OKUMA ODASI

Bu sayfa, Petrol-İş Kadın Dergisi'nin Ocak 2003 tarihli ilk sayısından itibaren tanıtımı yapılan kitaplara ayrılmıştır...

 

 

KÜÇÜK ŞEYLERİN TANRISI

Arundhati Roy

Can Yayınları, 1998 (Kitabın Orijinal Adı: The God of Small Things)

 

Televizyon ve onun sunduğu sanal dünyaların ciddi kuşatması altındayız. Hayatları bizim hayatımıza hiç benzemeyen zengin, güçlü kadın ve erkeklerin sahte dertlerine üzülüp, onlarla birlikte gözyaşı döker hale geldik. Oysa bizim gibi kadınlar tarafından yazılmış pek çok hikaye ve roman var. Sizlere bunlardan birini tanıtmak istiyoruz. Roman geçtiğimiz günlerde Irak savaşına karşı çıkışı ile dikkat çeken, kadın hakları konusunda duyarlı Hintli kadın edebiyatçılardan Arundhati Roy’a ait. İsmi “Küçük Şeylerin Tanrısı”

Roy, şiirsel bir anlatımla kaleme aldığı romanında eşi ölmüş ve iki çocuğu ile birlikte dul kalmış bir kadının, Ammu’nun hikayesini anlatıyor. Varlıklı bir Hindu ailesinin kızı olan Ammu, ailesinin yanında çalışan bir işçiye aşık olur. Genç adam dokunulmazlar sınıfından yani toplumun en alt tabakasındandır. Roy, kadının küçük kızının ağzından anlattığı bu hikayeden hareketle, İngiltere’den yeni bağımsızlığını kazanmış iç çalkantılar içindeki Hindistan’nın bir portresini sunar. Alt sınıflarla üst sınıflar arasında geçişliliğin imkansız olduğu kast sistemi, kadınların elini ayağını bağlayan sayısız tabu, küçük bir kızın dikkatli gözlerinden süzülerek bize ulaşır. Roy’un bu romanı yayınlandığında, Hint gelenekleri ve göreneklerine aykırı düştüğü gerekçesiyle epey tartışılmış. Can Yayınları’ndan piyasaya çıkan kitabı bana bir kadın arkadaşım hediye etti, ben de başka bir kadın arkadaşıma ve sizlere öneriyorum. Okuyun gerçekten çok seveceksiniz.

N.A.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 3)

 

 

BÜTÜN KADINLARIN KAFASI KARIŞIKTIR

Ece Temelkuran

İletişim Yayınları, 1996

 

ruhları sünnet edilmiş kadınlar. sonsuza kadar sabırlı kadınlar. artık konuşmadıkları için onları anlayamıyoruz. gerçekten varlar mı, o bile kesin değil. en azından sokakta yüz yüze gelmiyoruz onlarla. ama sanılmasın ki, onlar yok oluyorlar. onlar, sessizce ve yeni baştan, yeni sabırlarla üretiliyorlar.

artık hiçbir sözcüğe, hiçbir ağlamaya inanmayan kadınlar. artık hiçbir gecenin geçmesini beklemeyen kadınlar. artık kimsenin gelmeyeceğini ve ölümün sıcak bir yatak olduğunu bilen. hayatları, eteklerini düzeltmekle ve ne olursa olsun çayı masaya getirmekle geçmiş kadınlar. kimse onları sevmedi. hiç kimsenin sevmediği kadınlar var dünyada. bunu anlayabilir miyiz acaba?

oda 3, suç 3. susmayı ve ne olursa olsun çayı masaya getirmeyi istemeyen kız kardeşlerimi görüyorum. ellerini yakıyorlar. onlar, yanmış elleri, sünnet edilmiş ruhları ve kesilmiş dilleriyle bir daire oluşturmuş dönüyorlar. kırbaç, gri gözlü, yaşlı bir kadının elinde. vuruyor, vuruyor. kimse ağlamıyor. korkulu bir sessizlik. tedavi ve eğitim tamamlanmış.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 5)

 

 

GÜLE GÜLE CİCİ KIZ

Eileen M.Clegg ve Susan Swartz

Kuraldışı Yayınevi, 2002 (Kitabın Orijinal Adı: Goodbye Good Girl)

 

Aynadaki görüntünüzle barışmanın zamanı geldi...

Kendinizi çok kötü bir ruh hali içinde hissetiğinizde bile soranlara "ben iyiyim" diyenlerden misiniz? Herkesi memnun etmeye çalışan, zaman hızla akıp giderken kendisi için küçük bir zaman bile yaratamayanlardan mısınız? O zaman durum ciddi. Siz hayatınızdaki irili ufaklı tüm sorunların içinde "kendinizi" çoktan unutmuşsunuz!

Her şeyi bir kenara bırakın ve kendinizle buluşmak için bir adım atarak size önereceğimiz kitabı almak için en yakın kitapçıya gidin!

"Güle Güle Cici Kız" Eileen M.Clegg ve Susan Swartz tarafından kaleme alınmış. Kendisini aynı çıkmaz içinde hisseden birçok kadınla hayat hikâyelerini paylaşarak bu kitabı hazırlamışlar.

Kitapta anlatılan bu kadınlar: "gereklilikler" üstüne yıkıldığında kendisini kurtarmaya çalışan kadınlar. Aile, eş, dost derken çok gerilerde bıraktıkları kendilerini yeniden keşfe çıkan kadınlar... Yaşamları boyunca "İyi bir kadın" olmak üzere donatılıp, hayatın tadını ve neşesini kaybetmiş kadınlar...

Aynalara küskün kadınlar, cesaretini kaybetmiş kadınlar, kendilerini başkalarını mutlu etmeye adamış kadınlar... Yani içimizden herhangi birileri! Fakat birgün hayatlarını değiştirmek için özgürce kararlar almaya başlıyorlar.

Yazar, kitabın "Aynadaki kadını sevmek" bölümünde görüntüsüyle barışık olmayan, eve kapanıp saplantılarla bir ömür geçirenlere, yaşça olgun fakat kendini genç hisseden ve çok mutlu bir kadının önerisini sunuyor: "İşte Ilene'den birkaç güzellik hilesi: Hakkında hiçbir şey bilmediğiniz konularda dersler alın. Değişik yaşları, kültürleri ve geçmişleri olan insanlarla arkadaşlık etmeye açık hale gelin. Eski pişmanlıklarınızla barışın.”

Dibe vuran kadınlar ne mi yapıyorlar? Bunu öğrenmenin en iyi yolu şöyle güzel bir çay demleyip keyifle kitabı okumaktan geçiyor! Aysun Selçuk

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 9) 

 

 

30 + YALNIZLIĞA VEDA

Sinem Güdüm

Sel Yayıncılık, 2004

 

Üç Farklı Ülkeden Üç Ayrı Kadın: 30 + YALNIZLIĞA VEDA

Hepsi 30’lu yaşlarda, bekar, eğitimli, kendi ayakları üzerinde duran meslek sahibi kadınlar.

Ama bir şeyler eksik. “Bu böyle gitmez!” diyecek cesareti bulup, hayatlarının kontrolünü ellerine almak için yollara düşerler... Yeni bir başlangıç için cesareti olanlara. Evet, hayatınızı değiştirmek elinizde. Ne sonlardan korkun ne de başlangıçlardan! Sinem Güdüm bizlere sesleniyor.

Sel Yayınları...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 11) 

 

 

ANNEANNEM

Fethiye Çetin

Metis Yayınları, 2004

 

Anneannenin izini sürmek

Kimimiz yitirdik onları, kimimiz hâlâ dizlerinin dibinde unutuyoruz sıkıntılarımızı... Anneanne kız torun ilişkisi bir başkadır... Ben elinden birinci sigarası düşmeyen anneannemi çok severdim hayalimde onun Üsküp’ten İzmir’e oradan İstanbul’a uzanan göç yolculuğunun izni sürmek ve bunu kaleme dökmek vardı... Fethiye Çetin’in Metis Yayınları’ndan geçtiğimiz günlerde çıkan Anneannem isimli kitabını okuduktan sonra, bunun yapılması gerektiğine dair inancım iyice pekişti... Çetin’in kitabındaki trajedi bambaşkaydı. O da anneannesini çok sevenlerden. Yaşamı boyunca akla hayale gelmeyecek zorluklara göğüs germiş, çocuklarının ve yakınlarının karşısına çıkan engellerle baş etmiş Çetin’in anneannesi kendi kimliği söz konusu olduğunda, geri çekilir susarmış... Seher adı altında Müslüman adetlerine göre yaşayan ve gömülen anneanne aslında, Doğu Anadolu’da göç yollarında sevdiklerini ve kimliğini kaybetmiş bir Ermeni kızıdır... Avukat Fethiye Çetin onun ölümünden sonra verdiği ilan neticesinde bulur, anneannesinin yıllarca aradığı akrabalarını... Yakın tarihimiz hakkında önemli bilgiler de içeren kitabı okurken göz yaşlarımı tutamadım...  (N.A.)

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 13) 

 

 

YORGUN ANILAR ZAMANI

Ayşe Sarısayın

Can Yayınları, 2005

 

Anılar Yorulunca

Ayşe Sarısayın’ın geçtiğimiz günlerde Can Yayınları’ndan çıkan Yorgun Anılar Zamanı, bir öykü derlemesi... Öyküler bize hiç yabancı gelmiyor çünkü yaşlı, genç, orta yaşlı kadınların hikâyelerini anlatıyor hep... Dışarıda çalışıyor olsa bile yemek pişirmek, bulaşık yıkamak, çocuk bakmak gibi işleri ihmal etmeyen kadınların hikâyeleri. Yani bizim hikâyelerimiz... Aşklar, ihanetlerin ortasında sizleri sizden daha çok seven kollayan, anneler, büyük anneler...Ve evler... Hayatımızın, kadın hayatlarının merkezinde yer alan küçük mutfakları, dantel örtülü rahat eski koltuklarla bezenmiş minicik salonları ile evler... Ayşe Sarısayın’ın çok sade ama insanın içine işleyen bir dili var... Sade olmayı becerebilme dili çok iyi bilmenin bir göstergesi aslında... Değer yargılarının sarsıldığı, paranın hayatımıza hakim olduğu şu günlerde, şartlara teslim olmayan kadınları görmek umut verici.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 15) 

 

 

GERÇEK ÖRGÜTLENME - SENDİKACILIK

Alpaslan Işıklı

İmge Yayınları, 2003

 

Ülkemizde sendikalar ve sendikacılık deyince akla ilk gelen isimlerden biri Alpaslan Işıklı hocamızdır... Onun İmge Yayınları tarafından çıkan “Gerçek Örgütlenme Sendikacılık” isimli kitabından bahsetmek istiyorum sizlere... 2003 yılında çıkan kitap, Yeni Dünya Düzeni’nin egemenleri tarafından tam bir boy hedefi haline getirilen sendikaları ve sendikacılığı inceliyor... Sivil toplum örgütlerinin yerden biter gibi çoğalması karşısında sendikaların ve sendikal mücadelenin gerilemesini temel olarak neo-liberal saldırılara bağlayan Alpaslan Hoca, sendikaların zaaflarına da vurgu yapıyor... Kitap sendikacılığı, Türkiye’de sendikal mücadelenin tarihini, 1 Mayıs’ın tarihçesini anlattığı gibi, emek hareketi açısından önemli olan, ücret, artı-değer, ücretlerin belirlenmesinde sendikaların ve işçilerin etkileri gibi temel meselelere de değiniyor...Gerileyen sendikal hareketin değişen dünya koşullarında yapması gerekenler üzerine de fikir yürüten kitap, bu alanda bilgi sahibi olmak veya bilgilerini tazelemek isteyenler için bir başvuru kaynağı olma niteliğine sahip...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 15) 

 

 

CEMİLE

Orhan Kemal

Epsilon Yayınevi, 2004

 

Orhan Kemal’i sever misiniz? Türkiye’de işçilerin, özellikle de kadın işçilerin yaşantılarını onun kadar iyi anlatan bir yazar yoktur dersem, abartı olmaz sanırım... Size onun Cemile isimli romanını tanıtmak istiyorum. Ben yıllar önce Cemile’yi Varlık Yayınları’ndan okumuştum... Elimde bulunan şimdiki baskısı Epsilon Yayınevi’ne ait...Cemile Orhan Kemal’in kendi hayatından satırlar taşıyan romanlarından biridir...1930’lu yılların Adanası’nda Boşnak işçi kız Cemile ile Katip Necati’nin aşk öyküsünü anlatırken Orhan Kemal, dönemin işçi mahallelerini, fabrikalarını, işçiler arasındaki dayanışma ve dostluk bağlarını da gözler önüne serer... Aşk, iyimserlik, kötü yaşam şartlarına rağmen umudu her zaman muhafaza etmek... Orhan Kemal emeği ile geçinenlerin hiçbir zaman unutmaması gerekli bir yazar...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 15) 

 

 

EV ERKEĞİ HER KADINA LAZIM

Ad Hudler

Can Yayınları, 2005

 

Ev işlerini yüklenmiş bir erkek

Ev kadınlığı kadınların boynun borcu değil…Öğrenilmiş, öğretilmiş bir şey… İşte kendisi de bir süre “ev kadınlığı” yapan Ad Hudler’in “Ev Erkeği” isimli kitabı, eşi çalışan bir erkeğin ev işleriyle nasıl başa çıktığının hikayesini anlatıyor…

