TEKEL DOSYASI

 

 

 

[ Tümünü Göster | Tümünü Gizle ]

İNSANLIĞIMIZI YENİDEN HATIRLAMAMIZ GEREKİYOR Sayı 34, Şubat 2010

 

İNSANLIĞIMIZI YENİDEN HATIRLAMAMIZ GEREKİYOR

Kadın işçiler TEKEL direnişinin en ön saflarında yer alıyorlar. 2001 yılında TEKEL’in özelleştirilmesi sürecinde ilden ile adeta sürgün hayatı yaşadılar. O yıllarda İstanbul’a göç eden TEKEL işçisi kadınlar özelinde özelleştirmenin kadın işçiler açısından sonuçlarını inceleyen İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi araştırma görevlilerinden Özgün Akduran’la konuştuk... Bize TEKEL’deki üretim süreçlerini, kapatılan işletmeleri, tayinleri, parçalanan aileleri, üç kuruşa satılan işletmeleri, topraklarından koparılan tütün ekicilerini, yani direnişin öncesinde ve ötesinde olan biten her şeyi anlattı.

TEKEL İşletmelerinde kaç tür iş yapılıyordu, kadınlar genel olarak hangi tür işlerde yoğunlaşmıştı?

Ben çalışmamı genel olarak sigara ve özellikle de yaprak tütün işletmeleri üzerine yapmıştım alkol kısmında kadın emeğinin kullanımına dair fazla ayrıntılı bilgim yok. Sigaradaki üretim süreci şöyle işliyordu. Önce üreticiden tütünler alınıyor ve bunlar yaprak tütün işletmelerine aktarılıyor. Yaprak tütün işletmelerinde yapraklar kalitelerine göre ayrılıyor, depolanarak muhafaza ediliyor daha sonra da bir takım ilaçlamalardan geçirilerek sigara fabrikasına gönderiliyordu. Sigara fabrikalarında çeşitli işlemlerden geçirilerek bildiğimiz sigaraya dönüşüyordu. Sigara fabrikalarında yalnız sigara üretilmiyordu, puro bölümleri de vardı.

 

Tüm bu süreçlerde yoğun bir kadın emeği kullanımı var anladığımız kadarıyla?

Evet, aslında tarımdan da başlayabiliriz. Geçtiğimiz yaz Samsunda köylerde arkadaşımla bir araştırma yapmıştık. Tütünün ekiminde, dikiminde, toplanmasında kurutulmasında bütün işlerde kadın emeği söz konusuydu. Tütünlerin sadece dizilmesinde veya onların kurutulacağı sergilerin çakılmasında erkek emeği vardı. Günün 12 saatini alan ve üç ay boyunca devam eden tütün ekimi ve toplanması işini kadınlar yapıyordu. Yaprak tütün işletmelerinde o tütünlerin kalitesine göre ayrımlanması işini de kadınlar yapıyordu.

 

Kadın çalışanların sayısı hakkında bir bilgi var mı?

2000’lerde 30 bin işçi varken, bunun yaklaşık 10 bin kadarını kadınlar oluşturuyordu ve bu kadınların çoğunluğu yaprak tütün işleme atölyelerinde çalışıyordu. TEKEL bu işletmeleri tütün ekimi ve işleme yerine yakın ücra ilçe ve köylerde açmıştı. Buralar civar köy ve kasabalardan insanlar işe alınmıştı. Okuma yazması olmayanla da vardı, Güneydoğuda anadilleri Kürtçe olan ve Türkçe konuşmayan kadınlar da var. Bu durum istihdam açısından bir engel oluşturmuyordu. Ciddi anlamda bir istihdam kapısı, bir kazanç kapısıydı TEKEL. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi için en ulaşılabilir, kamu yatırımıydı TEKEL. Kürt nüfusun istihdamında önemli bir yeri vardı. Oranın ekonomisi için ciddi bir katkı sunduğunu düşünüyorum.

 

Kadınların sürece girmeleri nasıl olmuş?

Aslında kadınlar buralarda geçici işçi olarak çalıştırıyorlardı. Çünkü yaprak tütün yılın belli dönemlerinde çiftçiden alınıyor ve onlar diziliyor ve depolanıyordu. Fakat, TEKEL 1994 yılında kota uygulaması başlayana kadar destekleme alımları çerçevesinde çiftçiden çok miktarda tütün satın aldığı için işletmelerde yılın 12 ayında da kalitesine göre ayrımlanacak tütün bulunabiliyordu. Geçici işçi sözleşmesi yılın 12 ayına yayılabiliyordu. Bu durumda kadınlar fiili olarak sürekli bir iş sözleşmesine uygun bir şeklinde çalışıyorlardı.

