NOVAMED DOSYASI

 

Novamed deneyimi, hem Petrol-İş'li kadınlar hem de sendikalı kadınlar için, özellikle kadın hareketiyle işçi kadınları biraraya getiren, dayanışma örneği oluşturması açısından önemli bir yere sahip. 2007 yılında başlayan ve bir yıl süren direniş boyunca dergimizde yer verdiğimiz haberler, söyleşiler Novamed Dosyamızı oluşturuyor...

 

   

 

 

[ Tümünü Göster | Tümünü Gizle ]

Novamed'de Kızlar Grevde: İçerideki Arkadaşları da Yanımıza Çağırıyoruz Sayı 21, Kasım 2006

 

Grev çadırında, günde üç vardiya nöbet tutuyorlar. Kulübenin içini sıcak bir yuvaya dönüştürmüşler: Küçük bir şilte, masa, yazılı eğitim materyalleri. Kadın eli değmiş o belli. Yasal hakkımızı kullanıyoruz, sözleşme imzalanana kadar buradayız, diyorlar. Bizden de onlara sonsuz destek.

 

  Söyleşi: Necla Akgökçe - Selgin Zırhlı Kaplan  

 

Genel merkezi Almanya’da olan çokuluslu tıbbi cihaz üreticisi Fresenius Medical Care’ye (FMC) bağlı olarak Antalya’da faaliyet gösteren Novamed işyerinde, toplu iş sözleşmesi sürecinde, sendikamızın gösterdiği tüm iyi niyetli çabalara karşın anlaşma sağlanamayınca, orada çalışan arkadaşlarımız 26 Eylül 2006 tarihinde greve çıktılar.

Bayrama üç gün kala Antalya Serbest Bölge’de Novamed’in grevci işçileriyle birlikteydik. Antalya Temsilciliği’nde önce basın açıklaması yapıldı, sonra grev çadırı ziyaret edildi, daha sonra da bayram kutlanarak armağanlar dağıtıldı. Arada kızlarla söyleşi yaptık. Grevdeki 85 işçiden 83’ü kadın çünkü. Kızlar, umutlu, kararlı ve neşeliydiler. Bize de geçti onların ruh hali, kızlar ve sendikamız başaracak, bundan eminiz.

 

Önce sizi tanıyalım. Hangi bölümde çalışıyordunuz, nasıl bir iş yapıyordunuz?

Feryat Ağaç: Adım Feryat. Novamed’te beş yıldır üretim departmanında çalışıyorum. Bekârım. Hemodiyaliz setlerinin üretimini yapıyoruz. Bir üretim hattımız var, orada 20 kişi oturuyoruz. Herkes ayrı istasyonlarda oturarak üretim hattını devam ettiriyor. Her istasyon farklı bir materyal katarak üretimin devamını sağlıyor. 20 kişiden geçtikten sonra bir set çıkıyor ortaya.

 

Niçin sendikaya üye oldunuz?

Sosyal haklarımızın verilmesi için üye olduk. Bizim işyerinde sadece işverenin söz hakkı var. Bu gün şu kurala uyacaksınız denildiğinde, o gün mutlaka o kurala uyuluyor. Biz iş sözleşmesiyle gelen kurallara uyarız. Fakat keyfi kurallara karşıyız. İşyerimizde konuşmak yasak, bu kuralın keyfi olduğunu düşünüyor, böyle bir yasa olmasın diyoruz. Sözleşmemiz olsun istiyoruz. Fresenius Medical Care’nin dünya ölçeğinde 12 işyerinden 11’inde sendika olduğunu duyduk, yalnız bizim işyerimizde sendika yok. Tavırları “biz sendikalı olmanıza karşı değiliz, ama olmayın” biçiminde. Oysa bu bizim doğal hakkımız. İnsanız, bize insan gibi davranılmasını istiyoruz.

Meryem Yılmaz: Ben de 6 yıldır çalışıyorum. Evliyim, bir çocuğum var. 6 yıldır baskı altındayız. İşyerinde konuşma hakkımız yok, bir arkadaşla samimi olma hakkımız yok. Her şey yasak. Biz hakkımız olanı istiyoruz.

 

Sendikanın adı duyulduktan sonra bazı haklar elde edilmiş, biraz bahseder misiniz?

Evet, eskiden aynı üretim hattında çalışanlara doğum sırası konuluyordu. “Sen şu tarihte, sen de bu tarihte doğum yapacaksın” diye. Ne zaman doğum yapacağımıza onlar karar veriyorlardı. Şimdi bu dayatma kalktı.

 

Grev çadırına gidiyor musunuz, nöbet tutuyor musunuz?

Evet, gidiyorum, nöbetimi de tutuyorum. Orada konuşuyoruz, sohbet ediyoruz, seve seve gidiyorum nöbete.

 

Size gelelim?

Naife Çiftçi: İsmim Naife, bekârım. Aynı hatta olduğumuz için sorunlar da aynı. Biz sadece daha iyi çalışma koşulları istiyoruz.

Beş yıldır burada çalışıyorum. Emeğimin karşılığını ve insanca davranmalarını istiyorum.

Nursel Arslantaş: Beşinci senemdeyim, evliyim. Burada çalışırken doğum yaptım. Son sıralı doğumlardan biriydi. Benden sonra zaten sendika girdi ve sıralı doğumu iptal ettiler. İki ay süre veriliyordu, bana ‘çalışmalara başlayabilirsin’ dediler. Yaptın yaptın! Yapmadığın zaman sıra başkasına geçiyordu. Bu süre yüzünden çok tartışan arkadaşlarımız oldu. Çünkü bazıları tedavi görüyorlardı. Bu süreye uymaları imkânsızdı.

Ben de arkadaşlarımla birlikte grev çadırına gidiyorum. Gece nöbetteydim, sabahleyin geldim. Greve giden arkadaşlarımızla diyoloğumuz güzel. Ama eskiden birlikte çalıştığımız arkadaşların yüzümüze bakmadıklarını görmek gerçekten hayal kırıklığı yaratıyor. Bir erkek çocuğum var, ona annemle bakıyoruz. Bazen onu da alıp çadıra gidiyorum. Grev çadırında yün de örüyorum, sohbet de ediyorum.

 

Kadın dergisini okuyor musunuz?

Feryat: Evet okuyoruz, güzel buluyoruz, bilgi sahibi oluyor insan. Bizi aydınlatıyor. Pek çok arkadaşımız sendikayı tanımıyor, ne olduğunu bilmiyordu.

Kadın Dergisi’nin etkisiyle sendikayı tanımaya başladık. Dergiden, diğer işyerlerindeki kadınların yaptığını okuyor, deney alışverişinde bulunuyoruz.

 

Sizi tanıyalım...

Muazzez Uysal: İçerideki atmosferimiz hiç de iyi değildi. Kan seti üretiyoruz, en ufak hatamız bir insanın ölümüne neden olabilir. Biz bunun bilincindeyiz. Moralimiz ne kadar iyi olursa, tempomuz o kadar iyi olur. Bana doğrudan bir baskı uygulanmadı. Ama arkadaşlarıma uygulanıyordu. Onlara uygulanan baskıyı ben kendime uygulanmış sayarım. Çünkü biz birbirimize kenetlenmiş durumdayız. Bizler insanca bir yaşam için greve girdik. Çok da memnunuz. Direneceğiz ve sonuç alacağız. Zamanı geldiğinde gidip nöbetlerimizi tutuyoruz, gece gündüz demeden. Sendikaya üye olduk diye bizlere bayağı kötü davranıyorlardı, son dönemlerde izin istediğimde “git sendika halletsin” diyorlardı, kimse bana böyle yaklaşamaz. Bu bizim yasal hakkımız, saygı duymak zorundalar. Sırayla doğum meselesinde, başlangıçta “bu her zaman her yerde var” diyorlardı. Biz öyle sanıyorduk. Sendika sayesinde okudukça öğrendik, hiçbir yerde böyle bir uygulama yokmuş. Doğrudan doğruya bunların kişisel tutumlarıymış.

 

Daha önce geldiğimizde arkadaşlarımız kullanılan kimyasallara değinip çocuklarının sağlığını tehdit ettiğini söylemişlerdi. Var mı öyle bir durum?

İçeride kullandığımız losyonlar gerçekten rahatsız edici. Kullandığımız ürünlerde de var bunlar. Benim migrenime fena halde dokunuyor. Bunun üzerine şefime “bu koku bana dokunuyor, beni ara üretime verin” dedim. Ara üretime geçirmediği gibi, daha zor olan bir bölüme aldı.

 

Peki kimyasallarla ilgili bir çalışma yapmışlar mı?

Güya yapmışlar ve önlemlerini almışlar, ama hiçbir faydası olmadı. Bir zamanlar maske kullanıyorduk. Onu da yasakladılar. Konuşuyormuşuz ve konuşmamız maskeden anlaşılamıyormuş. Ben kokuya dayanamadığım için o maskeyi kullanıyordum. Ama şimdi kesin kullanılmıyor. Bu konularda bizi hiç anlamadılar.

Ümmühan İnci: Novamed’te 6. yılıma giriyorum. Evliyim, bir oğlum, bir kızım var. Çok zor şartlar altında çalıştık. Şahsi hakaret ve her türlü baskıyı gördük. Kimi arkadaşlarımıza, “niye yapamıyorsun, beceriksiz” gibi hakaretlerde bulunurken, bazılarını da kenara çekip tartaklayabiliyordu şeflerimiz. Onlar istediği gibi kızıp bağırabiliyorlardı, biz ise ses çıkaramıyorduk. Çünkü hiçbir hakka sahip değildik. Çalışanlara insan gibi yaklaşsalar üretimimiz de daha güzel olacaktı. Moral bozukluğu, hata oranını da arttırıyordu. Tuvalete giderken bile yedekleyip öyle gidiyorduk. Son zamanlarda kaç kere tuvalete gittiğimizi, kaçta gidip kaçta geldiğimizi de yazıyorduk. Tuvaletimiz bile kısıtlanmıştı.

 

Grevle birlikte yeni bir üretim hattı açılmış sanıyorum, onu biraz anlatır mısınız?

Evet, beyaz hat açıldı. Orada çalışanların hiçbir uzmanlığı yok. Sendikaya üye olmayacaklarına dair imza atarak girmişler. Çok deneyimsiz oldukları için ürettikleri setler geri gelmiş duyduğumuza göre. Çoğu istifa ederek ayrıldı. Bizim yaptığımız iş kolay bir iş değil. En azından 6 ay öğrenme süreci gerekiyor. Bir yıl çalışmamış bir arkadaşımızı şef yapmışlar, kendi bilmiyor ki öğretsin. Bir becerisi yok, insanları eğitemiyor, hakaret ediyor yalnızca, o insanlar da istifa edip gidiyorlar tabii ki. Personel sürekli değişince hatalar da çok oluyor. Biz çalışırken son altı-yedi aydır “84-41” diye bir üretimimiz vardı, o hepsinden zor bir üretimdi. Bunu da şimdi deneyimsiz insanlara yaptırıyorlar. İnsan hayatıyla oynanıyor yani.

Biz güçlüyüz, el ele verip mücadeleyi sonuna kadar sürdürmek istiyoruz. Bir kadın olarak gurur duyuyorum halimizden. Eşim destekliyor. Ben ayrıca kişisel olarak da işverenin büyük baskısı altında kaldım. Kenara çektiler, ‘gidemezsin, yapamazsın’ diye, bu işyerinde migren hastası oldum. Bana “senin migrenine hoş görülü davrandık, girme sendikaya” dediler. Girersem ona göre davranacaklarını söylediler, beni tehdit ettiler yani.

Neslihan Toprak: Beş yıldan beri Novamed’te çalışıyorum, bekârım. Önceleri şefimle aram iyiydi, ama sendikaya girdikten sonra tavırları değişti. Kendi grubunda sendikalı personel olsun istemiyor. Benim şahsıma bir şey yapılmadı, ama arkadaşlarıma bağırıp çağırmalarına tanık oldum. Laf sokuşturup geçmeler vardı. İnsanı psikolojik olarak etkiliyor böyle şeyler. Sendikaya üye olduğum için asla pişman değilim. Başka işyerinde de olsa yine sendikaya üye olurum. Bilinçliyim. Bunun yasal hakkımız olduğunu biliyorum. Bu işyerinden hasta olduğum için işten çıkarılsam, birilerinin ardımda olup bana destek olması çok iyi. Avukat tutacak kadar zengin değilim. Şimdi artık rahatım, arkamda sendika ve arkadaşlarım var. Önceleri sana ne söylense kafanı eğip duruyordun. Çünkü söz hakkı onlardaydı. Siz altta olduğunuz için yapacaklarını yapıyorlardı. Sendika girince geri çekildiler.

 

Grev gözcülüğü yapıyor, geceleri de nöbet tutuyorsunuz, aileniz bu duruma nasıl bakıyor?

Babam önce karşıydı, sonra “dayanabileceksen gir” dedi. Annem destek veriyor. Esasında benim hoşuma da gidiyor. Kafamda hiçbir korku yok.

Samime Caner: Ben de üç senedir Novamed’te çalışıyorum. Sendikadan önce şefimizle aramız iyiydi. Üye olduktan sonra “ben iyi bir şefim, herkes istediği gibi sendikaya girebilir” diyor, sonra da çekip “sendikanın bu kötülükleri var, niye sendikaya üye oluyorsunuz, istifa etsen daha iyi olur” diyordu.

 

Kötülüğü neymiş?

“Sizden para kesecekler, eğitimsizsiniz, anlamazsınız” diyordu. Biz de iyi yönlerini sıralayarak, “biz de size bunları bildirelim” dedik. Biz eğitim aldık, her şeyi bilinçli bir biçimde yapıyoruz. Baskılar bizi yıldırmıştı. Arkadaşımız hapşırdığında ‘çok yaşa’ bile diyemiyorduk.

Şimdi biz buradayız, onlar orada. İçeride bulunan arkadaşlar halimizi anlar, bize destek olurlar inşallah.

 

Sağlık sorunları yaşadınız mı?

Kullandığımız solüsyonlar bir kaç defa gözüme kaçtı. Geçenlerde doktora gittim, kist oluşmuş gözümde. Şimdi görme kaybı var. Sendikalı olduğumuz için mutluyuz, sonuna kadar da direneceğiz.

 

Sizleri tanıyalım...

Münevver Konuk: İsmim Münevver. Evliyim, iki çocuğum var. Kızım 16 yaşında, oğlum 10 yaşında. Çocukları kendi hallerine bıraktım. Zor şartlarda baskı altında çalışıyorduk. Hasta olduğumuzda da çalışmak zorundaydık. Sendikanın adı duyulunca biraz daha toleranslı olmaya başladılar. Bu noktada da şunları söylüyorlardı: “Biz sizin tüm haklarınızı veriyoruz, ne gerek var sendikaya?” Grev kararını almamıza onlar neden oldular. Kimsenin katılmayacağını sanıyorlardı, ama biz çok sağlam çıktık greve.

 

Grev çadırında hayat nasıl?

Biz kendi aramızda iyi motive olmuş durumdayız. Ama nöbette bulunduğumuz sırada içeride çalışan arkadaşlarımız yanımıza yanaşmıyorlar. Grev çadırı çok iyi. Konuşuyor, sohbet ediyoruz. Çocukları birbirine emanet ediyorum. Çoğu zaman eşim evde oluyor, bir ara gece vardiyasındaydı, çocuklar yalnız kaldılar. Şu anda gündüz çalışıyor, biraz rahatladım. Başladık, sonunu getireceğiz... Yılmak yok!

Ayşe Bilgili: Ben 1.5 yıldır çalışıyorum, bekârım. Ailemizden ayrıyız, iki kız akrabamla birlikte kalıyorum. Baskıdan ve insanlık dışı tavırlardan kurtulmak için sendikaya üye olduk. Esasında greve çıkmayı kendimiz istemedik. Sendikalılar “hayır” oyu kullandığı halde, işveren sendikasızları toplayarak, “evet” oyu kullandırttı. Bizi greve çıkmaya mecbur bıraktılar. Greve çıkamayız sandılar. Ama herkes greve çıkınca, şaşkınlık içinde kaldılar. Toplu halde hareket ettik. Ailem, en çok da babam destekliyor beni. Sendika konuşulmaya başladığında babam “hemen üye olacaksın” dedi. Ondan destek gelince ben de hiç tereddüt etmedim. Eylem sırasında devamlı hareket halindeyiz, çok güçlendiğimi hissediyorum. Novamed’te beş-altı yıl çalıştıktan sonra hiçbir gerekçe göstermeden rahatlıkla işten çıkarabiliyorlar seni. Ne olacak o zaman? Alacağımız tazminatı avukatlara vermek zorunda kalacağız, ama sendikalıysan seni savunacak birileri oluyor her zaman.

 

İhtiyaçtan mı, yoksa bir mesleğiniz olsun diye mi çalışıyorsunuz?

İhtiyacım da var, bir ortamım olsun da istiyorum. Fabrikaya girmemim nedeni, sigortalı bir işte çalışmaktı. Çalışmak gerçekten de insanı sosyalleştiriyor. Ama bu işyerinde bizim her türlü sosyal ortamımız engelleniyordu. Greve devam diyoruz. İçeride çalışan arkadaşlarımız da hepimizin işçi olduğunu unutmasınlar. Onlardan bize destek vermelerini beklerdik.

Hafize Uysal: Beş yılımı bitirdim, altıncı yılıma girdim. Bir oğlum var, o altı aylıkken başlamıştım işe. Şimdi altı yaşında, okula başladı ve annem bakıyor. İlk girdiğimiz zamanlar inanılmaz baskı vardı. Çok elverişsiz koşullarda çalışıyorduk. Bizim mücadelemiz grevden önce başlamıştı. Sendikaya girmeden önce çalışma şartlarımızın insanileştirilmesi, ücretlerimizin arttırılması için konuşmuştuk, bizi dinlemediler. İtiraz edince yemeğimizi kestiler, poğaça ile simit verdiler. Sonra çorba ile salataya döndüler. Sendikanın gireceğini anlayınca, dört tür yemek çıkarmaya başladılar. Ama biz olayın farkındayız. Önceleri çocuk parası da vermiyorlardı, biz sendikaya üye olunca şimdi 20’şer Euro çocuk parası vermeye başladılar. Önceden emzirme izni yoktu, şimdi o da var. Biz bu hakların hiçbirinden yararlanamadık. Hamile arkadaşlarımız gece vardiyasında çalışıyorlardı. Oysa bu kanunen yasakmış. Şimdi içeride bulunan arkadaşlarımız çalışmıyorlar. Yeni girenler ‘burasının şartları iyi’ diyorlar. Fakat bizim direnmemiz neticesinde kazandılar o hakkı. İşyeri ne zaman sözleşme imzalarsa, biz o zamana kadar grevdeyiz.

Nuran Tüzün: Ben de arkadaşım gibi beş yıldır bu işyerinde çalışıyorum. Bir kızım var, iki yaşında. O da sıralı olan doğumlardan biriydi. Bana iki ay süre verdiler. “Bu süre içinde hamile kalmak zorundasın, yoksa sıran başkasına geçer” dediler. Neyse ki oldu. Yoksa tekrar sıra gelinceye kadar bekleyecektim. Ben de çocuk istiyordum, ama iki aylık süre zarfında nasıl olacaktı onu da bilemiyordum. Emzirme izni kullanamadım. Bizi “eviniz uzak” diyerek yollamadılar. İki aylıkken emzirmeyi kestim. Emziremedim diye hâlâ suçluluk duyarım. Sendikanın lafı geldikten sonra bir emzirme odası açıldı.

 

Kimyasallarla ilgili bir sorun yaşadınız mı?

Kullandığımız solüsyonların kokusu çok ağır olduğu için genzimizde tıkanmalar oluyordu. Devamlı faranjittik. Şimdi grevdeyiz. Eşim de destekliyor beni. Çocuğa bakıyor, ama o da vardiyalı çalışıyor. Gececi olduğunda bazen annem, bazen de kaynanam bakıyor. Sonuç alınıncaya kadar devam edeceğiz.

Özlem Arın: Ben çalışmaya 2001 Şubat ayında başladım. 2001’de hamile kaldım, bebeğimi düşürdüm. Daha sonra 2004’te sıra geldi, bu bebeğim de rahatsız doğdu. Bir aylıkken böbreğinden ameliyat oldu. Böbrek kanalları tıkalıymış. Araştırma yapmadım, ama çalışma şartlarından olabilir diye kuşku içinde oldum hep. Aynı dönemde bir başka arkadaşımın çocuğu da damaksız doğdu. Kullanılan kimyasallar konusunda ciddi bir araştırma yapmak gerekiyor. Grev nöbetinde genelde gececiliği seçiyorum. Eşim akşamları evde oluyor. Ben gündüzleri bakıyorum çocuğa, eşim gece bakıyor. Bazen çocuğu da getiriyorum.

Kendi isteğimle çalışmaya başladım. Bir kadın açısından çalışmak çok önemli. Bebeğimin geleceğini düşünüyorum. Bir an önce hakkımızı alıp bu işin sonuçlanmasını isterim tabii ki.

Mehtap Yılmaz: Dört yıldır Novamed’te çalışıyorum. Eşimden ayrıyım. Bir kızım var. Bu benim ilk işim değil, daha önce yedi-sekiz yerde çalıştım. Burasını gördükten sonra ama diğer işyerinde çalışmamış gibi kabul ediyorum kendimi. Buranın koşulları çok ağırdı.

 

Aileniz sizi destekliyor mu, nöbette neler yapıyorsunuz?

Ailem grevi ve beni destekliyor. Çok yağmur yağdığında bizi içeri alacaklarını söylemişlerdi. Geçen gün ortalığı sel götürmüştü. Güvenlik görevlisi ile içeri haber gönderdik, “çok yağmur yağıyor girebilir miyiz” diye, “hayır, şu an olmaz” dediler. Orada ıslandığım için hasta oldum. Tabii ki bu ve bunun gibi şartları göze alarak greve çıkmıştık. Amaçları bizi yıldırmak. Ama yılmayız biz, “şeker değiliz ki eriyelim” dedik, kaldık o gece.

Çalışmak zorundayım. Eski eşimin maddi manevi hiç bir yardımı yok, çocuğa ben bakıyorum. Şu an annemin emekli maaşı ile geçiniyoruz.

Çalışırken çok rahatsızlanmıştım, kurum doktoruna gittim, görsünler, durumu anlasınlar diye. Aşağıdaki kimyasal ürünlerin beni tıkadığını, nefes alamadığımı söyledim. Doktor, “onlar daha ziyade nefesinizi açar” dedi. Benimle resmen dalga geçti yani. Ertesi gün doktora gittiğimde “senin burun mukozan tamamen çökmüş” diyerek bana bir hafta izin verdi.

Dudu Bayraktar: Yedi yıldır burada çalışıyorum. Evliyim, emekliyim. Benim için sigorta yatırmıyorlar, fakat maaşımda bir değişiklik yok. Eşim öğretmen emeklisi, beni destekliyor. O da sendikalaşmak için çok uğraş verdi. Biz hep mücadele içinde olduk. Benim için fark etmeyecek, ama arkadaşlarıma destek vermek istiyorum, şartlarımız çok ağırdı. Ben ara üretimdeydim, sonra ana üretim hattına oturttular, o zaman “niye yetişemiyorsun, yapamıyorsun, edemiyorsun” diyorlardı. Oraya ilk defa oturan kişinin o kadar hızlı olması mümkün değildi. Üretimde çalışanlar arasında en yaşlısı bendim bu yaştan sonra hakarete uğramak çok dokunmuştu.

 

Kendi isteğinizle mi çalışıyorsunuz?

Evet, 33 yıldır çalışıyorum. Ev gezmelerini sevmem, evde oturunca huzursuz oluyorum. Çalışınca sosyal ortamı oluyor insanın, ayrıca ek bir gelir elde ediyorsunuz. Daha rahat yaşamak istiyor insan sonuçta. Gece grev çadırındaydım. Üçte gelip 11’de çıkıyoruz, 11’de gelen 7’de çıkıyor. 7’den üçe kadar da başkaları geliyor. Üç vardiya olarak nöbet tutuyoruz yani.

Sıdıka Demirel: Altı yıldır Novamed’te çalışıyorum. Evliyim, iki oğlum var. Birinin hamilelik dönemini işyerinde geçirdim. İkinci oğlum için sıraya girerek doğum yaptım. Şimdi on aylık. Diğer oğlum ilkokula gidiyor. Daha sonra sıra işi kaldırıldı zaten. Ben sıra bekledim ama. İki ayı bir gün geçirmek yok. Eğer diğer arkadaş sana, “hadi bir ay daha sen kullan” diye tolerans tanırsa, devam edebiliyorsunuz. İlk girdiğimiz sırada hiç doğuramıyorduk, yasaktı. Daha sonra sıraya koydular, sendika lafı duyulunca da sıra meselesini kaldırdılar.

 

Çocuklara kim bakıyor?

Çocukları kayınvalideme ve eşime bırakıyorum. Fabrikada çektiğim sıkıntıları eşime anlatırdım. Eşim “o zaman çalışma” dediğinde, ona da karşı çıkardım, ‘niye çalışmayayım’ diye. Çünkü çalışmak istiyordum, çalıştığımda kendimi daha iyi hissediyordum. Bugüne kadar geldik işte. Eşim beni destekliyor. Sonuna kadar buradayız.

