EV İŞÇİLERİ SENDİKALAŞIYOR


[ Tümünü Göster | Tümünü Gizle ]

 

DEVLET EV İŞÇİSİ KADINLARI GÖRMELİ, DUYMALI, ONLAR İÇİN POLİTİKA ÜRETMELİ SAYI 40, EYLÜL 2011

 

DEVLET EV İŞÇİSİ KADINLARI GÖRMELİ, DUYMALI, ONLAR İÇİN POLİTİKA ÜRETMELİ

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) bu sene düzenlediği 100. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda tarihi bir karara imza atıldı. “Ev İşçilerine İnsanca İş” başlıklı bir sözleşme, 16 Haziran 2011 tarihinde genel kurulda üye devletlerin onayına sunularak kabul edildi. Büyük bir bölümünü kadın çalışanların oluşturduğu ev işçileri artık daha rahat örgütlenebilecek. Konferansı yerinde izleyen Zeynep Ekin Aklar, Petrol-İş Kadın için yazdı.

 

Zeynep Ekin AKLAR /DİSK Kadın Dairesi Koordinatörü & Uluslararası İlişkiler Uzmanı

 

Türkiye’de hâlâ ev işçilerinin verdiği hizmetler “iş” olarak sayılmıyor, ev işçileri çalıştıkları evlerde kötü muameleye maruz kalıyorlar. Türkiye’de ev işçileri yok sayılırken, ILO verilerine göre ev işçileri (temizlikçi kadınlar, aşçı, bahçıvan, çocuk bakıcısı) kalkınmakta olan ülkelerdeki çalışanların yüzde 4 ilâ 10’unu oluşturuyor. Sanayileşmiş ülkelerde bu oran yüzde 2,5 olarak belirtiliyor. ILO da “gizli ve kayıtdışı işçiler” olarak tanımlanan ev işçilerinin sayısının 100 milyonu bulabileceğini ve çok büyük bir çoğunluğunun kadın olduğu kaydediyor.

 

Evlerde ücret karşılığı hizmet verenler işçidir..

Bilindiği gibi aylar önce çeşitli haber sitelerinde ev işçilerine nasıl davranılması gerektiği konulu ırkçı, insan haklarını ihlâl eden, onur kırıcı yazılar yazılmıştı. Birkaç gün önce de İstanbul’da ev işçisi bir kadının, yatılı olarak çalıştığı evde, işvereni tarafından onüç gün boyunca rehin alınarak şiddet gördüğü, hakaret ve aşağılamalara maruz kaldığı ve tehdit edildiği haberlerine şahit olduk.

Türkiye, daha yolun çok başında..Türkiye hâlâ evlere çocuklara, yaşlı ya da engelli insanlara bakmaya, temizliğe, yemek yapmaya, çamaşırları yıkamaya, ütülemeye ve buna benzer ev işlerini görmeye gelen, kimi zaman çalıştıkları evlerde yatılı kalan ev işçisi kadınların hizmetlerini iş olarak saymamakta, onları işçi olarak görmemektedir. Çoğunluğunu kadınların oluşturduğu bu işçilerin yaptıkları işler dışarda yapıldığında ekonomik bir değeri olan işlerdir. Bu gerçek yıllardır sendikalar ve kadın örgütleri tarafından dile getirilmektedir.

Türkiye’de “işçi” sayılan emekçi kesim bile henüz insanca çalışma ve yaşama koşullarından, sendikal haklarını tam olarak ve özgürce kullanmaktan uzak bir hayat sürerken, yaptıkları işler, iş olarak sayılmayan ev işçisi kadınların karşılaştığı sorunların çözümü için ciddi müdahaleler gerekmektedir. Ev işçisi kadınlar,işverenleri tarafından sadece işleri ile ilgili kötü muameleye maruz kalmamakta aynı zamanda her türlü fiziksel, sözlü, cinsel tacizi yaşamakta, sosyal güvenlikten ve sigortadan mahrum kalmakta, yatılı olanlar için çalışma saatleri belirsiz olup kimi zaman gün boyu sürmekte, ücretlerini bile düzenli alamamaktadırlar.

