebilirsiniz. Bizim olayımızda yeniden yapılanmanın gerçekleşmekte olduğu somut bir sektör söz konusu.”

Zako, diğer sendikaların da, maliyeti ne olursa olsun, işçileri araştırma sürecine katmasını öneriyor ve ekliyor: “Temsil ettiğiniz insanların katılımını sağlayın. Araştırmanın yapıldığı alandan gelen insanların soruları kaleme almasına olanak sağlayın. İşçilerin eleştirel davranmasına izin verin. Unutulmamalı ki işin yapıldığı yerde onlar var.”

Zako sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sendikaların ,araştırma sürecini demokratikleştirmesi gerekiyor. Maliyeti ne olursa olsun, bu işin sadece genel merkezle sınırlı kalmamasını sağlamak gerekiyor. Araştırmacılarla etkileşecek bir referans grubu kurun. Ulusal Temsilciler Konseyi danışma grubu işlevi görsün. Taslakları onlara sunun. Araştırmanın bağımsız olması ve eksiklerimizi ortaya koymasından korkmamak gerekiyor. Sendika ancak o zaman bilgiye dayalı kararlar alabilir.”

Bhengu ise bu sürecin sendikalar açısından şu dersleri içerdiğini düşünüyor:

* Süreci işçilerin katılımını sağlayacak şekilde geniş tutun, çünkü güncel bilgi onlardadır.

* Şirket yönetiminin görüşlerinin süreçte yer almasını sağlayın, çünkü bu sayede sendika şirket yönetiminden gelebilecek direnci öngörebilecektir.

* İşçilerin referans grubuna katılımını sağlayın.

Phillips ve Jarvis araştırmaya katılacak kuruluşların sendikanın ritmine ve hedeflerine uygun çalışmaya hazır olması gerektiğini vurguluyor. Bu kuruluşların, ayrıca, sendikada bir araştırma kapasitesi oluşmasına katkıda bulunması da gerekiyor.

Temsilci danışmanlar

Sektör ya da bir şirket konusunda araştırma yapılması gerektiğinde danışmanlara başvuruldu. Bu proje gösterdi ki bir sektör konusunda en nitelikli uzmanlar işçilerdir. Çok az insan sektörü ve sorunlarını o sektörde her gün çalışan insanlardan daha iyi bilir. Bu yöntem sadece araştırmada daha iyi sonuç vermekle kalmadı, işyeri temsilci kadrolarının, dolayısıyla sendikanın da güçlenmesini sağladı. Sendika kadroları mevcut bilgi ve becerilerinin yanı sıra yeni uzmanlık bilgi ve becerileri kazandılar.

TURP projenin kontrolünü sendikaya bıraktığı için proje başarılı oldu. Projenin gündemi, akademik raporlar hazırlamak değil, sendikaya hizmet vermekti.
 



● Gerçek eşitlik istiyoruz Sayı 36, Ağustos 2010

 

Gerçek eşitlik istiyoruz

Uluslararası toplantılar sendikalardaki kadın çalışmaları açısından kimi zaman öğretici oluyor...Avrupa Sosyal Forumu (ASF) için Türkiye’de bulanan ve sendikamızı ziyaret eden Belçika Genel Hizmet İşçileri Federasyonu’nun (FGTB) Toplumsal Cinsiyet Komisyonu’nda çalışan Murielle Frenay’la oralardaki kadınları ve kadın çalışmalarını konuştuk.

Kendinizi tanıtır mısınız, hangi sendikadan geliyorsunuz ve sendikada ne tür bir görev yapıyorsunuz?