Lincoln Menner’in hayatı eşinin çok iyi bir pozisyonla başka bir kentte iş bulması ile değişir… Eşinin bu işi kabul etmesini kendisi ister… İşinden ayrılır, küçük kızları Violeti de yanlarına alarak Batı New York’a taşınırlar… İş bulma girişimleri başarısızlıkla sonuçlanınca kendini birden ev işleri ve çocuk bakımını üstlenmiş olarak bulur…Kadın ve erkeğin geleneksel rolleri değişmiştir. Can Yayınları’ndan piyasaya sürülen Ad Hudler’in “Ev Erkeği” isimli kitabı işte bu rol değişiminin hikayesini anlatıyor…Ev erkeği Lincoln Menner, küçük kızına bakarken, yemek ve alışveriş yaparken, toz alırken ev kadınlarının yaşadığı güçlüklerin farkına varıyor… Bütün gün ev ve çevresinde geçen dış dünyaya kapalı olan bu hayat, Lincoln’ü erkek ortamlarından da uzaklaştırıp, çevredeki ev kadınlarının oluşturduğu bir yaşam alanına iter…Ama erkek olarak yetiştirilmenin getirdiği bazı özellikler ev kadınlarıyla olan ilişkilerini zedeler…Sürükleyici ve mizahi bir dille yazılmış kitapta, ev erkeği Lincoln’ün mutfağından - bizim damak zevkimize pek uymasa da yemek tarifleri de yer alıyor… Keyifle okuyacağınız bir kitap…

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 16)

 

 

KAÇAK YOLCU

Jaklin Çelik

Çitlembik Yayınları, 2005

 

Genç kadın hikayecilerimizden Jacklin Çelik’in kaleme aldığı “Kaçak Yolcu” bir seyahat kitabı… Nancy Öztürk’e ait bir kitap çalışması çerçevesinde, Anadolu’da bulunan kiliselerin fotoğrafını çekip, tarihçesini yazmak amacıyla yola çıkan Çelik, Artvin’den Bitlis’e, Kayseri’den Ordu’ya çeşitli coğrafyalarda insan hikayelerinin tanığı yapıyor bizi…

Dört yılda 55 kenti tek başına dolaşıyor… Büyük aile içinde hiçbir hakkı olmayan gelinler, öğretmen olmak için yollara düşmüş genç kızlar, boşaltılmış köylerden Bitlis’e akın eden yılanlar, define aramak uğruna yaşamlarını ve eski kiliseleri alt üst eden erkekler…Tavırlarına güldüğümüz, kızdığımız, kaderlerine hayıflandığımız pek çok insan, 2000’li yılların Anadolu fotoğrafının parçaları olarak giriyor yaşantımıza. Kitabta gidilen yerlerden fotoğraflar da var… Ama kağıdın cinsi nedeniyle fotoğraf kaliteleri çok kötü… Basanların bu konuda biraz daha dikkatli olmaları gerekirdi sanıyorum…

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 16)

 

 

SENDİKAL ÖRGÜTLENME BUNALIMI VE TÜRKİYE'DEKİ DURUM

Betül Urhan

Petrol-İş Yayınları, 2005

 

1980 sonrasında sendikalar, üye sayılarında meydana gelen kayıpları engelleyemediler, yeni üye kazanımında ciddi sorunlar yaşadılar… Geçtiğimiz günlerde sendikamızın yayın dizisinin 97. kitabı olarak basılan Yrd. Doç. Dr. Bethül Urhan’ın Sendikal Örgütlenme Bunalımı ve Türkiye’deki Durum, adlı çalışması bu sorunu tespit ederek süreci tersine çevirmenin yollarını arıyor…

Çalışmanın ilk bölümünde genel olarak sendikal örgütlenmenin ne anlama geldiği değişen koşullarda değişen örgütlenme anlayışlarına değiniliyor. Daha sonra Türkiye’nin sendikal örgüt deneyimlerine giriliyor... Modeller ve son dönemde yaşanan örgütlenme sorunları anlatılıyor…

Çalışmanın en ilginç bölümlerinden biri ise özel imalat sanayinde çalışan işçilerle yapılan alan araştırması… İstanbul’da ve Kocaeli’nde dokuma, gıda, lastik, kimya ve metal işkollarında çalışan 411 işçiyle yüz yüze konuşulmuş…  Alan araştırmasının sonuçları kadınları sendikal mücadeleye katma konusunda da önemli ipuçları veriyor…  Araştırmanın verilerine göre kadınlar genel olarak en düşük ücret düzeyinde istihdam ediliyorlar…  Araştırmaya katılan erkeklerin yüzde 45’i “sendikaya inandığım için üye oldum” derken, kadınların üye olma nedenleri arasında “işyerinde sorunum olduğu zaman beni desteklediği için” maddesi ilk sırada yer alıyor… Çünkü, çalışma yaşamında kadınlar cinsiyetleri nedeniyle ayrımcılığa uğruyorlar… Bu haksızlıklardan kurtulmak için kadınlara sendika sığınak oluyor. Ama evde, işte ve sendikada yürütülen mesai nedeniyle sendikal örgütlenme içinde daha az yer alıyorlar ve kadın işçilerin yoğun olduğu işyerlerinde bile kadınların temsilci seçilme olasılığı çok düşük…

Betül Urhan’ın çalışması emek hareketinin son dönem örgütlenme sorunlarını tartışmaya açtığı gibi emekçi kadınların çalışma yaşamındaki durumları hakkında da bilgi veriyor… İlgililerin dikkatine!

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 16)

 

 

KADINLARIN SINIFI Ücretli Ev Emeği ve Kadın Öznelliğinin İnşası

Aksu Bora

İletişim Yayınları, 2005

 

Bütün kadınlar şu veya bu biçimde ev işleri yaparlar, bu işler en eşitlikçi düşüncelerde bile yeniden üretim kategorisinde veya kadının doğasına ilişkin bir özellik olarak ele alınarak görünülmez kılınır… Ev işlerinin görünülmezliği ve değersizliği onların kadınlar tarafından yapılıyor olmasıyla yakından ilgilidir.

Evde kadınlar birbirinden farklı pek çok işi birlikte yaparlar. Yer silmekle, çocuk bakmak, yemek pişirmekle, lavaboları ovmak aynı türden işler midir? Değilse bu işleri nasıl kavramsallaştırabiliriz? Bu kavramsallaştırma bize kadınlar arası farklılıkları anlama konusunda yardımcı olur mu? Ayrıca bu işleri diğer bir kadına yaptırma halinde bu işi yaptıran ve yapan kadınlar arasında sınıf ve toplumsal cinsiyet pratikleri nasıl kurulur?

Kadınları cinsiyeti nedeniyle ezilmeleri onları kız kardeş yapmaya yetiyor mu?

Aksu Bora ev hizmetlerinde çalışan ve hizmetli çalıştıran kadınlarla yaptığı derinlemesine görüşmelerle desteklenen çalışmasında, yukarıdaki sorulara cevaplar arıyor… Bizce buluyor da… Sınıfsal farklılıkların cinsiyete bir ek olmasının ötesinde kadınlığın kurucu bileşeni olduğunu ileri süren Bora, tezini gündelikçi kadınlar ve ev hanımları ilişkisinde teste tabi tutuyor… İlgililere öneririz…

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 17)

 

 

TALİHLİ KIZ

Alice Sebold

Kanat Kitap, 2005

 

Talihli kızın hikayesi

Alice Sebold, üniversiteye başladığı yıl, okulunun yakınındaki bir parkta tecavüze uğrar. Bu saldırı hayatını alt-üst edecek bir baskı zincirinin ilk halkasını oluşturur… Öldürülmediği için şikayetini ilettiği polislerin kendisini “talihli” ilan ettiği Alice’nin anıları, kadına yönelik erkek şiddetinin en yoğun biçimi olan tecavüzün, içinde yaşadığımız toplumda hangi kurumsal, ideolojik desteklerlerle meşrulaştığını gösteriyor bize…

O, bir yandan tecavüzün ağır travmasıyla baş etmeye çalışırken, onu manalı bakışlarla kurban rolüne oturtmaya çalışan ailesinden en okul arkadaşlarına kadar herkesle yeniden ilişki kurmak zorunda kalır… Verdiği mücadelede doğal olarak arkasında duracağını düşündüğü kadın hareketi içinden gelen psikiyatristinde ise hayal kırıklığının en büyüğünü yaşar…

Talihli Kız her şeye rağmen yılmaz. Çetin bir hukuki mücadele sonucunda tecavüzcüyü bulup yakalatmayı başarır… Sebold’un kitabı bir tecavüz anlatısı değil, genç bir kızın kendi kimliğini oluşturmasının ve olgunlaşmasının da hikayesi… Beril Eyüboğlu’nun özenli çevirisiyle etkileyici edebi üslubunu Türkçe’de de bire bir yakaladığımız Talihli Kız, Kanat Yayınları’ndan çıkmış… İnsanı hem üzen hem umutlandıran Sebold’un anılarını okumanızı öneririz.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 17)

 

 

EZİLENLERİN PEDAGOJİSİ

Paulo Freire

Ayrıntı Yayınları, 2005

 

Ezilenlere özgürleştirici bir eğitim

Ezenlerin oluşturduğu eğitim ve öğrenme biçimleriyle ezilenlerin dertlerini anlayıp anlatabilir miyiz? Ömrünü ezilenleri özgürleştirici eğitim felsefesi ve öğrenme yöntemlerine adayan Brezilya’lı eğitimci Paulo Freire Ayrıntı Yayınları’ndan bir hayli zaman önce çıkan Ezilenlerin Pedagojisi isimli kitabında, yukarıdaki soruyu “hayır” diye cevaplandırıyor…

Dünyada işçi sınıfı eğitimcilerinden kadın hareketi mensuplarına kadar pek çok insanı etkileyen bu kitap, formel eğitimin her alanda baş tacı edildiği Türkiye’de maalesef gereken ilgiyi görmedi… Freire kitabında belli eğitim merkezlerinde uygulanacak alternatif bir pedagoji değil, amaçları kadar kullandığı araçlarla da özgürlükçü olan bir özgürleşme siyaseti sunuyor. Ona göre siyaset bir eğitim süreci çünkü…

Freire “bankacı eğitim modeli” dediği modeli reddeder. Çünkü bu modelde ezilenler, üzerine bilgi püskürtülen pasif varlıklar, boş kalıplardır… Onlar nesne, öğretmenler öznedir. Diyalog değil tek taraflı dayatma söz konusudur. Bu ezilenleri kaderciliğe iten özgürlükten korkmalarına yol açan o nedenle de üzerlerindeki tahakkümü pekiştiren bir yöntemdir.

Buna karşılık Freire “problem tanımlayıcı eğitim” modelini önerir. Ona göre kendini ne kadar devrimci sanarsa sansın, ezilenlere “nesne” muamelesi yapmayı sürdürerek otoriter ilişkileri yeniden üreten hiçbir pratik özgürleştirici olamaz. Özgürleşme ezilenlere armağan edilmez, onların özgürleşme mücadelesine katılmalarıyla mümkün olur. Bu modelde diyalog çok önemlidir. Diyaloğun ön şartı ise insanlara inanmaktır ve sevmeyi becerebilmektir… Tüm ezilenlere ve ezilenlerle ilişki içinde olan eğitimcilere önerilir…

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 17)

 

 

SOSYAL POLİTİKA YAZILARI

Derleyenler: Ayşe Buğra, Çağlar Keyder

İletişim Yayınları, 2006

 

Sosyal devletin yavaş yavaş ortadan kalktığı, emeklilikten, eğitim ve sağlık haklarına kadar bir dizi hakların budandığı günümüzde, sosyal politikalar hakkında bilgilenmeye özellikle çok ihtiyacımız var.

Son yirmi yıllık dönemde “refah devleti”nin kazanımları yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı. Sosyal yardımlar azalıyor, emekli aylıkları kısıtlanıyor, sağlık harcamalarına ket vuruluyor… Bütün ekonomi “esneklik” kriterine göre yapılanıyor, daha açık bir deyimle sermaye bütün riskleri çalışanları sırtına bindirmenin yolunu bu kritere bağlayarak çözmüş gibi görünüyor.

Sosyal harcamaları kısma yönündeki bu eğilimlerin yanı sıra bir yandan da insanların karşı karşıya oldukları riskler artıyor… Esnek istihdam hem işsizlik oranını ve süresini artırıyor, hem de çalışanların emeklilik maaşlarına yaptıkları katkıları azaltıyor… Çalışanlar artık bir işte ömür boyu çalışıp oradan emekli olabileceklerini düşünmüyorlar… İstihdamın güvensizleşmesi, eski sektörlerin küreselleşmeyle tasfi ye edilmesi “yeni yoksulluk” kategorisinin” ortaya çıkmasına neden oldu. Yani sosyal politikanın konusunu oluşturan sorunlar, her zamankinden daha yoğunlaşmış durumda. Geçtiğimiz ay İletişim Yayınları’ndan çıkan Ayşe Buğra ve Çağlar Keyder’in derlediği Sosyal Politika Yazıları bu açıdan tam zamanında çıktı, diyebiliriz. Kitap güncel sosyal politika tartışmalarının pek çoğunun temelindeki kuram ve kavramları geliştiren bu alanda klasik sayılabilecek metinlerden oluşuyor. Derlemede yer alan makalelerin seçimi konusu eleştiriye açık olmasına rağmen, sosyal politika tartışmalarının çok rağbet görmediği, bu alanda yoğun bir teorik eksikliğin olduğu Türkiye açısından kitap, önemli boşluğu doldurabilecek nitelikte…

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 18)

 

 

ÇOCUKLARA MASALIN ASLI

Vasıf Öngören

Evrensel Çocuk Kitaplığı, 2000

 

Vasıf Öngören, Türk tiyatrosunun öncü epik yazarı. Onun çocuk kitabı Masalın Aslı ise üretim tarihinin masallaştırılışı ile benzersiz. Masalın Aslı 10 masaldan oluşuyor. İlk 6 masalın yer aldığı kitap “Aydınlıktan Karanlığa” alt başlığını taşıyor. 4 masalın yer aldığı ikinci kitabın alt başlığı ise “Karanlıktan Aydınlığa”.

Masalı bir çocuk anlatır. Anlatmadan önce de masalı dinleyebilmenin ilk koşulunu açıklar, masalı on kişi dinlemek zorundadır. İkinci koşulsa masalı her öğrenenin on çocuğa daha anlatmasıdır.

Masal on kimsesiz çocuğu anlatır: “ Bu çocuklar elbirliğiyle bir madenden ışık gibi görünen bir cevher elde ederler. Bu cevherin özelliği, onu çıkaranların düşledikleri/istedikleri nesnelere dönüşebilmesidir: Et, ekmek, bıçak, tuz... Barınılacak bir eve de dönüşmektedir ama bunun için bir tek günlük cevher yetmemektedir. Bir gün...”