Melek Ay: Ben de evliyim, iki kızım var. Özel bir baskı görmedim, ama diğer arkadaşlarımın yaşadıklarına tanıklık ettim. Grevimiz güzel gidiyor. Umutluyuz...
 

Grev Çadırı:

“Her gün daha fazla güçlendiğimizi hissediyorum...”

Grev çadırına gittiğimizde sabah nöbetini tutan arkadaşlarımızla karşılaştık. Onlara da uzattık mikrofonumuzu.

Kaç nöbetini tutuyorsunuz?

Emine Yaşar: Sabah nöbetindeyim, üç’te nöbeti başka arkadaşlara bırakacağız. Grevimiz güzel geçiyor. Her geçen gün ben daha da güçlendiğimizi hissediyorum. Yılmadan devam edeceğiz.

Buraya sizi ziyarete gelen oluyor mu?

Ziyaretçilerimiz oluyor tabii. CHP, DSP’den milletvekilleri geliyor, başka ziyaretçilerimiz de oluyor. Ziyaretçilerimiz bazen yemek, bazen kahvaltı getiriyorlar. Biz de çay yapıyoruz, oturup birlikte yemek yiyoruz, sohbet ediyoruz. Her gün birileri oluyor mutlaka.

Duduhan Karakaya: 22 yaşındayım. Evliyim, bir oğlum var. Çocuğuma annem bakıyor. Novamed-te üç yıldır çalışıyorum. Buraya bizi ziyarete gelen çok insan var, onlardan da destek alarak başımız dik, ayakta duruyoruz.

Karıncaya, “Bu topal bacağınla nereye gidiyorsun?” diye sormuşlar, “Sevgilime gidiyorum.” diye cevap vermiş. “Ama bu bacakla nasıl varacaksın?” demişler, “Olsun, varamasam da sevgilimin yolunda ölürüm.” demiş.

Filozofun biri yolda fenerle geziyormuş. “Bu sıcakta fenerle ne arıyorsun?” demişler, “Adam gibi adam arıyorum.” diye cevap vermiş. Biz de hakkımızı arıyoruz. Yılmadan mücadelemize devam edeceğiz.

 



● Onurlu Mücadelemizi Sürdürüyoruz Sayı 21, Kasım 2006

 

Novamed’teki sendikalaşma sürecinin ardından yaşanan grev, pek çok kadın işçiyi harekete geçirmiş. İşin yükünü kaldıran arkadaşlarımızdan biri, Mersin Şube’de yönetime girmiş, diğerleri ise temsilci, baş temsilci ve delege olmuşlar. O arkadaşlarımızla da konuştuk.

 

  Söyleşi: Necla Akgökçe - Selgin Zırhlı Kaplan  

 

Sizi tanıyalım, çalışma şartlarınız ve yürütmekte olduğunuz grev hakkında bilgi verebilir misiniz?

Ayşegül Meydan: Petrol-İş Sendikası Mersin Şubesi Disiplin Kurulu üyesiyim. Novamed’te 6 yıldır çalışıyorum. Bekârım, çalışırken sosyal yaşamımız hemen hemen hiç yoktu, işten eve, evden işe gidiyorduk. Çalıştığımız üretim hattında saniye ile çalışıyoruz. Rutin olarak aynı işi yaptığımızdan dolayı kaslarda rahatsızlıklar meydana geliyor, boyunda, kollarda ve bileklerde ağrılar oluyordu. Ayrıca içeride sürekli ayakta kalmak zorundaydık. Kullanmış olduğumuz solüsyonları soluduğumuz için maske kullanmamız gerekiyordu, ama maskeler yasaklanmıştı. Gerekçeleri: “Birbirinizle konuşuyorsunuz, maske takınca biz sizi göremiyoruz”du.

Ama yurtdışından buraya kalite kontrol amaçlı yetkililer geldiğinde, onlar gözlük kullanıyor ve maske takıyorlardı. Demek ki çok kısa süre için bile bu maddeleri solumak sağlığa aykırıydı. Ama bize saatlerce çalıştığımız halde maske kullandırtmıyorlardı. “Ölçümler iyi” diyorlar, fakat aslında çok ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Özellikle çok etkili bir solüsyon var, ondan çok rahatsızlık duyuyoruz. Çamaşır suyundan daha şiddetli bir kokusu var.

Bir sürdir grevdeyiz biliyorsunuz. Yasal haklarımız teminat altında olmadığı, çalışma ortamı çok kötü olduğu, sosyal haklarımız verilmediği için grev yapıyoruz. Aslında arkadaşlarımız söylemiştir, biz greve gitmek istemedik, onlar zorladılar. Şu anda buradayız, onurlu mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Amacımız sendikayı buraya getirmek.

 

Disiplin kurulu üyesisiniz, nasıl seçildiniz, amaçlarınız neler?

Burada delege seçimleri yapıldı, en yüksek oyu alanlar Mersin Şube’ye delege seçildiler. Delegelerin hepsi birbirine saygılı ve sorumlu kişilerdi. Mersin’e gittiğimizde oradaki yetkili insanlar, “Sizin aranızdan da üç isim verin” dediler. Biz de kendi aramızda “Bu işi kim götürebilir” diye konuşarak, 13 isim üzerinde karar verdik. Herkes onayladı ve ben seçildim. Yeniyim daha, yaşayarak öğreneceğiz. Ailem beni destekliyor. Ağabeyim de sendikayla uğraşıyordu. O ve babam destek verdi.

 

Sizi tanıyalım, Novamed deneyiminizi anlatabilir misiniz?

Aysel Göncü: İsmim Aysel, şu anda Anadolu Üniversitesi, Açık Öğrenim Fakültesi, İşletme Bölümü, 4. sınıf öğrencisiyim. 2002 yılında Novamed’te çalışmaya başladım. İşyeri delegesi ve işyeri temsilcisiyim.

 

Sendikacılık hakkında bilginiz var mıydı?

İş sağlığı ve iş güvenliği dersleri aldığım için bazı meseleleri biliyordum. Babam da belediyede çalışıyor ve sendikalı. Onlar da grev yaptılar, sözleşme aşamalarından geçtiler. Yani onlardan da bilgim vardı. Babama “Üye olayım mı?” diye sordum, “hiç tereddüt etmeden ol” dedi. Kendime yakın gördüğüm birkaç arkadaşımın üye olduğunu duyduktan sonra ben de üye olmaya karar verdim. Arkadaşlarımızı üye yapma konusunda da çok çalıştık.

 

Kız kıza hiç toplandınız mı?

Evet, benim grubumdan olanlarla evlerde çay partileri düzenledik. Diğer gruptan olan arkadaşlarımız da günler yaptılar. Yemeğe, sinemaya, türkü evine birlikte çıkıyoruz. Grevin 24. günündeyiz, arkadaşlarımız bugüne kadar dayandılar, istediğimiz sonucu alana kadar dayanmayı düşünüyoruz.

 

Nasıl temsilci oldunuz ve delege seçildiniz?

Erkekler temsilci olabiliyorsa, bir kadının da temsilci olması gerekiyor. Çalıştığımız işyerinde çoğunluk kadın zaten, bizim temsilci olmamız çok normal. Arkadaşlarımızın oylarıyla delege seçildik. Temsilci olduğunuzda göreviniz artıyor, yönetimle bire bir ilişkide oluyorsunuz. Çok yoruluyoruz ama hiç yılmadık, pes etmeyeceğiz.

Ben bir kadın olarak böyle bir işe girdiğim için gerçekten de çok mutluyum. Onurluyum, gururluyum. Artık kendi başıma nasıl yürüyeceğimi, neler yapabileceğimi, nasıl konuşabileceğimi biliyorum. Özgür ve onurlu bir biçimde bu grevi, sendikamızın desteği ile götürebileceğimize inanıyorum. Biz çok güçlendik bu süreçte. Fatma ile sürücü kursuna gidiyoruz. Orada bir muhasebeci var, sert biraz, biz ona karşı da tavrımızı koyuyoruz. Özgüven kazandık. Grev çadırı güzel oluyor. Nöbetçi arkadaşlarımızı hiç yalnız bırakmıyoruz.

 

Siz Novamed’te sendikal örgütlenme için baştan beri çok çalıştınız, aileniz nasıl bakıyordu bu çalışmalara?

Fatma Özüm: Evet, çok zorlu bir süreçti. Her ay bir grup arkadaşımızla birlikte yemeğe, denize gider, ayrıca kendi aramızda günler yapardık. Birbirimizi böyle tanıdık ve güvendik. Hatta bowling turnuvası bile düzenledik. İşyerinde hiçbir iletişim olmuyordu. Ailem önce çok olumlu bakmıyordu, “Aman bu işin içine girme, işinden olursun.” diyorlardı. Biz ağabeyimle birbirimizle dayanışarak babamı da toplantılara götürerek onu ikna ettik. Artık ailemin de desteği var.

 

Greve katılımı nasıl sağladınız?

Bazı arkadaşlarımızın eşleri, “greve katılma” diyordu. İçlerinden bazıları “katılırsan senden boşanırım” bile demişler. Eşleri tarafından bu şekilde zorlanan arkadaşlarla konuştuk. Önce onlara bilgi verdik, özgüven kazandırmaya çalıştık. Özgüvenleri geldiğinde kadınlar eşlerine anlatmaya başladılar ve ikna edebildiler. Biz de bu arada eşleri ikna etmek için ev ziyaretleri yaptık. Yalnızca eşler değildi ikna etmek zorunda olduklarımız, babalar, nişanlılar, sevgililer bile engelleyebiliyordu kadınları. Kadınların sendikaya üye olmaları için herkesten izin alması gerekiyor, koca, baba, ağabey. Evlerde bazen gerginleşti ortam, ama ikna ettik yine de. Bize zaman içinde güvendiler. İnsanlar bizi seviyor artık.

 

‘Grev, işçilerin okuludur’ diye bir söz vardır, siz bu okulda neler yapıyorsunuz?

Grev çadırı bizim için bir terapi yeri gibi de oluyor. Birbirimizin dertlerini dinliyor, özel hayatımıza ilişkin sorunları paylaşıyoruz. Derdi olan anlatıyor. Kadınlar arasında konuşulan problemlerin başında tabii ki erkekler geliyor. Bu süreçte deneyimlerimizi birbirimize aktararak güçleniyoruz. Çok gergin bir dönemdeyiz, kendi aramızda da ufak tefek sorunlar oluyor, onları da konuşarak hallediyoruz.

 

Kadın ağırlıklı bir grev bu, erkek işçiler ne yapıyor?

Burası kadın ağırlıklı bir işyeri. İşyerinde erkek sayısı çok az. Ama delege seçimleri sırasında aday olan pek çok erkek oldu. Şu anda erkeklerimizin ikisi haricindekiler grev kırıcı. Çok hızlı bir biçimde greve girdik. Normal bir temsilcilik yapma süreci olmadı henüz fazla bir deneyimim yok. Ama şöyle bakınca iyi taraf biziz zaten. İşyerinin en neşeli insanları biziz. İşyeri şimdi çok neşesiz.

 

Baştemsilci olmak nasıl bir şey sizce?

Çok güzel bir duygu. Yoğunluktan anlayamıyorsun hiçbir şeyi. Şu andaki derdimiz temsilci, şu, bu olmak değil, bir sözleşme yapmak. Arkadaşlarımızın karşısına başı dik çıkmak istiyoruz.

 

Burada bayram hediyesi veriyordunuz?

Evet, o işleri de biz organize ediyoruz. İnsanlara bir nebze de olsa çözüm bulduğumuzda çok seviniyoruz. Onların gözünde bir ışıltı görmek bizi çok mutlu ediyor.

 

Greve katılmayanlar nasıl bakıyorlar bu çabalara?

Ayşegül: Bazı arkadaşlarımızın gönlünde bizimle birlikte olmanın yattığını biliyoruz. Fakat maddi durumu çok kötü olanlar var. Bu grevi başarı ile sonuçlandırdığımız zaman içeride çok önemli değişikliklerin olacağını düşünüyoruz.

 

Öyle birden bire döküldü mısralar

Novamed grevi bazı arkadaşlarımızın yeteneğini ortaya çıkardı. Bunlardan biri de Özlem. “Grev Gözcüsü” isimli şiiri ile Özlem herkesin yüreğine dokundu gerçekten. Ondan kendisinin ve şiirinin hikâyesini dinledik.

Novamed’te ne zaman çalışmaya başladınız, sıralı doğumu yaşadınız mı?

Özlem Kılınç: Altı seneye yakın Novamed’te çalışıyordum. Liseden terkim. 23 yaşındayım. Evliyim, bir kızım var. Evet, ben de sıraya girdim. Şefime söyledim, ‘ben hamile kalmak istiyorum’ diye ondan iznimi aldım. Büyük bir başarı ile 15 gün içinde hamile kaldım. Çalışmaktan çok memnunum, setleri üretip hastalara yardımcı olmak gerçekten de iyi bir şey. Ama şartlarımızın düzgün olması lâzım. O nedenle de sendikalıyız ve grevdeyiz. Çok mutluyum beraber olmaktan. İyi ki içeride çalışanlar arasında değilim. Grevin en yakın zamanda sonuçlanacağından eminim. Ümidimizi hiç kaybetmedik.

 

O şiir nasıl ortaya çıktı?

Gece sabaha kadar gözcüydüm. Arkadaşımla beklerken, onun uykusu geldi. ‘Sen git biraz uzan’ dedim. Etraf zifiri karanlık, çevrede çıt yok. Orada aklıma geldi, önce wolkman’e kaydettim, sonra da yazdım. Birden bire geldi mısralar. Lisedeyken aşk şiirleri yazardım. Sonra bırakmıştım. Böyle bir şiir ilk defa yazıyorum. Çocuk var, iş var, yazmak hep aklımda, ama fırsat da yoktu açıkçası.

Şiirimi ilk kez arkadaşlarıma okudum, çok beğendiler. Sonra DSP’den misafirlerimiz geldiğinde onlara okudum, onlar da çok beğendiler. Kasete aldılar şiiri, Adil (Alaybeyoğlu) Bey Mersin’e yolladı dergi için, sonra yerel kanallarda okundu. Bayağı ünlü oldum yani.

EMEK GÖZCÜSÜ

Gecenin Karanlığında ;
Sessiz bir bekleyişti bizimkisi
Sonumuzun ne olacağının bilmeden beklemek
Aslında her şeye rağmen umutlu bir bekleyiş
Dirençli…
Azimli…
Grev gözcüsü diyorlar adımıza
Biz sadece grev gözcüsü değiliz aslında
Geleceğimizin, Namusumuzun, Onurumuzun, Gururumuzun ve ekmeğimizin
gözcüleriyiz
Her gün değişsek te biz gözcüler beklediğimiz şey değişmiyor aslında
Bunun farkında olmasa da yanımızda olmayan bazılarımız
GERÇEK BU;
Size sesleniyorum Eyyy emek sömürücüleri;
Biz emekçi kadınlarız
Satılık değildir Gururumuz, Onurumuz, Kanımız, Ruhumuz Canımız
Sen sen ol emeğimize laf söyleme
Biliyorum her şey güzel olacak
Bu sessiz çığlığımız bir gün elbet duyulacak.
Gelin ey işçi kardeşlerim bir olalım
Gökteki kuşlar bile yalnız uçmuyor bilinmeyene
Gelin Eyy işçi kardeşlerim bir olalım
Balıklar bile sürüyle yüzüyor denizin maviliğinde
Gelin Eyy işçi kardeşlerim bir olalım
Bir olalım ki kıralım bu emeğimizi sömürenlerin kalemini
Sizi bekliyoruz !!!!
Ben hep orada olacağım adım önemli değil
Grev çadırımda görev yerimde
Çünkü benim adım
EMEK GÖZCÜSÜ!!!



● Novamed'te Direnişe Devam: "Sendikalı Olmak Bir Kadın Olarak Bana Güven Verdi" Sayı 22, Şubat 2007

 

Novamed’de grev yapan 83 kadın arkadaşımız direnişlerini sürdürüyorlar. Geçen sayımızda onların bazılarını sizle tanıştırmıştık, diğerleriyle de şimdi tanışmaya ne dersiniz?

 

   Söyleşi: Mehmet Yılmaz / Necla Akgökçe  

 

 

Novamed deneyimini ve işverenin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Naciye Önder: Her şeyin iyi gideceğini düşünüyorum. Eninde sonunda haklarımızı alacağız. İşverenin tutumu bence çok kötü. Üstelik Avrupalı bir işveren. Orada sendikalaşma işçinin en doğal hakkı. Tüm işçiler sendikalı, bize bu konuda destek vermeleri gerekirken, tam bir hayal kırıklığı yaşıyoruz.

 

Neden örgütlenmeye başladınız ve neden Petrol-İş?

İnanılmaz baskılar yaşıyorduk. Tuvalete gitmek izinle, doğum yapmak izinle, saniyeleri sayarak çalışıyorduk, sağa dönsen kabahat, sola dönsen yasak. Sendika gelirse bu kadar baskı yaşamayız diye düşündük. Kimyasal madde ürettiğimiz için de Petrol-İş’i seçtik.

 

Sizi tanıyalım?

Adım Özlem Yalçın. Üç buçuk yıldır Novamed’te çalışıyorum. Sigortalı çalışmaya ilk defa burada başladım.

 

Niçin sendikalı olmak istediniz?

İşçiyiz, hakkımızı aramak gerektiğine inanıyorum. Sendikanın ne olduğunu bu işyerinde öğrendim. Çok baskı vardı, işçi gibi değil de köle gibi çalışıyorduk. Saatlerimiz çok kısıtlıydı, her adımımızı saniyelerle hesaplıyorduk.

 

Beklentilerinizi anlatabilir misiniz?

Daha iyi çalışma koşullarına kavuşmayı, geleceğe daha umutlu bakmayı istiyorum. Sendikalı olmak bir kadın olarak da bana güven verdi. Güvencesiz çalıştığımız için her zaman çıkarılacağımızı düşünüyordum, sendikadan sonra kendimi daha rahat hissetmeye başladım. Daha önce ‘taksit yapayım, bir şeyler alayım’ diye içimden geçiriyor ama korkuyordum. Üye olduktan sonra taksitle alışveriş yapmaya başladım. Bu süreçte hem kendime hem de başkalarına güvenmeyi öğrendim. İşyerinde birbirimizle konuşamıyorduk, sendikalaşma sürecinde birbirimizi tanıma imkânımız oldu. Çalışma arkadaşlarımın gerçek kişiliklerini görmeye başladım. Ben insanların birbirine destek olduğu ortamı yine grev yerinde gördüm. Buradan çıksam ve başka bir işyerine girsem yine sendikalı olurum. Bizim hakkımızı bizden ve bizim gibi olan insanlardan başkasının korumayacağını biliyorum artık.

 

Sendikalı olmayanların durumu ne sizce?

Bizim işyerimizde insanlar genel olarak bir akrabasını işe koymuş. Herkes birine yakın olduğu için sendikalaşmak hem kolay, hem de zor. Çok baskı var, bu sendikalaşmayı kolaylaştırıyor ama akrabalık ilişkileri olduğu için bir taraftan da çok zor.

Ayrıca yoğun baskı olduğu için işe çok ihtiyacı olan insanlar çalışıyor, onları örgütlemek de zor. Durumları biraz daha iyi olanlar çıkarılınca dayanacak güçleri oluyor, diğerlerinin böyle bir gücü yok. Greve katılmayan arkadaşlarımız ya birinin akrabası ya da durumları çok kötü.

 

Petrol-İş’ten beklentileriniz?

Sendikadan bir beklentim olmasa sendikaya girmezdim. Benim için ücret ikinci planda kalıyor, daha iyi çalışma koşulları, daha insanca bir çalışma ortamı istiyorum. Baskı olmasın, fabrika içinde düzenlemeler yapılırken bizim de fikrimiz alınsın. Örneğin, gece vardiyası ikramiyeleri kadınlara verilmiyor, bu ikramiyeler verilmeli. Yasalarda kadın işçilerin kreş hakkı var, ama uygulanmıyor. Pek çok kadın, bu yüzden işten çıkıyor, kreş hakkımızı da istiyoruz.

 

Sizi tanıyalım...

Nurcihan Kilek: Açık Öğretim Fakültesi mezunuyum. Daha önce mühendislik, mimarlık ofisinde teknisyen olarak çalışıyordum. Sendikalı değildim, ama çevremde başka sendikalara üye olan arkadaşlarım vardı. Bizim durumumuzu Avrupa’yla kıyaslamıyorum, Türkiye şartlarıyla kıyaslıyorum. Türkiye şartlarına göre de burada bir sendika olmalı açıkçası. Antalya’ da mesela büyük otellerin hepsinde sendika var.

 

Novamed sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir toplantı yapılmıştı, ben sendikacı arkadaşlarımızı orada tanıdım. Arkadaşlar kendi aralarında gruplaşmışlar, ben 30 kişi olduklarında öğrenebildim böyle bir girişimin olduğunu. İlk girenlerdenim, çünkü aşırı tepkiliydim. Toplantıda herkes deneyimlerini anlatıyordu, deneyimler ortaktı, ben de tepkilerimin yersiz olmadığını gördüm. Hemen sendikaya üye oldum. Daha sonra üçer, beşer herkes üye olmaya başladı. Ben de üye yapmak için çalıştım. Hepimiz fiilen çalıştık.

 

Serbest bölgede ilk deneyim bu galiba?

İşveren de onu kullanıyor zaten. ‘Serbest Bölge’de sendikalaşma olmaz’ diyor. Niye olmasın? Serbest Bölge’de çalışanlar işçi değil mi?

 

Zaten işletmeler vergiden muaflar, onlara yeterli destek sağlanmış...

Evet, tüm işletmeler vergiden muaflar, onlara burayı daha cazip hale getirmek için elimizden geleni yapmışız ama yaptıklarına bakın.

 

Sendikadan sonra koşullarda bir düzelme oldu mu?

Tabii oldu. Eskiden hiç karşı gelemiyorduk. Şimdi artık açık açık her şeyi söylüyoruz. Line’nin hızı 5 saniye, bundan dolayı sağlığımız bozuldu Herkesin boynunda kollarında kireçlenme ortaya çıktı. Artık ‘makine yavaşlatılsın’ diyebiliyoruz. ‘Cumartesi tatil olsun veya yarım gün olsun’ diyebiliyoruz şimdi. Önceden söyleyemiyorduk. Türk yöneticilerimiz bize ‘siz nasıl böyle bir şey söylersiniz, siz ekmek yediğiniz yere nasıl ihanet edersiniz, siz kim oluyor da böyle yapıyorsunuz’ diyorlar. Biz şefin kendisine bir şey söylemiyoruz ki, itirazımız şartlara. İnsanlar sağlığını kaybediyorsa bunun nedenlerinin araştırılması lazım. Burası uzun yıllar çalışıp emekli olunabilecek bir fabrika değil, şartlar çok ağır, hastalanırsınız. Bir süre çalışıp çıkıyorsunuz.

 

Ondan dolayı mı daha çok kadınlar çalıştırılıyor?

Buradaki kadın işçi yoğunluğu kadınların el becerilerinin daha gelişkin olmasından kaynaklanıyor. Bizim elimiz daha çabuk ve daha sabırlıyız. Setler önümüze mi fırlatılmadı, başımızda mı parçalanmadı... Sonra sebepsiz bağırıp çağırmalar, hakaretler... Müdür salonun bir ucundan öbür ucuna rahatlıkla bağırabiliyordu. Düşünün ne biçim bir ses bu; fabrika zaten gürültülü bir ortam ve biz bağırmaları duyuyoruz. Kadın olduğumuz için daha rahat bağırabiliyor... Bizleri ağlatmak hoşlarına gidiyor. Bu şekilde kadınlar üzerinden bir ego tatmini yaşıyorlardı. Bir müdürümüz bize, ‘şefleriniz sizden insan olarak da üstündür, onlara saygı göstermek zorundasınız’ demişti. Hiç unutamıyorum, bu ne demek? İnsanın değeri böyle ölçülür mü?

 

Sendikalı olduğunuz için bir baskı yaşadınız mı?

Yaşamadım, niye yaşayayım ki? Bizden daha iyi elemanı nereden bulacaklar, biz hiçbir sorun çıkarmadan sürekli çalışan insanlarız.

 

Neler olsun istersiniz?

İşveren kafasına göre bayram veya yılbaşı harçlığı vermesin, bunların hepsi bir sisteme otursun. Ben, insani şartlara sahip, insani duyguların gelişkin olduğu bir işyerinde çalışmak istiyorum. İşçi duygusu, zekâsı, düşüncesi olan bir insandır. Sendikanın çok büyük maaş arttırımı almasını beklemiyorum ben, benim öyle pembe hayallerim yok. Türkiye şartlarında normal bir ücret olsun, bize pazarlık etme şansı verilsin. Tek tek hiçbirimizin pazarlık etme gücü yok çünkü.

 

Siz kaç yıldır burada çalışıyorsunuz?