İsmim Murielle Frenay, Belçika Genel Hizmet İşçileri Federasyonu (FGTB)’den geliyorum. Temizlik İşleri ve Kuaförler Sendikası Liege Bölge Sekreteriyim. Aynı zamanda sendikanın Toplumsal Cinsiyet Komisyonu’nda da çalışıyorum. Üyelerimizin büyük bir bölümünü ev-içi hizmetlerinde çalışanlarla, kuaför, yıkayıcı, temizlik görevlileri oluşturuyor ve bunların çoğu da kadın. Avrupa Sosyal Forumu için İstanbul’a geldik. Sendikamız 10 yıldır sosyal foruma katılıyor, bu bizim için bir gelenek haline geldi artık. Sosyal forumda başka ülkelerin sendikalarıyla tanışıyoruz, onlarla bir ilişki ağı kurmaya çalışıyoruz.

Kadın üye sayılarınız hakkında bilginiz var mıydı?

Sendikamızda toplam olarak 1 milyon 200 bine yakın üye var, bunların ne kadarının kadın üye olduğunu söylemek zor... Yani toplamda kaç kadın olduğunu bilemiyorum. Ama bizim bölgemizde üyelerin yüzde 39’u kadın. Fakat bu rakam hizmet işkolu için böyle inşaat, güvenlik kimya gibi diğer sektörlerde ne kadar kadın çalışıyor, onu bilmiyorum.
Genel olarak federesyonda ve özel olarak sizin sendikanızda, kadınların sendika içinde temsil oranı nedir?

Son yıllarda sendika içinde kadınların durumu daha iyi. Şimdi, genel merkezde, her bölgede, her şubede, bir kadın büromuz var. Ve sendika genel başkanımız da bir kadın. Beş yıldır bu görevi yürütüyor. Bölge yönetiminlerine gelince. Bölgeye göre değişiyor, her bölgede yarı yarıya bir temsilden bahsetmek mümkün değil ama kadınların temsili eskiye göre çok daha iyi.

Sendika içinde ayrı bir kadın örgütlenmesi var mı?

Sendikamızda bir kadın komisyonu var. Bunun başkanı tabii ki kadın...Bir de günlük olarak bu meseleyi çalışan kişiler bulunuyor. Konferanslar, eğitimler, eşitlik ve toplumsal cinsiyet konusunda atölyeler düzenleyen bir komitemiz bulunuyor. FGTB’den bir grup kadın, bu komitenin kararı doğrultusunda Dünya Kadın Yürüyüşü Avrupa toplantısına ve yürüyüşüne katılmak üzere İstanbul’a geldi.

Sendikanın kadın politikası nasıl belirleniyor?

Kadın komisyonu toplumsal cinsiyet meseleleriyle ilgili güncel çalışmalar yapıyor. Konferanslar oluyor burada meseleler tartışılıp, politikalar oluşturuluyor ve bu çalışmalar kongreye sunuluyor. Bütün kadınlar bölgelerde meseleleleri bu şekilde tartışılıyor. Kadınlara ilişkin kararlar kadın komisyonunun önerileri doğrultusunda alınıyor. İki ya da dört yıl içinde ne tür çalışmalar yapılacağı kongrede karara bağlanıyor.

Yönetici bir kadın olarak erkek yöneticiler ile sorunlarınız oluyor mu?

Kadınlarla erkekler arasında toplumsal cinsiyet konusunda bir tartışma elbette var ama büyük bir çatışma değil bu. Bizim açımızdan daha problematik olanı, kadınlar arasındaki çatışmalar. Bu çatışma komisyondaki yaşlı kuşakla daha genç kuşak arasında cereyan ediyor. Biz birbirimizi anlayamıyoruz. Önerilerimiz, taleplerimiz aynı değil.

Ne tür bir tartışma bu?