Masalın devamını ve bu çocukların serüvenini öğrenmek için kitabı okumak gerekiyor.

Türkçe basılmadan önce Almanca’ya çevrilip basılan ve Merkezi Lüksemburg’da bulunan AWMM adlı kuruluşun “1979 Kitap Ödülü”nü verdiği Masalın Aslı, eğlenerek uygarlık ve üretim tarihini öğrenmek isteyen her yaşta okur için uygun. Evrensel Basım Yayın’dan çıkan kitabı, Nurhayat Polat resimlemiş.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 25)

 

 

ÇALIŞMA HAYATIMIZDA KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ

Doç. Dr. Şükran Ertürk

Belediye-İş Yayınları, 2008

 

Belediye-İş’ten Çalışma Hayatında Eşitlik

Belediye- İş bir süredir yayımladığı Avrupa sosyal modelinin temel öğe ve birleşenlerini ortaya koymayı hedefleyen çalışmalarına,  8 Mart’ta bir yenisini ekledi. Doç. Dr. Şükran Ertürk tarafından hazırlanan Uluslar arası Belgeler ve Avrupa Birliği Direktifleri Işığında Çalışma Hayatımızda Kadın Erkek Eşitliği isimli kitabın birinci bölümünde Birleşmiş Milletler ve ILO Sözleşmelerindeki  kadın-erkek eşitliği meselesine bakılmış. İkinci bölümde AB mevzuatında kadın-erkek eşitliği, Üçüncü bölümde ise Türk Hukukunda ve Çalışma Hayatındaki kadın- erkek eşitliğine   değinilmiş… Genel olarak hukuksal metinlerin ele alındığı çalışmanın birinci bölümündeki tarihsel gelişim ve kavramsal çerçeve kadın hareketinin politik bir hareket olduğu düşünüldüğünde bazı eksiklikleri barındırsa da kitap sendikalarda çalışan kadınlar için derli toplu bir belge olma niteliğini koruyor.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 26)

 

 

ERKEK ŞİDDETİNE KARŞI KADIN DAYANIŞMASI

Mor Çatı Kollektifi

Mor Çatı Yayınları, 2008

 

Şiddet gördüğünüzde bulunduğunuz yerdeki en yakın karakola başvurarak yaşadığınız olayla ilgili tutanak tutmalısınız. Ayrıca muayenenizin yapılması için en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekir. Vücudunuzdaki izler kaybolmadan muayene olmak önem taşır. Bu nedenle tutanak yazılmadan hastaneye sevkinizin yapılması konusunda ısrarcı olun. Tutanağı dikkatli okuyun, anlattıklarınız polis tarafından eksik veya yanlış geçirilmişse, düzeltilmesi konusunda ısrarcı olun. Tutanağın polis tarafından imzalı örneğini mutlaka kendiniz için alın.
Karakol yerine bir dilekçeyle Cumhuriyet Savcılığı’na da başvurmak mümkündür.

Sığınağa gitmek istiyorsanız: Bağlı bulunduğumuz ildeki Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne başvurarak yaşadıklarınızı anlatıp sığınak talebinizi dile getirmelisiniz. Bazı belediyelerin de sığınağı vardır.

Avukat İhtiyacınız için: Bağlı bulunduğunuz ilin barosuna başvurabilirsiniz. Birçok baro bu konuda ücretsiz danışmanlık sağlamaktadır.
Telefon: 0212 292 52 31/32 e-posta: morcati@ttmail.com

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 28)

 

 

MOR GÜNDEM 2007

Filmmor Kadın Kooperatifi

Filmmor Yayınları, 2008

 

Mor Gündem 2007 kitap ve CD’si çıktı

Filmmor Kadın Kooperatifi tarafından her yıl hazırlanan ve yılın önemli kadın olaylarının içinde yer aldığı ve AB tarafından finanse edilen Morgündem 2007 kitap ve CD’si geçtiğimiz günlerde çıktı. Anayasa Kadın Platformu çalışmalarından seçimlerde kadına, kadına yönelik şiddet kampanyasından Novamed Grevi ile Dayanışma Kadın Platformu’nun etkinliklerine kadar bir dizi eylemin hikayesini, fotoğraflarını ve filmlerini MOR GÜNDEM 2007 bulabilirsiniz.

Kitabın tanıtım yazısından:

Morgündem 2007 ile kadınların 2007 yılındaki örgütlü hak arama, değiştirme emeklerinin bir yılını belgelemeye, kaydetmeye çalıştık. Bu yoğun ve yaygın emeği bugün ve gelecek için kaydetmek, görünür kılmak önemliydi. Ev içinde, ev dışında yani hayatın her alanındaki yoğun emeğimizin görünmez, ürettiklerimizin anonim ya da değersiz addedilmemesi ve tüm bu emeğin kayıt dışı, tarih dışı kalmaması için önemliydi…

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 29)

 

 

MEDYADA CİNSİYETÇİLİĞE SON!

Kadınların Medya İzleme Grubu MEDİZ

Mediz Yayınları, 2008

 

Medyada Cinsiyetçiliğe Son! kitabı çıktı 

Kadınların medyada yeterince temsil edilmediğini, kadın haklarının hiçe sayıldığını, reklamlarla, televizyon progamlarıyla, gazete ve çeşitli medya araçlarıyla kadına karşı cinsiyet ayrımcılığının körüklendiğini savunan ve buna karşı bir muhalefet oluşturarak sürece müdahale etmeyi hedefleyen Kadınların Medya İzleme Grubu MEDİZ, geçen sayımızda da ayrıntılarına yer verdiğimiz Medyada Cinsiyet Ayrımcılığına Son! kampanyasını kitaplaştırdı.

Medyada Cinsiyetçiliğe Son! kampanyası süresince yayınlanan görsel malzemeleri ve bültenleri içeren kitapta ayrıca haber programlarında, reklamlarda, dizilerde kadınların ele alınış biçimlerine değiniliyor.

Kitapta ayrıca kampanya süresince MEDİZ tarafından düzenlenen ‘Cinsiyetçi Olmayan Medya İçin’ konferansının sunumları ve ‘Medyada Kadınların Temsil Biçimleri’ araştırmasının sonuçları da yer alıyor.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 29)

 

 

BİR YAZARIN GÜNCESİ

Virginia Woolf

İletişim Yayınları, 2008

 

Virginia Woolf ünlü bir İngiliz kadın romancı. 25 Ocak 1882’de Londra’da dünyaya gelen Woolf, roman türünde yaptığı özgün katkılarla ismini edebiyat tarihine yazdırmış bir isimdir.

Kadın hakları mücadelesine yaptığı katkılarla da bilinir. Onun Türkçe’ye de çevrilen Kendine Ait Bir Oda isimli kitabı kadınların hiçbir zaman bir çalışma odası olmaması gerçeğinden hareketle onların yazım dünyasında yeteri kadar yer alamadığını anlatır. Bilinç akışı tekniğini en iyi kullanan yazarlardan biridir Woolf. Geçtiğimiz yıllarda yaşam hikâyesini konu alan bir film de gelmişti ülkemize. Bu kez Woolf’un güncesi, Bir Yazarın Güncesi başlığı altında Fatih Özgüven tarafından Türkçe’ye kazandırıldı.

Woolf 1915 yılında düzenli olarak günce yazmaya başlamış, bu alışkanlığını 1945 yılına kadar sürdürmüş... Ölümünden dört gün öncesine kadar yazmış günlüğünü. Eşi Leonard Woolf onun ölümünden sonra 26 ciltlik güncenin yazarlığı ile ilgili bölümlerini yayımladı.

Yani günce, seçilmiş parçalardan oluşuyor, Leonard Woolf, Virginia’nın güncesi için şöyle yazıyor: “O da kısmen bütün günce yazanlar gibi yaptıklarını ve insanlar, hayat ve evren hakkında düşündüklerini yazmak amacıyla günce tutmuştu. Ama güncesini bir yazar, bir sanatçı olarak çok kişisel bir biçimde de kullanmıştı

Bir yazar nasıl yazar, yazarken neler okur, ya çevresi bu okuma yazma ve düşünme süreçlerinde onu nasıl besler? Virginia Woolf’un günlükleri günümüzde neden büyük romancıların daha seyrek yetiştiğine dair önemli veriler barındırıyor.

Hastalıklar, ruhsal bunalımlar, fakat hiçbir biçimde ara verilmeyen yazma, okuma uğraşı. Günlüklerde kullanılan çok özel bir dil var. Yaşanılan ortamın, havanın, giyim kuşamın betimlenmesi insanı bambaşka zamanlara götürüyor... Edebiyata meraklıysanız Bir Yazarın Güncesi’ni mutlaka okuyun...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 29)

 

 

ANLATILAN BİZİM HİKAYEMİZ...

Petrol-İş Kadın Öyküleri Yarışması 2007 - Seçme Öyküler

Petrol-İş Yayınları, 2009

 

Petrol-İş Kadın Öyküleri Yarışması 2007 Öyküleri Kitaplaştı:

Petrol-İş Kadın Dergisi olarak 2007 yılında düzenlenen ve dereceye girenlerin Berat Günçıkan,  Handan Koç, Jaklin Çelik, Latife Tekin, Saliha Paker, Sennur Sezer ve Yaşar Seyman'dan oluşan jüri tarafından belirlendiği KADIN ÖYKÜLERİ YARIŞMASI'na katılan öykülerin bir kısmı Petrol-İş Sendikası tarafından kitap haline getirildi.

Yarışmaya katılan öykülerden seçilerek oluşturulan kitapta, hepimize tanıdık gelen yaşam hikâyelerini, çalışma hayatında karşılaştıkları sorunları, işyerlerinde yaşadıkları direnme öykülerini, farklı türlerde karşılaştıkları ezilmeler ve buna karşı elde ettikleri başarıları, kazanma umutlarını, kadın gözüyle toplumun eliştirisini bulmanız mümkün.

Dereceye girenlerle birlikte toplam 36 öykünün yer aldığı kitabın editörlüğünü  jüri üyelerinden Jaklin Çelik'le Sennur Sezer yaptı.

Kitapta yer alan öykülerin hepsi çok etkileyici. Okuyan her kadının kendisinden bir şeyler bulacağından eminiz.

Kitap için 0216 474 98 70'den sendikamıza ulaşabilirsiniz.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 30)

 

 

AVRUPA BİRLİĞİ'NDE ÇALIŞMA YAŞAMINDA KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ

KEİG & Kadınlarla Dayanışma Vakfı

KEİG Yayınları, 2008

 

Avrupa Birliği'nde Eşitlik Politikaları

Friedrich Ebert Vakfı tarafından desteklenen Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG)  ve Kadınlarla Dayanışma Vakfı'nın ortak hazırladığı kitapta AB'ye giriş sürecinde Türkiye’deki  kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik mevzuat özetlenirken aynı zamanda eşitlik politikaları üzerine bir tartışma yürütülüyor. Çalışma, esasında Aysun Sayın tarafından Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı’na verilen Yüksek Lisans tezinden oluşuyor. KEİG platformunun çalışmaları ile tez yeniden güncellenmiş. Kitap, kadın istihdamı alanında  Türkiye ve AB arasında mevzuatı karşılaştırma imkânı verirken, eşitlik politikalarının feminist bakış açısıyla gözden geçirilmesi konusunu da gündeme getiriyor.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 30)

 

 

 

TÜRKİYE KADIN THESAURUSU

Kadın Konulu Kavramlar Dizini

Kadın Kütüphanesi, 2009

 

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi, araştırmacılara kadın konulu çok önemli kaynak, belge, kitap hizmeti sunmasının yanı sıra, bastığı başvuru niteliğindeki kitaplarla da ilgi çekiyor.

Geçtiğimiz günlerde bastıkları Türkiye’nin Kadın Thesaurusu Kadın Kavramlar Dizini 2009 isimli çalışmalarıyla Türkiye’de kadın araştırmaları alanında çok önemli bir ilke daha imza attılar. Alanında uzman pek çok kadının yan yana gelerek bölüm bölüm yazdıkları kitapta kadın alanına yönelik 20 konuda 2687 terim bulunuyor. İstanbul Hollanda Başkonsolosluğu tarafından mali olarak desteklenen çalışmanın sürekli olarak geliştirip güncellenmesi gerektiğine vurgu yapıyor Kadın Kütüphanesi. Kadın konusunda oluşturulan bilginin kaybolmaması için kadınların ortak belliğini inşa etmek için ve bilgi üretirken sağlam bir kaynağa ulaşmak için artık sağlam bir dayanağınız var.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 31)

 

 

İnsan Hakları ve Avrupa Birliği Hukukunda Ayrımcılığın Kaldırılması ve Türkiye

Prof. Dr. Mesut Gülmez

Belediye-İş Yayınları, 2009

 

Belediye-İş Sendikası'nın AB’ye Sosyal Uyum Dizisi’nden bu kez ayrımcılığa yönelik bir kitap çıktı. Prof. Dr. Mesut Gülmez tarafından hazırlanan kitapta ayrımcılık en geniş anlamında ele alınmış. Kitabın giriş bölümünde genel olarak eşitlik anlatıldıktan sonra uluslararası insan hakları çerçevesinde ayrımcılık ve eşitlik konuları ele alınmış. Daha sonra ise AB hukukunda bu kavramların gelişim seyrine bakılmış. İLO’nun ayrımcılık yasağının da ayrıntılı olarak incelendiği kitapta daha sonra Türk Çalışma Hukukundaki Eşitlik ve Ayrımcılık Yasağı'na girilmiş. Ayrımcılık yasaklı eşitlik ilkesinin üzerinde özellikle duran Gülmez, iş yaşamında kadınlar ve ayrımcılığa uğrayan diğer gruplar üzerine çalışma yapanlar açısından çok önemli bir kaynak kitap yazmış... Sendikaların kadın işçilerin de örgütleri olduğuna inanan ve bu doğrultuda politika geliştirmek isteyen sendikacıların da mutlaka okuması gerekli olan bir kitap...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 31)

 

 

KIŞ UYKUSU

Ayşegül Devecioğlu

Metis Yayınları, 2009

 

Kış Uykusu’ndan Uyanmak için...