Nazlı Kaplan: Şubat’ta dört bitecek, beşe gireceğim. Ben, sendikaya sonradan, Ağustos ayında katıldım. Esasında greve çıkmayı biz istemedik. Sendika üyeleri olarak biz “hayır” oyu kullandık. İşyeri sendikasız arkadaşlara “evet” oyu kullandırttı. ‘Sözleşme yapılsın, Yüksek Hakem Kurulu’nda bitsin bu iş, greve çıkmayalım’ dedik. “Evet” oyları fazla olunca greve başladık. Şu anda “evet” diyenler içeride çalışıyor, biz grevdeyiz. Vicdanları rahat mı artık bilmiyorum. Hepimizin paraya ihtiyacı var, ailemize ufak da olsa katkıda bulunuyoruz. İçeriden dolaylı yollarla hâlâ bize laf çarpıyorlar. Sendikaya üye olduktan sonra beni iki saat yukarı alıp sorguya çektiler. Ben Antep’liyim, Antalya’ya sonradan geldim, kirada oturuyorum. Paraya bu kadar ihtiyacım olmasa, bu kadar ağır şartlarda çalışmazdım zaten. Line’de çalışmaktan kolumda bir beze oluştu. Operasyonla alınması gerekiyor. Saniyelerle yarışıyorsun, orada konuşmak, gülmek, her şey yasak. Bize ‘niye sendikaya üye oldun’ diyor şefler. Galoşları giydiğimiz yerde sandalyeler var, biz oraya oturmayı bile hak etmeyen insanlarmışız, öyle diyorlardı. Ama eninde sonunda biz kazanacağız ve onlar utanacaklar.

 

Sendikanın faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz, sendika şöyle yapsaydı dediğiniz oluyor mu?

Hayır, sendika son gün bile ‘anlaşalım’ diye içeriye talepte bulundu. Greve gidilmemesi için elinden geleni yapmaya çalıştıklarına inanıyorum. Biz artık bu yola baş koyduk, bunun sonu ne olacaksa olacak. Umarım işveren yasalara uyarak anlaşmayı imzalar, biz de işimizin başına döneriz.

 

Şu anda nasıl geçiniyorsunuz, ailenizden mi yardım alıyorsunuz?

Benim eşim de Serbest Bölge’de yabancı bir firmada çalışıyor. Eşimle aynı anda çalışmaya başladık. O zaman eşim 280 Euro alıyordu ben 250 Euro alıyordum. Şu anda eşim beni ikiye katlamış durumda. Onlar da İtalyan- Alman ortaklığı. Bizim müdürümüz Bay Rappa, ‘Serbest Bölge’de bizden iyi ücret veren firma yok’ diyor bir de.

 

Sendika öncesinde durum neydi, daha sonra neler oldu, bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Neslihan Mercanovalı: Sendikalaşma öncesinde içeride aşırı baskı vardı. Şefler bizi küçümsüyor, hakaret ediyordu, hatta sandalye fırlattıkları bile olmuştu. Ayrıca sıralı doğum dayatılıyordu. İçeriye beş dakika geç geldiğimizde bu beş dakika bize ödetiliyordu. Kimse konuşamıyordu, hakkımızı arayamıyorduk, sesimizi çıkardığımızda tehditler savruluyordu. Altı buçuk yıldır çalışıyorum, en eski çalışanlardan biriydim. Çok ağır işlerde çalıştırıldım. Çok çalıştırıldığım için sağ bileğimin iç tarafında et ve kemik ayrılması oluştu. Ayrıca üst tarafta da çökme başladı. Ben bu işe girdiğim zaman sağlıklı bir insandım. Şimdi değilim.

Daha sonra da bu şekilde beni çalıştıramayacaklarını, işlerine yarayamayacağımı söylediler. Ben rahatsızlığımın yaptığım işle alakalı olduğunu anlatmaya çalıştım, ama beni kimse dinlemedi. Sendikadan sonra da baskının niteliği değişti. Sendikasızlar kayırılmaya başlandı. Hatta sendikasız kadınlar başları ağrıdığı zaman bile yukarı çıkarıp dinlendiriliyordu, ben ‘bu gün şurada oturmayayım’ dediğim zaman çok büyük tepkiler alıyordum. Kemiklerimin arasına iki günde bir sıvı veriliyordu. Doktordan da raporum vardı ‘ağır işte çalıştırılmayacak’ diye, ama beni devamlı en ağır işlerde çalıştırdılar.

 

Sendikayla tanışmanız nasıl oldu?

Bize ‘sendikaya girmek ister misiniz’ diye sordular. Sendikanın ne olduğunu bile bilmiyordum açıkçası. Bakalım dedim. Aradan birkaç gün geçti, şefim beni çağırdı, ‘sendikaya girmek istiyormuşsunuz diye duydum’ dedi. Ben öyle bir şeyin olmadığını anlatmaya çalıştım, ama dinlemediler ve baskı yaptılar. Geri çekildim biraz. Aradan bir ay geçti, bizi yemeğe çağırdılar. 14 kişiydik, anlattılar ‘böyle böyle olacak var mısınız’ diye. Biz gördüğümüz baskılardan usanmıştık. Her gün eve ağlayarak gidiyorduk. ‘Hadi üye olalım’ dedik. 160 kişiye kadar çıktı üye sayımız. Bu kadar çoğaldıktan sonra işyerinin haberi oldu. Bizi, ‘işten çıkarırız’ diye tehdit ettiler, bazı insanlara ise ödüller dağıtıldı. Sendikaya girdikten sonra hiç konuşamayan, hakkını aramayan arkadaşlarımıza özgüven geldi, kendi haklarını aramaya başladılar. Ondan sonra bizi bir grupta topladılar. Orada yalnızca asi olanlar, hakkını arayanlar vardı. Bir gün ‘20 kişi işten çıkarılacaksınız’ diye bir haber geldi. O 20 kişi de bizim gruptandı, ama bizi yıldıramadılar.

 

Sizce bundan sonraki gelişmeler nasıl olacak, nasıl olmalı?

Bize verilen destekler çok önemli. Evlerine ekmek götüremeyen arkadaşlarımız var. En küçük bir desteği bile istiyoruz. Konuşmanın ötesinde de destek olmalı insanlar. Mesela bir arkadaşımız eşinden ayrıldı, içeriden para almıştı. Her ay maaşından kesiliyordu. Şimdi o da grevde. Ücret alamıyor, dolayısıyla ödeyemiyor, ‘ne yaparsan yap, git parayı bul’ demişler. Bir kadına böyle konuşulur mu, hırsızlık mı yapsın, kötü yola mı düşsün?

 

Kaç yıldan beri çalışıyorsunuz, girdiğiniz zamanki ve daha sonraki koşulları değerlendirebilir misiniz?

Ülkü Çetin: Ben 2002’de işe girdim. İlk girdiğimde çalışma koşulları çok kötüydü, şeflerden ağır baskılar gördüm, yemek yediğimde, ‘yediğin yemeği hak et’ dediler bana. Hızlı çalışamıyormuşum, elim ağırmış. Kollarım ağrıdığı için bileklik kullanıyordum, görüntü bozuluyor diye bileklik kullanmamı yasakladılar. Kol kaslarımda erime varmış. Burada herkesin kollarında bir hastalık var.

 

Sendika geldikten sonra bir değişiklik oldu mu koşullarda?

Artık bir sorunu dile getirdiğimizde ‘sendikanız halletsin’ diyorlardı. Daha sonra sendikalılarla sendikasızları ayırıp bizi daha ağır şartlarda çalıştırmaya başladılar. Sendikaya çalışma koşullarımı iyileştirmek için üye oldum. Evliyim, iki çocuğum var, biri kız. 13 yaşında ortopedik rahatsızlığı olan bir de oğlum var. Eşimden ayrıldım, annemde kalıyorum şu anda.

Daha iyi şartlarda çalışmayı, oğlumu tedavi ettirmeyi düşünüyorum. Babası başka biriyle evlendi, onun bize bir yararı yok artık. Çalışırsam daha iyi imkânlarım olur, çocuklarımı daha iyi şartlarda yetiştiririm. Bana ‘çocuğuna nasıl bakacaksın bakalım, şimdi Adil Bey götürsün onu doktora’ diyorlar. Çocuğun tedavisi için kredi almıştım. 100 Euro borcum kalmış, ‘şu anda çalışmıyorum, çalıştığım zaman öderim’ dedim. Bana, ‘nereden bulursan bul, getir’ dediler.

 

Siz gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz, örgütlenmeden önceki ve sonraki koşullar arasında bir fark var mı?

İsmim Mine Argat, altı yıldır Novamed’te Üretim Departmanı’nda çalışıyorum. Örgütenmeden önceki koşullar çok baskıcıydı. Sözle, gözlerle taciz ediliyorduk. Setleri gelip kafamıza çarptıkları bile oldu. Yanındaki arkadaşımızla konuşamaz, ezilir, baskıdan moral bozukluğu ile işimizi bile yapamazdık.

İlk yıllarda, şefim ‘sen bu işi yapamıyorsun’ diye kolumdan çekerdi. Karşımda yönetici vardı, ‘derdin varsa müdüre anlat’ derdi, ne diyeceğimi bilemediğim için sesimi çıkaramazdım. Bana ‘karaktersiz, sahtekâr’ diye hakaret edildiği de oldu.

 

Çok işçi giriş çıkışı oldu mu baskılar nedeniyle?

Oldu tabii. Son iki sene içinde iyice arttı çıkışlar. Sonra da işçi alındı. Çalışma koşulları çok kötü diye ayrılanlar da oldu. Tazminatsız öyle çıktılar. Hastalık nedeniyle rapor alanların da işten çıkarıldığı oldu. Bana baskı yaparak çıkmam için çok zorladılar, ama başarılı olamadılar. Çalıştığımız solüsyonlar çok kötü kokuyor, insanın nefes almasını zorlaştırıyor, o nedenle de işten çıkanlar oluyordu. Özellikte hamileler... Çünkü hamile kadınlara bu kokuların zarar verip vermediği kanıtlanmamış henüz. Müdürümüz hamileyken kendisi maske kullanıyordu, ama bizim arkadaşlarımızın kullanmasına izin verilmiyordu. İş ortamı çok soğuk olduğu için idrar yolları ve böbrek hastası olduk hepimiz.

Sendikalı olduktan sonra bize karşı tutumları değişti. Güzel sözler söylemeye başladılar.

 

Bundan sonra ne olabilir sizce?

Sözleşme yapıldıktan sonra bizim için daha rahat bir ortam olacak. Para çok önemli değil. Rahat bir ortamda çalışmak, gözlerin baskısından kurtulmak, kendimi insan olarak görmek istiyorum. Sendikalıların en ufak şeylerini bile kaydediyorlardı. Bir dövmedikleri kaldı bizi. Ama bizim kara bir defterimiz var.
Şimdi biz dışarıda rahatız. İçerideki arkadaşlar yönetimin baskısı ile çalışıyorlar.

Lütfiye Nalbant: Ben beş yıldır çalışıyorum Novamed’te. Özel bir baskı yaşamadım, ama hepimiz grup olarak çalıştığımız için hepimiz aşağılanıyorduk. Her zaman hakaret görüyorduk.
 

Kaç vardiya çalışıyordunuz?

Üç vardiya olarak çalışıyorduk. En zor olanı gece vardiyasıydı. Evliyim, iki çocuğum var. Hiçbirimiz gece vardiyasını istemiyorduk. Eşim memur.

 

Eşiniz sendikalı olmanızı nasıl karşılıyor, tüm bu olan biteni nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eşim beni destekliyor. Bize sadece emrediyorlar ve bizim hayatımıza ilişkin konularda bile kendi bildikleri gibi davranıyorlardı. Güya Avrupalı şirket, orada insan hakları diye bir şey var, burada bize yaptıklarını orada yapamazlar. Sendikayı benimsemediler bir türlü, kabullenemediler. Burayı ucuz işgücü cenneti olarak görüyorlar.

 

Sendika geldikten sonra olumlu bir değişiklik oldu mu?

Evet, bazı haklar verilmeye başlandı. Şimdi yemek daha iyiymiş, ama yine de çok belirgin değişiklik yok. Esasında Almanlar bilmiyor, veriyorlar parayı iş bitiyor, Türk yöneticiler bizi eziyor. Kendi insanımıza bizi ezdiriyorlar.

 

● 8 Mart'ta Coşku, Dayanışma ve Kararlılık Vardı Sayı 23, Mayıs 2007

 

Petrol-İş Bu Yıl 8 Mart’ı Novamed’li Grevci Kadınlarla Birlikte Kutladı

8 Mart’ta coşku, dayanışma ve kararlılık vardı

 

   Selgin Zırhlı Kaplan  

 

Bu yıl, 8 Mart’ta Petrol-İş Sendikası olarak Antalya Serbest Bölgesi’nde Novamed işyerinde grevdeki kadın üyelerimizle birlikteydik. Günün anlamına uygun bir şekilde kutlanması için herkes tüm emeğini ve çabasını sergiledi.

Petrol-İş Sendikası olarak bu yıl 8 Mart’ta Antalya’da Novamed grevcisi kadınlarla birlikteydik.

Petrol-İş Kadın Dergisi ekibi olarak hazırlıkların tamamlanmasına yardımcı olabilmek amacıyla birkaç gün öncesinden Antalya’ya gittik.

Etkinliğin yapılacağı salonun duvarlarını süsleyecek dövizler ve sloganlar Novamed’li kadınların emeğiyle hazırlandı. Her yer 8 Mart afişleri, dövizler ve pankartlarla donatıldı. Antalya temsilciliğinden arkadaşların özverili çalışmaları sayesinde etkinliğin duyurusu başarıyla gerçekleşti.

Etkinliğin sunuculuğunu üstlenen Devrim Aşkın Karasoy, “Değerli konuklarımız, 8 Mart, dünya emekçi kadınlarının şanlı gününde New York’lu dokuma işçisi kadınların Novamed’li emekçi kadınlara bıraktığı onurlu mücadele mirasını kucaklamanın bilinci ve kararlılığıyla, burada bize omuz veren tüm dostlarımızı yürekten kucaklıyoruz. Hoşgeldiniz!” diyerek etkinliğin startını verdi.

Ardından söz alan Petrol-İş Sendikası Mersin Şube Başkanı Adil Alaybeyoğlu, yurtdışı ve yurtiçindeki sendikalardan ve sivil toplum örgütlerinden gelen dayanışma ve kutlama mesajlarını okuduktan sonra açılış konuşmasını yapmak üzere sözü Genel Başkan Mustafa Öztaşkın’a bıraktı.

Genel Başkan Mustafa Öztaşkın, konuşmasına şu sözlerle başladı: “Petrol-İş Sendikası olarak kadınlar için bir mücadele ve dayanışma günü olan 8 Mart’ı, bu yıl Novamed’de grevde olan 82 kadın üyemizin sesini daha geniş kitlelere duyurmakamacıyla Antalya’da kutluyoruz.

Toplumda erkekler ve kadınlar olarak var oluyoruz ama yaratılan değerlere, eğitim, sağlık, iş gibi olanaklara ulaşma açısından ne yazık ki kadınlar erkeklerle eşit durumda değiller. ... Kadınların kötü çalışma koşullarından kurtulmalarının yolu sendikalara üye olup örgütlü mücadele vermelerinden geçiyor. Fakat sırtlarına binen ikili yük bunu engelliyor."

Daha sonra sendikalarda kadınların durumuna da değinen Öztaşkın, Petrol-İş’in kadınlara ilişkin görüşlerini de içeren şu sözlerle devam etti konuşmasına: "... Ancak bünyelerine kadın işçileri katma konusunda sendikaların da özel çaba sarf etmeleri gerekiyor. Kadınları sendikaya üye yaparken sendika üyeliğine karar vermede ailesi de bir faktör olduğu için bir yerde ailesiyle birlikte örgütlenmeyi hedefleyen bir sendikal strateji izlenmeli, Novamed’de olduğu gibi grev de aileleriyle birlikte olmalıdır. "

Petrol-İş Kadın Dergisi’nin etkinliklerini, kampanyalarını ve çıkış amacını hatırlattıktan sonra Novamed grevinin öyküsüne geçen Öztaşkın, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Novamed direnişi sendikamızın onur direnişidir. Tüm ola-naklarımızı kullanarak bu di-renişin başarılı olması için ça-lıştık, çalışaçağız. Haklı mücadelemizde bizlerle birlikte olan, seslerini sesimize katan tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz…"

Açılış konuşmasından sonra Petrol-İş Kadın Dergisi adına söz alan Selgin Zırhlı Kaplan, 8 Mart’ın tarihçesini anlattı, ardından hazırladığı Novamed’li Kadınlar Direnişte isimli slayt gösterisini sundu.

Slayt gösterisiyle salonda oluşan coşkulu ve duyuglu anlardan sonra, Özlem Kılınç, Novamed grevi üzerine yazdığı Emek Gözcüsü adlı şiirini okudu.

Etkinliğimizin ikinci bölümünde "Novamed Örneğinden Hareketle Küreselleşen Dünyada Kadın Emeği ve Sorunlar" başlıklı panele geçildi.

Panel iki oturumdan oluşuyordu. Selgin Zırhlı Kaplan’ın yönettiği ve Novamed’li kadın işçilerden Derya Tuna, Nazlı Kaplan, Selda Yıldırım, Neziha Bal, Neslihan Mercanoğlu, Dudu Piral, Belgin Özbahar’ın katıldığı "Novamed’li Kadınlar Anlatıyor" adlı birinci oturumda, Novamed işyerinde yaşananlar, sendikalaşma ve grev mücadelesi, doğrudan yaşayanların kendi ağızlarından dinlendi. İlk turda, Novamed’li kadınlar kendilerini tanıtarak greve neden katıldıklarını anlattılar.

Selda Yıldırım

"3 yıldır Novamed’te çalışıyorum. Novamed’te bir iş garantimiz yok. Birçok sorunlar yaşıyorduk, mesela arkadaşlarımızla iletişimimiz kopuktu, şahsım adına çok baskı yaşamadım. Biz grup olarak eski bir grubuz, bilgili olduğumuzdan dolayı çok fazla baskıya uğramadık.

Greve katılma sebebim maddi açıdan değil, hepimizin toplu olarak bir sözleşme altında bulunmamız gereğinden dolayı. Birlik beraberlik olmalı diye düşünüyorum."

Dudu Piran

"4 yıl 8 ay Novamed’te çalıştım. Buraya toplu olarak sendikaya girme amacıyla bir birlik ve beraberlik oluştu. Hep beraber hareket etmemiz gerekiyordu. Çünkü bu şekilde işverene karşı ayakta durabiliyorsunuz. ... Yasal bir sözleşmemizin olması en büyük hakkımız."

Neslihan Mercanoğlu

"7 yıldır Novamed’e emek verdim. Baskılara en çok maruz kalanlardan biri benim. Şu anda burada onların yaptıklarını anlatmak beni çok üzüyor, ama biraz da olsa artık yüzlerinin kızarmasını istiyorum. İşyerine daha ilk girdiğim günlerde acemi olarak tabii ki herkes gibi bilmediğim şeyler vardı. Şeflerimden biri üzerime sandalye fırlattı. ... Halbuki ilk yaptığım işti, bana tek başıma yaptırdılar. Zaman geçtikte belimde bazı arızalar oluşmaya başladı. ... Doktorlar ne olduğunu anlamadılar, tıp fakültesine sevkettiler. Orada etimle kemiğinin birbirinden ayrıldığını söylediler. Her gün koluma etimle kemiğimin arasına iğnelerle sıvılar yedim. İşyerime, bu işten dolayı bu hale geldiğimi anlattığım halde, “madem bu haldesin, maalesef seni çalıştıramayacağız” dediler. Eğer ben bu işyerine verdiğim emeklerin karşılığını alamayacaksam, elimden geleni ardıma koymayacağım dedim. Ve halen de yapacağımıza inanıyorum."

Derya Tuna

"7 yıldır Novamed’te çalışıyorum, ilk giren grupta 31. kişiyim. Birçok şeyler yaşadım orada, ilk olarak sigara içiyorum diye bir dolu hakaretler gördüm, rahatsızlandığım zaman hakaret gördüm, o kadar çok şey yaşadım ki 7 yıl boyunca... “Sen kimsin” dedikleri oldu, yüz felci geçirdim, lavaboda iki şef sıkıştırdı beni, “sen nasıl Novamed’in adını karalarsın” diye... Sağlığımı tehdit ediyorlar, farkında değiller... Birçok şey yaşadım, onun için sendikadayım. Gururum ve onurumla sonuna kadar gideceğim, bu işi başarana kadar. Bütün arkadaşlar eleleyiz, hep beraber, sonunda da başaracağımıza inanıyorum..."

Nazlı Kaplan

"Yaklaşık 5 yıldan beri Novamed’te çalışıyorum. Benim ilk zamanlar bir sorunum yoktu, ama sendikaya girdiğim an yukarıya çağırdılar, birbuçuk saat ifade verdim, sorguya çektiler “ne yapmaya çalışıyorsun, neden üye oluyorsun” diye... Ama ben bu işi sonuçlandıracağımıza inanıyorum. İnşallah sonucu güzel olacak diyorum..."

Neziha Bal

"Kadın gibi çalışmak, insan gibi çalışmak ve çalıştığımızın karşılığını almak istiyoruz. ... Amacımız sadece sendikalı olmak ve bütün haklarımızın güvence altında olması. Bunun için sözleşme imzalamak istedik. Ama sizlerin de bildiği gibi, patronlarımızın inadından dolayı bir türlü sözleşmemizi imzalayamadık. Ve bizi zorla greve çıkarttılar. Biz greve çıkmak istemedik, onlar bizi greve çıkarttılar. Ama biz bu grevi sonuna kadar sürdüreceğiz. Ne şartlar altında olursa olsun, sonuna kadar gidilecek. Bu grev zaferle sonuçlanacak, çünkü çok şey istemiyoruz, sadece hakkımızı istiyoruz! Alnımızın terini, emeğimizin karşılığını istiyoruz! İnsan gibi çalışmak, insan gibi muamele görmek istiyoruz!

Çok şey istemiyoruz, dudak uçuklatacak paralar istemiyoruz, yan gelip yatacağımız bir işyeri de istemiyoruz, sadece geleceğimizin ve haklarımızın güvence altında olacağı bir işyerinde, sendikalı olarak çalışmak istiyoruz. Ve biz bunu başaracağız!"

Panelimizin birinci oturumu sona erdikten sonra yemek arası verildi. Yemekten sonra, moderatörlüğünü Necla Akgökçe’nin yaptığı "Küreselleşen Dünyada Kadın Emeği ve Sorunları" adlı ikinci oturuma geçildi.

İkinci oturumda ilk sözü DSP Merkez İlçe Başkanı Melike Eşiyok aldı:

"Değerli konuklar... 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü, tüm dünya kadınlarının eşit hak ve mücadele için dayanışma içinde olmaları gereken gündür. ... Bizler buradayız, çünkü 164 gündür emekçi arkadaşlarımızın grevlerinin başladığından itibaren yanında olduk ve grevleri istedikleri şekilde sonuçlanıncaya kadar da yanlarında olacağız. ... Kadınlarımızın, ailede, iş yaşamında, ev hayatında, sokakta, yaşamın her alanında yaşadığı sorunlar var. Fakat bugün özellikle üzerinde durmak istediğimiz, çalışan, emekçi kadınlarımızın yaşadığı sorunlar, 84 kardeşimizin sıkıntılarının neler olduğunu ve neler yapılması gerektiğini konuşmak. ... Küreselleşme ile dünya artık çok küçüldü. Dünyanın önde gelen ülkelerinden firmalar, maliyetleri düşürmek, ucuz işgücünden yararlanmak için dünyanın bir ucundan diğerine gidip işyerleri kuruyorlar. Novamed de bu işyerlerinden bir tanesi. ... Elbette çalışmayan kadınlarımızın da sorunları var. Her birimiz evimizde çalışıyoruz, çocuklarımıza bakıyoruz. Çalışmayan kadınların en önemli sorunlarından bir tanesi, sosyal güvencelerinin olmaması. ... Kadınların eğitim düzeyi çok düşük, hâlâ kız çocuklarını okula göndermek için kampanyalar düzenleniyor. ... Kadınların ekonomik bağımsızlık elde etmeleri için eğitim görmeleri meslek sahibi olmaları gerekiyor. .. Eşit bir şekilde hayatı paylaşmak istiyoruz....”

Daha sonra konuşma sırası, EMEP GYK Üyesi ve şair Gülsüm Cengiz Akyüz’deydi:

“... Merhaba dostlar, hepinizin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Burada sizlerle olduğum için çok mutluyum. İki dünya var, birincisi emeğin dünyası, ikincisi sermayenin dünyası. Bu iki dünya arasında uzlaşmaz bir çelişki var. ... Televizyon dizileriyle bizleri uyutmaya çalışıyorlar. ... Kültür emperyalizmi diyoruz biz buna. ... Dostlar, yapay ayrılıklara karşı uyanık olmalıyız. Emekçileri bölmek isteyenlere karşı uyanık olmalıyız. Birliğimizi asla bozmamalıyız. Çünkü birlik olan kazanır. ... Kadınlar gününde “eşiniz size ne aldı”, “sevgiliniz size ne aldı” diyerek içini boşaltıyorlar. ... Yılda bir gün değil kadın hakları, yılda bir gün değil bizim mücadelemiz. ... 150 yıl öncesinde kalmadı kötü koşullar. Bursa’da geçen yıl 5 dokumacı genç kadın yanarak öldü. ... Bundan bir ay önce Urfa’da tarım işçilerini taşıyan kamyon devrildi ve işçiler yaşamlarını kaybettiler. ... Emekçi kadınların hayatlarında değişen bir şey yok. Hayatı değiştirecek olan bizleriz, bizim emekçi ellerimiz, çünkü bunu çocuklarımıza borçluyuz. ...”