Tartışma kadın değerleriyle ilgili değil. Kadınların erkekler kadar çalışıp, onlar kadar ücret almalarıyla ilgili değil. Bu noktada hemfikiriz. Kavganın vizyonu ile ilgili olarak birbirimizle çatışıyoruz. Eski kuşak çok radikaldi, çünkü öyle olmak zorundaydılar. İhtiyaçlar bunu gerektiriyordu. Ama bugün çok gelişme kaydedildi ve durum değişti. Eski kuşak erkeklerden uzak duruyor, her şeyi kadınlar arasında halletmek istiyor. Erkekler tartışmaya alınmıyor. Feminizm sadece kadınlara ait bir şeydir, diye düşünüyorlar. Biz farklı bakıyoruz. Biz, eşitliği daha etkin kılmak istiyoruz ama erkekler için de. Erkek ve kadın aynı olanaklara, aynı fırsatlara, aynı statüye sahip olmalıdır. İşyerinde, ailede, genel olarak da hayatta. Çocukları olduğunda erkekler de babalık izni almalıdır. Eskiden durum daha kötüydü ama o zamanlar geçti. Şimdi istediğimiz her şeye sahibiz. Kadınları hedef alan bir çalışma o zaman faydalı olmuş olabilir ama şimdi durum değişti... Biz gerçek eşitlik istiyoruz.
 



● Avusturya Sendikalar Konfederasyonu (ÖGB) Kadın Komisyonu Başkanı Brigitte Ruprecht: Ücret şeffaflığını savunuyoruz Sayı 37, Aralık 2010

 

Avusturya Sendikalar Konfederasyonu (ÖGB) Kadın Komisyonu Başkanı Brigitte Ruprecht:

Ücret şeffaflığını savunuyoruz

Uzun süredir kadın çalışmaları yapılan ÖGB’de, kadınlar yeteri kadar temsil edilebiliyor mu, kadın talepleri sendikanın genel politikalarına yansıtılabiliyor mu? Konuya Avusturya Sendikalar Konfederasyonu (ÖGB) Kadın Komisyonu Başkanı Brigitte Ruprecht açıklık getiriyor.

Avusturya Sendikalar Konfederasyonu (ÖGB) 1.2 milyon üye ile ülkenin en büyük konfederasyonu. ÖGB kadın işçi konusunu ilk gündeme getirilen üst kuruluşlar arasında yer alıyor. Kadınların farklı çıkarları doğrultusunda örgütlenmesi meselesi 1945 yıllarında konfederasyonun gündemine geldi. 1957’de tüm eyaletlerde kadın komisyonları kuruldu, 1959’dan itibaren ise konfederasyona bağlı sektör sendikalarının yarısında kadın yapıları oluşturulmuştu. Merkezi hiyerarşik örgüt kültürü içinde kadın yapıları erkeklerin kontrolünde çalışıyordu. Kadın araştırmacıların büyük bir bölümü bu kontrolün hâlâ sürdüğünü söylüyorlar. 1979 yılında ikinci feminist dalgayı takiben sendikaların kadın politikalarında da değişiklikler oldu. ÖGB merkez yönetiminde bir kadının bulunması zorunlu hale geldi. Ama sendikanın üç kişilik merkez yönetim kurulu üye sayısı 6’ya çıkarılarak kadınların temsil gücü zayıflatıldı. Konfederasyonda şu anda bir kadın komisyonu mevcut. Kadın komisyonu başkanı aynı zamanda merkez yönetiminde de yer alıyor...Ama sendikada görev yapan bazı kadınlar, kadın komisyonun 1970’li yılların ilk yarısındaki fonksiyonunu yitirerek, sendikal bürokrasinin bir parçası haline geldiğini bunun konfederasyon içindeki kadın çalışmalarını sekteye uğrattığını söyleyip, yeni bir yapı önerisinde bulunuyorlar. Nitekim ÖGB içinde imalat sektöründeki sendikaları bir araya getiren, bir yıl önce kurulan PRO-GE isimli sendikal birlik içinde, birliğin kuruluşundan itibaren sendikal örgütlenmeye paralel, kadınların kadınları seçtiği bir kadın örgütlenmesi deneyimi uygulamaya konuldu.