Daha önce Kuş Diline Öykünen romanı ve Ağlayan Dağ Susan Nehir’le tanıdığımız Ayşegül Devecioğlu bu kez hikâye kitabı ile çıkıyor karşımıza... Kış Uykusu ince bir kitap, ama çok sert şeyler anlatıyor... Yazar şöyle diyor kitabı için: “Öyküler gibi kitabın ismi de ima etmiyor, açıkça söylüyor. Biz bu ülkede yaralarla yaşıyoruz. 12 Eylül'ün hâlâ hüküm sürmesi, darbeci generallerin, işkencecilerin yargılanmamış olması gibi...”

12 Eylül’le henüz hesaplaşmadı bu toplum... 80’den sonra doğanların çoğu Kenan Evren ismini hatırlamıyor bile, bazıları ise TV dizisinin romansı içinden bakıyor, tanımaya çalışıyor ancak... Başına balyozu yiyenlerin çoğu ise hatırlamanın altında kalmaktan koruyor... Ama o dönemin yasaları, atmosferi, sorunları belli ölçüde varlığını sürdürüyor... Ayşegül Devecioğlu üstümüze sinen uyku halinden sıyırmak istiyor bizi... Öneririz... Kitap Metis Yayınları'ndan çıktı...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 31)

 

 

TÜRKİYE'DE KADINA YÖNELİK AİLE İÇİ ŞİDDET

ICON Institut Public Sector Gmbh Şirketi ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü

T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, 2009

 

“Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet” tablosu

Avrupa Birliğinin mali desteğiyle Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünce yürütülen ve ICON Institut Public Sector Gmbh Şirketi ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet” araştırmasının sonuçları bir kitap halinde yayımlandı. Araştırmayı gerçekleştirenler tarafından bu konuda yapılan örneği en büyük, içeriği en kapsamlı araştırma olarak tanımlanan çalışma, Türkiye’deki 12 coğrafi bölge ve kır-kent yerleşim alanlarını temsil edecek şekilde 51 ilde 24 048 haneden 15-59 yaşlar arasında kadınlarla yüz yüze görüşülerek yapılmış.

Araştırmanın sonuçlarına göre ülkemizde kadına yönelik aile içi fiziksel, duygusal ve cinsel şiddet çok yaygındır. Şiddetin boyutu kadınların temel özelliklerine göre farklılıklar göstermekle birlikte tüm kesimlerde yaşanan bir sorundur. Şiddetin kadınların ve okul çağındaki çocukların beden ve ruh sağlığı üzerinde çok olumsuz etkileri vardır. Kadınlar şiddeti paylaşmıyorlar. Herhangi bir kuruma başvuran küçük bir grup kadın da aldıkları hizmetten memnun değiller. Kadına yönelik şiddetle mücadeleye ve bu konuda oluşturulacak politika ve programlara önemli katkı sunması beklenen araştırmayı mutlaka okuyun...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 32)

 

 

KIYMETİNİ BİL HERŞEYİN

John Berger

Metis Yayınları, 2009

 

John Berger çok yönlü bir sanatçı, romancı, belgesel yazarı, senaryo yazarı, ressam ve çok iyi bir sanat eleştirmeni. Geçtiğimiz bahar Beril Eyüboğlu’nun özenli çevirisi ile Türkçe’ye kazandırılan ve Metis Yayınlarından çıkan Kıymetini Bil Her şeyin adlı kitabıyla 2000’li yıllarda yaşayanlar için yıkım ve korku, televizyonlardan izleyenler için çoğu zaman bir seyir haline dönüşen pek çok olayı bizlere yeniden hatırlatıyor. Kitabın alt başlığı savaşa, iktidara, despotluğa karşı ayakta kalmaya dair son zamanlarda iyice unutulan yolu işaret ediyor. “Hayata Tutunma ve Direnişe Dair Notlar”. Evet ezilenler, horlananlar, şiddete maruz kalanlar açısından hala umut var, çünkü “direniş” diye bir şey var. Fiilen, edebiyatla, sanatla, resimle, şiirle, fotoğrafla... “Evet ben başka şeylerin yanı sıra hala Marksistim” diyen John Berger’in kitabından bir alıntı ile bitiriyorum, tanıtım yazısını...

“Hareketin vaadi, gelecekteki zaferdir; oysa rastlantıya bağlı durumlarda vaat anlıktır. Böyle anlar ister hayat koşullarını iyileştirsin ister felaketle sonuçlansın, eylem içinde özgürlük deneyimleridir. (Eylemsiz özgürlük olmaz zaten) Bu gibi anlar - hiçbir tarihsel “sonucun” asla olamayacağı denli aşkındır; Spinoza’nın ifadesiyle, ebedidir, sonsuzluğa açılan kainattaki yıldırlar gibi sayısızdır.

Her arzu özgürlüğe yol açmaz, ama özgürlük bir arzunun tanınması, seçilmesi ve peşine düşülmesi yolunda bir deneyimdir. Arzu sadece bir şeyi elde etmekle, sınırlı olmayıp, bir şeylerin değişme sürecini de kapsar. Arzu bir eksiklikten kaynaklanır. Şu andaki bir eksiklikten. Özgürlük bu eksikliğin tatminini içermez ama önemini teslim eder...

Günümüzde sınırsızlık yoksullardan yanadır”

John Berger’in kıymetini bilmeniz dileğiyle!

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 32)

 

 

YENİ HARFLERLE KADIN YOLU / TÜRK KADIN YOLU

Hazırlayan: Nevin Yurdsever Ateş

Kadın Eserleri Kütüphanesi, 2009

 

Kadın Kütüphanesinden “Kadın Yolu”

16 Temmuz 1925 – 1 Ağustos 1927 tarihleri arasında Nezihe Muhiddin’in sahipliğini ve baş yazarlığını yaptığı bir dergi vardı. İlk iki sayısı Kadın Yolu ismiyle, daha sonraki sayıları ise Türk Kadın Yolu ismiyle yayımlanan derginin, Osmanlı Türkçesi’nden Latin harflerine çevrilmiş biçimi Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Yayınları tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Kitabı hazırlayan Prof. Dr. Nevin Yurdsever Ateş, derginin 30 sayı çıktığını ama ellerinde yalnızca 23 sayının bulunduğunu anlatıyor, sunuş yazısında... Ama Kadın Yolu Dergisi ilk defa bu kadar kapsamlı bir biçimde Latin harflerine aktarılmış bulunuyor... Nezihe Muhiddin’in kadın hakları üzerine yazıları, yemek tarifleri, el işleri, başka ülkelerdeki kadın mücadelelerini Türk Kadınlar Birliğinin Kongrelerini derginin sayfaları arasında dolaşarak bulabilirsiniz. Cumhuriyetin ilk dönemlerini kadın gözüyle, anlamak ve yorumlamak isteyenler açısından, kitap çok iyi bin kaynak oluşturuyor.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 32)

 

 

KADINLAR VE SENDİKALAR

Hazırlayan: Eylem Ateş / Çeviri: Hülya Karaosmanoğlu

Hava-İş Yayınları, 2009

 

Türkiye’de ilk büyük işçi konfederasyonunun bugüne kadar sendikal yaşamda kadın, sendikalarda kadın örgütlenmesi hakkında kayda değer bir çalışması olmadı. Bu ne kadar böyle devam edecek bilinmez ama üye sendikalar içinde kadın çalışmaları ve örgütlenmeleri yapan yüz akı birkaç sendikanın olduğu da bir gerçek…

Bu sendikalardan biri Hava-İş. Hava-İş geçtiğimiz günlerde Kadınlar ve Sendikalar isimli bir kitap yayımladı. Kitabın editörlüğünü Genel Başkan Yardımcısı Eylem Ateş yapmış, içinde sendikalarda kadın yer alma biçimlerine ve örgütlenmesine, kadın sendikacılara, kadınların eğitimine yönelik konunun uzmanları tarafından yazılmış üç temel makale var.

Makaleleri Hülya Osmanağaoğlu İngilizce’den Türkçeye çevirmiş. İngiliz akademisyen Anne Munro tarafından yazılan ilk makalede kadınların işle ilişkilerinden bu ilişkiler temelinde yükselebilecek olan örgütlenme modelleri hakkında kuramsal bir destek bulmanız mümkün…

 

Kadınları nasıl sendikacı yapabiliriz?

Demokrasi geleneğinin köklü olduğu toplumlarda ve işçi sınıfının tümünü örgütleme gayesi içinde olan sendikalarda bu soru 1970’li yılların ikinci yarısında sorulmaya başladı. Dolayısıyla cevaba yönelik epey bir tartışma yapıldı… Türkiye’de de bu soruyu soran sendikalar için kadın eğitimine yönelik ciddi bir makale var kitap içinde, yazıyı Gill Kirton kaleme almış.

İki kadının emeği ile ortaya çıkan ve sendikalar içinde kadın çalışması yapan ya da bunun önemine inanan herkesin yanında bulundurması gerekli bir kitap bizce…

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 33)

 

 

TU AĞACI

Hamide Gönen

Everest Yayınları, 2009

 

Everest Yayınları 2009 yılı ilk roman ödülü, Petrol-İş Kadın Dergisi’nin dikkatli okurlarının tanıdığı bir yazara verildi bu yıl… Hamide Gönen, Tû Ağacı isimli kitabıyla ödüle layık görüldü. Hamide Hanım Petrol-İş Kadın Öyküleri Yarışması’nda (2007) üçüncülüğü kazanan öykünün yazarı…
Tu Ağacı onun ilk romanı, ama Hamide Hanım, uzun süredir roman ve öykü çalışmalarını sürdürüyor. Yer yer otobiyografik karakter taşıyan roman, toprak kavgası nedeniyle babasını yitiren, Bingöl’de doğduğu köyün sınırlarına sığamayan küçük bir kızın hikâyesini anlatıyor.
Yaşamdaki temel hedefini okumak olarak belirleyen küçük kız, bu isteği peşinden İstanbul’a kadar gelir… İstanbul onun için hem yeni bir kent, hem de yeni bir dil demektir… Burada kadın kadına bir hayat bekler onu… Serüvenin devamını Tu Ağacı’ndan takip edebilirsiniz… Hamide Gönen’i izleyin derim.
(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 33)

 

 

KADINLAR DİLE GELİNCE

Yayına Hazırlayan: Aslı Güneş

Amargi Yayınevi, 2009

 

İstanbul’da bulunan Amargi Kadın Akademisi, çıkardıkları derginin yanı sıra kadın özgürlüğü bilincinin yaygınlaştırılması konusunda da önemli eğitimler yapıyor… Kadın özgürlük hareketinin özüne uygun olarak atölye çalışmaları biçiminde sürdürülen eğitimlerden biri de edebiyat… Amargi geçen yıl “Küçük Hanımefendi’nin Edebiyat Atölyesi” adı altında bir edebiyat atölyesi gerçekleştirdi. 25’e yakın kadın, Bilgi Üniversitesi öğretim üyelerinden Aslı Güneş tarafından yönetilen bu atölyede genel olarak kadın edebiyatçılar tarafından yazılmış romanları okudular ve tartıştılar.

Kadınlar Dile Gelince kitabı da bu edebiyat atölyesinden çıktı. Atölyeye katılan her kadın kendi “yazarı” ve “kitabı”nı anlatmış, zaman zaman oradaki hikâye ile bütünleşerek. Kadınlar Dile Gelince, okumayı sevmekle yazı yazmak arasındaki sınırın pek çok kadın için ne kadar geçişken olduğunu anlamak açısından da önemli bir çalışma… Okuyorsanız siz de hemen elinize kağıt kalem alın -ya da bilgisayarınızın başına oturun-. Yazabilirsiniz…

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 33)

 

 

Osmanlıdan Cumhuriyete KADIN DERGİLERİ

Hazırlayan: Zehra Toska

Kadın Eserleri Kütüphanesi, 2010

 

Yeni yılla birlikte pek çok kurum, sendika ve sivil toplum örgütü, ajanda ve takvim çıkarır.

Ajandalar hem kullanışlı oluyor, hem de belli bir konu üzerinden çıkarıldığında önemli bilgiler edinebiliyorsunuz. Kadın Eserleri Kütüphanesi de tematik ajandalarıyla dikkat çeken kurumlardan biri. 2010 yılının ajandasını kadın dergilerine ayırmışlar. Ajandanın içeriğini kadın tarihi çalışmalarıyla tanıdığımız Zehra Toska hazırlamış. Toska Osmanlı döneminde çıkan ilk kadın dergisi olarak, 1 Mayıs 1845’de yayın hayatına giren Kypseli göstermiş… Derginin kapağını ve yayımcısı Efrosini Samartzidou’nun solgun bir resmini görüyoruz, ilk sayfalarda… Sonra Türkçe yayımlanan ilk dergi Terakki-i Muhaddarat geliyor. Tarih 1869’dur Terakki Gazetesnin bir eki olarak çıkan dergiyi bir erkek, Ali Raşit hazırlamaktadır… Mürrüvet, Hanımlar Alemi, Parça Bohçası,  Hanımlara Mahsus Gazete, Kadınlar Dünyası, Kadın Osmanlı döneminde çıkarılan kimi edebiyat kimi politika kimi iyi ev kadınlığı eğitimi veren dergiler. Toska Nezihe Muhiddin’nin 1925’de çıkarmaya başladığı Kadın Yolu, Türk Kadın Yolu dergisi ile bitirmiş dönem dergilerini… Ajanda bir kadın dergileri bibliyografyası niteliğini taşıyor. Randevularınızı unutmamak için not alırken, bizden önce bu topraklarda yaşamış, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesine katkı sağlamak için dergiler çıkarmış kadınları da hatırlamak için Osmanlıdan Cumhuriyete Kadın Dergileri ajandasını edinmelisiniz.