Üçüncü konuşmayı İP Öncü Kadın İstanbul İl Başkanı Zerrin Öztürk yaptı:

“Saygıdeğer konuklar, alınlarından öpülesi grevci arkadaşlar, hepinize merhaba... Küreselleşme, özelleştirmedir. ... Sosyal güvenlik reformudur... Özel hastanelerin kapılarında yarısı parayla karşılanan sözde sağlık güvencesidir... İMF ve Dünya Bankası’nın ekonomimize dayattıklarıdır, yani hayat pahalılığı, işsizlik, fabrikalarımızın kapatılarak kapı önüne konmamızdır, çocuklarımızın geleceğinin elimizden alınmasıdır. ... Serbest bölgeler yabancı sermayenin girişini hızlandırmak, ucuz işgücü temini için kurulmuştur. ... Kadın sorunları genelinde, Novamed örneğinde yaşadığımız sorunlar, ekonomik ve toplumsal temelleriyle ortadan kaldırılmadıkça çözülemeyecektir.”

Daha sonra söz alan TÜRK-İŞ’e bağlı Yol-İş Sendikası 1 No’lu Şube İşyeri Temsilcisi Vildan Ünveren şunları söyledi:

“Dostlar merhaba, Novamed işçilerinin mücadelesini destekliyor ve başarılar diliyorum. Küreselleşme, emperyalizmin bir başka adıdır. ... Serbest bölgelerde ve Novamed’te yaşananlar bunun en açık örneğidir. Emperyalizmin kadın emeği üzerinde etkisini tartışmamız gerekiyor. ... Üretimin önemli bir bölümü, düşük maliyetlerle ülkemizde yapılıyor. ... Maliyetlerin düşürülmesinin yolu, öncelikle işçilik maliyetlerinin en alta çekilmesidir. ... Kadın işçilerin yoğunlukta olduğu tekstil sektöründe bu durum ağırlıklı yaşanıyor. Yalnızca fabrikalarda değil, evlerinde parçabaşı iş yaparak çalışan kadınlar da büyük sıkıntılar yaşıyor. Kadın işçilere ayrımcılık uygulanıyor. Ailenin esas gelirini sağlayan işçi olarak sayılmıyor, ikinci gelir getiren işçi olarak görüldüğü için ücreti düşük tutularak emeği sömürülüyor.”

Ebru Yıldırım (SDP Parti Meclisi Üyesi):

“Tüm kadınların uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 8 Mart kutlu olsun. ... Kadın emeği görünmeyen bir emektir. Kadınların ekonomiyle tek ilişkisi, ev ekonomisi üzerinden tarif edilir. Kadınların dışarıda çalışmaması istenir, kadınların yerinin ev olduğu söylenir. Kadının ekonomiyle tek ilişkisi, tutumlu davranıp ailenin bakımını en iyi şekilde gerçekleştirmesi olarak tarif edilir. Dışarıda çalışırsa da bu evlenene kadar ya da çocuk doğurana kadardır, ayrıca sadece aile bütçesine katkı amaçlıdır. .. Kadın emeği küreselleşme sürecinde kapitalistler tarafından tercih edilen bir emektir. Değersizleştirilmiş, görünmeyen emek olduğu için çok ucuzdur. Bunun sebebini anlamak için toplum içinde, evin içinde emeğimizin nasıl sömürüldüğünü iyi kavramak gerekiyor. ... Çocuk bakımı, hasta bakımı, evin işleri, gece gündüz çalışmak, hele bir de dışarıda çalışıyorsak çift vardiyalı çalışmak anlamına geliyor. Ve bu işlerin hepsi çok değersiz işlermiş gibi görülüyor toplumda. ... Kadınlar düşük ücretle, geçici ve düzensiz işlerde çalışıyor, iş güvencesinden yoksun, sendikasız çalışıyor, çoğu zaman da sosyal güvenlik imkanından yoksun bırakılıyor. ... Biz kadınlar ancak dayanışmayla güçlü olabiliriz, ortak dertlerimiz var, sendika ve partilerde sesimizi duyuramıyoruz. Hepinize kolay gelsin diyorum ve yürekten destekliyorum.”

Son sözü, Akdeniz Üniversitesi İİBF Kamü Yönetimi Bölümü’nde öğretim üyesi Prof.Dr. Gülser Öztunalı Kayır aldı:

“Emekçi, grevci arkadaşlarımıza başarılar diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Kadın bakış açısıyla birkaç noktaya değinmek istiyorum. ... Küreselleşmeyle kursalsızlık dünyasına doğru bir gidiş var. ... Bu da en çok çalışanları, özellikle de kadın ve çocukları vuruyor. İşsizlik yapısal bir hal aldı bütün dünyada. ... Emeğin en ucuz olduğu yerlerde sermayenin iş yapması söz konusu. Böyle olunca, özellikle çalışmanın örgütlenmesi, sendikalaşma gibi olaylar bu küreselleşmeden son derece olumsuz ekileniyor. ... Kadınların sadece ev içine kapatan yeni bir süreç, küreselleşmeyle tekrar gündeme geldi. ... Bunun görünür kılınması için bazı değerlendirme biçimleri var. Her birimiz örneğin günde kaç saatimizi bulaşık yıkamaya harcıyoruz, kaç saatimizi çocuklarımızın sorunları için, kaç saatimizi yemek, bulaşık ev işlerine, kaç saatimizi kendimize ayırıyoruz? Bunun hesaplamasını yapmıyoruz. Artık kadın bakış açısıyla ev içi emeğinin değerlendirilmesinde bu hesaplar dikkate alınıyor. ... Bunun için değişik hesaplar var. ... Kadınlar artık küçük ücretlerle ev eksenli işlerde çalışıyor. Hem çocuklarına, hem ev işlerine bakıyorlar, hem de ev için gerekli her hizmete ek olarak yün örüyorlar, dantel dikiyorlar, sökük dikiyorlar... Bunların kadına olan yükü iki kere katlanarak yükseliyor. Ev içinde kamusal alandan uzaklaştırılarak eve kapatılan bir kadın sözkonusu. Düşük ücretle, sigortasız, sosyal güvencesiz bir şekilde, ancak masrafını karşılayabileceği şekilde yapabiliyor. Zaman ayarlaması da yapabiliyor. İşyerinde mesai saatleri bellidir, dinlenme saatiniz vardır. ... Evde hem üretimi, hem ev işlerini aynı zamanda gerçekleştiriyorsunuz. Çocuğu uyuturken sebze ayıklayabilir, bir yandan yemek pişirebilirsiniz. ... Bu ise kadının evi içinde harcadığı emeğin değerini hesaplayamaması anlamını taşır. Bu küreselleşmeyle birlikte kadınların tekrar eve döndürülmesi, kamusal alandan uzaklaştırılması ile çifte sömürüsüne bir ekleme daha gelmektedir. ... Ataerkil sistemle kapitalist sistemin birlikte gittiklerini ve birbirini desteklerdiklerini söylemek gerekiyor. Ataerkil düzen bütün dünyada geçerli olan düzen. ... İşte küreselleşme kadınların çifte sömürüsüyle ataerkil düzeni besleyen bir ortam yaratıyor. Biz kadınlar bunlara dayanışmayla karşı durmak zorundayız...”

Panelden sonra sıra eğlencedeydi. Güneşe Yolculuk adlı müzik grubunun şarkıları eşliğinde halaylar çeken kadınlar, etkinlik sona erdiğinde yüzlerinde tatlı bir yorgunluk, boyunlarında ise Petrol-İş’in 8 Mart hediyesi, direngenliğin ve inatçılığın sembolü inci kolyelerle ayrıldılar salondan.


● Direnişte bir yıl: 25 Eylül'de Novamed'deyiz Sayı 24, Ağustos 2007

 

Novamed grevi birinci yılına giriyor. Uluslararası Kimya, Enerji, Maden Genel İşçi Sendikaları Federasyonu’nun (ICEM) Kadın Komitesi, 25-26 Eylül 2007 tarihleri arasında, Novamed grevcileriyle dayanışma amacıyla Antalya’ya geliyor. Antalya’da emeğin, direnişin, dayanışmanın bayrağını hep birlikte yükseltelim.

Sıcak, yağmur, rüzgâr, işveren... Baskı ister doğadan gelsin ister insanoğlunun sermayeye sahip kesiminden, Novamed’deki kızlar yılmadılar, usanmadılar bir yıldır direnişteler. Kadın işçinin hakları, hukuku olan kolektif bir özne olduğunu gösteriyorlar dosta düşmana bir yıldır.

Çünkü onlar ancak örgütlenme yoluyla bir araya gelerek, hak ve özgürlüklerimize kavuşacağımızın farkındalar. Bize benzer olanlarla birlikte örgütlenerek, bizi ezenlere, yok sayanlara, insanın açlıkla terbiye edileceğine, baskıyla onurunun ezilebileceğine güvenenlere, karşı direnmek...

Direnirken yalnız olmadığını görmek, kime güveneceğini bilmek, dayanışmayı iliklerine kadar hissetmek ne güzel bir duygudur.

Evet, Novamed’deki arkadaşlarımız grevlerinin birinci yılında da yalnız değiller.

Dünya örgütümüz Uluslararası Kimya, Enerji, Maden Genel İşçi Sendikaları Federasyonu’nun (ICEM) Kadın Komitesi’nden bir delegasyon, 25-26 Eylül 2007 tarihleri arasında, direnişin birinci yılında Novamed’deki arkadaşlarımızla dayanışma içinde bulunduklarını belirtmek üzere Antalya’ya gelecekler.

ICEM tarafından iki gün olarak saptanan dayanışma ziyaretinin ilk gününde geniş bir kapalı salon toplantısı yapılması planlanıyor. 26 Eylül günü ise direniş yerine ziyarete gidilecek.

Sendikamızın, kadın üyelerini, üye eşlerini arkadaşlarımızla dayanışmaya çağırıyoruz. 25-26 Eylül günleri arasında bulunduğumuz her şehirde, her alanda örgütlenme hakkımızı, Novamed direnişini ve uluslararası dayanışmayı gündeme getirelim.

------------------------------------

ICEM Genel Sekreteri Manfred Warda: Yaptırım gücümüzü kullanacağız

Uluslararası Kimya, Enerji, Maden, Genel İşçi Sendikaları Federasyonu ( ICEM) Genel Sekreteri Manfred Warda, 3 Ağustos’ta direnişte olan arkadaşlarımıza dayanışma ziyaretinde bulundu.

8 Mart 2007 Dünya Kadınlar Günü’nde bir dayanışma kampanyası örgütleyen ICEM desteklerini sürdürüyor. 3 Ağustos günü grevdeki arkadaşlarımıza dayanışma ziyaretinde bulunan ICEM Genel Sekreteri Manfred Warda, merkezi Almanya olan şirketin yetkililerini yeniden uyaracaklarını ve ICEM’in elinden gelen tüm yaptırım gücünü kullanacağını söyledi.

Sendikamız Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın ve Genel Sekreteri Mustafa Çavdar ve ICEM Kimya ve Lastik Bölümü Sorumlusu Kemal Özkan ile Antalya’ya gelen Warda, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Biz 125 ülkeden, 400 büyük sendikanın üst örgütüyüz. Sendikalarımızın hepsinin bu grevden haberi var. ... Bu haklı mücadelenizi kutluyorum. Sendikanızın kararlılığı beni daha çok sevindirdi. Almanya’da şirketin yetkililerini yeniden uyaracağız. Sonucu alıncaya kadar mücadelemiz sürecek. Yaşasın dayanışmamız”.

Haziran ve Temmuz ayları içinde de Alman Göçmen Kadınlar Birliği, Almanya Sol Sendikacılar Konferansı, Alman Birleşik Hizmet Sendikası Kadın ve Eşitlik Komisyonu Petrol-İş Sendikası ve grevdeki Novamed işçileriyle dayanışma içinde olduklarını bildirmişlerdi.


● 24. SAYI ARKA KAPAK Sayı 24, Ağustos 2007

 



● 25. SAYI ÖN KAPAK Sayı 25, Kasım 2007

 


● Novamed Grevinin Birinci Yılında Büyük Dayanışma: Grev Çadırında 365 Gün Sayı 25, Kasım 2007

 

Antalya Serbest Bölgesi’nde kurulu Novamed GMBH fabrikasındaki Petrol-İş Sendikası üyesi 81 kadın ve iki erkek işçinin 26 Eylül 2006’da başlayan grevi birinci yılını doldurdu. Grevin birinci yılı etkinlikleri kapsamında, grevciler, dünya örgütümüz Uluslararası Kimya, Enerji, ve Maden Genel İşçi Sendikaları Federasyonu’nun (ICEM) Kadın Komitesi üyeleri ve Türkiye’nin farklı illerinden gelen kadınlar, Antalya’da buluştular.

Novamed Grevi’nin birinci yıl etkinliği, 25 Eylül 2007  Salı günü saat 15.00’de,  Antalya Tarım-İş Elit Oteli’nin Toplantı Salonunda Filmmor Kadın Filmleri Kooperatifi tarafından hazırlanan Novamed Belgeseli’nin ilk bölümü ile başladı.

Sunuşunu Novamed baştemsilcimiz Fatma Özüm’ün yaptığı programın devamında “Sendikal Dayanışma ve Kadın Dayanışması Örneği Olarak Novamed Grevi Formu” vardı.

Formun açılış konuşmasını yapan Mersin Şube Başkanımız Adil Alaybeyoğlu Novamed pratiğinden hareketle kadın işçilerin örgütlenmesinin özgül sorunlarına değindikten sonra, kızların Antalya’da bir tarih yazdıklarının da altını çizdi.

Daha sonra Genel Başkanımız Mustafa Öztaşkın bir konuşma yaptı. Mustafa Öztaşkın Novamed Grevi’nin sadece yurt içinde değil, uluslar arası planda da ses getirdiğine vurgu yaparak, grev boyunca Petrol-İş’le dayanışma içinde olan dünya örgütümüz ICEM’e ve birinci yıl dönümünde Antalya’ya dayanışma ziyaretinde bulunan ICEM Kadın Komitesi üyelerine teşekkür etti.

Genel Eğitim ve Örgütlenme Sekreterimiz Nimetullah Sözen’in de Novamed grevinin ve dayanışmanın önemine vurgu yaptığı konuşmasından sonra ICEM Kadın Komitesi Başkanı ve Rusya Petrol Sendikası Başkan Yardımcısı Evgenia Esenina, ICEM Kadın Bölümü Sorumlusu Carol Bruce, komite üyesi ve Romanya Petrol Sendikası Başkan Yardımcısı Elena Perovici İspanya FITEQA/ CC:OO Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi ve Kadın İşyeri Sorumlusu Ramona Parra, dayanışma dileklerini içeren birer konuşma yaptılar.

O günün akşamı otelde, iftar açıldı, grevci arkadaşlarımız ve aileleri şarkı ve türkü eşliğinde oynayıp eğlendiler.

 

Tüm dünyadan selam getirdim

26 Eylül Çarşamba günü program erken başladı. Türkiye’nin dört bir yanından dayanışma amacıyla Antalya’ya gelen Novamed Grevi’yle Dayanışma Kadın Platformu üyeleriyle Novamed’in grevci kadınları Serbest Bölge yakınlarında buluştular. Şarkı ve sloganlarla bölgenin kapısına kadar yürüyen dayanışmacı kadınlar, sendikamızın ve diğer sendikaların temsilcileri, burada kısa kısa konuşmalar yaptılar.

Konuşmasına konukları selamlayarak başlayan Genel Başkanımız Mustafa Öztaşkın, "İşçi arkadaşlarımız bir yıl boyunca cesaretle ve azimle yılmadan, usanmadan mücadeleyi sürdürdüler. Novamedde insan haklarına ve örgütlenmeye izin vermeyenlerin kendi ülkelerinde bunlara izin vermeleri düşündürücüdür. Ama örgütlenme bizim ülkemizde de anayasal bir haktır ve bu hakkımızı direne direne kazanacağız." dedi.

Daha sonra yurtdışından gelen konuklar sırayla söz alarak heyecanlarını anlattılar, dayanışma dileklerini dile getirerek, grevin başarıya ulaşması için desteklerini sürdüreceklerini söylediler. Rusya’dan gelen Rogwu Başkan Yardımcısı ve ICEM Kadın Komitesi Başkanı Evgenia Esenina, "Sizlere tüm dünyadan ve Rusya’dan selam getirdim. Rusya’daki işçiler de burada bir grevin olduğunu biliyorlar artık. Her zaman sizin yanınızdayız. Onların parası varsa bizim de dayanışma gücümüz var. Zafer bizim olacak" dedi.

 

Desteklerimizi sürdüreceğiz

Novamed Greviyle Dayanışma Kadın Platformu adına çeşitli illerden gelen temsilci kadınlar da grevci kadınları selamlayarak, kısa konuşmalar yaptılar. İstanbul Dayanışma Platformu adına söz alan Filiz Karakuş, "Bizler İstanbul’dan Novamed’li kadınların sesini duyduğumuz için böyle bir platform oluşturduk. İmza toplayarak, gösteriler yaparak ve dayanışma kartları satarak Novamed direnişine destek verdik, işveren Petrol-İş Sendikası ile masaya oturana, sendikanın taleplerini kabul edene kadar desteklerimizi sürdüreceğiz" diye konuştu.

Daha sonra serbest bölgede bulunan grev çadırını ziyaret etmek için sendikamızın yöneticileri, ICEM Kadın Komitesi üyeleri, Novamed Greviyle Dayanışma Kadın Platformu temsilcileri ve gazetecilerden oluşan bir heyet Serbest Bölge’ye girdiler.

Dışarıda kalanlar ise davul zurna eşliğinde şarkılar söyleyip halay çektiler.

Kutlama içeriye gidenlerin çıkmasıyla sona erdi… Konuklar ve grevci kadınlar otobüslerle Tarım-İş Elit Otel’e geri döndüler. Öğle kumanyasından sonra değişik illerden gelen platform üyesi kadınlarla ve Novamed’li kadınlar otelin toplantı salonunda bir araya geldiler. Grevci kadınlar grev sürecini bu süreçte yaşananları anlattılar. Konuk kadınlar onları dinleyip sorular sordular, kendi direniş pratiklerinden örnekler verdiler.

Akşama doğru otobüsler bu kez Antalya’dan farklı illere doğru yol alıyordu, uğurlayanlar da evdeki rutin işlerini bitirerek akşama kadar kalabilme imkânını yakalayabilmiş sayıları çok da fazla olmayan grevcilerdi.

Not: Dergimizin yayına hazırlandığı sırada, 30 Ekim 2007’de Novamed işvereni ile sendikamız toplu görüşmelere başladı.

Serbest bölge önü

Dayanışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bize verdikleri destek için çok teşekkür ederiz, çok mutlu olduk. İnşallah kazanacağız.

Siz peki neler demek isterdiniz?

Türkiye’nin uzak yerlerinden geldiler. Bize çok güzel destek verdiler.

Dayanışmanın kazanmaya faydası olacağını düşünüyor musunuz?

Umud ediyoruz, inşallah olur.

Kadınların buraya gelmesi üzerine neler hissettiniz bir kadın olarak?

Güzel oldu bence, sevindik, mutlu olduk.

Özlem Yalçın

Dayanışmayla ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz kısaca?

Valla çok iyi oldu. Zaten ben İstanbul’a gitmiştim. Orada yaşadıklarım, konuşmalar çok iyiydi. Taksim’in ortasında bazı kadınların bizim için imza toplamaları ve insanların da ilgi göstermesi beni çok mutlu etti. Antalya’nın dışında da birileri bizi destekliyor, diye düşündüm.

Bu dayanışmanın işe yarayacağını düşünüyor musunuz?

Tabii ki düşünüyorum…İlk başta moral düzeltici bir şey. Sonra kadın örgütlerinin yanımızda olması bunların basına yansıması, sesimizin daha da yaygınlaşması demek.



● ICEM Kadın Komitesi Üyeleri Antalya'daydı: Ülkeler Farklı, Sorunlar Aynı Sayı 25, Kasım 2007

 

Novamed Grevi birinci yıl etkinlikleri çerçevesinde dünya örgütümüz Uluslararası Kimya, Enerji, ve Maden Genel İşçi Sendikaları Federasyonu’nun (ICEM) Kadın Komitesi’nden beş sendikacı arkadaşımız dayanışma amacıyla Antalya’ya geldiler. Birinci gün foruma, ikinci gün Serbest Bölge önündeki eyleme katıldılar. Ardından sendikamızın ve kadın örgütlerinin temsilcileriyle grev yerini ziyaret ettiler. Onlarla ülkelerindeki kadın çalışanların durumunu konuştuk bir ara.


Korunmaya muhtaç olduğumuzu düşünmüyoruz

Evgenia Esenina, Rusya Petrol Gaz ve Yapı İşçileri Sendikası Başkan Yardımcısı ve ICEM Kadın Komitesi Başkanı

Rogwu’nun üye sayısı ne kadar ve bunların ne kadarı kadın?

Genel üye sayısı 1.5 milyon. Yüzde 26 oranında kadın üyemiz var.

Yönetimde kaç kadın var?

Kimyada yönetim kadrolarında çalışanların yüzde 52’si kadın. Bölgelerde ise yönetici kadrolarda çalışan kadınların oranı yüzde 32 civarında.

Rusya’da işçi kadınların sorunları neler?

Türkiye ile karşılaştırıldığında Rusya’da kadın problemi yok gibi gözüküyor. Olan problemler kadınların çözebileceği niteliktedir. Rusya’da kadın bence kendi hakkını koruyabiliyor.

Kadın çalışanlar neler talep ediyorlar?

Bu konuda konuşulacak çok şey var. Mesela hamile kadın iş başvurusunda bulunuyor, kadın hamile diye işe almazlar. Yalnızca hamilelik değil elbette kadınları işe almamak için başka bahane de bulurlar. Kimya sektöründe ağır işlere kadınları almıyorlar, güçlü diye sadece erkekleri alıyorlar. Ama kadınlar da güçlü ve bu işleri pekala yapabilirler.

Biz o kadar korunmaya muhtaç olduğumuzu düşünmüyoruz. Sendikada sadece kadınları korumak için mücadele etmiyoruz, sendika erkeklerin de çıkarlarını korur. Erkeklere ve kadınlara eşit muamele uygulanmalı. Her yerde hem erkeklere hem de kadınlara saygı duyulmalıdır.

Sendikanızda kadın çalışması var mı?

Evet var. Biz kadın erkek eşitliğini savunuyoruz. Esasında kadınlar Rusya’da erkeklerden 14 yıl daha uzun yaşıyorlar. Neden? Çünkü erkekler daha ağır işlerde çalışıyorlar ve erken ölüyorlar.
O yüzden biz mücadele ederken erkekleri de kollayan bir yerden mücadele ediyoruz. Bizde kadınlar erkeklere göre daha akıllı ve daha eğitimliler. Erkekler ise daha az eğitimliler ve ağır işlerde çalışıyor. Üretimde çalışanların ücretleri kadından daha yüksek ama erken ölüyorlar.

Evdeki işbölümü nasıl, ev işlerini kadınlar mı, erkekler mi yapıyor?

Bu konuda Türkiye’de nasılsa Rusya’da da öyle. Kadın hem evişi yapar, hem çocuğa bakar, hem de çalışır. Bazı erkekler ev işlerine yardım eder ama bunların sayısı fazla değildir.

Rusya’da şimdilerde boşanmalar iyice arttı.

Boşanma halinde çocuklar annede kalıyor. Kocalar bu konuda hiç bir sorumluluk almıyorlar. Kadınlar hem çalışıyorlar hem de çocuklarına bakıyorlar. Yani, hayat mücadelesini tek başlarına sürdürüyorlar.

Ortalama ücret şu anda çok düşük. Eskiden de ücretler düşüktü ama o zaman ülke bu kadar pahalı değildi. Ücretlerin yükseltilmesi için ciddi mücadele yürütüyoruz.

Kadın erkek ücretleri arasında fark var mı?

Yasalarda ücret eşitliği var. Erkekler kadınlardan daha yüksek ücret alırlar, gibi bir kanun maddesi yok. Kanunlarda eşitlik ilkesi var ama uygulamada durum değişiyor. Daha gizli işleyen yasalar var. Erkeklerin çalıştıkları ve maaşların yüksek olduğu üst düzey yöneticiliklerde kadınların sayısı çok az. Ama bu tür ayrımcılıklara karşı mücadele ediyoruz.

Kaç senedir çalışıyorsunuz?

Kırk senedir sendikacılık yapıyorum.

Sovyetler Birliği dönemindeki kadının durumu ile şimdiki durum arasında bir fark var mı?

Genelde hiçbir şey kaybetmedik. Yasalarda değişen bir şey olmadı. Ülkemizde şu anda en önemli sorun kadınların çocuk doğurmak istememeleri. Doğum oranları her geçen yıl düşüyor. Bu konuda da mücadele ediyoruz. Sağlıklı çocukların dünyaya gelmesini istiyoruz. Erkekler çok ağır işlerde çalıştıkları için çok sağlıklı değiller. Rusya’da kadınlar nesil hastalıklı olmasın diye sağlam erkek arıyorlar. Bu, çok derin sosyal bir yara. Devlet o nedenle iki, üç çocuğu olana ekonomik olarak yardım ediyor. 10 bin dolar veriyor. Biz de işçi sağlığı için çalışıyoruz.

Evgenia: Türkiye’de parlamentoda kaç kadın var?

Geçtiğimiz Temmuz'da yapılan genel seçimlerde sayıları 50’ye yükseldi. 550 milletvekilinin 50’si kadın.

Evgenia: Rusya’da maalesef parlamentoda kadın sayısı az. 40 kadın var.