Avusturya kadın internet gazetelerden dieStandard’dan Sandra Ernst-Kaiser’in bir yıla yakın bir zamandır ÖGB Kadın Komisyonu Başkanlığı görevini yürüten Brigitte Ruprecht’la bir söyleşi yaptı. Aynı zamanda ÖGB Merkez Yönetim Kurulu üyesi olan Ruprecht’in cevaplarından yapılan çalışmaların hangi düzeyde olduğunu, Avrupa sendikalarında hakim sosyal diyalog yönteminin kadın çalışmalarını nasıl etkilediğini, yani kadın çalışmalarının nasıl ehlileştiğini görmek mümkün...

Ücret eşitliği 1945 yılından beri ÖGB’nin temel talepleri arasında yer alıyor. Uzun süreden beri de federasyon içinde bir kadın örgütlenmesi var. Ama ÖGB kadın bölümünün talepleri sendika programlarına çok sonraları yansıdı. Kadınların çalışma yaşamı gerçeklerini yansıtan talepler hep işitilmedi. Bu ebedi sözü özüne uymama hali için bir alternatif mümkün mü?

Müzakare alanımızda bıkmadan taleplerimize dikkat çekmeye çalışıyor ve daima temel çalışma haklarımızı gündeme getiriyoruz. Bize kulak verilmediğini düşünmüyorum. Kadınlar için 1300 Euroluk asgari ücret talebimizin toplu sözleşmelere girmesini sağladık. Sendikaların kolektif sözleşme partnerleriyle pazarlık ederek bu sözlerini yerlerine getirmek için çalışacağını düşünüyorum.

Bu geçmiş yıllardan gelen ücret farklılıklarını kapattı mı?

Şu anda makas kapanmadı. Bu yılın 29 Eylül’ü itibariyle böyle bir çalışma başlattık. Bir şey söylemek için daha çok erken. Aynı şekilde ücret şefaflığını (Ücretlerin kamu oyuna açıklanması. Ücret seffaflığı kadın ve erkek üyeler arasındaki ücret farklılığını gösterdiği için feminist gruplar tarafından ileri sürülür genel olarak) savunuyoruz bu da en başta gelen taleplerimiz arasında yer alıyor.

Bu durum niye sadece büyük işletmeler için geçerli?

Bizim talebimiz 25’ten fazla işçi çalıştıran tüm işyerleri için ücret şefaflığıydı. Endüstriyel birlikler elbette şefaflığa karşılar. Ama bizim taleplerimiz bunun ötesine de gidiyor. Burada uzlaştığımız başka bir noktayı da söyleyeyim. Kademeli olarak 2014 yılından itibaren 150 kişiden fazla işçi çalıştıran yerlerin kârlarını açıklamasını da istiyoruz.

Pek de onay görmeyen böyle bir tedbir anlamlı mı sizce?

İşletmelerin o kadar kolay yan çizemeyeceklerini düşünüyorum. Kârlarını açıklamadıkları takdirde kendileri hakkında oluşacak negatif imajdan çekineceklerini düşünüyorum. O kadar basit değil. İşletme konseyi üyelerini de hakların takibi konusunda elbette uyaracağız. Biz bir sorun çıktığında onu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Yani parmağımız daima kanayan yaranın üstünde olacak.

Siz de sosyal diyaloğun temel sloganını atıyorsunuz; uzlaşma. Sendikalar bu kadar uzun zamandır başka strateji geliştiremediler mi?

Biz Avusturya’da grevi, direnişi en son kullanılacak araç olarak görüyoruz. Temel stratejimiz daima masa başında anlaşmaya varmak. Sosyal partnerler olarak anlaşmanın ötesinde hiçbir seçeneğimiz yok bence. Birlikte yaşayabilmenin çözümlerini arıyoruz. Çünkü en iyisi bu. Sorunu işaret edip tekrar ve tekrar konuşup, tartışıyoruz. Bazen iyilikle bazen de o kadar da iyi olmadan.