 

Bizdeki tütün kalitesi çok düşük bir tütün değildi, iç piyasada da satılıyor ve ihraç da ediliyordu sanıyorum, ayrıca ciddi bir istihdam kapasitesi de varmış anlattıklarınıza göre sigara fabrikaları niçin özelleştirildi?

Tütün çok iyi bir ihraç maddesiydi. 80 sonrasında dünyada sermayenin birikim tarzında bir değişim yaşandı. Daha önce üretici sermayenin uluslararasılaştığı bir dönemdi. 80’ lerden sonra finansal sermayenin de uluslararasılaştığı bir döneme girildi. Bütün dünyada ulus ölçekli pazar ekonomilerinden ekonomik entegrasyonun had safhaya çıktığı, MAI ve GATS gibi uluslararası anlaşmalarla bir takım yeni kurumlarla dünya ölçüsünde ekonomik entegrasyonun gittikçe genişlediği bir dönem yaşadık. Bunun devamında da bütün ülkelerde ihracata dayalı bir sanayileşme sürecine girildi. 80’lerden sonra biz de dışa yönelik bir birikim sürecine geçtik Yeni birikim sürecinin zorunluluklarından biri olarak da mal ve finans piyasalarında bir serbestleşme kendini gösterdi. 2001’de İMF ile bir niyet mektubu imzaladık. Bu niyet mektubunda; özel teşebbüsün teşvik edileceğini, mal ve sermaye piyasalarında serbestleşmeyi taahhüt ediyorduk. Merkez Bankasının bağımsızlaşması, şeker piyasanın kurulması, tütün piyasaları düzenleme kurulunu kurulması da taahhütler arasındaydı. Yani İMF, tütün ve şeker piyasasını serbestleştirin, diyordu. Çünkü Amerika’da ve Batı da sigara yasakları nedeniyle pazar kaybetmişlerdi, Yunanistan gibi ya da Türkiye gibi geç kapitalistleşen ülkeler bu açıdan önemli bir pazardı. Uluslararası sigara tekelleri buraya girip üretim ve satış yapmak istiyorlardı. Öte yandan yerel sermayenin uluslararası tekellerle çıkarları uyuşan kesiminin özellikle tüccar ve finansal sermayenin de bu işten çıkarı vardı.

 

Yerel tüccar ve finansal sermayenin nasıl çıkarı vardı?

Devlet süreçten çekildiği için uluslararası sermaye burada üretim yaparken ya da sigara satarken artık tütün ekicisi ile yerel tüccar ve finansal sermaye yüz yüze geliyordu. Daha önce tütün destekleme alımlarıyla devlet tütün ekicisini koruyup, kamusal bir faydayı gözetiyordu. Örneğin devlet eskiden tütünün kilosuna, bir büyük rakının fiyatını veriyordu. Büyük rakı bugün 35 TL ise eğer TEKEL tütün alımına devam etseydi, tütünün bir kilosuna 35 TL verecekti. Devlet çekildi ve şu anda tüccarlar tütünün kilosuna 5-7 TL veriyorlar. Ne kadar düşmüş fiyat düşünün? Ve düşen bu fiyat karşılığında tütün ekimini devam ettiremeyen köylü, mecburen kredi çekmek zorunda kalıyor. O krediyi de bankalardan çekiyor. Bankalar şu an binlerce tütüncüye 1000 TL, 2000 TL’lik kredi veriyor. Bu kredilere oradaki aracı tüccar kimse o kefil oluyor, sen eğer parayı ödeyemezsen tüccar senin malına tamamen el koyuyor. Eğer ekimini tamamlayıp tütünü teslim edebiliyorsan tüccara tüccar sana paranı veriyor. Bankaya borcunu ödüyorsun, kalan para ile de kıt kanaat geçinmeye çalışıyorsun. Tüccar sermaye ve finans sermaye buradan çok ciddi bir kazanım elde ettiler. Pek çok insan tütün ekiminden vazgeçti ama bu haliyle bile büyük bir pazar. 2000 yılında 600 bin olan tütün ekicisi sayısı bugünlerde 120 binlerde ama bu 120 bin de finansal ve tüccar sermayesi için çok ciddi bir pazar. Bütün bunların yukarısına çıktığımızda hem mal piyasalarındaki, hem de finansal alandaki serbestleşmenin, vahşi kapitalizm denilen şeyin tütün ve sigara sanayiini nasıl etkilediğini görüyoruz. Çiftçi böyle etkilenirken işçiler de bugün şahit olduğumuz direnişi başlattılar.

 

Tütün ihraç ediyoruz şu anda ama değil mi?