Oysa ki, ev işçisi kadınlar da tıpkı diğer işçiler gibi para kazanmak, ailelerini geçindirmek için çalışmakta, çalışmaya gittikleri evin sahibi ya da gönderildikleri şirket kadın işçilerin işvereni olmakta, örgütlenme ve toplu sözleşme yapma hakkından mahrum olmakta, tıpkı diğer emekçiler gibi çeşitli sağlık sorunları yaşamakta, ayrımcılığa maruz kalmaktadır.

Dünyada kadın örgütlerinin yerel kanalları aracılığıyla yaptıkları baskılar sonucu bazı ülkelerde ev işçilerine yönelik düzenleme yasal mevzuata dahil edilmiştir. Bu ülkeler; Avusturya, Belçika, Güney Afrika Cumhuriyeti, Tanzanya, Nijerya, bazı Latin Amerika ülkelerinde ve Hindistan’ın kimi eyaletlerinde asgari ücret ile ilgili yasal düzenlemelerin kapsamına alınmıştır.

Ev işçisi kadınların yaşadığı bu durum Uluslararası Ev İşçileri Ağı’nın (IDWN) öncülüğünde, Uluslararası Gıda İşçileri Federasyonu (IUF), Kamu Hizmetleri Enternasyonali (PSI), Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), ILO İşçi Faaliyetleri Bürosu’nun (ACTRAV) çabaları ile görünür kılınmış, ev işçileri için bir ILO sözleşmesi yapılması 2009 yılında ILO’nun gündemine gelmiştir.

ILO’nun bu sene düzenlediği 100. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda “Ev İşçilerine İnsanca İş” başlıklı bir sözleşme 16 Haziran 2011 tarihinde genel kurulda üye devletlerin onayına sunularak kabul edildi. Konferansın başından beri madde madde hem işçi, hem işveren hem de hükümetlerce tartışılan sözleşme taslağının son hali 16 “hayır” ve 63 çekimser oya karşılık 396 delegenin “evet” oylarıyla kabul edildi. Sözleşmenin tamamlayıcısı olan Tavsiye Kararı ise 8 “hayır” ve 42 “çekimser” oya karşılık 434 “evet” oyuyla kabul edildi. Şimdi sıra üye ülkelerin hükümetlerinin onayına sunulmasında.

ILO’nun 189. Sözleşmesi ve 201. Tavsiye Kararı olan bu düzenleme ile dünya genelinde “kayıt dışı ekonomi” kapsamındaki milyonlarca işçinin durumunun düzeltilmesi amaçlanıyor. ILO’nun iç kurallarına göre kabul edilen bu sözleşme iki ülke tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek.

ILO, bu sözleşmeyi “tarihi” olarak değerlendirirken, ev işçilerine ilişkin ilk uluslararası hukuki enstrüman olduğunu kaydetti.

Türkiye hükümeti, sözleşmenin hazırlık sürecinde yer almasına rağmen, hükümetin sözleşmeye imza atıp atmayacağı henüz belli değil. Ancak Türkiye’de kamuoyuna yansıyan haberler dikkate alındığında, ev işçilerinin insanca bir işten ne kadar uzak olduğu daha görünür olmuş, Türkiye hükümetinin ev işçilerine yönelik bir sözleşmeyi onaylamasının ve gereklerini yerine getirmesinin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.

 

Ev İşçileri Sağlık Sigortasından Yararlanabilecek..

Ev işçisi kadın örgütleri bu sözleşmenin 100 milyon kadar kişiyi ilgilendirdiğini ve ilk kez bunlardan önemli bir sayının tatil, annelik izni veya sağlık sigortası gibi haklardan yararlanabileceğini dile getirmektedir.

Ayrıca, bu sözleşme ile çalışma saatleri daha düzenli ve belirli olabilecek, dinlenme zamanları belirlenebilecek, istihdam koşullarına ilişkin daha açık bilgilendirme olabilecek, örgütlenme ve toplu pazarlık hakkı dahil temel haklardan faydalanabilecekler.

ILO Genel Direktörü Juan Somavia konuşmasında ev işçilerinin değerlerimiz arasına dahil edilmesinin, onlar için, insanca bir işi hak eden herkes için büyük bir adım olduğunu; ancak bu durumun göç ve kadın erkek eşitliği açısından ele alınması gereken birçok yönü olduğunu belirtti.