ÖGB içinde eski erkek egemen yapılar hâlâ varlığını sürdürüyor, bununla nasıl başediyorsunuz?

ÖGB bir erkek birliği olmak zorunda değil. ÖGB’de farklı grupların özgür çıkarları da temsil ediliyor. Biz bütün grupların yeterince temsil edilmesi ve tüm üyelerimiz için en iyi olana ulaşmak için çabalıyoruz. Sendika üyelerinin üçte biri kadın. Kadınların sendikal organlarda temsili için kota düzenlemesini gerçekleştirdik. Şu anda temsiliyet seviyesi açısından çok üst bir seviyede değiliz. Hatta kotanın en alt seviyelerindeyiz. Ama kadınların hakları için çalışıyoruz, eşit temsil bizim temel hedeflerimizden biri.

Sendikada kadın temsilinin artması için neler yapıyorsunuz?

Bir reklam kampanyası hazırladık. Devamlı işyerlerini ziyaret ediyor sokak eylemleri ve kampanyalar düzenliyoruz.

ÖGB içinde toplumsal cinsiyet çalışmalarından bahsediliyor. Ama Tarzan ve Jane isimli bir propaganda materyeline rastladım. Başındaki resimde elinde ok ve yay bulunan yarı çıplak bir kadın vardı. Toplumsal cinsiyet broşüründe kadın bedeni nasıl böyle kullanılabilir?

Evet, bazen biz de yanlış yapıyoruz. Bizim için bu broşürleri yapan sanatçının özgürlüğüne müdahale edemiyoruz... Ben de ikiye bölünüyorum esasında.

Sosyal diyalog anlayışı kadın politikasını sınırlayıp onları görünmez kılmıyor mu?

Yok ben kendimi sınırlanmış gibi hissetmiyorum. Tam tersi, MYK üyesiyim ve orada devamlı açık açık tartışıyorum. Kendimi bütünün bir parçası olarak görüyorum. ÖGB içindeçok temel bir çalışmayı gündeme getirdiğimizi düşünüyorum. Diğer taraftan bizim kadın uzmanlarımız da var onlardan yararlanıyoruz.

Erkekler kulübü ÖGB’de siz bir aydınlanmacı olarak yer alıyorsunuz yani?

Elbette her gün belli sorunlarla karşı karşıya kalmasam daha sonra belli şeylere karşı bir bakış açısı geliştiremem. Ben bunu bizim güçlü yanımız olarak değerlendiriyorum. Farklı alanlardan olanlar yan yana geliyor ve kendi çalışma yaşamlarını anlatıyor.

Ama kolektif pazarlık süreçlerinde kadınlar hâlâ temsil edilmiyorlar. Buradan hareketle kadınların çalışma ilişkilerini nasıl takip edebiliyorsunuz?

Her toplu sözleşmede orada bulunmuyorum. Ama geçenlerde toplu iş sözleşmelerinde olası ayrımcılıkları tespit edecek bir proje başlattık. Bu amaçla bir çalışma grubu kurduk. Kadın çıkarlarının toplu sözleşmelere yansımamasında iki tarafın da suçu var. (Çeviren: N.A.)
 


 

 



● Bizde doğum izni, İsveç’te ebeveyn izni Sayı 37, Aralık 2010

 

Bizde doğum izni, İsveç’te ebeveyn izni

Biz hâlâ doğum izni, süt izni, adet izni vs. kadınlara (sırf kadın oldukları için) tanınan “ayrıcalıklar”ın kadını işyerinde gerilettiğini, kariyeri önünde engel oluşturduğunu tartışırken, çok da örnek göstermek istemediğimiz Avrupa ülkelerinden bazılarında doğumun sadece kadına ait bir süreç olmadığı, kadınla erkeğin bu konuda eşit yükümlülükleri olduğu gerçeğinden hareket ediliyor.