Ajanda’dan Kadınlar Dünyası Dergisi sa. 105

“Hem-cinsinize reva mı bu şiddet / Esir değiliz isteriz hürriyet”

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 34)

 

 

DİLE KOLAY

Editör: Nadine Gordimer

Pan Yayıncılık, 2009

 

1992’de kurulan ve Türkiye’de AIDS konusunda ilk sivil örgütlenmelerden biri olan AIDS Savaşım Derneği (ASD), Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği’nin (ÇEVBİR) yardımıyla Nadine Gordimer tarafından 2004 hazırlanan Telling Tales adlı seçkiyi “Dile Kolay” ismiyle Türkçe’de yayımladılar… Kitabın orjinali de AIDS’le savaşım mücadelesi çerçevesinde, hastalara yardım, bakım için hazırlanmıştı. Arthur Miller’den, Hanif Kureishi, Susan Sontag’dan Azmos Oz’a, Christa Wolf’tan Gabriel Garcia Marquez’e zamanımızın en dikkate değer 20 yazarının öykülerinin içinde yer aldığı seçkinin editörlüğünü ÇEVBİR adına Beril Eyüboğlu yapmış. Kitap satışından elde edilecek gelir,  ASD’nin HIV/AIDS ile savaşımda ulusal düzeyde yürüteceği etkinliklerde kullanılacak…

Kitapta yer alan öykülerden Ateşkuşunun Yuvasında “Kadınların yanıp tutuşabilirliği buradaki erkeklerde tevekküllü bir merak uyandırıyor” diye anlatıyor Salman Rushdie acı bir ironi ile “Kadınlar öyle kolay yanıyor ki; sırtınızı döndüğünüz anda alev alıyorlar” diyor.

Kitabın Türkiye ayağını oluşturan Dile Kolay’daki öyküleri ÇEVBİR üyesi çevirmenler aralarında paylaşıp, gönüllülük temelinde yürütülen bu çalışmaya katkıda bulunmuşlar.

İki sivil toplum örgütünün ülkemizde halk sağlığı açısından büyük önem arzeden ama çoğu zaman bir görünmezlik zırhı ile kaplanmış bu hastalığın farkındalığı konusunda harcadıkları ortak çaba ayrıca takdire değer… Sevdiğiniz yazarlardan güncel hikayeler okumak ve AIDS’le savaşım mücadelesine destek olmak için bu kitabı okuyunuz. Dile Kolay Pan Yayıncılık tarafından çıkarılmış…

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 34)

 

 

1910-2010 İSTANBUL'DA SOL DERGİ VE GAZETELER

Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı

Tüstav Yayınları, 2010

 

Tüstav ve İstanbul’da Sol Dergi ve Gazeteler

2010 yılında İstanbul, Almanya’nın Essen ve Macaristan’ın Pecs kentiyle  birlikte  “Avrupa Kültür Başkenti” ilan edildi. Kültür yalnızca tarihi yapılarla, sanat eserleriyle sınırlı değildir elbette. Kültürün taşıyıcıları insanlardır... İnsan ise tarih içinde debelenen soyut bir varlık değildir. Onun, sınıfı, cinsiyeti vardır... Kendini işçi sınıfının tarihine ve birikimlerine sahip çıkmak üzerinden tanımlayan Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı da 2010 Ajandasını, yüzyıllık zaman diliminde İstanbul’da çıkan sol dergi ve gazetelere ayırmış...

Türkiye’de işçi sınıfının tarihi ile sol dergi ve gazetelerin tarihi neredeyse iç içe geçmiştir...İşçi sınıfına ait küçük ve büyük her türlü eylem ve hareketlilikleri sol dergiler içinde görebiliyoruz genellikle. Ana akım basın bu işlerle ilgilenmez... Geçmişte de bu böyleydi bugün de böyle. Sol dergiler işçi sınıfının tüm imkânsızlıklarını da bağrında taşırlar bir yandan da... Kağıt bulamazlar, baskı nedeniyle bürolarını sürekli değiştirmek zorunda kalırlar, kağıtları kalitesizdir...

Toplatılırlar, yakılırlar, tahrip edilirler... Çok dergi vardır  kaybolup giden. Elimizde olanların tanıtılması ve geleceğe aktarılması için ajanda önemli bir işlevi yerine getiriyor...Emek tarihi ile ilgilenenlerin  elinde bulunması gereken belge niteliğindeki ajandayı, TÜSTAV’dan edinebilirsiniz....

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 34)

 

 

KAİNATTA BİR NOKTA: NÜZHET GÖKDOĞAN

Feryal Saygılıgil

TC İstanbul Kültür Üniversitesi Yayınları, 2010

 

Nüzhet Gökdoğan ilk kadın astronomumuz. 1928 yılında bir devlet bursu kazanarak matematik-fizik okumak için Fransa'ya gitmiş. 1932 yılında Lyon Üniversitesi'nde matematik lisansını tamamlayarak 1934'te Paris Üniversitesi'nden “Yüksek Lisans Diploması” almış... Nüzhet Hanım Paris Rasathanesi'nde çalıştıktan sonra 29 Eylül 1934 tarihinde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde kurulan Astronomi Kürsüsü'ne ilk doçent olarak tayin edilmiş... Alanında pek çok ilki başarmış bir kadın...

Feryal Saygılıgil, feminist araştırmacı ve yazar... Onu sözlü tarih araştırmaları ile de tanıyoruz. Nüzhet Gündoğan'la ve onu tanıyanlarla yaptığı sözlü tarih çalışmasına, Nüzhet Hanım'a ait bazı belge ve fotoğraflarla, dönemin kaynaklarını tarayarak elde ettiği dergi ve gazete küpürlerini de ekleyerek kapsamlı bir araştırma gerçekleştirmiş. Araştırma İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından geçtiğimiz günlerde basıldı...

Nüzhet Hanım'ın yaşamı Cumhuriyet'in eğitimli ilk kadın kuşağının yaşamıyla pek çok noktada örtüşüyor. Onlar bulundukları alanda “öncü” diyebileceğimiz kadınlardı.

“Bu devlet beni yurtdışına göndermişti, okutmuştu. Ben ülkeme borçluydum. Benden sonraki nesillere borçluydum. Bildiklerimi onlara aktarmam gerekiyordu. Bunu da en iyi şekilde yapmaya çalıştım. Hiçbir zaman keşke yurtdışında kalsaydım diye düşünmedik.” diyor, Nüzhet Hanım kendisiyle yapılan görüşmede... Kendini birilerine borçlu hissetmek, birilerinden sorumlu olduğunu düşünmek... Kimsenin kimseye karşı sorumluluk hissetmediği günümüz koşullarında bu kitaptan öğreneceğimiz pek çok şey var... Öneriyoruz.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 35)

 

 

İŞYERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ

Yrd. Doç. Dr. Işıl Karatuna, Prof. Dr. Pınar Tınaz

Türk-İş Yayınları, 2010

 

İşyerinde Psikolojik Taciz MOBBİNG

Mobbing, işyerinde bir çalışanın veya çalışan grubu tarafından diğer bir çalışana yöneltilen, tekrar eden ve süregelen olumsuz davranışlar veya manevi, hatta fiziksel saldırılardır. İşyerinde cinsel taciz kadınların çok daha sık yaşadığı bir şey olmasına rağmen, psikolojik taciz literatürdeki adıyla mobbing, sendikalar nezdinde daha çabuk kabul gördü... Bunda mobbingin sıksıkla kadınlara karşı işlenen bir suç olmasının yanı sıra, erkek çalışanlara karşı da uygulanmasının bir rolü var herhalde. Ama yalnız patronun veya patron vekilinin değil, çalışanların birbirlerine karşı geliştirdiği taciz biçimi olmasının da rolü var. İşletme düzeyinde verimliliği azalttığı kaygısı işverenlerin de mobbing meselesinin üzerinde durmasına yol açıyor... Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu da (Türk-İş) geçtiğimiz günlerde, Sağlık Sektörü özelindeki mobbingi işleyen bir araştırma yayınladı.

Araştırmayı yapanlar konunun uzmanı iki kadın akademisyen: Yard. Doç. Dr. Işıl Karatuna ile Prof. Dr. Pınar Tınaz. Mobbinge bakış  biçimini politik olarak sorunlu görsek de, tüm sendikalı çalışanların ve bu konuda düşünen uzmanların okuması gerekli bir kitap... Kitap mobbinge maruz kalanın izlemesi gereken yolları da gösterdiği için pratik bir öneme de haiz...  

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 35)

 

 

TÜLİN TANKUT TOPLU OYUNLARİ 2

Tülin Tankut

Mitos Boyut, 2009

 

Tülin Tankut'tan İki Oyun: Yaz Kızım, Kız Doğulmaz

Tülin Tankut'un mesleği kimya mühendisliği, edebiyata olan eğilimi onu kadın öyküleri ve kadın oyunları yazmaya ve sinema eleştirisi yapmaya yöneltmiş. İlk oyunu “Kız Doğdu” 1993'te Ankara Devlet Tiyatrosu Küçük Sahne'de sahnelendi. Aynı yıl "Kültür Bakanlığı Sinema Eleştirisi Ödülü"nü aldı. Yazar çocuk hikâye ve romanları da yazıyor... Yaz Kızım ve Kız Doğulmaz isimli iki oyunu geçtiğimiz yılın sonlarında Mitos Yayınları tarafından Toplu Oyunlar 2 kapsamında yayımlandı. İkisi de tek perdelik olan oyunların konusu kadın, daha doğrusu kadın olma halleri. Türkiye'de kadın kurtuluş hareketinin sesini duyurduğu yıllarda, biri hâlâ çalışan, diğeri de emekli olmuş iki kadının kadınlık deneyimleri üzerinden kurgulanmış oyunlar, kadınlar arası ilişkileri ele alıyor. 8 Mart'larda tiyatro yapmak isteyip de kadın oyunları bulamayan kadınlara ve sendika tiyatrolarına duyurulur.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 35)

 

 

KUMRUNUN GÖRDÜĞÜ

Ahmet Büke

Can Yayınları, 2010

 

Kumrunun Gördüğünü görmek...

Son dönemlerde yazan 40 ve 30 yaşın altında bulunan genç hikayeciler diyebileceğimiz kuşak içinde bana kalırsa Ahmet Büke’nin ayrı bir yeri var... Toplumsal gerçekliğe eğilmesinin yanı sıra  yansıtmak için kurguladığı dil de bambaşka.  Edebiyatın varolanı bire bire yansıtması elbette istenilen bir şey değil. Ama tersanelerde taşeron çalıştırma biçimleri nedeniyle gencecik yaşta bu dünyadan göçüp giden yüzlerce işçinin bulunduğu,  işkenceye, faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin sayısının bilinmediği, anne ve babaların çocuklarının mezarlarını bile bilmediği ve bunun için yıllardır meydanlarda oturduğu, siyasi mahkumlara hapiste bile operasyon düzenlendiği bir ülkede, edebiyatın tüm bunlara gözünü kapamayıp, daha çok bireysel sıkıntılarla ve dil oyunlarıyla uğraşmasını içime sindiremiyorum doğrusu.

Ahmet Büke hikayelerini tüm bu gerçekliklere gözünü kapamadığı ama aynı zamanda ajitatij bir “toplumsal gerçekçiliğin” yerine içinde edebiyat olan bir gerçekliği seçtiği için seviyorum...Evet iyi edebiyat  kendini belli ediyor.

Geçtiğimiz günlerde Can Yayınları arasından çıkan   “Kumrunun Gördüğü” isimli kitabında Büke, çizgisini iyice oturtmuş gibi görünüyor...

Hikayeler içinde “ Ahh annem” diye başlayan bir hikaye var, inanılmaz etkileyici... Anne yıllar önce kaybolmuş, solcu oğlunun fotoğrafıyla birlikte “kayıp yakınlarının” hâlâ toplandığı Galatasaray Meydanı’na gitmektedir... Hikayeyi anlatan fotoğraftaki çocuktur...

Kendine özgü, akıcı, şiirli, zaman zaman da espirili olabilen bir dili var  Büke’nin... 

Olan biteni bu büyülü dil içinden görmek isteyenlere önerilir.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 36)

 

 

KÜBA'DA KADINLAR

Margaret Randall

Akademi Yayın, 2010

 

Küba Devriminin 1959-79 arasındaki dönemini kadınlar açısından ele alan kitap Margaret Randall tarafından kaleme alınmış, kitabı İngilizce’den çeviren R. Şen Süer.  Akademi Yayınlarının Kadın kitaplığından ikinci baskısı 2010 yılı mart ayında yapılmış.

Kitap devrimin  ilk yıllarında mücadele içinde yer alan kadınlardan başlıyor anlatmaya.

Devrimin kadınların toplumsal hayata katılımı konusunda karşılaştıkları yasal engelleri nasıl ortadan kaldırdığını, kitlesel olarak çalışma yaşamına giren işçi kadının çocuk bakımı sorununu nasıl çözümlediğini, görüyoruz. 1974’de çıkarılan erkeklere de ev işleri ve çocuk bakma yükümlüğü getiren Aile Yasası  ise yasal anlamda neler yapılabileceğine örnek olması bakımından çok önemli.

Devrimle birlikte köylü kadınların da hayatı değişmiş, ayrıca pek çok kadın sanat alanında, tiyatroda, edebiyatta kendini ifade etmeye başlamış ve önemli başarılar kaydetmişler.

Bir başka gelişme ise siyasi alanda kadınların temsili meselesi, bu konuda yeteri kadar gelişme sağlanamasa da kadın temsili eskiye göre önemli ölçüde artmış...

Devrimin kadınlara kazandırdıklarını “Küba’da Kadınlar”dan öğrenebilirsiniz...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 36)

 

 

8 MART'IN 100. YILINDA KADINLARA ARMAĞAN

KESK Kadın Sekreterliği

KESK Yayınları, 2010

 

Biliyorsunuz geçtiğimiz 8 Mart, 8 Mart'ın uluslararası kadınlar günü olarak kabul edilmesinin 100. yılıydı. KESK bunu gözönünde bulundurarak kadınlar için 8 Mart armağını bir kitap yayımladı. ... KESK Kadın Sekreteri Songül Morsümbül, amaçlarının erkek egemen tarih anlayışı tarafından üzerleri örtülen kadın deneyimlerine ulaşmak olduğunu yazıyor... Gerçekten de  eski çağlardan günümüze kadar yaşamları ve mücadeleleri ile kadınların yolunu açmış Nefertiti'den Pankhurst, Fatma Aliye'den Ayşenur Zarakoğluna kadar pek çok kadının yaşam ve direniş öyküleri anlatılıyor... Bizden, sizden, onlardan kadın hikayelerine alaşmak için mutlaka okuyun....