Rusya’da parlamentoda kaç milletvekili var?

450 milletvekili var. Önümüzdeki dönemde seçimler olacak. Bütün partiler parlamentoda kadın erkek sayısının eşitlenmesi için söz verdiler.

İnanıyor musunuz bu söze?

Hayır. Ama yine de umutlu olmak lazım. Umut olmadan da hiçbir şey olmaz. Rusya’da nüfusun yarısından fazlası kadın. Her sene kadın nüfusu artıyor. Bunun parlamentoya yansıması lazım.

Sovyetler Birliği döneminde kadın milletvekili sayısı daha fazlaydı galiba?

Evet, fazlaydı ama şimdi milletvekillerinin yetkileri daha geniş. Kadınlar Rusya’da sadece sendikalarda değil, parlamentoda da daha fazla kadın milletvekili ve bakan olsun diye çalışıyorlar. Bir gün devlet başkanımızın da kadın olmasını ümit ediyoruz.

ICEM içindeki kadın örgütlenmesinin niteliği hakkında bilgi verebilir misiniz, bir kadın komitesi var oradaki kadınlar kendi ülkelerinden seçilerek mi oraya gelmişler, hangi esasa uygun olarak seçiliyorlar?

ICEM içinde çeşitli bölgeler var. Bölgeden kadınlar seçilerek geliyor. Kadın komitesinde 15 kadın bulunuyor. Çok kadın olduğu için bu konuda ciddi bir rekabet var. Biz kadınlar bir araya gelip temsilcimizi seçip kongrede yönetim kuruluna da kadın gönderiyoruz. Kasım’da ICEM’in her bölgesel yapısından bir kadın temsilci bir araya gelecek ve yönetim kuruluna girecek kadınları seçeceğiz. Fakat her yer, çok pahalı. Hangi sendikanın üye sayısı fazla ise ve daha fazla aidat ödüyorsa, genellikle o sendikadan seçiliyor Y.K.’ya girecek olan kadın. Biz Doğu Avrupa’dan 6 kadın geliyoruz ve oturup konuşuyoruz kim temsilci olsun diye… Her bölgedeki kadınlar toplanarak kendi temsilcilerini seçiyorlar.

Ben şu anda kadın komitesi başkanıyım. Kadın komitesinin bir de başkan yardımcısı var. Kasım’da kim başkan, kim başkan yardımıcısı olacak onu da konuşacağız. Sanıyorum, umut ediyorum ben başkan olarak kalacağım.

Başkan yardımcısı da Zimbabve’den gelen arkadaşımız olur herhalde.


Annelik iznini düşüremediler

Elena Perovici, Romanya Petrol İşçileri Sendikası (Petrom)’un Başkan Yardımcısı ve ICEM Kadın Komitesi üyesi

 

Sendikanızı tanıtabilir misiniz?

Petrom, Romanya’da petrol sektöründe çalışan işçilerin sendikasıdır. Yaklaşık olarak 100 bin üyemiz var. Bu üyelerin aşağı yukarı yüzde 10’u kadındır. Başlangıçta kadın üye sayımız yüzde 15 civarındaydı. Giderek yüzde 10’a düştük. Kadın üye sayımızın azalmasının nedeni özelleştirmelerdir. Özelleştirmelerle pek çok kadın işinden oldu. 1990’dan bu yana sendikamızda bir kadın departmanı var. Ben kadın departmanının yöneticisiyim. Toplu sözleşme görüşmelerine katılırım.

Bizim toplu sözleşmelerimizde kadınların çalışma koşulları ve haklarıyla ilgili çok sayıda hüküm var.

Örnek verebilir misiniz?

Hamile kadınlar gece vardiyalarında çalışmazlar. Bunun gibi koruyucu önlemler.

Sendikaların üst yönetiminde ne kadar kadın var?

Bu oran çok düşük. Bizim federasyonumuzda üst yönetimlerde yüzde 10 oranında kadın bulunuyor. Bu düşük bir orandır. Biz Trakya adlı konfederasyonun da üyesiyiz. Orada yönetimdeki kadın oranı yüzde 15 civarındadır.

Kadın hareketi ile ortak çalışmalarınız oluyor mu?

Dört yıl önce hükümet annelik izni süresini düşürmek istedi. Buna karşı Romanya’da büyük bir yürüyüş yapıldı. Protesto gösterisinden sonra değiştirmekten vazgeçtiler.

Partilerin kadın birimleri, bağımsız kadın hareketi ve sendikaların kadın birimleri bu organizasyon içinde ortak mücadele ettiler.


Kadın hareketi sendikal bağlamda çok güçlü

Ramona Parra, İspanyol FIEQA/ CC:OO Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi ve Kadın İşçileri Sorumlusu

 

Sendikanız hangi sektörde örgütlü?

Petrol, kimya, parfüm, seramik dallarında örgütlü… Rafi nerilerde de örgütlüyüz, bunların yan sanayilerinde de. Ayrıca deri ve ayakkabı sektöründe de örgütlüyüz.

Sendikanızda örgütlü kadın sayısını söyleyebilir misiniz?

Genel üye sayımızın yüzde 30’unu kadınlar oluşturuyor. Esasında kadın çalışanların sayısı sektöre göre değişiyor. Parfüm, ilaç gibi sektörlerde kadınların sayısı daha fazla. Kimya ve petrolde kadınların sayısı daha az.

Sendikanızı tanıtabilir misiniz?

Bağlı bulunduğumuz konfederasyonun temeli, 1977 yılına kadar faşist diktatörlük koşullarında gizli çalışan işyerlerindeki örgütlü işçi komisyonlarına dayanıyor. 1977’den itibaren yeni yapılan tüzükle birlikte, sendika kadın alanı ile ilgili olarak çalışmalara başladı. Bu, sendikaya farklı bir ivme kazandırdı.

Şu anda biraz Avrupa Birliği üzerinden gidiyor çalışmalar. Avrupa Birliğinin direktifl eri doğrultusunda ve ülkede yapılan yasal değişikliklere uygun olarak, belli zamanlarda kadın raporları hazırlamak zorundayız.

Sendikanızda kadın üye sayısı ne kadar?

İspanya genelinde 1 milyon dolayında kadın sendikalarda örgütlüdür. 70 bin dolayında ise sendikasız kadın var. Ama iki konfederasyon bünyesinde, yani işçi komisyonları konfederasyonu ile genel işçi konferedasyonunun
bulunduğu sektörlerde yaklaşık 50 bin civarında örgütsüz kadın var.

İspanyadaki kadın hareketinin gündeminde şu anda ne var?

İspanya’da 1976 yılına kadar faşizme karşı mücadele sırasında kadın hareketi çok güçlüydü. 1977’den itibaren tüm ülkelerdeki kadın hareketinin özelliklerini kazanmaya başladı, yaygınlaştı, talepleri farklılaştı. Bugün ise kadın
hareketi özellikle sendikal bağlamda çok güçlü. Kadınların istihdama girişiyle ilgili sorunlar var. Girdikten sonra taciz ve benzeri uygulamalar ise başka bir sorun. Sendikalar içinde kadın hareketi bu tür sorunları gündeme aldığı için reel kadın hareketinden daha güçlü.

Sendikal hareket içinde kadınlar nasıl örgütleniyor?

1977’den beri sendikalarımızda kadın departmanları var. Biz sendika içinde, kadın ve eşitlik çalışmasını ve toplumsal cinsiyet çalışmasını beraber yürütüyoruz. Eğitim, örgütlenme, toplu sözleşme vs gibi bölümlerde toplumsal
cinsiyet çalışmaları yürütüyoruz. İki çalışma birbirine entegre bir biçimde sürdürülüyor.

Kadınların sorunları neler?

En önemli sorunumuz; katılım. Son iki kongremizde kadınların sendikaya katılımı konusunda önemli kararlar aldık. Kadınların her düzeyde sendikal katılımını artırmayı hedefliyoruz.


ICEM Kadın Bölümü Sorumlusu Carol Bruce etkinligin ilk günü bir konusma yaparak ICEM’in grevin başından beri Petrol-İş’le dayanışma içinde olduğunu, ICEM Kadın Komitesi’nin de grev hakkında bilgi edindiğini ve grevle yakından ilgilendiklerini, kadınların
mücadelelerini desteklediklerini söyledi. Bir an evvel sonuç alınması dileğinde bulundu.


● Dünya Sendikalarından Mesaj Yağdı Sayı 25, Kasım 2007

 

Sermayenin ve sömürünün küreselleşmesine karşı küresel emek hareketiyle dayanışarak daha sağlam karşı çıkışlar üretebiliriz. Novamed Grevi, 12 Eylül sonrası ulusal basının manşetine çıkan sayılı grevlerden biri olmasının yanısıra, emek ve kadın mücadelesini ortaklaştırması açısından da önemli bir örnek oluşturdu.


ETUC & ITUC

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu Kadın Komitesi (ITUC) ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC), Novamedli kadınların 1 yıldır Türkiye’nin Antalya kentinde sürdürdükleri grevi sonuna kadar desteklediğini ve oradaki kadınlarla dayanışma içerisinde olduklarını ifade etmektedirler.

ITUC ve ETUC, kadın işçilere yönelik AB Temel Haklar Şartı’nda belirtilen insan haklarını, Avrupa Konseyi’nin Sosyal Şartını ve ILO’nun sözleşmelerini ihlal eden insanlık dışı tüm uygulamaları
kınamaktadır.

Kadın komiteleri kadın işçilerin onurunu çok ciddi şekilde zedeleyen bu uygulamalar karşısında ve sırf cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılığa uğramalarından dolayı cidden şok olmuşlardır.

Anladığımız kadarıyla, Novamed’in sahibi adı Fresenius Medical Care olan ve toplumsal cinsiyet eşitliği, sendikal haklar ve toplu pazarlık hakları konularında Avrupa ve ILO standardlarından ve değerlerinden tam olarak haberdar olması gereken ve işçilerin kendi özgür iradeleri ile seçtikleri sendika ile pazarlık yapmayı redettiğinden hesap vermesi gereken bir Alman şirketi.

Bizler her şeyden önce kadın işçilere yönelik ayrımcılığın ve tacizin son bulmasını, kadın işçilerin onurlarına saygı duyulmasını ve tüm haklarının iade edilmesini talep ediyoruz. İkinci olarak, işverenlerden sendikayı tanımalarını ve biran önce tüm işçilerin istihdamını garanti altına alan uygun bir düzenleme için müzakereleri başlatmalarını talep ediyoruz.

Brüksel, 26 Eylül 2007

Viviane Goergen ETUC Kadın Komitesi Başkanı

Diana Holland ITUC Kadın Komitesi Başkanı


Uluslararası Kamu Hizmetleri (PSI)

Novamed’de grevde olan kadın işçilere destek Dünya çapında kamu sektöründe çalışan yaklaşık 20 milyon kadın ve erkeği temsil eden PSI adına, Novamed’li kadınların 1 yıldır sürdürdükleri grevlerine tam destek veriyor ve oradaki kadınlarla dayanışma içerisinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

PSI olarak kadın işçilere yönelik AB Temel Haklar Şartı’nda belirtilen insan haklarını, Avrupa Konseyi’nin Sosyal Şartını ve ILO’nun sözleşmelerini ihlal eden insanlık dışı tüm uygulamaları kınıyoruz.

Özellikle PSI olarak, kadın işçilerin onurunu çok ciddi şekilde zedeleyen bu uygulamalar karşısında ve sırf cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılığa uğramalarından dolayı çok şaşırdık. PSI olarak, Novamed’in sahibi adı Fresenius Medical Care olan ve toplumsal cinsiyet eşitliği, sendikal haklar ve toplu pazarlık hakları konularında Avrupa ve ILO standardlarından ve değerlerinden tam olarak haberdar olması gereken ve işçilerin kendi özgür iradeleri ile seçtikleri sendika ile pazarlık yapmayı reddettiğinden hesap vermesi gereken bir Alman şirketi olduğunu düşünüyoruz.

Bizler, her şeyden önce kadın işçilere yönelik ayrımcılığın ve tacizin son bulmasını, kadın işçilerin onurlarına saygı duyulmasını ve tüm haklarının iade edilmesini talep ediyoruz.

Bizler, işverenlerden sendikayı tanımalarını ve biran önce tüm işçilerin istihdamını garanti altına alan uygun bir düzenleme için müzakereleri başlatmalarını talep ediyoruz.

Dayanışma ile.

Hans Engelberts, Genel Sekreter


Belçika Genel İşçiler Federasyonu (FGTB)

Belçika Genel İşçiler Federasyonu (FGTB) olarak, Türkiye’nin Antalya kentindeki serbest bölgede bir yılı aşkın süredir grevde olan Novamed işçilerine olan destek ve dayanışmalarımızı ifade etmek istiyoruz.

FGTB bu işçilere yönelik olarak, insan haklarını ve temel haklarla ilgili AB sözleşmesi, Avrupa Konseyi Sosyal Şartı ve ILO temel sözleşmelerini ihlal eden insanlık dışı muameleyi şiddetle kınamaktadır.

FGTB özellikle de bu işçilerin onuruna yönelik açık saldırıları ve söz konusu kadın işçilerin maruz bırakıldığı köklü ayrımcılığı kınamaktadır.

Fresenius Medical Care isimli bir Alman şirketine ait olan Novamed’in, cinsiyet eşitliği, sendikal haklar ve toplu sözleşme hakları konularıyla ilgili Avrupa ve ILO standartları ve değerleri konusunda bilgilendirilmesi ve işçiler tarafından özgürce seçilen sendikayla müzakereye oturmayı reddeden sorumluları saptaması gerektiğine inanıyoruz. Öncelikle tüm sorumlulardan işçilerin maruz bırakıldığı ayrımcılık ve tacizlere son vermelerini, işçilerin onurlarına saygı gösterilmesini ve onurlarının iade edilmesini ve tüm haklarından yararlanacakları biçimde görevlerine geri dönmelerini talep ediyoruz. İkinci olarak, işverenleri sendikayı tanımaya ve sendikayla tüm işçilerin istihdamlarını koruyan uygun bir ücret ödemesi konusunda müzakereye oturmasını talep ediyoruz.

Anne DEMELENNE, Genel Sekreter

Rudy DE LEEUW, Başkan


İngiltere Genel Sendikası (GMB)

İşvereniniz olan Fresenius Medical Care şirketine karşı meslektaşlarınız tarafından yürütülen bu cesur kavganızı destekliyorum.

Sandra Berry, GMB-UK

Novamed’deki kardeşlerimizin savaşını tüm gücümüzle destekliyoruz. Kendilerine karşı yapılan adaletsizliğin en kısa zamanda sona erdirilmesi, insan haklarına karşı olan bu yasa dışı uygulamanın en kısa zamanda sona erdirilmesini ve bir yıldır süren mücadelenizi destekliyoruz. Sizin yanınızdayız.

Solmaz Tavşanoğlu GMB Dorset Bölge Konseyi Şube Üyeleri


Sendikalar Kongresi (TUC) İngiltere

Çoğunluğu kadın, 6,5 milyon üyesi olan TUC, Antalya’daki kadın işçilerin haklarının ihlallerini kınamaktadır. Bizler Novamedli kadınların 1 yıldır sürdürdükleri grevlerine tam destek veriyor ve ordaki kadınlarla dayanışma içerisinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

Kadın işçilere yönelik AB Temel Haklar Şartı’nda belirtilen insan haklarını, Avrupa Konseyi’nin Sosyal Şartını ve ILO’nun sözleşmelerini ihlal eden insanlık dışı tüm uygulamaları kınıyoruz. Bizler, kadın işçilerin onurunu çok ciddi şekilde zedeleyen bu uygulamalar karşısında ve sırf cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılığa uğramalarından dolayı şoka uğradık.

Anladığımız kadarıyla, Novamedin sahibi adı Fresenius Medical Care olan ve toplumsal cinsiyet eşitliği, sendikal haklar ve toplu pazarlık hakları konularında Avrupa ve ILO standartlarından ve değerlerinden tam olarak haberdar olması gereken ve işçilerin kendi özgür iradeleri ile seçtikleri sendika ile pazarlık yapmayı reddettiğinden hesap vermesi gereken bir Alman şirketi.

Bizler her şeyden önce kadın işçilere yönelik ayrımcılığın ve tacizin son bulmasını, kadın işçilerin onurlarına tekrar saygı duyulmasını ve tüm haklarının iade edilmesini talep ediyoruz. İkinci olarak, işverenlerden sendikayı tanımalarını ve biran önce tüm işçilerin istihdamını garanti altına alan uygun bir düzenleme için müzakereleri başlatmalarını talep ediyoruz.

Brendan Barber, Genel Sekreter


İletişim İşçileri Sendikası - İngiltere

Sevgili Kızkardeşlerim,

İngiltere’deki kadın sendikacılar olarak 1 yıldan beri en temel insan onuru için yürüttüğünüz bu mücadelenizi destekliyor ve yerel yönetiminizin bu eylemlerini ve bunları kontrol eden Alman Şirketi kınıyoruz.

TUC, mücadelenizle ilgili bilgileri ve şirketin bu insanlık dışı uygulamalardan vazgeçmesi konusunda yapılan eylemleri yayınlamaktadır.

Dayanışma ile

Mo Hooper, İletişim İşçileri Sendikası


İngiltere Hizmet Sendikası

Yönetime karşı tüm eylemlerinizde sizlere şans diliyorum. Cesaretinizi selamlıyorum.

En iyi dileklerimle.

Phyllis Scorfi eld, Hizmet Sendikası Masası


İtalyan İşçileri Sendikası (UIL)

UIL olarak, Novamedli kadınların kendi haklarını korumak için yürüttükleri grevlerine destek veriyor ve ordaki kadınlarla dayanışma içerisinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

Özellikle ortak şirketin Alman ve Avrupalı olduğu gerçeği de gözönüne alındığında Yönetimin çalışanları mahkum ettiği çalışma koşulları adaletsiz ve çok üzüntü verici.

Bir yılı aşkın süredir Türkiyeli kadın işçilerin bu mücadelesinin Avrupa Konseyi’nin, Avrupa Sosyal Şartı’nın ve ILO’nun sözleşmelerinde belirtilen temel hakların koruması adına da yürüttüklerini düşünüyoruz.

Bu nedenle UIL’li kadınlar olarak bu ayrımcılığa ve şiddete bir an önce son verilmesini talep ediyor, kadın işçilerin onurlarına tekrar saygı duyulmasını ve ilgili sendikanın işveren tarafından tanınarak durumu olumlu hale getirecek müzakerelerin başlatılmasını talep ediyoruz.

Kardeşçe selamlarımızla,

Nirvana Nisi, Konfederal Sekreter


Finlandiya Ücretli Çalışanlar Sendikası

Finlandiya Ücretli Çalışanlar Sendikası olarak Antalya Serbest Bölgesi’ndeki kadın işçilerin haklarının ihlallerini kınamaktadır. Bizler Novamedli kadınların bir yıldır sürdürdükleri grevlerine tam destek veriyor ve ordaki kadınlarla dayanışma içerisinde olduklarını ifade ediyoruz. Kadın işçilere yönelik AB Temel Haklar Şartı’nda belirtilen insan haklarını, Avrupa Konseyi’nin Sosyal Şartı’nı ve ILO’nun sözleşmelerini ihlal eden insanlık dışı tüm uygulamaları kınıyoruz. Bizler, kadın işçilerin onurunu çok ciddi şekilde zedeleyen bu uygulamalar karşısında ve sırf cinsiyetleri nedeniyle ayrımcılığa uğramalarından dolayı şoka uğradık.

Anladığımız kadarıyla, Novamed’in sahibi adı Fresenius Medical Care olan ve toplumsal cinsiyet eşitliği, sendikal haklar ve toplu pazarlık hakları konularında Avrupa ve ILO standardlarından ve değerlerinden tam olarak haberdar olması gereken ve işçilerin kendi özgür iradeleri ile seçtikleri sendika ile pazarlık yapmayı redettiğinden hesap vermesi gereken bir Alman şirketi.

Bizler her şeyden önce kadın işçilere yönelik ayrımcılığın ve tacizin son bulmasını, kadın işçilerin onurlarına tekrar saygı duyulmasını ve tüm haklarının iade edilmesini talep ediyoruz. İkinci olarak, işverenlerden sendikayı tanımalarını ve biran önce tüm işçilerin istihdamını garanti altına alan uygun bir düzenleme için müzakereleri başlatmalarını talep ediyoruz.

Petteri Ojanen, Uluslararası İlişkiler Başkanı


İsrail WAC-Maan

Arap ve Yahudi işçileri örgütleyen İsrail’de bağımsız sendika örgütü olan WAC-Maan olarak bu insanlık onuru ve temel işçi hakları mücadelenizde sizinle dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtmek isteriz.

Novamedli kadınların durumunu öğrendiğimizde çok büyük bir endişe hissettik. Diğer taraftan, onlara köle gibi davranan şirketlerine karşı Novamedli kadınların bu cesurca duruşlarından dolayı yüreklendik. Grevlerini sonuna kadar destekliyoruz ve mücadelelerinin başarılı olması için onlara en sıcak dayanışma duygularımızı ve umutlarımızı gönderiyoruz.

Dayanışma ile,

Assaf Adiv, Ulusal Koordinatör WAC-Maan


Letonya Özgür Sendikalar Konfederasyonu (LBAS)

LBAS Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Konseyi olarak, Antalya’daki kadın işçilerin haklarının ihlallerini kınıyoruz. Novamedli kadınların tam 1 yıldır sürdürdükleri grevlerine tam destek veriyor ve ordaki kadınlarla dayanışma içerisinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

Kadın işçilere yönelik insanlık dışı tüm uygulamaları kınıyoruz.

Kadın işçilerin onurunu çok ciddi şekilde zedeleyen bu uygulamalar karşısında ve sırf cinsiyetleri nedeniyle ayrımcılığa uğramalarından dolayı şok olduk.

Bizler her şeyden önce kadın işçilere yönelik ayrımcılığın ve tacizin son bulmasını, kadın işçilerin onurlarına tekrar saygı duyulmasını ve tüm haklarının iade edilmesini talep ediyoruz. İkinci olarak, işverenlerden sendikayı tanımalarını ve biran önce tüm işçilerin istihdamını garanti altına alan uygun bir düzenleme için müzakereleri başlatmalarını talep ediyoruz.

Dayanışma ile,

Livija Marcinkevica, Başkan Yardımcısı

Ariadna Abeltina, LBAS Eşitlik Konseyi


MORİTANYA İŞÇİLERİ GENEL KONFEDARASYONU (CGTM) ULUSAL KADIN HAREKETİ

Moritanya İşçileri Genel Konfederasyonu (CGTM) Ulusal Kadın Hareketi olarak, Almanya kökenli Frensenius Medical Care şirketi işyerlerinden birisi olan Türkiye/Antalya’da bulunan Novamed fabrikası işçilerinin greviyle ilgili olarak yapılan açıklamayı öğrenmiş bulunuyoruz.

Bu kadın işçiler çalıştıkları işyerlerinde fabrikayı yönetmekten sorumlu olan kişilerce tüm ILO çalışma sözleşmelerine ve insan haklarına aykırı en kötü taciz biçimlerine ve kötü muameleye gündelik olarak maruz bırakılmaktadırlar.

CGTM Ulusal Kadın Komitesi olarak, Merkezimiz ve Moritanya ulusal kadın hareketine bağlı tüm birimler adına, Türkiye’deki Novamed fabrikasındaki kadın işçilerin maruz bırakıldığı açık ihlalleri şiddetle kınıyoruz.

Ulusal Kadın Komitesi olarak Novamed işçisi yoldaşlara aktif dayanışma duygularımızı ve sevgilerimizi göndermek istiyoruz.

CGTM Ulusal Kadın Hareketi olarak, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) Türkiye’deki Novemed fabrikası işçilerinin maruz bırakıldığı koşulları kınamak ve bu fabrika işçilerinin insan onuruna yakışır biçimde muamele görme taleplerini desteklemek üzere dünya çapında başlattığı kampanyayı destekliyoruz.

Dayanışma duygularımızla,

27 Eylül 2007, Nouakchott

CGTM Ulusal Kadın Hareketi adına Başkan Oumou Kelthoum Mint Mohamed


Yunanistan Genel Emek Konfederasyonu

Yunanistan Genel Emek Konfederasyonu ve Yunanistanlı işçiler adına Antalya’daki kadın işçilerin haklarının ihlallerini kınamaktadır. Bizler Novamedli kadınların 1 yıldır sürdürdükleri grevlerine tam destek veriyor ve oradaki kadınlarla dayanışma içerisinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

Kadın işçilerin sırf cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılığa uğramalarından ve çok ağır şartlar altında çalışmalarından çok rahatsız olduğumuzu belirmek istiyoruz.

Kadın işçilere yönelik AB Temel Haklar Şartı’nda belirtilen insan haklarını, toplumsal cinsiyet eşitliği, sendikal haklar ve toplu pazarlık haklarını içeren Avrupa Konseyi’nin Sosyal Şartını ve ILO’nun sözleşmelerini ihlal eden insanlık dışı tüm uygulamaları kınıyoruz.

Kampanyalarını ve grevlerini destekliyor, kadın işçilerin onurlarına tekrar saygı duyulmasını ve tüm haklarının iade edilmesini ve işverenlerin sendikayı tanımalarını ve biran önce tüm işçilerin istihdamını garanti altına alan uygun bir düzenleme için müzakereleri başlatmalarını talep ediyoruz.