Selgin Zırhlı Kaplan

Her ne kadar, ülkemizde de Avrupa Birliği’ne uyum süreci kapsamında bazı değişikliklere gidilse de, çalışan kadınların pekçok hakkı hâlâ yasa tasarısı haline gelmiş değil.

Türkiye’de, 4857 Sayılı İş Kanunu’na göre doğum izni doğumdan önce 8 hafta ve doğumdan sonra 8 hafta olmak üzere toplam 16 hafta. Çoğul gebelik halinde doğumdan sonraki süreye 2 hafta daha eklenince 18 haftaya çıkıyor.

Bu izin sadece annelere ait ve babalarla paylaşılamıyor. Ücretsiz izin ise hâlâ yasalarda 6 ay olarak geçiyor. Türkiye’de de ebeveyn izninin uygulanacağı söylentileri var, ama yasa haline gelmesi için daha epey yol alınması gerekiyor sanırım.

Dünyada ebeveynlik hakları en çok merkez Avrupa ülkelerinde veriliyor. Örneğin Çek Cumhuriyeti’nde anneler, her çocuk için 3 yıl evde kalma hakkına sahip. Doğum (annelik) iznini 2, 3 veya 4 yıl olarak kullanmaya karar vermek onlara bırakılmış. Ayrıca bu izni anne yerine babanın kullanması imkanı da var. Tüm bu süre boyunca anneler devlet güvencesi altında. Benzer bir model, Avusturya’da da geçerli, anneler 1 ila 3 yıl evde kalmaya karar verebilirler. Slovakya’da ebeveynlik izni 3 yıl, engelli çocuklar için bu süre 6 yıla çıkıyor. Çocuk doğduktan sonraki iki yıl için ayda 256 Euro, iki yıldan sonra ayda 165 Euro devlet yardımı ödeniyor.

Ebeveynlik haklarının en fazla sağlandığı ülke İsveç. Çalışan tüm ebeveynler, dünyaya getirdikleri her çocuk için -en az iki ayı baba tarafından (veya İsveç’te kullanıldığı tabirle azınlık ebeveyni tarafından) kullanılmak üzere, bazı durumlarda anne ve babaya eşit bölüşülmesi şartıyla- 16 ay ücretli izin hakkına sahip, masraflar devlet ve çalışan arasında eşit olarak paylaşılıyor. Norveç’teki uygulama da İsveç’tekine çok benziyor. Estonya’da anneler 18 ay ücretli izin hakkına sahip. Bu süre, doğumdan 70 gün önce başlıyor. Doğumdan sonraki üçüncü aydan itibaren babalara da ücretli izin verilebiliyor ancak bu hakkı bir kerede ebeveynlerden sadece biri kullanabiliyor).

İngiltere’de kadın çalışanlara 52 hafta doğum (veya evlat edinme) izni veriliyor. Bunun 39 haftası ücretliyken bu miktar Nisan 2010’da 52 haftaya çıkartılmıştır. Bunun ilk 6 haftasında günlük ücretin % 90’ı ödenirken, kalan süre için günlük sabit bir ücret ödenir.

İsveç’te Ebeveyn İzni’nin Tarihsel Gelişimi

1974 yılından önce annelere çocuk başına belirli bir ücret ödemesi sözkonusuyken, 1974 yılında 480 günlük ebeveyn izni getiriliyor ve eşit olarak bölüştürülüyor. 1995 yılında bunun 30 gününü erkeğin zorunlu kullanması (babalık izni) söz konusuyken, 2001 yılında bu zorunlu süre 60 güne çıkartılıyor. 1974 yılında hasta çocukların bakım izni, 1986 yılında geçici ebeveyn izni olarak düzenleniyor. 1980 yılında geçerli olan babalık iznini 2001 yılından itibaren baba dışında bir ebeveynin kullanması da mümkün.