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 36)

 

 

GEÇMİŞTEN GELECEĞE 60 YIL

26. Dönem Genel Temsilciler Kurulu Çalışma Raporu

Petrol-İş Yayınları, 2010

 

Bu yıl, 6 Eylül 1950 yılında kurulan sendikamız Petrol-İş’in 60. yılı. Sendikamızın 60. yılı ve 26 Dönem Temsilciler Kurulu’nun çakışması nedeniyle servis raporlarından oluşan temsilciler kurulu kitabı bu kez, 60 yıllık geçmişi de içine alarak hazırlandı. “Geçmişten Geleceğe 60 yıl” kitabında örgütlenmeden, basın-yayına, toplu sözleşmeden eğitime, dışilişkilerden kadınlara kadar pek çok alanda Petrol-İş Sendikası’nın mücadele tarihine ilişkin veriler bulmanız mümkün.

Kitabın başlangıç sayfalarında dünya bölümünde küresel kriz ve sonrasında sektörde yaşanılan gelişmeler hakkında bir araştırma da yer alırken, Türkiye bölümünde 2006-2010 tarihleri arasında ülkede yaşanan politik ve ekonomik gelişmeler ışığında sendikal harekete ve sendikamızın politik tutum ve tavır alışlarına rastlamanız mümkün...

Kitabın Zeynep Altun tarafından yapılan tasarım ve düzenlemesi de gerçekten okunurluğunu önemli ölçüde artırıyor. Emeği geçenlerin eline sağlık diyoruz.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 37)

 

 

İSTANBUL'DA ROCK KÜLTÜRÜ: YERALTINDAN YERYÜZÜNE

Melike Aslı Şahinsoy

Clinart, 2010

 

“İşçi sınıfı kahramanı olunmalı” ya da İstanbul’da Rock Kültürü

“Bir milyon işçi hiç uğruna çalışıyor

Onlara, gerçekte onların olanı verseniz iyi edersiniz

Biz kasabaya geldiğimizde

Sizi alaşağı edeceğiz” bu satırlar ünlü rock grubu The Beatles’ın solistlerinden John Lennon’un Türkçe’ye “İşçi Sınıfı Kahramanı” olarak çevirebileceğimiz şarkısından alındı... Bir suikasta kurban giden Lennon’un anne babası da işçi sınıfından geliyordu. Daha sonra “Sen de devrim istediğini söylüyorsun, hadi davranalım” diyen Lennon, işçi sınıfından yanaydı, Vietnam Savaşı’na karşıydı, anti militaristti...

Esasında rock müziği çıkışı itibariyle İngiltere’de de Amerika’da da bir isyanı temsil ediyordu ve düzen karşıtlarının müziğiydi...

Türkiye’de de 70’lerdeki Cem Karaca şarkılarına baktığımızda aynı eğilimi görürüz... Daha sonra genel olarak orta sınıf çocuklarının isyanına denk gelen bir düzen içi başkaldırı haraketine dönüştü rock ve rockerler... Clinart Yayınları geçtiğimiz günlerde Melike Aslı Şahinsoy tarafından yapılan ciddi bir araştırmayı kitap olarak yayımladı: İstanbul’da Rock Kültürü- Yeraltından Yeryüzüne- .

Kitap Şahinsoy’un Budapeşte Central European University Sosyoloji ve Sosyal Antropoloji bölümünde yaptığı tez çalışması aslında.

Melike Aslı Şahinsoy kitabı yazarken bir teorik zemin araştırması yapmasının yanı sıra rockerlerle konuşarak ciddi bir alan araştırması yapmış...

Bizim açımızdan kitabın en ilginç yanı ise rock müziğinin cinsiyetçi yönüne de vurgu yapması...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 37)

 

 

SOSYAL HAKLAR ULUSAL SEMPOZYUMU II BİLDİRİLER

Düzenleyen: Pamukkale Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

Petrol-İş Yayınları, 2010

 

Geçen yıl 22-23 Ekim tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi öncülüğünde Antalya’da yapılan Uluslararası Sosyal Haklar Sempozyumu’ndan sonra bu yıl da Pamukkale Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nün gayretleriyle 4-5-6 Kasım 2010 tarihleri arasında Pamukkale’de Ulusal Sosyal Haklar Sempozyumu yapıldı... Destekçileri arasında Petrol-İş ve Tekgıda- İş gibi sendikalarla, İş Müfettişleri Derneği’nin de bulunduğu sempozyumun bildiriler kitabı da Petrol-İş Yayınları arasından geçtiğimiz günlerde okuyucuya sunuldu...

Bireysel ve kimliğe yönelik hakların fazlaca rağbet gördüğü kolektif hakların ikinci plana itildiği neoliberal koşullarda, çok temel kolektif haklardan olan sosyal hakların tartışılması elbette önemli...İşsizlik ve sosyal haklardan, bir sosyal hak olarak sağlık hakkına, göçmen ev hizmetlisi işçilerin sağlık haklarından, Tekel Direnişi örneğinden hareketle sosyal haklara kadar, bildiriler kitabı içinde çok değerli makaleler var. Makalelerin büyük bir bölümü döneme ilişkin sosyal hakların çerçevesi ve sınırları üzerine yapılmış alan araştırmalarına dayanıyor.

Ama sempozyum konuları arasında “Kadınlar ve Türkiye’de Sosyal Haklar” başlığı altında bir bölüm olmasına rağmen bu konuda bildiri yok... Bu bir eksiklik elbette. Çünkü tüm eşitlik iddialarına rağmen, Türkiye’de sosyal haklardan yararlanma ya da hak ihlâlleri açısından kadınlar gerçekten de en dikkat edilmesi lazım gelen cinsiyeti oluşturuyor... Umarız sempozyumların üçüncüsünde bu alandaki eksiklik tamamlanır... Sendikalarda çalışan uzmanların, seçilmişlerin mutlaka elinde bulunması lazım gelen bir kitap. Öneriyoruz...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 37)

 

 

KAPİTALİZM, ATAERKİLLİK VE KADIN EMEĞİ

Derleyenler: Saniye Dedeoğlu, Melda Yaman Öztürk

Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV) Yayınları, 2010

 

Kadın emeğine sosyalist-feminist bakış açısıyla yaklaşan bir grup kadın araştırmacının geçtiğimiz günlerde Sosyal Araştırmalar Vakfı tarafından yayımlanan önemli bir çalışmasını tanıtmak istiyorum. Saniye Dedeoğlu ve Melda Yaman Öztürk’ün derlediği “Kapitalizm, ataerkillik ve kadın emeği” isimli kitapta giriş de dahil olmak üzere sekiz makale yer alıyor. Kadın emeğine feminist bakış açısıyla bakmanın önemi, kadınların ev içinde harcadıkları emeğin, yani çocuk ve hasta bakımı gibi bakım hizmetleriyle, dışarıda yapıldığında hepsi ayrı ayrı bir uzmanlık alanı olan ve ücretlendirilen yemek, temizlik, bulaşık, ütü vs gibi işlerin de emek olarak değerlendirilmesinde kendini gösteriyor…

Kitapta yer alan her çalışma çeşitli alanlardaki ücretli kadın emeğine değinirken, şu veya bu biçimde evde harcanan, ücretsiz ve görünmeyen bu emeğe de vurgu yapıyor.

Çünkü kadınlar dışarıda fabrikada, büroda, ev hizmetlerinde ücretliler olarak çalışırken erkeklerden farklı olarak bir de evlerde bu tür işleri yapıyorlar…

Kapitalizm şartlarında sermaye kendi ihtiyaçları doğrultusunda kadın emeğine yönelirken, ataerkil ilişkiler sermayeye kadın emeğinin kullanımı açısından elverişli koşullar sağlıyor... O nedenle kadın emeği sömürüsünü doğru anlamak için ataerkil sisteme de bakmak gerekiyor.

Türkiye özelinde yapılmış yeni alan araştırmalarına dayanan bu derlemeyi okumanızı öneriyoruz.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 39)

 

 

UÇMA SANATI - Bir İspanya İç Savaşı Hikayesi

Antonia Altarriba & Kim

Versus Kitap, 2011

 

Versus Yayınevi tarafından Ocak 2011 yılında çıkarılan Uçma Sanatı bir çizgi roman esasında. Antonia Altarriba tarafından kaleme alınan hikayeyi, Kim resmetmiş. Altarriba İspanya'da Bask Üniversitesi'nde Fransız Edebiyatı Kürsüsü'nde öğretim üyesi. Gerçek ismi Joachim Aubert i Puig-Arnau olan Kim ise yeraltı edebiyatı ile ilgilenen bir çizer. Uçma sanatı sondan başlayıp geriye giden bir hikaye. Antonia Altarriba'nın babası 4 Mayıs 2001'de intihar eder, hüsran dolu hayatına son verdiğinde 90 yaşındadır. İspanya İç Savaşını görmüş, onun tüm direniş, umut ve yenilgilerine tanıklık etmişti...Adil bir dünya için mücadele eden tüm dönem kahramanları gibi tarih ona da sırt çevirmişti. Antonia'nın babasının hikayesi üzerinen yazılmış İspanya İç Savaşı'nın bu trajik öyküsünü çizgi roman olarak okuyun...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 39)

 

 

KADIN HAKLARI ULUSLARARASI HUKUK VE UYGULAMA

Derleyenler: Gökçeçiçek Ayata, Sevinç Eryılmaz Dilek, Bertil Emrah Oder

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2010

 

Uluslararası hukukta kadının hakları

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından geçtiğimiz yılın son çeyreğinde yayımlanan, bir süredir masamızın üzerinde bekleyen bir başka kitabı daha tanıtmak istiyoruz. Gökçeçicek Ayata, Sevinç Eryılmaz Dilek, Bertil Emrah Oder tarafından derlenen kitabın ismi; Kadın Hakları Uluslararası Hukuk ve Uygulama... Kitapta kadın haklarıyla ilgili uluslararası temel belegelerin tümüne ilk bölümde yer alan giriş makalelerinden sonra yer verilmiş. Ayrımcılık yasağının kapsamının işlendiği temel metinler bunu takip ediyor. Sendikalarda kadın konusunda çalışan kadınlar ve uluslararası tekellerin tedarik zincirlerinden birinde çalışan kadınlar açısından önemli bir bölüm de "Çalışma Hakkı" başlığı altında toplanmış. Küresel sendikacılığın gelişip güçlendiği günümüz koşullarında kadın çalışanlarınz haklarını düzenleyen uluslararası temel metinlerin öğrenilmesi çok büyük öneme haiz... Çünkü bu alanda ortaya çıkan kadın haklarına yönelik ihlaller için bu belgeler aracılığıyla bir mücadele alanı da açılabilir. Sağlık hakkı, siyasi haklar, özel hayata ve aile hayatına saygı, eşlerin eşit hakları, cinsel şiddete karşı mücadelenin uluslararası mekanizmalarını öğrenmek açısından tüm kadın çalışanların elinin altında bulunması gereken bir kitap...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 39)

 

 

OSMANLI KADIN HAREKETİ

Serpil Çakır

Metis Yayınları, 2011

 

Osmanlı Kadın Hareketi’ni artık kitapçılarda bulabilirsiniz

Dergimizin “Tarihten Kadın Sesleri” köşesini hazırlayan Serpil Çakır Hocamızın Osmanlı Kadın Hareketi isimli kitabının gözden geçirilmiş ve genişletilmiş üçüncü baskısı geçtiğimiz günlerde Metis Yayınları’ndan çıktı. Kadın konulu kitapların çok az satıldığı ülkemizde üçüncü baskıyı yapmak önemli bir başarı. Çakır, kitabının bu baskısında Erkek Tarihinden Kadın Tarihine isimli bölümde dünya ve Türkiye’de kadın araştırmaları disiplininde kaydedilen ilerlemelerin yanı sıra, kadın tarihi çalışmalarındaki gelişmeleri ve bu alandaki yeni tartışmaları çok geniş bir biçimde ele almış. Ayrıca kitap önceki baskılarından farklı olarak daha fazla görsel materyalle de zenginleştirilmiş. Bu baskıya yazdığı önsözde Çakır, “Ben, kadınlara bir mücadele deneyimi geçmişi kurgulamaya çalıştım. Türkiye’de yaşayan kadınlara, kendimize dair bir kadın mücadelesi geçmişimiz olduğunu göstermeye çalıştım. Bunu başka bilgilerin bombardımanı olmadan açık ve net yapmaya çalıştım. Bu benim için çok önemliydi. Geleceğe bakmak, yeni mücadelelere girişmek için geçmişle bağı en iyi biçimde kurmam gerekiyordu. Zira bir kadın olarak, feminist bir akademisyen olarak gücümü sadece bugünkü donanımımdan değil, geçmişten de alıyorum.” diyor.

Bugünümüzü anlamlandırmak için geçmişe bakmak gerekiyor, çünkü varlığımızın ve itirazımızın kökenleri oradalarda saklı.

Muhafazakârlığın hızla tırmandığı, kadınların aile içinde tanımlanma çabalarının yaygınlaştığı bir dönemde, anneannelerimizin, dışarıya çıkmaktan, çalışma hakkını elde etmeye kadar pek çok alanda nasıl zorlu bir mücadele verdiğini görmek, çok gerekli ve anlamlı...

Öneriyoruz...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 40)

 

 

GEÇMİŞİN GÖLGESİNDE VİLLETTE

Charlotte Bronte

Kırmızı Kedi Yayınları, 2011

 

Charlotte BRONTE Vilette ile karşımızda

Daha çok Jane Eyre isimli kitabı ile klasikleşen C. Bronte’nin kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı Villete isimli son romanı Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıktı. Eserinde yazar, 19. Yüzyıl Avrupası’nın gerçeklerini gözler önüne seriyor ve sesini kimsenin duymadığı bir kadının ayakta durabileceğini anlatıyor.