Sözleşmenin giriş bölümünde “Ev işi, olduğundan daha değersiz sayılmaya ve görünmeyen emek olmaya devam etmektedir. Ev işleri, çoğunluğu istihdam ve çalışma koşulları açısından ayrımcılığa ve insan hakları açısından kötü muameleye uğramaya daha çok eğilimli, çoğunluğu göçmen ve toplumun dezavantajlı kesimlerinin üyeleri olan kadınlar ve genç kızlar tarafından yapılmaktadır.” denilmektedir.

Sonuç olarak, kadın emeği sömürüsünün özellikle 2000’ler itibariyle daha da görünür olduğunun kabulüyle, değer üreten herkesin özellikle görünmeyen, görmezden gelinen, yok sayılan, saygı duyulmayan, hatta reddedilen ev işçisi kadınların insanca bir işe kavuşması şu an içinde bulunduğumuz dünyada bir nebze soluk olacaktır.



İş tanımının yapılması gerekiyor SAYI 40, EYLÜL 2011

 

Ev İşçileri Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Gülhan Benli:

İş tanımının yapılması gerekiyor

Geçtiğimiz Haziran ayında Türkiye’de çalışan kadınların büyük bir bölümünü oluşturan ev hizmetlerinde çalışan kadınları örgütlemek üzere Ev İşçileri Dayanışma Sendikası kuruldu. Sendika henüz onay almadı, ama bu konuda atılan önemli bir adım olduğu için sendika başkanı Gülhan Benli ile görüştük.

Bahar Erzan

Ev İşçileri Dayanışma Sendikası ne zaman kuruldu. Hangi ihtiyaçtan doğdu?

Ev işlerinde çalışanlar yıllardır aynı işleri yapıyorlar, bu artık bizim mesleğimiz haline geliyor. Çalışmanın ardından dönüp baktığınızda iş güvencemizin, sosyal güvencemizin olmadığını görüyoruz. Ömrümüz böyle geçiyor, emekli bile olamıyoruz. Bizi işçi olarak görmüyorlar. Biz de bunun için öncelikle dernek olarak çalışmalara başladık, daha sonra bu mücadeleyi dernek olarak değil sendika olarak devam etmemiz gerektiği kararını aldık. Bunun tam karşılığı sendika idi, 15 Haziran 2011 kuruluşumuzu ilan ettik, resmen sendika olduk.

 

Ev işçilerinin çalıştığı yerler yasal işyeri tanımından farklı, yani klasikleşmiş işyeri tanımının dışında kalıyor. Hangi yasal esaslara dayanarak bu sendikayı kurdunuz?

Bizim çalıştığımız alana dair herhangi bir yasal düzenleme yok. Zaten bizim yola ilk çıkış noktamız bu alanda bir düzenleme yapılmasına yönelikti. Yasal iş ve işyeri tanımımız olmasa dahi buralar bizim işyerlerimiz ve biz de bunun kabul edilmesi için mücadele veriyoruz Türkiye’de hiçbir hak mücadele etmeden verilmiyor, öncelikli olarak biz bunu kabul ettik ve bu doğrultuda yasal haklarımızı elde edene kadar mücadele edeceğiz. Biz şimdi bir sendikayız, içeriğimiz hazır, onlar ister kabul etsinler, ister etmesinler. Yasal olarak düzenlemenin yanında iş kazaları ve taciz durumlarında çalışanın beyanının esas alınmasını istiyoruz.

 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan onay aldınız mı? Aidat topluyor musunuz? Şubeleriniz var mı?

Henüz onayımız gelmedi tahminimizce üç-dört ayı bulur gelmesi. Yeni Anayasa tartışmalarının yapıldığı bir dönemdeyiz, buna bağlı olarak bir sonuç çıkacağını düşünüyoruz.

Şu anda biri Gaziosmanpaşa’da, diğeri Kuştepe’de olmak üzere iki şubemiz var. Genel Merkez Gaziosmanpaşa’daki şubemiz oluyor. Henüz aidat toplamıyoruz, onay geldikten sonra almaya başlayacağız. Bu konuda bilgilendirme çalışması yapacağız, aidat niçin toplanır, bunları anlatacağız.