Evet tütün ihraç ediyoruz ama devlet ihraç etmiyor tütünü. TEKEL 2009 Ocak itibariyle bir kilo tütün bile satın almadı. Depolarında olan tütünleri ihraç ediyor olabilir. Depolarda hala tütün var çünkü. Ama artık yerel tüccar sermaye topluyor tütünü çiftçiden onu çok düşük bir fiyatla toplarken, dışarıya dolar üzerinden çok daha iyi bir fiyatla satıyor. Ya da Bat ve Philip Morris gibi firmalara satıyor Türkiye içinde. Artık ihracatı özel sektör eliyle yapıyoruz, devlet kontrollü bir tütün ihracatı olmadığını düşünüyorum.

 

Sizin incelediğiniz dönemde bir yerden öteki fabrikaya tayinler vardı. Bu süreci kadınlar nasıl yaşadı? Kadınların son eylemlerde son derece aktif olarak yer almasının o süreçlerle de ilgilisi var gibi biraz anlatabilir misiniz?

2001’de TEKEL özelleştirme kapsamına alındıktan sonra bütün özelleştirme kapsamına alınan kurumlarda olduğu gibi hem işçi sayısında azaltma eğilimine giriyor kurum, hem de var olan işleme atölyelerini bazılarını üretimden geri çekmeyi düşünüyor. Cibali Sigara Fabrikası bu biçimde kapatıldı aynı dönemde 17 yaprak tütün işletmesinin üretimden çekilmesi kararı alındı. Oralarda tütünler toplanıyordu yine ama yaprak tütün işleme ve ayrımlama işlemi artık yapılmıyordu. İşletmeler depo olarak kullanılmaya başlanıyordu. 2001’de bu karar alındıktan sonra 17 yaprak tütün işletmesinde çalışan 1693 kadın işçiye artık onlara ihtiyaç kalmadığını, sözleşmelerinin fesh edildiğini ve paralarını alarak evlerine gidebilecekleri söylendi. İşçiler bunu kabul etmediler.

Sendikaları Tek-Gıda İş’in örgütleyiciliğinde Ankara ya gittiler, yollarda yattılar, eylemler yaptılar. Sendika kuruma bu işçiler burada işe yaramıyor olabilirler ama TEKEL’in başka kurumlarına ve işletmelerine nakil edilsin dedi. TEKEL bunu kabul etti ve nakil için 5 ile; Malatya, Adana, Diyarbakır, İstanbul, Samsun’a kadınların tercih yapmasını istediler. 2001 yılının aralık ayının bir cuma günü “sen şuraya, sen buraya gideceksin ve pazartesi günü iş başı yapacaksın” denildi kendilerine. Sadece iki gün vardı.

 

Hiç hazırlıksız... O kadar kısa zamanda, nasıl gelebilmişler?

O noktada sendikanın da bir boşluğu var. Sendika bir katkı yapmıyor, işçile rde durumun pek farkına varamıyorlar. Gittikleri yerlerin yaşam ve çalışma koşullarına dair hiçbir bilgileri yok. Yaprak tütün işleme atölyelerinden sigara fabrikalarına gidiyorlar ve sigara fabrikalarında çift vardiya çalışılıyor. Bu süreçte İstanbul’a 200 kadın işçi gelmişti, ben onlarla görüşmüştüm.

 

Nerelerden gelmişlerdi?

Her yerden. Tokat, Batman, Sason, Kurtalan, Beşeri, Amasya, Diyarbakır. Onlarla görüşmeye gittiğimde naklin üzerinden 7-8 ay geçmişti bazıları hala ağlıyorlardı. Alışamamışlardı.

Kadınların çoğu ailelerini memleketlerinde bırakıp tek başlarına gelmişti. Birinin kocası, ya da birinin oğlu başlarında mutlaka bir erkekle beş altı kadın yorganlarını döşeklerini toplayıp, gelmişlerdi. Yıl ortası olduğu çocukların çoğu okula gittiği için önce bekar evi tutmuşlardı. Bu süreçte ciddi bir maddi kayıpları olmuştu. Çünkü İstanbul’un yaşam koşulları çok ağırdı. Para yollamak mesele halini alıyordu. Çocukların durumu ayarlanınca aileler hemen toplanıp İstanbul’a geldiler.

Ama burada başka bir durumda var. 2006’da alkol özelleştirildiği zaman işçilerin bir kısmı İstanbul Cevizli’ye gönderildi ben onlarla da görüştüm. Onların çoğu erkekti, aralarında 60-70 kadın vardı. Kadınların hepsi kocaları da çalıştığı için tazminatlarını alıp İzmir’e geri döndüler. Ama erkekler şehirlerini bırakıp başka bir şehre hatta başka bir ülkeye rahatlıkla gidebiliyor onların aileye para yollaması alışıldık bir şey, erkeğe o evde ihtiyaç yok. Ama kadın şehirden şehire gittiği zaman, aile peşinden geliyor çünkü kadın yeniden üretim unsuru aynı zamanda kadın. Sadece fabrikada çalışmıyor, evde çocuğa bakıyor, yemek yapıyor, kocaya bakıyor. Buradan yeniden üretim emeğinin ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz ama erkek işçilerin ailelerinin hiç biri gelmiyor.