Kitabın arka kapağında şöyle yazıyor:

“Tehlike, yalnızlık ve belirsiz bir gelecek, mutlaka kasvetli ve kötü olmak zorunda değildir, yeter ki karakter sağlam olsun ve yetiler kullanılabilsin; yeter ki Özgürlük bize kanatlarını ödünç versin, Umut yıldızıyla rehberlik etsin. ”

Lucy Snowe genç yaşında anne ve babasını kaybedince İngiltere’yi terkeder ve Paris’e yakın Vilette kentindeki bir kız okulunda öğretmenliğe başlar. Bir kadın olarak kendi yaşımını kendi elleriyle kurmak isteyen Lucy’nin başına neler gelecektir? Bronte Lucy’nin mürebbiyelikten öğretmenliğe geçiş öyküsünü anlatırken, 19. Yüzyıl’ın ikiyüzlü burjuva ve katolik ahlâk anlayışını da eleştirerek, kadınların meslek sahibi olması fikrini destekler. 19. Yüzyıl Avrupası’nda çalışan bir kadının, yaşamla ve iç dünyasıyla olan mücadelesini Charlotte Bronte’nin kalemiyle görmek isteyenlere önerilir.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 40)

 

 

MODERNLİĞİ DOKUMAK

Kimberly Hart

Koç Üniversitesi Yayınları, 2011

 

Koç Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan Amerikalı antropolog Kimberly Hart’ın bu çalışması Batı Anadolu’nun Yunt Dağı bölgesinde yürüttüğü araştırmaya dayanıyor. Katılımcı gözlemci olarak yürüttüğü çalışmada sırasında Kimberly Hart, Türkiye’deki kadınları araştıran Batılı araştırmacılardan farklı olarak uzun süre yaşamlarını ve deneyimlerini teorileştirdiği kadınlarla birlikte yaşamış.

Bu çalışmada kırsal bir yerde gelenek ve modernleşme, kalkınma projelerinin toplumsal yapıya etkisi, sosyo ekonomik farklılıklar, kente göç, evlilik ritüelleri, aile ve akraba ilişkileri ve dinin toplumsal yapıya etkisi ele alınıyor. Batı anadolu kırsalında toplumsal cinsiyet pratikleini ve geleneklerini merak eden ve araştıranlar için iyi bir kaynak.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 40)

 

 

SINIF İLİŞKİLERİ - SURETİ SOLDURULMUŞ BİR RESİM Mİ?

M. Nedim Süalp, Aslı Güneş ve Z. Tül Süalp

Bağlam Yayınları, 2011

 

Petrol-İş Kadın, akademik araştırma konusu

Son 20-30 senelik dönem içinde felsefeden medyaya, akademiden günlük hayat pratiklerine, kent yüzeyine kadar her alanda sınıf ilişkilerinin tartışmalardan, eleştiriden, hayatın deneyim alanlarından uzaklaştığı saptaması, konuyu araştırmaya yönlendirmiş M. Nedim Süalp, Aslı Güneş ve Z. Tül Süalp’ı ve Bağlam Yayınları’ndan geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan Sınıf İlişkileri - Sureti Soldurulmuş Bir Resim mi? isimli derleme oluşmuş. Kitabın ilk makaleleri sınıfın, sınıf mücadelesinin anlamını gözler önüne seriyor. Diğer makaleler sinemadan edebiyata, müzikten psikanalize sınıf ilişkilerinin yansımalarını içeriyor. Petrol-İş Kadın Dergisi okurları ve bizim açımızdan kitabın başka bir anlamı daha var; hocamız Betül Urhan’ın makalesinde bizi, yani Petrol-İş Kadın Dergisi’ni konu ediniyor. Akademik bir araştırmanın konusu haline gelen dergimizin, çıktığından bu yana izlediği rotayı ve Türkiye sendikal hareketi açısından ne anlama geldiğini, Betül hocamızın kaleminden okumanızda yarar var...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 42)

 

 

KALKINMADA KADIN EMEĞİ

Gülay Toksöz

Varlık Yayınları, 2012

 

Türkiye’de kadın emeği üzerine yapılan çalışmaların sayısı, geçtiğimiz yıllara göre önemli bir artış kaydediyor. Kadın emeği ile dünyanın farklı bölgelerindeki ülkelerin kalkınması arasındaki ilişki üzerindeki çalışmalar ise son derece sınırlı. Prof. Dr. Gülay Toksöz’ün geçtiğimiz 8 Mart’ta yayınlanan Kalkınmada Kadın Emeği adlı kitabı, ihmal edilen bu konuyu ele alarak kadın emeği açısından önemli bir boşluğu dolduruyor.

Kapitalist kalkınma sürecinde kadın emeğinin rolü ve kalkınmanın kadın emeğine etkisi nedir? Kadınların hane içinde harcadıkları emek toplumsal yaşamın sürdürülebilirliği açısından nasıl bir rol oynuyor?

Kadınların eğitim ve gelir getirici istihdam imkânlarına erişimlerini ve dolayısıyla kalkınmanın olumlu etkilerinden yararlanmalarını önleyen erkek egemen tahakküm, değişik coğrafyalarda ne tür farklılıklar gösteriyor?

Türkiye’nin kalkınma sürecinde kadın emeğinin rolü ne olmuştur?

Tüm bu soruların cevabını bulabileceğiniz bir kitap Kalkınmada Kadın Emeği, öneririz...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 42)

 

 

SOLUK BİR AN

Behçet Çelik

Can Yayınları, Mart 2012

 

Soluk bir anın romanı

Uzun süredir evli, bir çocuklu, gençlik yıllarında toplumu değiştirmek için kimi devinimlerde bulunan, herkes evlendiği için evlenen, herkes çocuk sahibi olduğu için çocuk sahibi olan, iyi bir işi ve kısıtlı bir hayal dünyası olan orta yaşa gelmiş dayanmış bir erkek canı sıkılınca ne yapar?

Behçet Çelik, “Soluk Bir An” isimli romanında böyle bir erkeğin aşık olabileceğini yazıyor. Durup, dururken öyle bir anda sıkıldığı için.

Mobilya veya televizyon reklamlarında, bazen de dizi filmlerde huzurlu aile yuvası olarak gösterilen evlerin içinde yaşayan insanlar açısından böyle bir anlamı yoktur çoğu kez. Çağımızın orta sınıf yaşantısının en karekteristik özelliği tekrardır. Her gün işe gidilir, sonra eve gelinir, evde yemek yenir, televizyon dizileri izlenir, hafta sonları dışarıya çıkılır arabayla gezilir, bir yerde oturulup bir şeyler içilir. Zaman böyle akıp gider. Bu tekdüzelik içinde zamanın akışını sekteye uğratan bazı olaylar olabilir. Aşk böyle bir olaydır mesela. Romanın kahramanı Taner gibi herkesin yaşadığı zahmetsiz yaşamı seçen bir erkeğin aşkı da öyle uzaklarda filan olmaz. Yakınında en kolay ulaşabileceği, karısının en yakın arkadaşı.

Behçet Çelik’in romanı hayat diye kendi kendimize dayattığımız yaşantıların masaya yatırılması bir anlamda. Roman sizi tercihleriniz hakkında düşünmeye davet ediyor. Ortalama erkeği çok iyi tanıyor Çelik, çünkü kendisi de bir erkek. Canı sıkılan çağdaş Türk erkeğini tanımak için okuyun. Çevremizde onlardan çok var çünkü...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 42)

 

 

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE'DE KADIN EMEĞİ

Hazırlayanlar: Ahmet Makal - Gülay Toksöz

Ankara Üniversitesi Yayınları Toplumsal Cinsiyet Dizisi, 2012

 

Kadın emeği, iktisat ve toplumsal yaşamdaki tüm önemine karşın, ihmal edilen, üzerinde yeterince düşünülmeyen ve araştırılmayan bir konudur. Ankara Üniversitesi Yayınevi tarafından Mayıs ayı içinde yayımlanan Geçmişten Günümüze Türkiye’de Kadın Emeği bizce bu önemli boşluğu dolduruyor. Mülkiye’nin (Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi) iki değerli hocası Ahmet Makal ve Gülay Toksöz yapılan derleme, yakın geçmişin olduğu gibi son dönemlerin kadın emeği ve istihdamı biçimleri üzerinden bir emek tarihi belgesi olabilecek nitelikte. Kitapta işgücü piyasalarının toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine kurulu yapısı Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze kadar uzanan bir zaman kesiti içinde çeşitli yönleri ile inceleniyor. Derlemede kalkınma, iktisat politikaları, istihdam, sosyal politika gibi alanlarda kadın emeğini inceleyen makalelerin yanı sıra, tekstil sektöründe, kadın öğretmenler ve üniversitedeki kadın öğretmenler, göç ve kadının görünmeyen emeği bağlamında kadın emeğini ele alan yazılar da bulunuyor. Sendikalı, sendikasız tüm kadınların okumasında yarar olan bir kitap.  

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 44)

 

 

LAL KİTAP

Nur Yazgan

Kırmızıkedi Yayınları, 2012

 

Nur Yazgan tarafından kaleme alınmış Kırmızıkedi Yayınları’ndan çıkan “Lal Kitap” ödüllü bir kitap. 2007 Duygu Asena Roman Ödülüne layık görülmüş. Elimdeki ikinci baskı... Romanın kahramanı Zeliha, Üsküdar’ın yoksul mahallelerinden birinde oturan genç bir kız. Oturduğu yerdeki insanlardan farklı. Babasını küçük yaşta kaybetmiş, annenin romanda bir adı yok: Dulkadın deniyor ona. Belli toplumsal kesimlerdeki “dul kadın” algısını tam anlamıyla temsil ettiği söylenebilir: “Aman laf, söz gelmesin” ne kendine ne de kızına. Bu nedenle kendini sıkıştırdığı duvarlar içine çekmeye çalışır. Zeliha’yı hep. Annesinin baskısı ve dayakları yüzünden başına sağdan sola çeviremeyen Zeliha evde dokuduğu halılara yansıtır, düşlerini, hayallerini. Tesadüfen bahçesine girdiği, aşağı mahalledeki “Deli Saraylı” diye isimlendirilen Münevver Hanım’la dost olur. Münevver Hanım’ın köşkünün bahçesi onu sevmediği mahallesinden kurtaran vaat edilmiş bir cennettir adeta. Münevver Hanım’la dostlukları ilerledikçe Zeliha, bilinçlenir, bilinçlendikçe kadın olmanın o mahallede de kolay bir şey olmadığını kavrayacaktır. Nur Yazgan farklı bir yazım dili ve olay örgüsü ile son dönem romanlarından ayrılıyor. Romana giren her tipin, kediler ve köpekler de dahil olmak üzere, hikâyelerini anlatıyor bize Yazgan. Dili bana Latife Tekin’in ilk yazdıklarını hatırlattı. Yok tam onunki gibi değil, ama üzerinde uğraşılmış bir dil... Öneririm.  

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 44)

 

 

BAY BLANC

Roman Graf

Ayrıntı Yayınları, 2012

 

Bay Blanc’ın yaşam öyküsü

“Bay Blanc” İsviçre’li 1978 doğumlu genç yazar Roman Graf’ın ilk romanı. Ayrıntı yayımlarından çıktı. Yok sabun köpüğü bir roman önermiyoruz size. İnsan psikolojisinin derinlerinde yatan ağır hesaplaşmaları Bay Blanc’ın hayatının evreleri üzerinden anlatıyor kitap. Bay Blanc düzeni, rahatlığı seven tipik küçük burjuva bir erkek. Maceradan riskten,yaşamın hesaplanamaz sürprizlerinden korkan Blanc risk almamak için İngiltere’de Cambridge’de üniversite tahsili sırasında aşık olduğu Heike ile bile evlenmek istemez. Kızı terk edip bildiği sulara İsviçre’ye geri döner. Annesi tek güvendiği kadındır neredeyse, onun yemekleri dışında da yemek bilmez. İşinden ayrıldıktan sonra neredeyse tüm gün onunla yaşamaya başlar. Fakat annenin ani ölümü ile hem güven duygusu hem de yaşamı ciddi bir biçimde sarsılır. Düzene ve huzura kavuşmak için evlendiği Vreni ise onun açısından bir hayal kırıklığıdır. Graf, Bay Blanc’ın yaşamına giren kadınlar üzerinden geri dönüşlerle duygusal hesaplaşmalara girer. Güvenli hayat tercihi ve duygular arasındakı gerilimi kitabın son sayfalarına kadar görüyoruz. Blanc yaşamının sonuna doğru, duyguları konusunda bir tercih yapabilecek duruma gelebilir ancak, erkeklerin bir bölümünün yaptığı gibi. İlginç bir kitap.  

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 44)

 

 

TÜRKİYE'DE REFAH DEVLETİ VE KADIN

Derleyenler: Saniye Dedeoğlu, Adem Yavuz Elveren

 İletişim Yayınları, 2012

 

Neoliberal iktisadi rejim dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sosyal politikaları çok olumsuz etkiledi. Son dönemlerde Türkiye'de muhafazakârlıkla el ele giden iktisadi rejim ve bunun tesis ettiği kendine özgü refah(?) rejimi tartışılan önemli konulardan biri haline geldi. Saniye Dedeoğlu ve Adem Yavuz Elveren tarafından derlenen ve İletişim Yayınları'ndan çıkan Türkiye'de Refah Devleti ve Kadın isimli çalışma konuyu toplumsal cinsiyet açısından ele alıyor. Derlemede birbirinden kıymetli makaleler bulunuyor. Yıldız Ecevit'in Türkiye'de uygulanan sosyal politikalarda kadının yerini anlatan giriş makalesi, sorunun oturtulacağı zemini anlamak için çok önemli bir perspektif sunuyor.