Anladığım kadarıyla bu süreç kamuoyuna duyurma ve kendi işleyişinizi düzenleme dönemi oluyor. Peki eğitim çalışmaları yapıyor musunuz?

Evet bir bakıma öyle oluyor. Bu süreç içersinde eğitim çalışmalarımızı başlattık, önümüze çeşitli hedefler koyduk. Başta mesleğimizde yoğun olarak yaşanan mobbing ve iş kazaları üzerine, ardından meslek, toplumsal cinsiyet ve sağlık gibi konularda eğitimler vermeyi planlıyoruz. Bu konu için akademisyenlerden destek alıyoruz. Öte yandan Sağlık ve Sosyal Hizmet Sendikası da bize destek veriyor. Mobbing ile ilgili olarak psikologlardan da yardım alacağız.

 

Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarihi bir sözleşmeyi kabul etti. Bu sözleşme ev işçilerinin çalışma şartlarının yasal olarak düzenlenmesini amaçlıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Türkiye’deki sendikal örgütlenmenizin önündeki engelleri nasıl etkiler?

ILO yıllardır işçi haklarını koruma altına almak adına çalışıyor ve çeşitli kazanımlar sağlıyor. Bu sözleşmeyle önemli bir adım atıldığını düşünüyoruz. Kayıtdışı istihdam ve esnek çalışma açısından önemli bir gelişme olarak görüyoruz. Fakat bu girişimin yeterli olmadığını düşünüyoruz. Çünkü ILO’nun kararları tavsiye niteliğinde. Biz bu konuda devletin girişimlerinin esas olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bizim için bir düzenleme yapmasını, bizleri işçi olarak kabul etmesini ve sendikamızı tanımasını istiyoruz. Bizim örgütlenmemizdeki en büyük engel zaten herhangi bir mevzuatın olmayışıdır.

Sizin aracılığınızla yine çağrıda bulunalım. Bir yıl içerisinde 50 ev işçisi kadın arkadaşımız iş kazalarına bağlı olarak hayatını kaybetti. Basına yansıyan kısmı tabii bu, bir de gizli saklı kalanlar var. İş tanımının yapılması gerekiyor. İşverenler ev işçisi kadından hem evin temizlenmesini, hem çocuklara bakılmasını, hem yemek yapılmasını aynı anda bekliyor. Çalışan hepsini yapamıyor ya da yapmaya çalışırken çeşitli kazalar oluyor. Geçen sene bütün bu işleri bir arada yapmaya çalışan göçmen ev işçisi arkadaşımızın başına kötü bir olay geldi. Evdeki diğer işleri yaparken, çocuk parmağını prize sokuyor ve elektrik çarpıyor. Bunun üzerine işveren silahı alıp işçiyi vuruyor. Bunların önüne geçilmesi için iş ve işyeri tanımının yapılması şart.

Devletin çözüm için çaba sarfetmesi gerekiyor. Fakat şöyle durumlar da olmuyor değil. Başbakanın annesinin evini temizleyen kadın bile kaçak işçi olarak çalışıyordu. Üç kuruş daha az para vermek adına bu kadına çalışma izni verilmiyor, herhangi bir güvencesi yok. Düşünün ki başbakanın ailesi böyle bir şey yapıyor, diğer insanlar neler yapmaz? Bu bir bakıma da hükümetin kendi işçisini, kadınını oluşturma girişimidir; güvencesiz ve ölüme davetiye çıkaran...

 

Konfederasyonlara bağlı olan hizmet sendikalarında yer almak yerine neden Ev İşçileri Dayanışma Sendikası’nı kurdunuz?

Önümüzdeki en büyük engel diğer konfederasyonlar içinde yaşanan bürokratik engellerdi. Bu nedenle de biz bağımsız bir mücadele verme kararı aldık. Sendika içi demokrasinin temsili olması bizim konfederasyonlar içinde yer almamamıza neden oldu. Sendikalar, nasıl bütünleşir ve birlikte nasıl mücadele edilir yerine ayrı mücadele etmeyi tercih ediyorlar. Oysa birlikten yana ve yeni bir mücadele çizgisini oluşturmak için toplanmak ve bunun yollarını tartışmak gerektiğini düşünüyoruz. Bunu yaparken de toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmek gerektiğine inanıyoruz.