Yannis Panagopoulus, Genel Başkan

Kostas Poupakis, Genel Sekreter


Filistin Demokrasi ve İşçi Hakları Merkezi

Sevgili Kızkardeşlerimiz,

Filistin Demokrasi ve İşçi Hakları Merkezi olarak Novamed fabrikasındaki 81 kadın grevciye desteğimizi ifade etmek istiyoruz. Kampanyanızın başarılı olmasını ve tüm haklarınızı elde ederek ve tüm kadın meslekdaşlarınız gibi eşit insanlar muamelesi görerek işinize yeniden geri dönebilmenizi içtenlikle umut ediyoruz.

Dayanışma duygularımızla.

Hasan Barghouthi, Genel Müdür

“Başka bir dünya mümkün” cümlesini, dünyayı değiştirmek için hareket eden tüm muhalif grupların literatürüne yerleştiren, Amerikalı yazar, aktivist James Petras ve eşi Robin Eastman Abaya da Antalya’da 1 yıldır grevde olan Novamed işçilerine bir dayanışma mesajı gönderdiler:

Sevgili yoldaşlar,

Antalya’daki Fresenius Medical Care Fabrikasında adalet için mücadale eden işçilerin yiğit grevi ve uzun süren mücadelesiyle olan koşulsuz dayanışma duygularımızı ifade etmek istiyoruz. Zafere kadar dayanışma!


● Novamed'de 8 Mart Kutlaması, Petrol-İş'te 8 Mart - Mersin Sayı 26, Mart 2008

 

Antalya’da kadınlar günü etkinlikleri 8 Mart Cumartesi günü 10.30’da başladı… Geçtiğimiz yıl yaptıkları grevle, emek hareketinin ve kadın hareketinin gündemine oturan Novamed’li kadın arkadaşlarımız Antalya Platformu tarafından yapılan 8 Mart yürüyüşüne katıldılar.

Şehir Merkezi’nde yapılan kitlesel basın açıklamasından sonra yürüyüşe geçildi. Yürüyüş rengarenk ve şenlikliydi.

Yürüyüşten sonra Murat Paşa Belediyesi Aydın Kanza Salonu’nda Novamed Grevi Fotoğraf Sergisi ve 12 Eylül Döneminde Mamak Cezaevinden kadından kadına yazılan mektuplar sergisinin açılışı yapıldı. Her iki sergiye de katılım yoğundu.

Ayrıca Ulusal TV’nin hazırladığı 8 Mart forumuna, Telekom, Tekel, Novamed’ten direnişçi kadınlarda ve Hava-İş üyesi kadınlar katıldılar.

Daha sonra 20.00’de Mersin Şube Başkanı Adil Alaybeyoğlu, Novamed işyerini ziyaret etti… Burada bir konuşma yaparak 8 Mart’ın anlam ve işçi kadınlar açısından önemini anlattı. Yemekhanede 15-23 vardiyasında çalışan kadın üyelerimize verilen çiçek ile etkinlik son buldu.



● Novamed'li Kadınlar Artık Fabrikada Sayı 26, Mart 2008

 

Biliyorsunuz Novamed Grevi sona erdi. Novamed işvereni ile Petrol-İş Sendikası 18 Aralık 2007 tarihinde bir salı günü saat 11.00’da sözleşme imzaladılar. Kadınlar 1 Ocak’tan bu yana çalışıyorlar. Şimdi sıra başka Novamed’lerde…

18 Aralık öğleden sonra saat üç sıralarında Antalya Serbest Bölgede Novamed işyerinde 448 gün asılı duran “Bu işyerinde grev vardır” pankartı arkadaşlarımız tarafından indirildi.

Sözleşme üç yıllık. Toplu iş sözleşmesiyle grevden önce aylık ortalama 350 avro olan ücretler yüzde 9,20 artırılarak ortalama 383 avroya çıkarıldı.

1 Ocak 2008’den itibaren ücretler yıllık olarak avro üzerinden yüzde 5 oranında artırıldı. Artış oranları 2009 ve 2010’da da yüzde 4 olacak; çalışan arkadaşlarımıza yıllık 300 avro da sosyal paket ödemesi yapılacak.

Toplu sözleşme imzalandıktan sonra Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın: “Novamed’de 316 işçi var. 81 kişi grevde, diğerleri içeride çalışıyor. Bu koşulda ileri ekonomik haklar elde etmemiz zordu. Biz başından beri stratejiyi sendikanın kabul edilmesi üzerine kurmuştuk. İşveren, sendikayı kabul etti. Bu bizim için çok önemli. Bunu grevin başarısı olarak nitelendiriyoruz.” diyordu.

Grevi başarısını ücretlere endeksleyen pek çok kişi açısından bu sözler ikna edici olmayabilir ama küresel kapitalizmin kadın emeği sömürü merkezleri olarak tanımlayabileceğimiz serbest bölgeler hakkında fikir sahibi olan herkes bu bölgelere sendikanın girmesinin ne kadar anlamlı olduğunu bilir.

2007 yılında ortalama ücret artışının yüzde 8 olduğu düşünüldüğünde ücretlerdeki artış da azımsanmayacak düzeyde yine de...

Ama tüm bunların ötesinde grevin en büyük kazanımı ise direnme ve dayanışma alanında oldu. Bir silah olarak grevin emeğiyle geçinenlerin hayatından çıktığı bir dönemde, Antalya’da 81 kadın 448 gün boyunca yağmura, çamura, sele, kızgın güneşe ve işverenin yıldırma taktiklerine kulak asmadan, bir adım dahi geri çekilmeden, kendi hayatlarına sahip çıktılar, direndiler ve kazandılar.

Grev bitti ama mücadele devam ediyor... Önümüzdeki dönemde karşımıza çıkacak olan güçlüklerin farkındayız... Grevin tam başarısı için başta Petrol-İş Sendikası olmak üzere kadın örgütlerinin, siyasi yapıların ve sendikaların gözünün Novamed’de olması gerekiyor.

● Kadının Kadınla Dayanışması Daha da Güzeldi Sayı 26, Mart 2008

 

Toplu sözleşme imzalandıktan sonra şu anda Mersin Şube yönetiminde olan Novamed’li kadın arkadaşımız Fatma Özüm’le konuştuk.

 

Novamed’de toplu iş sözleşmesi imzalandı, duygularınızı, endişelerinizi anlatabilir misiniz?

15 aydır mücadele ediyoruz. İçeride de belki mücadele edeceğiz bu bizi korkutmuyor. Girdiğimiz zaman biraz yabancılık çekeceğiz belki ama… Sonra alışırız… Eskiden birlikte çalıştığımız kadınların büyük bir bölümü, işten çıkmışlar. Şu anda çalışanlar yeni arkadaşlar onlarla tanışacağız…

Sizin için nasıl bir süreçti bu?

Çok büyük bir deneyimdi. Hayatım boyunca yaşayamayacağım şeyleri bu 448’de yaşadım. Umutsuzluğa kapıldığımız zamanlar da oldu, bütün arkadaşların olmayacak ne yapacağız dediği zamanlar da, ama ben temsilciydim, içimden aynı şeyleri geçirdiğim zamanda bile onlara moral verdim. Kendime çok telkinde bulundum. Zordu, kolay değil, onbeş ay direndik.

Yeni arkadaşlıklar yakınlıklar doğdu mu, grev sırasında?

Tabii herkesin özel hayatına ilişkin ayrıntıları paylaşıyorsun, bazı sorunları birlikte çözmeye çalışıyorsun, ailelerini tanımaya başlıyorsun, bu tür paylaşımlar elbette insanları birbirine yaklaştırıyor. Grev esnasında maddi manevi pek çok sorun yaşadı arkadaşlarımız. Çocuklar doğdu, onların problemleri oldu, kocalarıyla sorunlar oldu, nişanlılarla oldu. Birlikte çözüm bulmaya çalıştık. Yakın arkadaşlıklar dostluklar doğdu.

Grev süresince önce baş temsilci oldunuz sonra da Mersin Şube Yönetimi’ne seçildiniz, bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Kadın olarak sendikada sayımız çok azdı. Bu benim içimde hep bir burukluktu. Toplantılara gidiyorsunuz, iki kadın, diğerleri erkek. Aday olduğumda “ben örnek olayım böylece kadınlar belki daha çok katılırlar, bu süreçlere” diye düşündüm. Bir kadın da yapabiliyor güvenini verelim kadın arkadaşlarımıza, diye düşündüm. Teklif gelince kabul ettim.

Yönetim de olmak senin için ne anlama geliyor?

Eskiden sadece Novamed’le ilgileniyordum şimdi artık diğer fabrikalara da gidiyoruz, oralarda neler olup bitiyor öğreniyorum… Tabii ki farklı dünyası genişliyor insanın. O fabrikaların sorunları oluyor, size bilgi veriyorlar, siz de değişik sorunlar üzerinde düşünmeye, bilgi edinmeye ve okumaya başlıyorsunuz. İyice içine girmiş oluyorsunuz işin. Şu anda kendimi daha da geliştirmem gerektiğine inanıyorum.

Grev bitti sıcak saatler sonra erdi, yönetimdesiniz nasıl bir sendika yöneticisi olursunuz?

Kadınların sıkıntılarını gördüğüm ve paylaştığım için o süreç içinden geldiğim için daha iyi biliyorum. Kadınları biraz kayıran bir sendika yöneticisi olurum herhalde.

Bir de erkeklerin çok yoğun olduğu birkaç kadın işçinin çalıştığı fabrikalar var…

Buralarda çalışan kadınların sorunlarının o kadar da hesaba katılmadığını düşünüyorum. Bu işler biraz yoluna girerse diğer fabrikalara da gitmeyi oradaki durumları yakından görmeyi istiyorum. Bakalım…

Bir kadının bir iş yerinde nelere ihtiyacı olabileceğini kendi deneyimlerinizden de biliyorsunuz. Bir iş yerinde çalışıyorsunuz çoğunluğu erkek, bir kadın olarak kadın bir yöneticiye daha rahat anlatırsınız sorunlarınızı, bizim kendimize ait sorunlarımız var çünkü.

Umarım faydalı olurum. Umarım bir şeyler değişir.

Kendinizle ilgili ne tür değişimler oldu onu da biraz anlatabilir misiniz?

Özgüvenimi kazandım. Hakkımızı zaten savunuyorduk ama daha bilinçli bir biçimde savunmasını öğrendim. 1 Mayıs, 8 Mart Günleri daha bir anlam kazandı benim için. Biliyorsun daha önceden ama çok ilgilenmiyorsun. Çok değiştim. İlk zamanlarda konuşma konusunda daha çok heyecanlanıyordum. Heyecanım devam ediyor ama şimdi biraz daha iyiyim. O kadar insanın karşısında konuşmak derdini anlatmak çok güzel bir duygu. Kendini ifade edebilmek birilerine kendini anlatmak güzel bir şey.

Hayatım boyunca ilk kez kürsüye çıktım. Çok güzel deneyimler kazandım. Bunların hepsi artı olarak kalacak. Pek çok insan tanıdık. İstanbul’daki katıldığımız toplantılar da çok iyiydi. Kadınlar arasındaki uluslar arası dayanışma da çok iyiyidi. Güzel şeyler yaşadık.

Novamed Grevi sürecinde kadın örgütleriyle de karşılaştınız nasıl bir şey bu?

Güzel bir şey. Tanıştığımızda pek çok kadın arkadaş “Siz bizi bir araya getirdiniz, siz bize örnek oldunuz” dediler. Onların öyle demeleri bana daha bir gurur verdi. Umarım bu işbirliği bitmez. Belki bizim grev bitti ama başka yerlerde kadınlar başka sorunlar yaşıyor. Kadın kuruluşlarının bize destek vermesi kamuoyunda daha çok çıkmamızı ve sözleşmeyi imzalamamızı sağladı. Bu destek çok önemliydi bizim için. Umarım devam eder. Dayanışma her zaman güzel, kadının kadınla dayanışması ise daha da güzel.

● Novamed'de Bu Kez Şenlik Vardı Sayı 26, Mart 2008

 

448 gün süren grevin ardından işvereni toplusözleşme masasına oturtan Novamed işçileri, Sendikamız tarafından Antalya Falez Otel’de düzenlenen şenlikte bir araya geldiler. Şenliğe, Genel Başkanımız Mustafa Öztaşkın, Genel Yönetim Sekreterimiz Mehmet Güray, Mersin Şube Başkanı Adil Alaybeyoğlu, Türk-İş Genel Mali Sekreteri Ergün Atalay, Türk-İş Antalya Bölge Temsilcisi Mehmet Ustali, ICEM Genel Menfred Warda, ICEM Kimya Bölümü Sorumlusu Kemal Özkan, yanı sıra yerel basın, grev sırasında sendikamıza destek olan demokratik kitle örgütü temsilcileri de katıldılar.

Antalya Falez Otel’de yapılan şenliğe işçiler, eşleri, çocukları anne ve babalarıyla gelmişlerdi… Beyaz masalarla donanmiş salonda bir bayram bir şenlik havası hakimdi. Anneler babalar, çocuklarıyla, evli erkekler de eşleriyle gurur duyuyordu.

Sunuculuğunu Novamed İşyeri Temsilcisi Aysel Göncü Altıntaş’ın yaptığı etkinlikte , grevci kadın işçilere sendikamız tarafından hazırlanılan mavi kelebek biçiminde plaketler verildi. Plaketlerin üzerinde “Kadınız el eleyiz daha daha güçlüyüz” sloganı yer alıyordu.

Şenlikte ilk sözü alan Petrol-İş Mersin Şube Başkanı Adil Alaybeyoğlu, “Hem işçilerimizin direngen mücadelesiyle hem de uluslararası desteklerle 448 gün sonunda zafere ulaştık ve sendikanın S’si giremez dedikleri serbest bölgeye girdik” dedi.

 

Adınıza şiirler yazıldı

Daha sonra söz alan Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın da Novamed zaferinin tüm kadın işçilerin yüreğinde ve bilincinde yer ettiğini söyledi. İşçilere “Önce zihinsel engellerle karşılaştık çevresel ailesel baskılarla karşı 448 gün süren greve hükümet de büyük bir ilgisizlik gösterdi. Yokmuş gibi davrandı. Grevin ekonomik ve psikolojik zorluklarını da aşarak bugünlere vardık.” dedi. Novamed Grevinin 2007’ye damgasını vurduğunun da altını çizen Mustafa Öztaşkın, “Siz size olmaz diyenlere inat direndiniz. Umudu örgütlediniz. Siz sıradan insanlar değilsiniz, çünkü herkesin yapmadığını yaptınız… Novamed Grevi yazılara, tezlere, şiirlere, hikayelere konu oldu” diyerek sürdürdü konuşmasını.

Mustafa Öztaşkın konuşmasını “Siz, kadın mücadelesi ve işçi sınıfı mücadelesini yan yana getirdiniz. Yapmamız gereken ise serbest bölgede kalıcı olmaktır. Sendikaya üye olmayan işçiler kendilerini gözden geçirir ve bize ellerini uzatırlarsa, ellerimiz birleşecek ve örgütlülüğümüz yıllarca var olacaktır” diyerek bitirdi.

Türk-İş Genel Mali Sekreteri Ergün Atalay da “Sizler Türkiye’de suskunlaştı denilen işçi hareketinin gidişatını değiştirdiniz. Cesaretimizi tazelediniz. Ancak insan hakları önündeki engeller, örgütlenme engelleri, Tuzla ve TEKEL gerçekleri yığınla bizleri bekliyor. Türk-İş’in de bu sorunları aşmak için gereken çabayı göstermesi gerek” şeklinde konuştu.

ICEM Genel Sekreteri Manfred Warda ise “Sizleri ilk olarak greviniz sürerken grev çadırında ziyaret etmiştik. Bu ikinci gelişimizde başarınızı kutluyor olmaktan büyük onur duyuyoruz. ICEM, 132 ülkede 470 sendika ve 20 milyon işçiyi temsil ediyor. Ve bu işçilerin her biri size selam iletmemi istediler. Yani zaferiniz tüm dünya emekçilerine umut olmuştur” diye konuştu.

Konuşmaların ardından kadın işçiler başta olmak üzere işçilere, Petrol- İş’e destek veren Türk-İş temsilcilerine ve ICEM temsilcilerine sendikamız tarafından hazırlanan kelebekli plaketler sunuldu.

Ardından grev boyunca desteklerini esirgemeyen yerel basın mensubu temsilcilerine de birer plaket verildi.

Kadınlar, eşler, sendikacılar, gazeteciler, demokratik kitle örgütü temsilcileri, orkestra tarafından çalınan parçalar eşliğinde gönüllerince eğlenip, dans ettiler…

Gecenin sonunda herkes umutlu, neşeli ve mutluydu.


Meryem Fehime Oruç, bir kadın şair geçtiğimiz yıl Sevgiliye isimli şiir kitabı, İnsancıl yayınlarından çıktı... Novamed Greviyle Dayanışma Kadın Platformu içinde yer alıp tüm eylemlere katılan Meryem, grevi mısralara da dökerek, ölümsüzleştirdi.

KADIN İŞÇİ GREVİ


Emeğinin vardır pazarı

Niteliklerin borsanı hareketlendirir.

Etiketin boş mu?

Her deliğe tıpa

her değere ayak

her renge tabansın

Gölgenin ucunda durmasından

ürker patronlar

Böler ayak tabanından

tıpa kalırsın sustukça

2006 Eylülüydü

kadın işçi tarihinde ülkemin

yani yerin

kaynayan yüzünün bir kesiti

sıçrattı buluta mayayı

kaynaşarak olgunlastı gök

Elleri elleri onların

mayasıdır göğün

Elleri elleri onların

dişleridir Novamed’in

Dizilir yirmi kişi

gelir parçalar sıralı

bitmeli beş saniyede

ne gelirse önüne

Bu gel giti bedenin

öğütüp durur eklem yerini

şu koku keser soluğu

bu soğuk iltihaptır

böbreğinde idrar yollarında

patronun ayakçıları

bakıp tepeden

açar kayık ağzını

‘’yorulduysanız ekmeğimizi yemekten

işte kapı’’

işçi örter ağzını işsizlik kaygısıyla

bağlar ağrıyan sızlayan yerlerini

ürker patronun ayakçıları

çözüp bağları artırır ağrıyı sızıyı

karışır gezmesine, sigarasına

sevgilisiyle arasına

doğuracağı çocuğa


2006 eylülüydü işte

şükür biriken sabrı

taştı ya sonunda

geldi yanyana işçilerle

tutuştu gözleri

kilitlendi rüzgar elleri

kollektif sesle “onur, hak’’ dediler

duymadı patron ayakçılarıyla

güldü tepinerek

ne de olsa avcundaydı

nice kalem, nice ağız

greve durdu işçiler

kollektif baktılar

içine gözümüzün

mayalandık kenetlenmeye

dilleriyle döndü dilimiz

Taa Avrupa’dan duydu

patron sesimizi

Avcunun içindekileri

geçirdi dayaktan

dikleştirdiği kuyruğunu

aldı bacak arasına

2007 aralığında

oturdu

kollektif bilincin sesi

sendikayla masaya

Meryem Fehime Oruç



● Mücadeleyi Görünür Kılmak İstedik Sayı 26, Mart 2008

 

Filmmor kadınların kurduğu, kadın filmleri üreten bir kolektif... Kolektiften iki kadın Novamed direnişinin belgeselini yaptı. 8 Mart günü ve haftasında, sendikamızın çeşitli şubelerinde de gösterilen, belgeseli yapan iki kadınla görüştük...

 

Novamed hakkında belgesel çekme fikri nasıl doğdu?

Feryal Saygılıgil: Grevden Petrol-İş Kadın Dergisi aracılığıyla haberimiz oldu. Orada yayınlan iki söyleşide kadınlar sorunlarını dile getiriyorlardı. Ama asıl önemlisi bu kadınlar örgütlenmişti ve bir greve başlamışlardı. Filmmor kadınların kadınlar için film ürettiği bir kooperatif. Kooperatifin temel amaçlarından biri de, kadın eylemleri ve kadın direnişlerini üzerinden belgeseller çekmekti. Bu olayı nasıl yansıtırız diye düşündük. Kadınların seslerini nasıl duyururuz diye düşündük, bu bana bir görev gibi geldi üstlendim. Filmmor’daki arkadaşlara söyledim, dergiyi onlara götürdüm. Güliz çok etkilendi. Kadınlarla nasıl buluşuruz nasıl konuşuruz, yapabilir miyiz, yapamazsak bile belki sözlü tarih biçiminde bir çalışma yapabiliriz, bir belgesel olur diye düşündük… Gitmeden bilemiyorduk tabii… Bir başka kaygı da kadınların görüşmeyi kabul edip etmeyecekleriydi. Petrol-İş Kadın dergisi aracılığıyla sendikayla ilişkiye geçtik. Antalya’daki arkadaşlarla iletişim kurduk.

13 Şubat 2007 tarihinde yola çıktık. Bizi havaalanından aldılar, Antalya temsilcilik binasına gittik. Orada kadınların çoğu toplanmıştı. İlk görüşmeleri yaptık. Naciye Hanım en eski çalışanlardan biriydi. Daha sonra Zeynep, Fatma birçok kadınla ortalama 45 dakika konuştuk. Grev çadırına gittik orada da çekimler yaptık. Sonra kadınlardan birinin evine gittik birçok kadın da oraya geldi. Ailelerle de konuştuk çekim yaptık.

 

Belgesele ailelerle konuşma yansımamış herhalde?

Sevda Karataş’ın annesiyle görüştük. Yedi saatlik bir çekim yaptık. Ama kısa film yapmak öyle bir şey; bunun ancak bir bölümünü kullanabildik. Kadınların konuşmalarının en çarpıcı bölümlerini aldık. Kendilerini çok iyi ifade ediyorlardı. Onun üzerine bir şey eklemek bir fazlalıktı. Grevin birinci yılında Novamed Greviyle Dayanışma Kadın Platformu Antalya’ya gidilecekti, kadınlara moral olsun diye ilk aşamada belgeselin 10 dakikalık bölümünü yapalım dedik. Sponsor bulursak ikinci aşamayı da çekeceğiz… Bu serbest bölgeler üzerine olacak. Orada Novamed grevine daha fazla yer vereceğiz. Elimizi altında başka malzemeler var kullanılabilecek


Çekime nerelerde devam ettiniz?

Ertesi gün kadınlarla simitli çaylı kahvaltı yaptık, orada kadın kurtuluş hareketinin ne olduğunu konuşma fırsatı bulduk. Bu karşılaşma çok ilginçti. Sokak çekimleri de yaptık. Gittiğimizin ertesi gün sokağa çıktık. Elimizde kamera ile serbest bölge nedir, diye insanlara sorduk. Çok garip yanıtlar aldık. İnsanların serbest gezdiği yer. özgür olduğu yer gibi yanıtlar aldık. Hiç kimseden doğru yanıt gelmedi. Kadınlar Antalya Serbest bölgede grev yapıyorlar duydunuz mu, diye sorduk. Yanıt olumsuzdu, kimse duymamış grevi. Onlara anlattık durumu anlamakta güçlük çektiler. Bu öğretici bir deneyimdi.


Serbest bölgeye gittiniz mi?

Evet. Sorarken serbest bölge üzerinde ben de düşünmeye başladım. Antalya’nın çok dışında bir yer de değil, 10-15 dakikada ulaşabilir. Ama halkın haberi yok. Burada serbest bölge çitlerle, demir tellerle çevrili olduğu için görünmüyor, sanki görünmez bir yer insanların orada çalıştıkları sabah girip akşam çıktıkları görülmüyor. İtilmiş, uzaklaştırılmış dışsallaştırılmış bir yer. Kadınlar her yerde ucuz işgücü olarak çalışıyorlar. Ümraniye’de veya Topkapı da kapıyı açtığın zaman dışarısını görüyorsun, insanlara rastlıyorsun, insanlara değme imkanı var. Ama serbest bölgede o imkan yok. Bize değme imkanı sağlayan şey kadınların direnişi oldu.


Filmin görsel yanı da böyle bir şey gizlenilmiş olanı gösteriyorsunuz?

Filmin girişinde hatırlarsanız, gidiyorsunuz, gidiyorsunuz bir şey göremiyorsunuz. Zaten girerken kamerayı sakladık, ölü fabrikalar, ölü binalar... Boşaltılmış bir şehre giriyormuşsunuz gibi.Kötü bir duygu çöküyor insanın içine. Derin bir sessizlik var. Fabrika olduğunu bile bilen biliyor. Yoksa tuhaf prefabrik binalar yan yana duruyor. Filimde bu derin sessizliği göstermek istedik... Sesizlik iyiye alamet değildir, biliyorsunuz, bunan altında ne saklı onu göstermeye çalıştık.


Siz ama görünmüyorsunuz filmde?

Evet istedik ki kendileri anlatsın. Bunun kadın filmci olmayla da alakası var biraz. Bir kere anlatan, dinleyen arasındaki ayrımı ortadan kaldırmış oluyorsun. Kendi örgüsü içinde olayları anlatıyorsun. Olabildiğince az müdahale. Bir üst ses yok.


Sonuçtan memnun musunuz?

Teknik açıdan sorunları olabilir. İsteğimiz bir kez daha orayı gidip daha fazla insanla görüşmekti. Elimizdeki malzemeden başka bir film daha çıkabilir.


Geri bildirim geldi mi?