Ebeveyn İzni’nin İşleyişi

İsveç’te ebeveyn izni ve geçici ebeveyn izni uygulamaları var. Ebeveyn olanlar, 390 + 90 gün olmak üzere toplamda 480 gün izin kullanabiliyorlar. Bu, anne ve baba arasında eşit olarak paylaşılıyor. 60 günü hariç olmak üzere, ebeveynler izin haklarını diğerine devredebiliyor. İzin hakkı, çocuğun sekiz yaşına gelmesine veya birinci sınıf eğitimini tamamlamasına kadar kullanılabiliyor. Anneler, ebeveyn iznini doğumdan 60 gün öncesi başlatma hakkına sahip.

Babanın (veya baba dışında ebeveynin) -doğumdan sonra çocuğun hastaneden eve dönüşünden itibaren 60 gün içerisinde kullanılmak şartıyla- “fazladan” 10 günlük izin kullanma hakkı da bulunuyor.

Çocuğun veya Bakıcının Hastalanması Durumu ve Geçici Ebeveyn İzni

Bu durumda, geçici ebeveyn izni devreye giriyor. Geçici ebeveyn izni,

- 12 yaşın altındaki çocukların bakımı veya hekime götürülmesi sözkonusu olduğunda,

- 12 yaşından büyük çocukların (özel durumlarında)

- 18 yaşın altındaki çocuğun çok hasta olması durumunda veya

- 12 yaş altı çocuk bakıcısı hasta olduğunda kullanılır.

Bu süre her bir çocuk için yılda 60 gün, her hasta çocuk için her yıl fazladan 60 gündür.

Ebeveyn İzninde Uygulanan Ücret Politikası

Ebeveyn izninde, ilk 390 gün için (üst limit olmak üzere) günlük ücretin % 80’i ödenir. Kalan 90 günlük süre için her gün 20 Euro ödenir.

Babaya verilen ekstra 10 günlük izin için ödeme miktarı yine üst sınır olmak üzere günlük ücretin % 80’idir.

Geçici ebeveyn izninde uygulanan ücret ise, her gün için (üst sınır olmak üzere) günlük ücretin yüzde 80’idir.

1974 yılında İsveç’te ebeveyn izni getirildikten sonra iznin yüzde yüzü kadınlar tarafından kullanılırken, 2007’ye gelindiğinde bu oranlar “yüzde 79 kadınlar, yüzde 21 erkekler” şeklinde değişmiş.


Toplu Sözleşmelerde Ebeveynlere Sağlanan Haklar

İsveç’te uygulanan toplu sözleşmelerin çoğu, 4 ay boyunca alınan günlük toplam yardım, günlük ücretin yüzde 90’ı düzeyine varmasını sağlayacak hükümler içerir.

Bu hak, ebeveyn izni alan anne ve baba için de geçerlidir.

Ebeveyn izni sırasındaki sözkonusu bu ücret artırımları, çocuklarına baktıkları için izin kullanan çalışanlar için de geçerlidir.


İsveç’te ebeveynlere sağlanan haklar, elbette ki birçok ülkenin çok çok üzerinde. Bu örneği vermemizin amacı, öncelikle kadınları “çocuk mu, kariyer mi?” ikilemiyle karşı karşıya bırakan Türkiye gibi ülkelerde atılması gereken adımları hatırlatmak; ayrıca, çocuk bakımının sadece kadınlara ait bir sorumluluk olmadığını, gerekli koşullar sağlandığında anne ve babanın bu sorumluluğu eşit olarak paylaşabileceğine örnek göstermektir.

Kaynaklar:

Parental Leave in Sweden 2008 - History, Rights and Problems: Anna-Lena Börgö Etaat’ın sunumu, İFMETALL / Petrol-İş, Kristal-İş, Deri-İş, Tekstil, Öziplik-İş, Birleşik Metal-İş 12-13-14 Ekim 2010, İstanbul Semineri,

http://en.wikipedia.org/wiki/Parental_leave