Evişleri ve çalışma hayatını uyumlulaştırma diye bir kavram kullanılıyor ya çok bolca şu sıralar. Emel Memiş, Umut Öneş, Burça Kızılırmak'ın ortak yazdığı Kadınların Evkadınılaştırılması isimli makalesi kadınların ücretli ve ücretsiz olarak yapmış oldukları işi, zaman kullanım anketlerinden hareketle rakamların yardımına başvurarak çok güzel açıklıyor. Şöyle diyelim, bekâr bir kadınla bekâr bir erkeğin gündelik ücretli ve ücretsiz iş zamanı toplamları birbirine neredeyse eşitken, kadın evlenince ücretsiz emeği artarken, erkeğinki azalıyor. Bir çocuk olunca erkek biraz ev işi yapıyor, yani ücretsiz emeğe ayırdığı zaman biraz artıyor. İkinci çocuktan sonra erkekler işin ucunu bırakıyor ve kadınların ücretsiz emeğe ayırdıkları zaman tavan yapıyor. Kadınların ev içinde harcadıkları karşılıksız emek gözönünde bulundurulmadan onların işyerindeki sorunlarına çare üretmek mümkün değil gibi gözüküyor, sosyal güvenlik rejiminde yapılan değişiklikler, bireysel emeklilik sistemleri, bakıcılık tüm bunlar toplumsal cinsiyet bakış açısıyla, kadınlara getirdikleri, onlardan götürdükleriyle tartışılıyor. Kitabın bence eksik yanı sendikalar bölümü, bu bölüm biraz daha özenli olabilirdi bizce. Okumanızda sayısız yarar var.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 45)

 

 

BABA EVİNDE BANA YER YOK

Asiya Cebbar

Kırmızı Kedi Yayınevi, 2013

 

Asiya Cebbar Cezayir doğumlu ünlü bir kadın yazar. Eserlerinde genellikle kadınların toplumsal yaşamda karşılaştıkları sorunları konu alıyor, kendisi de bir feminist. 2006'da Fransızlar dışındakilere pek açık olmayan Fransız Akademisi'ne kabul edilmiş Cebbar bu kez kendinden hareketle yazmış romanını. Baba Evinde Bana Yer Yok Cebbar'ın küçük bir kız halinden başlayarak kadın yazar kimliğinin oluşumunu anlattığı otobiyografik bir roman. Kızını katı muhafazakâr kurallarla baskı altına alarak büyütmeye çalışan baba, Fransızca eğitim ve kitaplarla ilk temas, okuldan kaçmalar, küçük kızın bir genç kadın haline gelinceye kadar geçirdiği sancılar, gerçek bir yaşam deneyimine takabül ettiği için daha anlamlı bir hale geliyor. İlk aşk ve bu süreçte kavranılan erkek egemenliği, erkek egemen bir toplumda özgürlüğün babadan kaçmakla elde edilemeyeceği gerçeği. Yaşantıların, bir kadın yazarın yazma deneyimine dönüşme süreci... Asiya Cebbar'ı okuyun bence kendinize dair şeyler de bulacaksınız. ¦

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 45)

 

 

ÇALIŞMAK SAĞLIĞA ZARARLIDIR

Annie Thébaud-Mony

Ayrıntı Yayınları, 2012

 

“Çalışan demir ışıldar” diye bir atasözümüz vardır bilirsiniz. Çalışmanın, hareketin, devinmenin beden sağlığına ne kadar yararlı olduğunu hatırlatmak için kullanılır. Ölesiye rekabetin hüküm sürdüğü, uzun çalışma saatlerinin ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştığı neoliberal kapitalizm çağında çalışmak, eskisinden çok farklı anlam ve zorlukları da beraberinde getiriyor. Ölümcül iş kazaları, meslek hastalıkları giderek artıyor ve çalışma eskisi gibi sağlığı değil, hastalığı çağrıştırıyor artık. Fransız sosyolog Annie Thebaud-Mony, Çalışmak Sağlığa Zararlıdır isimli çalışmasında Fransa'da iş kazalarından günde iki, asbeste bağlı hastalıklardan 8 kişinin öldüğünü yazıyor. Ona göre iki buçuk milyon çalışan her gün işyerlerinde kanserojen kokteyllere maruz kalıyor. İşyerlerinde intiharlar artıyor. Kısacası çalışma hayatı, yaralıyor, öldürüyor ve hasta ediyor... İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Şubat ayı içinde Türkiye'de 50 işçinin iş kazalarına kurban verildiğini söylüyor. Meslek hastalıklarının çoğu hâlâ tanımlanmış bile değil. Güvencesizleştirme arttıkça iş kazaları da artıyor ve buna karşı hep birlikte bir çözüm üretmemiz gerekiyor. Bu konuda bizlere mücadele perspektifi sunan Mony'nin kitabı mutlaka okunmalı...  ¦

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 45)

 

 

JANE AUSTEN'IN KAYIP ANILARI

Syrie James

Everest Yayınları, 2012

 

Son dönemlerde özellikle Batı edebiyatında, ünlü yazarların hayatının bir döneminde yaşadığı gerçek ama biraz da üstü kapalı bir olaydan hareketle kurgulanan romanlar yazılıyor. Okurlar romanın neresinin sevdikleri ve merak ettikleri yazarın hayatına dair ayrıntı neresinin kurgu olduğunu anlayamıyorlar. Gerd Schneider’in yazdığı Türkiye’de de yayımlanan Kafka’nın Bebeği isimli kitap örneğin bu türün en güzel örneklerinden biriydi.

Şimdi de elimde Syrie James tarafından kaleme alınan Jane Austen’ın Kayıp Anıları isimli kitabı var. Jane Austen bilirsiniz kadınların, kadın hareketinin sevdiği 19. yüzyıl İngiliz romancılarındandır. Romanları genellikle yaşadığı dönemin kadın hayatları üzerinde yoğunlaşır zeki, alaycı ve vıdı vıdıcı bir yazardır. Bir Austen hayranı ve araştırmacısı olan James, iyi bir kurgu ile giriyor kitaba; tavan arasındaki bir sandıkta bulunmuş Austen’ın günlükleriyle. Bundan sonra yazarla özdeşleşip, eğer günlük tutsaydı, onun için anlatılması en gerekli olan anı hangisi olurdu? Sorusunun cevabı ardından gidiyor. Ve anlatmaya başlıyor James. Çok keyifli bir roman olduğunu söyleyebilirim, özellikle Austen hayranları kaçırmasın.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 46)

 

 

ALİS, HARİKALAR DİYARI'NDAN TÜYMÜŞ BULUNUYOR

Derleyen: Ayşegül Çelik

Notabene Yayınları, 2013

 

Kadınlardan Gülümseyen Öyküler

Ayşegül Çelik’in derlediği, Ankaralı Notabene Yayınevi’nden çıkarılan kitap 14 kadın yazarın hikâyelerini bir araya getiriyor. Gülümseyen öyküler alt başlığına bakmayın kitapta kadınların, yaşamları ve erkek egemen bir toplumda hayatta kalma hikâyeleri var; bu hikâyeler hepimizin tanık olduğu ya da bildiği gibi iç burkuyor, yürek daraltıyor. Koca dayağı, görünmeyen emek, genellikle aldatmayla sonuçlanan aşk hikâyeleri, boşanma, beden sömürüsü, kız çocuk olma halleri, her kesimden, her sınıftan kadın ve birbirine benzeyen yaşantılar… Sadece kırılma noktaları farklı. Metinleri içeriden birleştiren hat ise güçlü mizah duygusu, zaten umut da biraz burada.

Kadınlar yaşadıklarını birbirine anlatıp, ortaklaştırmadıkça yüzyıllardır deneyimledikleri şiddet ve baskı nedeniyle DNA’larına sinmiş suskunluklarından kurtulamayacaklar çünkü. Bunun için öfkenin de mizah duygusunun da ayakta tutulması gerekiyor.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 46)

 

 

MUTFAKTAKİ FELSEFE

Francesca Rigotti

Çiya Yayınları, 2012

 

Mutfaktaki Filozoflar kim?

Mutfaktaki Felsefe Çiya Yayınları tarafından geçen sene yayımlandı. Bu son derece zihin açıcı kitabın yazarı Francesca Rıgottı, İtalya’da Lugano Üniversitesi’nde politik öğretiler üzerine ders veren bir kadın akademisyen. Kitabın önsözünde mutfakla felsefe arasında ilişkiye değinip, bu ilişkiyi kendinden önce inceleyen iki kişinin de kadın olduğuna vurgu yaptıktan sonra bunun tesadüfi olup olmadığı sorusunu soruyor. Yazarın bu soruya verdiği cevap kitabın tümünün izleğini oluşturuyor sanki. “ Tarihsel ve ideolojik açıdan bakıldığında, mutfaktaki felsefe kadınların eşyayı kullanma ve onları düşünme tarzı ile daha fazla uyum içindedir.” Bu ama bu düşünme tarzını biçimlendiren bir “dişil doğa” değildir. Kadınların sadece kumaş dokunan ve yemek pişirilen ev hayatıyla, asırlardır daha içli dışlı olmasıdır. Bize tanıdık gelen ifade ile nasıl yaşıyorsak öyle düşünürüz kısaca… Öneririm… ¦

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 46)

 

 

AKDENİZ'DE KADIN İSTİHDAMININ SEYRİ

Derleyenler: Ayşe Buğra, Yalçın Özkan

İletişim Yayınları, Ocak 2014

 

Son dönemlerde özellikle Batı edebiyatında, ünlü yazarların hayatının bir döneminde yaşadığı gerçek kadın emeği, kadın istihdamı çalışmalarında bir artış olduğunu daha önce yazmıştık. Gerçekten de eskiye göre artık daha az kaynak sıkıntısı çekiyoruz. Ayşe Buğra ve Yalçın Özkan tarafından derlenen, İletişim Yayınları'ndan 2014'ün ilk ayında, biz sendikalı kadınlar hükümetin kadın istihdamı paketini tartışırken piyasaya çıkan kitap, gerçekten de çok ufuk açıcı oldu. Derlemede İspanya, İtalya, Yunanistan, Türkiye ve Mısır'da kadın istihdamı sorunlarının tartışıldığı beş makale yer alıyor. İstihdam ele alınırken bu ülkelerde ortak olan Akdeniz refah rejiminin özellikleri, benzerlik ve farklılıkları da toplumsal cinsiyet unsuru işin içine katılarak ele alınıyor. Toplumsal cinsiyet temelli yaklaşım kadın çalışmasına, bu toplumdaki bakış biçimindeki ortaklıkları da çok çarpıcı bir biçimde gösteriyor. Beş ülkede kadınların toplumdaki ve çalışma yaşamındaki konumu, aileyi ve dini merkeze alan değer ve geleneklerle şekillenmiş durumda. Bence okunmalı.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 47)

 

 

AŞK'IN KALPLERİMİZDEKİ MUTAT YOLCULUĞU

Sibel K. Türker

Can Yayınları, 2014

 

Sibel K. Türker, bu kez “aşk”ı ele almış hikâyelerinde. Çoğu kadın hikâyeleri, esasında aşklar da kadın mekânlarında geçiyor. Anneanne, torun, kız birlikte yaşayan üç kadın, yalnız yaşayan başka bir kadın, kız torun, babaanne, hep kadın kadına bir dünya var. Bu huzurlu dünyalar erkeklerin girmesiyle çoğu kez bozuluyor. Bir taraftan da onlar yolcu gibiler, giriyor ve çıkıyorlar kadın yaşantılarından. Kadınlar kızlarına bu ortamda, gayet gerçekçi aşk tanımları yapıp “aman kızım aman sevme, sevil” diyorlar. Sonra en büyük aşkını Azrail'le yaşayan başka bir kadın. Ve aşk hikâyesi yazmaya kalkıp da, hikâyeyi ölümle bitiren yazar kadın...

Esasında hepsi kadınlara beş kuruşluk değer, üç kuruşluk hak verilmeyen bir toplumda onların “aşk” diye nelere katlandığını, aşkın mutat yolculuğu sonucunda varılan yerin neresi olduğunu pek güzel anlatıyor. Gerçek nerede başlıyor, gerçeküstü nerede bitiyor pek  anlayamıyoruz, tıpkı pek çok kadının yaşadığı hayatlar gibi...

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 47)

 

 

SINIR BİLGİSİ

Elif Çelebi, Didem Havlioğlu, Ebru Kayaalp

Ayizi Kitap, Mart 2014

 

Kitap Ankara'nın kadın yayınevi Ayizi Yayınları'ndan Mart 2014'te çıktı. Yani daha buharı üzerinde. Elif Çelebi, Didem Havlioğlu, Ebru Kayaalp tarafından derlenmiş. Kadına yönelik şiddeti doğuran nedenlerden biri de sınır ihlâlidir. Dışına çıkmamaları gereken alandaki iktidar, onları şiddetle durdurmak ister. İktidarın yanı sıra hukuk sistemi de erkek egemendir. Kadına yönelik şiddeti, ceza gerektiren diğer şiddet türlerinden ayırır. Dışarıda bir adamın burnunu kırdığınızda bu suçtur, hafif yaralamaya filan girer, çok olmasa da para veya hapis cezası vardır. Ama evde koca karısını dövdüğünde bu aile meselesi oluyor, hastaneden karakola, oradan da mahkeme salonlarına kadar herkes sizi bu işin olabilirliği üzerinden ikna etmeye çalışıyor. Çünkü, sınırı aşan kadınlar oluyor hep. Ama kadının ezilmeye, sömürüye karşı direnişi de, isyanı da, buralarda yeşeren bilinç de esasında sınırların dışına çıkıldığında oluşuyor. O nedenle cinsiyetin üretildiği alanlara bakmak önemli, İrvin Cemil Schick'in makalesi bu anlamda ufuk açıçı. Şemsa Özar, Burcu Yakut Çakar da, boşanmış, klasik aile yapısının dışına çıkmış kadınların ekonomik yönden, sosyal açıdan nasıl tekrar sınırlar içine çekilmeye çalışıldığını incelemişler. N.Ç davası özelinde feminist hukukun en fazla kafa yorduğu sorunlardan biri tecavüz ve rıza, incelenmiş. Mutlaka okunmalı.

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 47)