Beğendiler. Novamedli kadınlar da çok beğendiler, meşhur olduk, diyorlar. Kocaları ve çocuklarıyla birlikte izledikleri için onların desteği artmış. Kadınlar, biz konuşamayız, kendimizi ifade edemeyiz demelerine rağmen kamera karşısında çok rahatlardı. Ne aklınıza geliyorsa onu söyleyin seçeceğiz dedik, sizin sesinizi duyurmak önemli dedik onun için geldik. Rahatladılar bence film amacına ulaştı çünkü çok güzel ifade ettiler. Pişmanlık yoktu. Onlarla şunu da konuştuk: Sonuç önemli değil bu süreci yaşamak önemli, siz çok yol almışsınız… Bunu filme de yansıttılar. Serbest bölgenin içinde diğer işyerlerinde çalışan kadınlara da seslerini duyurmak istiyorlardı, film olursa onlar izlerlerse biz onlara sesimizi duyururuz diyorlardı.


Novamed belgeseli çekmek nereden aklınıza geldi?

Güliz Sağlam: Novamed belgeseli çekme fikri grevden haberdar olduktan hemen sonra şekillendi. Grevi haber aldığım anı hiç unutmuyorum. Feryal, Petrol-İş Kadın Dergisini getirmişti, Novamed fabrikasında 85 işçinin grev yaptığını ve bunların 83’ünün kadın işçi olduğunu duyduğumda ve sonra da röportajları okuduğumda çok heyecanlanmış, hemen bu grevin görsel olarak da belgelenmesi gerektiğini düşünmüştük. Çünkü bu hem kadın emeği hem de sendikalaşma süreci açısından Türkiye’de pek sık rastlamadığımız bir olaydı ve tarihsel önem taşıyordu.

Şubat, 2007’de Feryal’le birlikte Antalya’ya gidip grevdeki kadınlarla ilk röportajları yaptık. Filmmor Kadın Kooperatifi’nin her yıl yaptığı Türkiye’deki kadın hareketinin ajandasını belgelediğimiz Morgündem 2006’da, Novamed Grevi bölümü yer aldı. Bu ilk görüşmelerde, grevdeki kadın işçilerin sendikalaşma, işyerinde yaşadıkları baskılar ve greve gidiş süreçlerini kendi ağızlarından belgelemiş olduk. Grevin 104. ve 105. gününde yapılmıştı bu ilk çekimler.

Daha sonra da Novamed Greviyle Dayanışma Kadın Platformu’nun Dayanışma Haftası’nda yapılan etkinliklerde gösterilmek üzere 12 dakikalık kısa bir belge-film yaptık, aslında amacımız çekmeyi planladığımız asıl belgeselin bir ön çalışmasını yapmak ve etkinliklerde kadın işçilerin anlatımlarını mümkün olduğunca fazla insana duyurmaya çalışmak; grevin ve işçi kadınların emek ve hak mücadelesinin görünürlüğünü arttırmaktı.


Siz birinci yılda Antalya’da da çekim yaptınız?

Evet. Grevin 1. yılını doldurduğu 26 Eylül 2007’de Antalya’da yapılan dayanışma günü de dahil olmak üzere, Novamed Greviyle Dayanışma Kadın Platformu’nun kampanyasının tüm etkinliklerini de belgeledik. Bu son çekimler de, 14 Mart 2008’de başlayacak olan 6. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nde gösterilecek olan Morgündem 2007 belgeselinin emek bölümünde yer alacak.

Aslında yapmayı planladığımız, daha geniş kapsamlı olan ve sadece Novamed’le sınırlı olmayıp genel olarak Türkiye’de Serbest Bölge’ler ve buralardaki fabrikalarda çalışan kadın işçilerin sorunlarını, sendikal örgütlenmelerini ve kadın emeğini eksenine alan belgeseli henüz çekmedik.

Bu daha geniş kapsamlı bir belgesel olacağı için finans kaynağı arıyoruz şu anda. Malum Türkiye’de bu tip projelerin bütçesini karşılamak hem zor hem de zaman alıcı.


Belgesel çekerken en çok nerede zorlandınız?

Yaptığımız kısa belgesel için söyleyecek olursak, sıkıntımız Antalya’da daha uzun süre kalamamak, fabrika içine girememek bir de greve katılmayan kadın işçilerle görüşememek oldu. Onun dışında Antalya’daki görüşmelerimiz çok iyi geçti, grevdeki kadın işçiler büyük bir ilgi gösterdiler ve sıcak ilişkiler kurduk. Birbirimizi daha iyi tanıdık. Onlar için de ilginçti aslında İstanbul’dan iki kadının kameralarıyla kalkıp oralara gelmesi ve yaşadıklarını ayrıntılarıyla anlatmaları ve tüm bunların yaygılaştırılması... Görünür olmalarına ve gündem oluşturmalarına katkıda bulunmak önemli deneyimlerdi...


Kameranın arkasındaki kadın olmak (su süreçte) nasıl bir şeydi?

Kameranın arkasında olmak heyecan verici ve çok güzel hele kameranın önündekiler de kadınsa daha da güzel!! Gerek grevci kadınların kamera önündeki rahatlığı ve sıcaklığı, gerek kampanyanın coşkusu çekimlere gayet güzel yansıdı.

Genel olarak bakarsak insanlar pek alışkın değiller bu ülkede kamera kullanan kadınlara, ya da çekim ekibinin tamamen kadınlardan oluşmasına, ama kamera arkasındaki kadın sayısının hızla artıyor oluşu ve daha fazla sayıda kadının bu alanda ürünler vermesi çok sevindirici. Filmmor’un yaptığı film festivaline filmleriyle başvuran kadın yönetmenlerin sayısı her yıl daha da artıyor.



● Direniş Fotoğraf Karelerinde... Sayı 26, Mart 2008

 

Novamed’li kadınların direnişi, fabrikaya dönmeleriyle başarılı bir şekilde son bulmuş oldu. Ancak grevin yankıları, kadınların yazdıkları dayanışma öyküsünün etkileri sürüyor. Direnişe destek amacıyla çeşitli kadın kuruluşlarının biraraya gelmesiyle oluşturulan Novamed Greviyle Dayanışma Kadın Platformu’nun etkinliklerinden biri de Novamed Grevi ve Kadın Dayanışması adlı fotoğraf sergisiydi. Sergi, Petrol-İş arşivinden bazı görüntülerle Nilgün Yurdalan, Ayşe Baziki, Melek Özman ve Ebru Ağaoğlu’nun fotoğraflarından oluşuyor. Serginin açılma sebebi, platform tarafından şu kelimelerle açıklanıyor: “... Bu sergi, grevdeki işçi kadınların kapitalizme ve erkek egemenliğine karşı direnişinin ve bu direnişin kadın dayanışması ile güçlendirilmesinin fotoğraflara ve filme yansıyan kısmı...”

Serginin ilk durağı, İstanbul’da Karşı Sanat Galerisi’ydi. Sergide, Feryal Saygılıgil ve Güliz Sağlam tarafından hazırlanan belgesel film de gösteriliyor. Sergi, açılışın yapıldığı 10 Aralık 2007 tarihinden beri il il geziyor. İstanbul’dan sonra Ankara, İzmir, Antalya’yı dolaşan serginin sonraki durağının Adana olacağı tahmin ediliyor.



● Novamed'li Kadınlar Beden Hakları ve Üreme Sağlığı Eğitimindeydi Sayı 30, Nisan 2009

 

 

Geleneksel Ana-Çocuk Sağlığı Yerine Üreme Sağlığı Yaklaşımı

15 Mart 2009 tarihinde Antalya’da Novamed’li kadınlarla birlikteydik. Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi ve Antalya Tabip Odası’nın işbirliğiyle düzenlenen “Kadının Beden Hakları ve Üreme Sağlığı Eğitimi”nde kadınlar uzmanların anlattıklarını dinlediler, sorular sordular, sorunlarını paylaştılar...

 

  Selgin Zırhlı Kaplan 

 

Petrol-İş Sendikası’na üye Novamed’li kadın işçilerin ve Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi’nde gönüllü olarak çalışma yürüten kadınların katıldığı Kadının Beden Hakları ve Üreme Sağlığı Eğitimi, 15 Mart 2009 tarihinde Antalya Türk-İş Temsilciliği toplantı salonunda yapıldı.

Petrol-İş Sendikası Mersin Şube Başkanı Adil Alaybeyoğlu’nun Novamed direnişiyle ilgili kısa bir bilgilendirmeyi de içeren açılış konuşmasının ardından, Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi’nden Serap Yılmaz, Novamed direnişinin Türkiye’deki kadın hareketinin emekle buluşmasında önemli bir rolü olduğunu belirterek tüm dünyada örnek alınan bir dayanışma haline geldiğini söyledi. Ardından merkezi hakkında bilgi veren Serap Yılmaz, başlıca amaçlarının şiddete uğrayan kadınların ev içindeki ve kentsel yaşamdaki konumlarını güçlendirmek, sorunlarının farkına varmalarını sağlamak, yaşam haklarını, kişiliklerini geliştirmeyi öğrenmelerini sağlamak, ekonomik, sosyal, siyasal yaşamda yer almalarına destek vermek olduğunu söyledi.

Daha sonra sözü Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi gönüllüsü, aynı zamanda SHÇEK’e bağlı bir Toplum Merkezi’nde Sosyal Hizmet Uzmanı olarak görev yapan Nilgün Gürel Hani aldı. Nilgün Hanım da Novamed’li kadınları direnişlerinden dolayı kutlayarak söze başladı. Kadınların, cinsel yaşamlarından sözetmeye çekindiklerini, kapalı kapılar ardında konuşmayı tercih ettiklerini ve bu konunun, toplumda bir tabu haline geldiğini belirten Nilgün Gürel Hani, cinsel hakların ihlale ve istismara uğraması durumunda, kadınların ne tür yasal hakları bulunduğu konusunda sunum eşliğinde ayrıntılı bilgiler verdi. Bedeni ve cinselliğiyle ilgili her konuda özgür iradesiyle karar vermesinin, kadının insan haklarından biri olduğunu söyleyen Nilgün Hanım, genel olarak kadınların kendi bedenlerinden utandıklarını ve çekindiklerini belirterek şöyle devam etti: “Sağlıklı bir cinselliğin en önemli koşullarından biri bedenimizi iyi tanımaktan, eşimizi kendi özgür irademizle seçebilmekten geçiyor... Cinsellik ve doğurganlıkla ilgili kaliteli sağlık hizmetlerinden yararlanmak ve doğru bilgilere ulaşmak her kadının hakkıdır..."

Nilgün Hanım'ın ardından konuşma sırası Antalya Tabip Odası adına katılan hekim Dr. Hafize Öztürk Türkmen'deydi. Kadın Üreme Sağlığı konusunda bir sunum yapan Hafize Öztürk Türkmen, sözlerine başlamadan önce Novamed Direnişi'yle ilgili duygu ve düşüncelerini paylaştı, direnişe katılan bütün kadınları kutladı.

Kadının Üreme Sağlığı başlığı altında kadının üreme sağlığı kavramı ve kapsadıkları; doğurganlığın kontrolü ve aile planlaması; üreme sağlığındaki riskler; cinsel yolla bulaşan hastalıklar; çalışan kadında üreme sağlığı konularını ele alan Türkmen, Üreme Sağlığı kavramının yeni bir kavram olduğunu, üreme ve sorunlarına ilişkin geleneksel yaklaşımın konuyu ana-çocuk sağlığı kapsamında ele aldığını belirterek başladı konuşmasına.

Üreme sağlığının, genel sağlığın en önemli unsurlarından biri olduğunun akıldan çıkartılmaması gerektiğini belirten Hafize Öztürk Türkmen, kadınlar açısından etkilerinin sadece yaşamın üretken dönemlerinde değil, bütün yaşam sürecinde geçerli olduğunu söyledi.

"Kadınların sağlıklı ve güvenli bir cinsel yaşama sahip olmaları, üreme yeterliliklerini ve kararlarını diledikleri biçimde ve diledikleri zamanda kullanabilmeleri üreme sağlığı kapsamında ele alınmalıdır." diyen Türkmen, bireylerin seçtikleri güvenli, etkili, ulaşılabilir ve kabul edilebilir koruyucu yöntemlerle, sağlıklarını riske atmadan doğurganlıklarını düzenlemelerinin de üreme sağlığı kapsamında bir konu olduğunu söyledi ve şöyle devam etti:

"Doğumdan sonra sağlıklı bir çocuğa sahip olmak, sağlıkla ilgili bakım hizmetlerinin de olmasını gerektiriyor ve bu bir hak. ... Kadınların bu süreçlere dair bilgilenme hakları var. Aile planlaması hizmetlerinden yararlanmak da sosyal bir haktır."

Konuşma bölümünün ardından sorulara geçildi. Novamed'li kadınlar, kendi işyerlerine özgü sağlık sorunlarından sözettiler, merak ettikleri konuların cevaplarını aradılar.

Eğitimin sonunda, katılımcılara "Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği"nin üreme sağlığıyla ilgili kitapçıklar ve sendikamızın Kadın Sağlığı Kampanyası broşürleri dağıtıldı.


● Novamed'den Atılan Münevver Demir: "Sendikalılara Gözdağı Vermek İçin Çıkardılar" Sayı 32, Eylül 2009

 

 

Yeni üyeleri ya işten çıkarıyorlar, ya da istifaya zorluyorlar

“Sendikalılara gözdağı vermek için çıkardılar”

 

   Söyleşi: Necla Akgökçe & Selgin Zırhlı Kaplan  

 

Novamed’de uzun mücadeleler sonucu kazanılan sendikal haklar tehlikede... Suların durulmadığı işyerinde haklarının bilincinde olan Münevver Demir arkadaşımız, “hatalı üretim yaptığı” gerekçesiyle işten çıkarıldı. Yeni üye arkadaşlarımız ise istifaya zorlandı. Kadın dergisi olarak her türlü hak ihlalinin takipçisi olacağız.

Antalya’nın merkezinde olmayan mahallenin küçük, bahçeli, balkonlu, tek katlı bir evine giriyoruz... Burada bizi bekleyenler var. Kapıda bulunan güleç yüzlü bir erkek “Buyurun” diyor, “Münevver birazdan gelir”. Söylediği odaya giriyoruz; burası küçük, şirin mi şirin bir misafir odası. Münevver Hanım’ı beklerken sohbet ediyoruz eşiyle, “Ben de işten ayrıldım.” diyor. Kriz nedeniyle işyerleri zaten yarım kapasite çalışıyormuş, çalıştıklarında da ücretlerini alamıyorlarmış. Liseyi yeni bitirmiş bir erkek çocukları var. O da işinden olmuş geçenlerde, zaten askere gidecekmiş ama. Biz konuşurken Münevver Hanım eşini arıyor, ona talimat(!) veriyor; misafirlere su ver, çayı ateşe koy, diye... “Peki karıcığım” diyor, evin erkeği gülerek... “Ev işi yapıyorsunuz galiba” şeklindeki soruma “Evet, hayat müşterek.” diye cevap veriyor. Önceleri pek bilmezmiş ama Münevver Hanım eve katkı için çalışmaya başlayınca, o da Münevver Hanım’a katkı olsun diye ev işleri yapmaya başlamış... Bu evde adalet var; o nedenle bu evde sağlam bir sevgi de var... Münevver gelince doğrulanıyor bu tespitimiz, karı-koca çok düzgün, birbirini seven, saygı duyan insanlar. Kalmadı artık böyle hiçbir şeye, hiç kimseye eyvallah’ı olmayan, çalışan insan tipi. Münevver haksızlığa uğradığını düşünüyor, ama hakkını da kimseye bırakmaya niyeti yok, o güç karşısında bükülmeyen, eğilmeyen kadınlardan. İki saatin üstünde konuşuyoruz. Ondan üretime dair, Novamed’de kadın işçi olmaya dair, ürettiğinin sorumluluğunu bilmeye dair çok şey öğreniyoruz. Ama biz bırakalım artık o konuşsun.

 

Sizi tanıyalım, ne zamandan beri çalışıyorsunuz, Novamed’den önce nerelerde çalıştınız?

İsmim Münevver Demir, 39 yaşındayım, Isparta’da doğdum. 1988’de evlendim, lise mezunuyum ve evliyim, bir oğlum var. Oğlum küçükken çalışmıyordum, ilkokulu bitirdikten sonra hayat şartlarının da zorlaması karşısında ben de çalışmaya başladım. Önce bir otelde kat görevlisi olarak işe başladım. Altı sene orada çalıştım. Bedenen çok yoruluyordum. Ayrıca sezonluk bir işti, sekiz ay çalışıyor dört ay evde kalıyordum, sigortam da sürekli değildi. Sigortamın sürekli ödenmesini istiyordum, çevreden böyle bir yer var olduğunu duydum. 2006’da Novamed’e başvurdum, aldılar.


Ne zamandı işe giriş tarihiniz?

Tam sendikalı arkadaşların greve çıktığı gün, ben işbaşı yaptım. İlk başladığımda, ‘sakın konuşmayın en ufak bir hatada işten çıkarılırsın’ gibi söylentiler vardı, fabrika içinde çok tedirgin bir biçimde başladım işe. Ama sendikalı arkadaşların dışarıda olmasının etkisiyle mi artık, o dönem yine de fazla bağırma, çağırma yoktu.


İşe alınırken peki siz nasıl alındınız, burada sendikal örgütlenme nedeniyle bir kısım kadınlar dışarıda grevdeler filan denildi mi size?

Form verdiler, onu doldurdum. Sonra görüşmeye çağırdılar, Neslihan Hanım’la (üretim müdürü) görüşmeye gittiğimde bana “Burada bir sendika var. İçeride sendikaya üye olmayacağına dair bana söz verir misin?” denildi. O zaman hiçbir şeyden haberim yoktu, tabii ki “Benim işim olmaz böyle şeylerle.” dedim. Maddi olarak da sıkıntı içinde olduğumuz için ‘işim olsun yeter ki’ diye bakıyordum ben duruma. “Bana söz verir misin?” dedi, “Söz veririm” dedim.


Yazılı bir belge filan imzalamadınız değil mi?

Yok, öyle bir şey olmadı. Ben, hamile bir kadın arkadaşın yerine geçici olarak iki aylığına girmiştim. Bir süre öyle çalıştım. Ama yaptığım iş beğenildiği için, istifa eden bir arkadaşımın yerine kaydırılarak kadroya alındım. Kadroya alındığımda Neslihan Hanım, “Münevver, görüyorsun senin performansını değerlendirdik kadroya aldık, bize yakışır davranmanı istiyoruz.” dedi. Yani sendika konusunda bana üstü kapalı ikazda bulundu. Bak seni kadroya aldık, sendikaya filan girme, demek istiyordu, iki, üç defa bunu tekrar etti.


Yeni giren başka kadınlar da sizin gibi böyle üstü kapalı ikazlarla karşılaşıyorlar mı?

Tabii ki. Açık açık sendikaya girme denmiyor. Ama üstü kapalı bir biçimde bu ikaz herkese yapılıyor. “Biz bir aileyiz, başkalarına gerek yok, aramıza başkalarını sokmaya gerek yok” gibi üstü kapalı uyarılarda bulunuluyor, işe alınırken...


Sonra nasıl gelişti süreç?

Kadroya alındıktan sonra bizi enteral grubunda topladılar. Enteral, ağızdan beslenemeyen hastaların gıda alması için yapılan küçük bir setti. O sırada normal kan seti yapmıyorduk.

Grup çok genç işçilerden oluşuyordu, 21-22 yaşlarındaydı çoğu. Önemsiz set olarak görülüyordu enteral, greve gidildiği zaman işyerinde çalışan sayısını artırmak için alınmış elamanlardı bunlar daha ziyade. Fason iş yapılıyordu bir başka şirket üzerinden. Bir buçuk, iki sene bu grup devam etti. Sonra kaldırıldı. Biz tekrar kan setine dönüştürüldük. Şeflerimiz değişti, gruplar karıştı. Sonra sendikalı arkadaşlar anlaştıkları için geri döndüler. Sadece bizi onların vardiyasına verdiler. Diğer gruplara karıştırmak istememişlerdi. Neslihan Hanımın “Zaten ben o 15-20 kişiyi gözden çıkardım.” dediği söylentisi dolaşıyordu etrafta. Yani sendikalı da olsalar fark etmez gibi...

Bu arada şefimiz Yeliz Hanım oldu. Ben blister bölümündeydim. Yani paketleme makinesinin bulunduğu yerde. Orada hem ayakta duruyorsun, hem hata gözetliyorsun, hem makineyi yetiştiriyorsun, hem de laynı (line) takip etmen gerekiyor. Çok yorucu ve dikkat isteyen bir bölüm. Bir gün ben sabah vardiyasındaydım. Yeliz Hanım elemanına çok bağıran biriydi. Bize çok bağrıyordu. Aramızda dört sendikalı arkadaş vardı... Bizim gruba vermişlerdi onları. Ben blisterdeyken iki set ezdirdim. Bu önemli bir hata değildir, normalde akşama kadar, 6-7-8 set ezdirilebilir insan. Bunu herkes yapabilir. Yeliz Hanım 25 yaşlarında bir kadın, ben geçen sene 38 yaşındaydım, yani kardeşim yaşında, biraz daha büyük olsam, neredeyse çocuğum yaşında olabilecek biri. Azar işitip kötü hareketlere maruz kalmak çok çok gücüme gitti. Setleri aldı laynın, blisterin üzerine çarptı. Diğer şeflerin ve arkadaşlarımın yanında bağırdı çağırdı bana... Ağlamaktan gözümün önünü görmemeye başladım, ama hâlâ çalışıyorum.


Kimse müdahale etmiyor mu peki?

Bırakmıyor ki... Joker arkadaşım bana yardım etmeye çalıştı, bu tür durumlarda ve başkalarının da yetişemediği yerlerde joker arkadaşlarımız bize yardım eder, destek olur. Ona da bağırarak “Hayır yardım etmeyeceksin, kendi yapacak.” diye diye çığlık atmaya başladı. O kadar kötü oldum ki, orada bayılmışım. Tansiyonum 16/10 olmuş, oysa benim tansiyonum hiç çıkmaz. Yere düşünce herkes işini bırakıp benim yanıma doğru gelmeye başlayınca onlara da bağırarak “Herkes yerinde kalsın, kimse işini bırakmıyor. Sıkıya gelince böyle ayılıp bayılmaya başlar bunlar hep, siz ilkyardım uzmanı mısınız.” demiş. Depocu arkadaşla teknik servisten bir arkadaşımız beni doktor odasına götürmüşler. Orada tansiyonum ölçülmüş; 16/10 olduğu görülünce arkadaşları da ona “Yeliz lütfen sus artık.” demişler. Ama o hâlâ bağrıyor... Ağlaya ağlaya ayıldım, hiç unutmam. Ama bana hâl⠓Sus, susss” diyor. Kızarak üstüme yürüyor. “Götüreyim seni Neslihan Hanım’la konuş, sizin gibiler şikâyet etmesini seversiniz.” diyor. “Yok, ben gerekirse kimseye söylemeden giderim.” dedim. Revirde epey kaldım. Su getirdiler, limon verdiler. 10’da bayıldım 11.30’da doktor geldi. Doktora “Dolmuşla gidebilir mi?” diye soruyor. Sonra “Ona rapor yazma, biz izin verelim” dedi. Rapor yazılırsa iş resmiyete dökülecekti çünkü. Doktor “Hayır, ben tansiyonu yüksek olan bir hastayı dolmuşla gönderemem.” dedi. Beni 13.30’a kadar orada beklettiler, çay, çorba içirdiler, rahatlamamı sağladılar. Ayakta duracak halim olmadığı için taksiyle eve geldim. Üç saat öyle sağımdan soluma dönmeden uyuyup kalmışım... Sigorta ya da başka hastaneye yollayabilirlerdi. Benim yanıma kimseyi vermediler, taksiciyle geldim öyle. İki gün rapor vermişlerdi. Dinlendim. Gittim hiçbir şey olmamış gibi. Ama o olaydan sonra Yeliz Hanım artık bana takmış durumdaydı. Kimseye anlatmadım durumu. Başkalarının olaydan haberi olmamış, “Ailesiyle ilgili bir problem varmış, izin verdim.” demiş telefonda...

Başka arkadaşlar da yine onu şikâyete gittiklerinde “Münevver ablamı da bayılttı bağıra çağıra.” demişler. “Ben ablanızı bayıltmadım.” diye bir de ekmeği öptü yemekhanede... Bir şey diyemedim tabii. Orada şefin yüzüne karşı bir şey diyemiyorsun, Nazi kampı gibi... Şefle aran bozulduğu an sen kötü bir eleman olarak görülmeye başlıyorsun, bir üst müdür tarafından da. Siliniyorsun...


Şefler ne iş yapıyorlar?

Bizim yaptığımız işi kontrol ediyorlar, bazen ilk girenlere eğitim de veriyorlar. Sizin yaptığınız işleri takip etmeleri gerekiyor. Onlar da işçilikten geliyorlar, tecrübe kazanmış işçiler yani.


Biraz da kendi istediklerini seçiyorlar herhalde?

Evet, Novamed’de şefler ya Konyalı’dır, ya Anteks’lidir ya da Neslihan Hanım’ın tanıdığı veya aile dostlarıdır. Çünkü Neslihan Hanım Konyalı’dır, eşi de Anteks’te müdür olarak çalışır. Anteks Organize Sanayi Bölgesi’nde, oradan çıkan elemanı, buraya Novamed’e alabiliyorlar.

Yeliz Hanım doğuma gitti. Ayşe isimli çok yeni olan bir arkadaşımız bize şef olarak verildi. Üç- dört senelik elemandı. Önceleri “arkadaşım, arkadaşım” diye konuşuyordu. Ama sonra herhalde kulağı büküldü, o da çıldırmaya başladı. Başımızda durmuyor, yedeğimizi yapmıyor, iş programını bilmiyordu. Üretime dört ele sarılamıyordu, bilgisayarı da bilmiyordu, çok eksiklikleri vardı. Kendi yetersizliğinden kaynaklanan hataları bizim üzerimize yıkarak Neslihan Hanım’a rapor ediyordu. Birgün iki kişilik bir işi benim yapmamı ve onun altından kalkmamı istedi. Tek başına yapıldığı zaman bile zor yetiştirdiğimiz bir işi yaparken ben diğer arkadaşımın eksik yaptığı bir ürünü tamamlayacaktım. Bu, insanların sağlığını hiçe saymaktı.


Bantın akış süresi ne kadar?

Normalde beş saniyede bir set yapıyoruz ve benim diğer arkadaşıma materyal yetiştirmem gerekiyor. Bir materyali zor yetiştiriyorsunuz zaten, iki materyali yetiştirmeniz mümkün değil. Montaj yaparak yetiştirmem mümkün değil. Ayşe Hanım şef olduğu sırada normalde üç line çalışıyordu, bunun iki line’ı sendikalıydı, diğer line ise bizdik. Bizi sendikalılara çok karıştırmadılar. Gruplar farklıydı, ama aynı servisle gidiyorduk ve sendikalılarla en fazla muhatap olan bizdik.


Kaç kişi çalışıyor, şu anda kaç line var içeride?

Şu anda 400 kişi çalışıyor. Üç vardiya. Üç line var, ama üç line’ın daha açılacağı söyleniyordu ben çalışırken.

 

Ben yetiştiremem dediniz sonra ne oldu?

Evet, imkân dışı dedim. Zaten kabahat da kendinde, üretimi erken değiştirmiş. Yani şöyle: Set sayısı 4 bin olması gerekirken, 3700’de üretimi değiştirdiği için 300 tane set eksik kalıyor. Bunları arkadaşımın tek başına yapmasını istiyor. O da haliyle yapamıyor. Onu kaldırıyor ve benim yapmamı bekliyor. İmkânsız deyince, “Münevverrrr çabuk buraya gelllll.” diye avazı çıktığı kadar bağırdı bana. Düşünün, bu insan 21-22 yaşında. Terbiyemi bozmadım. “Buyurun, Ayşe Hanım.” dedim...“ “Bu materyal niye yetişmiyor?” yine bağırıyor ama. Ben yine sakin “15-20 dakikadır zaten yetiştirmeye çalışıyorum.” dedim. Ama tabii ben line’ın duracağını biliyordum, ona da söylemiştim, dinlemedi. Gidip başka şeflerle sohbet ediyordu, oralı olmadı. Line durunca da çıldırdı. Oysa 10 dakika önce onun önleminin alınması lâzımdı. “Ayşe Hanım, ben bunu yapmak zorunda değilim. Bugün drip Chamber’de (kanın birikip döküldüğü hazne) görevliyim, o işi yapmak zorundayım, enjeksiyonda bir şey yapamam.” dedim. Yapılan iş çok önemli, hata yaparsak, boşluk kalırsa bir insanın hayatına mal olur.


İyi yapmışsınız, peki şefler herkesi azarlıyorlar mı böyle hep?

Yok, herkese yapıyorlar, devam ediyorlar yani... Sendikalılara fazla bağıramıyorlar. Biz de bunu zaten sonradan anladık, sürekli bize bağırıyorlardı. Sendikalı bir arkadaşımızla diyelim ki aynı hatayı yaptık. Benim şefim azarlar, kızar, ceza verir ama onlara bağıramazlar. Çünkü onlar haklarını biliyorlar, “Bu bizim en doğal hakkımız, kusura bakma.” diyebiliyorlar.


Tuvalete gitmeyle ilgili sorunlar devam ediyor mu peki, line hızı 5 saniye olduğuna göre?

Şefe gidip izin alıyoruz, joker arkadaşımız geliyor, o devam ediyor. Gece vardiyasında mesela sendikalı arkadaşlarımız “Çok uykum geldi şefim, yüzümü yıkamak istiyorum.” diyebiliyordu. Line’ı durdurup izin verebiliyordu şefler. Biz yüzümü yıkacağız dediğimizde “kusura bakma molayı bekleyeceksiniz” diyorlardı. Yani sendikalılarla bize karşı tutumları çok farklıydı...


Peki siz kişisel olarak bir şeyler yaptınız mı?

Birgün, “Ben artık dayanamayacağım, Neslihan Hanım’a çıkıp aşağıda olan biteni anlatacağım.” dedim. Bütün iyi niyetimle olan bitenden onun haberi olmadığını düşünüyordum. Çıktım yanına, “Yeliz Hanım şöyle yaptı, Ayşe Hanım böyle.” diye anlattım. “Sadece ben değilim, arkadaşlarıma da çok kötü davranıyorlar. Biz koskocaman kadınlarız, evliyiz, çoluğumuz çocuğumuz var, moralimiz bozuluyor, bu da konsantrasyonumuzu engelliyor.” dedim. Başında devamlı bağıran biri var ve sen makineyi yetiştirmek zorundasın, olmuyor gerçekten de. Elin ayağın titriyor.


Ne dedi peki?

Bu olayları ilk defa duyuyormuş gibi davrandı “Aaaa öyle mi, olamaz, o kadar bağırmaya hakkı yok size.” dedi. Ben de o kadar safım ki, müdürümüzün hiçbir şeyden haberi yok diye düşündüm. “Şefimiz tecrübesiz, üretim düşüyor, bizim size ihtiyacımız var, arkadaşlarımla birlikte en kısa zamanda bir toplantı yapalım, aksaklıkları düzeltelim.” dedim. “Tamam, en kısa zamanda toplantı yapacağız” dediydi. Çıktığım günden bir gün sonra yapılmış o toplantı.


Sendikaya nasıl üye oldunuz?

Ben sendikanın ne olduğunu internetten araştırdım önce, yani arkadaşlarımdan etkilenmedim... Sendika nedir, ne yapıyor, neyi savunuyor, bize nasıl yardımcı olabilir? Üye olmaya karar vermeden önce tüm bunlara baktım. Körü körüne üye olmak istemedim. Sonra da arkadaşlarımdan dinlemeye başladım... “Haaa, bu benim avantajıma olacak bir şey” dedim. Olaylar da arka arkaya gelince. Ben o şikâyetimden bir gün sonra gittim sendikaya üye oldum. Diğer arkadaşlarımı da teşvik ediyordum, ben şurada şunu okudum, bu bizim yararımızaymış diye anlatıyordum... Biz 8-9 arkadaş birkaç gün arayla gittik sendikaya üye olduk. Ama bu hemen açıklanmadı. Bizim üzerimize gelmesinler diye.


Novamed’de bir sendika var, bu gayrimeşru bir şey değil, yasalara uygun olarak, mücadele sürecinden sonra girdi ve siz üye olmaya korkuyorsunuz işten çıkarırlar diye, böyle şey olmaz?

Evet öyle, ben biliyorum, sendikaya üye olmak benim en doğal hakkım, ama içeride öyle değil. Hatta arkadaşlarım bana o zaman “Münevver abla sen bizim sözcümüz olacaksın.” dediler. Diğerleri çok küçüktü, biz iki kişiydik daha büyük olan. Sadece bu meselede değil. Diyelim ki biri eşiyle kavga etti, gelir bana anlatırdı, ya da erkek arkadaşı ile sorunu var, gelir bana anlatırdı. Yani onlarla anne-kız, abla-kardeş gibiydik. Sendikaya üye olma meselesi, içeride duyulmaya başlamış. İki kişi bile konuştuğumuzda ertesi gün bunu şeflerden Neslihan Hanım’dan duyabiliyorduk. Dudak mı okuyorlardı artık bilemeyeceğim.


İçeride maske takmıyor musunuz peki?

Yok, hâlâ kullanılmıyor. “Maskenin altından konuşuyoruz.” diye kullanılmıyor. Biz aşırı grip olduğumuzda, öksürük olduğumuz zamanlar setlere partikül bulaşmasın diye gidip istiyorduk. O şartlarda bile verilmiyordu. Biz insan sağlığını düşünüyorduk, onlar art niyetli olarak bizim konuşacağımızı düşünüp vermiyorlardı.


Sendikalı olanlardan hiç şef var mı, onlar çok tecrübeli ve üretimi bilen kadınlar çünkü?

Hayır yok. Hatta Raffa’nın da olduğu bir toplantıda, yeni şefler açıklandığında, Derya Tuna arkadaşımız parmağını kaldırarak “Şef olmak için ne tür özellikler aranıyor işyerimizde?” diye sordu.
O da “eğitim, tecrübe vs.” gibi şeyleri sıraladı. Derya “Ben de şef olmak istiyorum Neslihan Hanım, benim eğitimim de var, el becerim yüksek, tecrübem de var, fiziğim de yerinde, biz niye olmuyoruz?” dedi. “Bunlar inceleniyor, yukarıdan ayarlanıyor” filan demek zorunda kalmışlardı. Belli tabii ki kimin şef olup olmayacağı. Şef olacak kişinin, sendikadan uzak, onlara yakın olması gerekir.


Bu bağırıp çağırmalar diğer vardiyalarda var mıydı?

Evet, tabii ki vardı. Ama biz sendikalı arkadaşlarımıza böyle davranılmadığını görüyorduk. Diğer vardiyadaki arkadaşlarımız bunu görmediği için seslerini de çıkarmıyorlardı. Onlar aradaki farka çok tanık olmamışlardı, farkı görmedikleri için sadece kendi şeflerini ve çevredeki şefleri gördükleri için bir şey yapmıyorlardı. Sendikalı arkadaşlarımız tabii onlara da anlatıyordu. Sendikaya sempatiyle bakanlar da vardı aralarında, bakmayanlar da. Bakmayanlar işten çıkartılırız diye korkuyorlardı.


Sendika üyesi olduktan sonra toplantı yaptınız mı, eğitim oldu mu?

Ben sendikalı olmadan da arkadaşlarla aramda çok iyi bir diyaloğum vardı. Sendikaya yöneldikten sonra tabii ki aramız daha iyi olmaya başladı. Ev ortamına girmeye başladık, arkadaşlar birbirine daha sık gidip gelmeye başladı. Küçük küçük toplantılar yapmaya başladık... Onları da çağırdık uygun bulan girdi, bulmayan girmedi. Ama şeflerimiz sendikalılarla samimi olan kişilerin hareketlerini takibe alıyorlardı hemen tabii.. Ben girişken ve konuşkan bir insanım. Herkesle konuşurum. Yeliz Hanım “bu dilli” diye beni zaten sevmiyordu. Yapılan haksızlıklar karşısında arkadaşlarımı da müdafaa etmeye çalışıyordum. Kızları da “koruma altına almışım” gibi olmuştu. O arada eşimin kardeşi trafik kazası geçirerek yaşamını yitirdi, ben içeride olan iznimden üç gün kullandım. Oraya gittik. Bu arada diğer arkadaşlarımız toplanmışlar ve sendikanın açıklanmasına karar vermişler. Mustafa Bey beni aradı, “Durum böyle böyle, sen ne düşünüyorsun?” diye bana sordu. “Ben topluluğun kararına uyarım. Arkadaşlarım açıklanmasını istiyorlarsa beni de açıklasınlar.” dedim. Ben izinliyken benim adım da açıklanıyor.


Siz izinden döndükten sonra mı patlak verdi olay?

Evet, Pazartesi günü ben işyerine döndüm. Yeliz Hanım bana “Münevver, benle bir sorunun mu var, neden sendikaya üye oldun?” dedi. Ben de “Hayır, sizle bir sorunum yok, yasal hakkımı kullandım, sendikaya üye oldum.” dedim. “Pekala sorunun Ayşe Hanım’la mı, Neslihan Hanım’la mı?” diye tekrar sordu.

“Benim herkese saygım var, kimseyle sorunum yok, yasal hakkımı kullanarak sendikaya üye oldum.” dedim. “Tamam yerine gidebilirsin” dedi. Cenazeden döndüğüm gün, o kadar üzüntülüyüm... Ama onun beni yanına çağırıp sorduğu soru buydu.

Ertesi gün beni mavi sansöre yazdı. Mavi sansör hatanın asla affedilmediği bir yer. Çünkü bunda akıntı olduğu zaman aşağısında bulunan, beyaz yerin yapışmasına sebep oluyor. Bu şekilde kanı pompalamadığı için hastanın ölümüne sebep oluyor. Burası önemli bir yer çok çok dikkatli yapılması gerekiyor.


Siz de üzgünsünüz ve yorgunsunuz...

Evet, burası iki kere sıyırma yaptığımız için zor yetişen bir yer üstelik. 5 saniyede hem transör tarafında hem de drip Chamber tarafında sıyırma yaptığımız için zor yetişiyor. Sıkıntı çekiliyor. Yedek yapma imkânı ise yok. Ya şefi ya da joker arkadaşı çağırıyoruz, bize yedek yapsınlar, diye. Ben o gün akşama kadar yorgun, üzgün ve halsiz olduğum için sürekli Yeliz Hanım’dan da joker arkadaşımdan da destek almak zorunda kaldım. Ben bilinçli bir insanım; üç senedir çalışıyorum orada, buraya da ilk kez oturmuyorum. Vardiya değişimine kadar çok yoruldum. Sıyırma işlemini yapmadan çalışsaydım, çok rahat çalışırdım, yedek de yapardım. Ama burada insan hayatı söz konusu, benim vicdanım rahat olmaz... Vardiya değişimi sırasında iki arkadaş arkaya gelmişler ve Yeliz Hanım’ı çağırmışlar ve “Yeliz Hanım, Münevver abla sıyırma işlemi yapmadan çalışıyor.” demişler güya. Şefimiz de beni hiç takip etmeden yanıma geliyor ve “Münevver sıyırma işlemi yapmadın mı?” diye çıkışıyor bana. “Yeliz Hanım sürekli sıyırma işlemi yapıyorum, siz zaten yanımdasınız akşama kadar da yanımdaydınız, öyle bir hata yapmam mümkün değil zaten.” dedim. “Ben söyleyecek bir şey bulamıyorum.” diyerek gitti. Zaten vardiya değişti diğer arkadaşlarım geldiler, konu hakkında başka da bir şey denilmedi bana... Eve geldikten sonra beni şikâyet eden arkadaşıma, Neslihan Hanım’a verilmek üzere bir dilekçe yazdırtmışlar. İki kişi de imzalamış “Gördüm” diye. Disiplin kurulu üyelerini toplamışlar.


Hemen ne çabuk, sendika ziyaretlerine karşı bayağı bir bürokratik engel çıkarıyorlar, aylarca sürüyor bir talebin kabul edilmesi....

Evet, evet hemen. Bana ikaz edilmedi. Üç yıldır çalışıyorum, şimdiye kadar işle ilgili ne savunma aldılar, ne ikaz ettiler. Hiçbir hatam yok yani şimdiye kadar. Ertesi gün işe gittiğimde, şefim sürekli beni takip etti. Kötü kötü, böyle iğreniyormuş gibi baktı. O gün hiç set ezdirmedim. Yardım da almadım. Hatasız bitirdim. Akşama doğru personel müdürünün beni çağırdığı söylendi... “Yeliz Hanım, beni personel müdürü çağırıyormuş.” dedim... “Aaa öyle mi, neden çağrıyormuş acaba, git bak bakalım.” dedi, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi. Meğerse Disiplin Kurulu toplanmış, Neslihan Hanım, Cem Bey, bir kalite müdürü var, iki tane de sendikalı arkadaşımız...

Cem Bey bana “Olayı anlatır mısın?” diye sordu... Benim de bir şeyden haberim olmadığı için, neden sendikalı oldun, diye sorduklarını sandım. “Hangi olaydan bahsediyorsunuz?” dedim. “Sensor olayından bahsediyorum, sen sıyırma yapmadan çalışmışsın, arkadaşların görmüş Yeliz Hanım bir dilekçe yazdırmış.” dedi. “Sıyırma işlemini yaptım ben, bunu da Yeliz Hanım’a söyledim. Öyle bir şey bile yapsam -ki yapmadım- Yeliz Hanım’ın beni takip etmesi lâzımdı ve o görürdü bunu.” dedim. Bu vaki değildir, hiç bakmadan, takip etmeden gitmez bizde ürünler.


İki arkadaşınız niye böyle bir şey yaptılar?

Bilmiyorum, o söyleyen arkadaşa şef yapacaklarına dair söz vermişler galiba, öyle söylentiler var. Ona pozisyonun farklı olacağı söylenmiş. Birgün önce neden sendikaya üye olduğum soruldu, ertesi gün hata yaptığım söylendi, ertesi gün de işten çıkarıldım... Bunların ard arda gelmesi tesadüf değil herhalde?


Senaryo gibi gözüküyor. Peki diyelim böyle bir şey oldu, bunun yaptırımı işten çıkarılma mıdır?

İhtar alırım diye düşündüm. Ertesi sabah gittiğimde beni pakete verdiler ve molalarım değiştirildi, insanlarla temasım tümüyle kesildi. Çıkarken Hanife Hanım’ın (Personel müd.) beni tekrar çağırdığı söylendi. Tutanak imzalatacaklar, diye düşündüm. Hatta iş yaptığım yeri de iyice temizleyerek gittim. Hanife Hanım bana çıkışımın verildiğini söyledi. Bir gün önce avukata verilmiş benim çıkış işlemlerim. Şok oldum. Bu yüzden çıkarılmak gerçekten de onuruma dokundu. Çıkışım tazminatsız verilmiş.


Tekrar ediyorum, hata bile olsa sizin yaptığınız nasıl tespit ediliyor, o iki kişi yalan da söyleyebilir?

Kaliteden tesadüfen set çıkarmışlar, 9’u da sıyrılmadan yapılmış setlermiş. Bizim şeflerimizin görevlerinden biri saat başı ya da iki saatte bir blisterden set alarak, onları kontrol etmektir. Benim yapmış olduğum bir şey olsaydı, onların kontrolünde mutlaka çıkması gerekirdi. Her iki saatte aldığı beş sette neden hatalı bir şey çıkmamış? Onun aldığı setlerde bir şey çıkmıyor. Kalite tesadüfen elini uzattığı yerden 9 set alıyor, 9’u da hatalı oluyor! Ne kadar tesadüf?


Hemen atılmayı gerektirecek bir hata mı bu, başkaları da yapabilirmiş, ya da yapıyormuş anladığım kadarıyla?

Yok. Daha önce başkaları da yaptı bu tür hataları, o setler karantinaya alındı. Buna geri dönüş yapılır. Hatalı yerler kesilir, sonra tekrar blisterlenir. Bu kadar basit. Tamam, hatalıysam bile geri çevrilip hata düzeltilir, bana da ihtarname verilebilirdi.


Üç yıldır çalışıyorsunuz, hiç ihtar aldınız mı?

Hayır, hiç almadım.


Başka ihtarname almadan işten çıkarılan var mı?

Hayır, normalde işyerimizde ihtarname alırsınız, savunmanızı yaparsınız, imzalarsınız, üç kereden sonra ancak işten çıkarırlar. Benim bu ilk hatam, ihtar verilmeden çıkışım verildi.


Daha önce rastlanılan bir uygulama değil bu yani...

Evet evet, daha önce böyle hiç yapılmadı. Biz Pazar mesailerine gittiğimizde de, hatalar düzeltiliyor, tekrar blisterleniyor ve o setler kullanım alanına gidiyor.


Normalde bir hata olduğunda bunun kimin yaptığı araştırılıyor mu?

Yok araştırılmıyor. Eğitim formu düzenleniyordu, çıkış hemen olmuyordu...


Siz hemen çıkış verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben üç senedir burada çalışıyorum. Gerçekten de düzgün bir şekilde çalıştığıma, çoluğuma, çocuğuma helâl ekmek getirdiğime inanıyorum. Ben orada sıyırma işlemi yapmadan çalışmam. Bu ahlak anlayışıma da ters. Eğer yetiştiremesem line’ı durdururum, şefimi çağırırım. Benim içim rahat. Sendikalılara gözdağı vermek için çıkarıldığımı düşünüyorum, “Bunların birini çıkartırsak diğerleri de vazgeçer.” diye düşündüler herhalde.


Diğer üye olanlar ne durumda?

Benim çıkışımdan sonra onlar da korktular açıkçası. Arkadaşının referansıyla giren ve sendika üyesi olan bir arkadaşımıza yönelik olarak referans verene şöyle bir imada bulunulmuş “Söyleyin ona sendikadan istifa etsin, senin referansınla geldi o, yoksa sen de işinden olursun.” denilmiş. Birinin ailesine, birinin eşine telefon açılmış benden sonra. Esasında ben oradayken de şahit olmuştum. “Abla eşimi aramışlar, bana çok kızdı, kavga ettik, abla babamı aramışlar.” Şeklinde şikâyet edenler oluyordu. Neslihan Hanım referans olanı arıyor, o da üye olanın evini arayıp babasına, kocasına söylüyor. Birilerini buluyorlar mutlaka.

Çıkarıldıktan bir gün sonra toplantı yapmışlar. Neslihan Hanım “Beni çok sevdiğini, çıkarmak istemediğini, ama affedilmeyecek bir hata yaptığımı, eğitimden sonra ilk hatayı benim yaptığımı söylemiş...” O yüzden çıkarmak zorunda kalmışlar.


Öyle mi, peki ilk hatayı siz mi yaptınız?

Hayır, olur mu, öyle bir şey yok. Disiplin Kurulu’nda verilmiş karar. Kurulda beş kişi var; ikisi arkadaşlarım, üçü de müdürler. Zaten oy çokluğu onlarda. Toplantıdan sonra sendikaya üye olan arkadaşlar geri kalmışlar, Neslihan Hanım onlarla da konuşmuş. Açıkça üye olmayın dememiş ama “Böyle bir şeye gerek yok. Biz aileyiz zaten, araya başkalarını koymaya gerek yok.” gibisinden konuşmalar yapılmış. Daha duyduğumuz pek çok şey var.


Vardığınız noktada ne düşünüyorsunuz?

Her şey boşa gitmiş gibi oldu. Denize düşersiniz, çırpınırsınız ya karaya çıkmak için, öyle hissediyorum kendimi. İşyerinde olmadığım için mücadele de edemiyorum. Hiçbir şey yapamıyorum dışarıda... İki kişi kalmış sendikalı. Onlara da baskı yapılıyormuş. İstifa edenlerden biri aradı beni, istifa etmeyen için “Senin başına gelen onun da başına gelecek, istifa etsin sendikadan.” dedi bana. Benim kararımla girmedi, çıkması da benim kararımla olmaz, dedim. Nereye kadar devam edecekler bilemem, çünkü onun işe alınmasına neden olan arkadaşına da sürekli baskı yapıyorlar...


Bundan sonra yine haksızlıkla karşılaştığınızda aynı seyleri yapar mısınız?

Yaparım, yine aynı şeyleri yaparım. Ben sendikalı olduğum için pişman değilim. Beni sendikalı olduğum için bir düzenle, hile ile çıkardılar, bunu biliyorum. Hak etmedim, hileye çok kızıyorum. Yine uğraş veririm. Pişman olacak hiçbir şey yapmadım ben.


Bu süreçte sendika ve sendikalı arkadaşlarınız nasıldı peki?

Arkadaşlarımın hepsi arayıp üzüntülerini söylediler, canı gönülden yanımda olduklarını söylediler. Birbirimizden ağlayarak ayrıldık. Her gün onlarla olmak varken, o ortamı solumak varken niye uzaklaştırıldım, ona üzülüyorum. İşim çok yorucuydu ama arkadaşlarımı seviyordum, işimi de seviyordum çünkü ben çalışmayı seven biriyim. Boş oturmam hiç. Petrol-İş de hep yanımda oldu, herkes telefonla aradı beni... Adil Bey olsun, başkanlar olsun, diğer arkadaşlarım olsun, yanımda olduklarını hissettirdiler bana. Avukat Bey de öyle kalkıp evime geldi, benim anlayacağım dilde anlattı bana her şeyi. Ben sendikalı olmasaydım, bu biçimde işten çıkarılmış olsaydım, avukata para verecek gücüm olmazdı ki. Hakkımı savunamazdım. Şimdi işe iade davası açıldı... Sendika maddi ma-
nevi destek oldu bana. Kimse beni işimden olayım diye sendikaya almadı. Haklarımı savunmak için ben kendim girdim. Bilinçli biriyim ben, kızgınlığım patronlara, çünkü hile ile çıkardılar beni. Art niyetliler. Eşimin altı aydır maaş almadığını biliyordu şefim, ben işten çıktıktan üç hafta sonra o da işinden çıkmak zorunda kaldı. Bizim çok kötü durumda olduğumuzu biliyorlardı... Ondan yaptılar biraz da.

Eşime de iş bulmaya çalışıyor arkadaşlarım, haber veriyorlar bana. Şikâyet etmeye gittiğimde, Novamed Nazi Kampı mı demişti Neslihan Hanım. Gerçekten de Nazi kampıymış. Çalışmışlığının, emeğinin, düzgün insan ve çalışan olmanın hiç önemi yokmuş. Ama akşam yattığımda içim rahat uyuyorum ben, en ufak bir kuşkum ve vicdan azabım yok, ama onlar aynı rahatlığı duyuyorlar mı merak ediyorum?