Bir başka gerçek daha vardı. Doğu ve Güneydoğu’dan gelen kadınların çoğunun eşleri işsizdi, buna da dikkat çekmek lazım. Erkeklerin ya kendileri tütün üreticisiydi ya da kendilerinin işe girme olanağı olmamış eşlerinin işe girmesini desteklemişlerdi. Sonra da bulundukları yerde TEKEL işçileri iyi ücret aldıkları için artık iş arama gereği duymamışlardı. Bir kadın şöyle takılıyordu kocasına “Batman’dayken kahveye gidiyordu şimdi İstanbul’da kahveye gidecek parası olmadığı için bunalıma girdi bizimki, evde oturuyor, ev kadını oldu.” Ama içlerinde kapıcılık, restoranlarda komilik yapmaya başlayanlar vardı. İstanbul’da tek maaşla geçinmek zor olduğu için erkekler de çalışmaya başlamıştı.

 

Kadın işçilerde tütünde çalışmaktan kaynaklı çok önemli rahatsızlıklar vardı, siz de gözlemlediniz mi?

Evet. Tütün tarladan çıktığından itibaren çok el emeği gerektiren bir ürün her yerde böyle. Tarladan çıktıktan sonra iğneyle ipe diziliyor. O iğneyle ipe dizme elde katran bırakıyor ve çok rahatsız edici bir şey bu oradan başlıyor. Daha sonra dizme makinesi çıktı biraz rahatladılar sanırım. Ama yine de elle dizdiğin zaman tütün yaprağı damara denk getirebiliyorsun ama makine ile dizildiğinde yanlış yere denk geliyor ve o yaprak zayii olabiliyor diyenler vardı. Kurutulmuş yaprak tütünlerin ayrımlama işleri yapıldığı sırada ve ondan sonra kıyıldığı zaman da çok kötü bir koku çıkıyor. Bir buçuk ay boyunca Cevizli sigara fabrikasına gittim. Fabrikaya girdiğim anda ciğerlerime, tütün kokusu dolar akşama öksürürdüm. Bunun dışında etraf çok tozluydu. O tozların yarım saatte bir süpürülmesi gerekiyordu. Tozların üzerinde yürüdüğün zaman onlar havaya kalkıyor, kadınlar bu tozları yutuyorlardı. Ağızlarına tülbent sarıyorlardı korunmak için. Bazıları maske kullanıyordu ama çok dikkat edilen bir şey değildi.

 

Kadın emeğinin bu kadar fazla kullanılmasının nedeni ne tütünde?

Tütünün tüm süreçlerinde kadın emeğinin kullanılması el mahareti ile ilgili bir şey. Şöyle bir şey oldu. Kadınlar nakillerle yaprak tütün işletmelerinden çıktıktan sonra, 2001 civarında Diyarbakır’da yaprak tütün işleme fabrikası açıldı. Çok büyük bir fabrika bu. Fabrikada kadınların elle yaptıkları işi makinelerle yapılıyor artık. Depolara bir makine getiriyorlar, o makineye tütün diziliyor. Dizilen yapraklar o makineyle Diyarbakır’daki fabrikaya götürülüyor. Ama makineye tütünlerin dizilmesi için küçük narin eller gerekiyor, erkekler onu yapamıyorlar. Kadınların bir kısmı nakille gittikleri yerden geri dönüyorlar. Makineleri kullanarak yaprak tütün dizme işini yapmaya başlıyorlar.

Teknoloji genel olarak kadın emeğini kovar ama burada ilk defa teknoloji erkek emeğini kovuyor, ve kadını gerekli kılıyordu.

 

Varılan nokta itibariyle TEKEL’de izlenen politikalar hakkında söylemek istedikleriniz var mı?

TEKEL’in özelleştirilmesi sırasında halkta şöyle bir intiba yaratılmıştı “Aman canım devlet sigara mı üretir, aman canım devlet alkol mü üretir” deniyordu. Samsun’da konuştuğumuz yaprak tütün işletmelerinden bir uzman söyle söylemişti: “Kardeşim alkol ve tütün sağlığa yararlı bir şekilde üretilebilir mi? Evet üretilebilir. Kamu sağlığını gözeterek bir sigarayı üretebilirsin. Denetlersin içinde daha az kanserojen madde olur. Yabancı sigaraların çoğunun içine tadı, içimi aromayı artırmak için bin bir çeşit madde katılıyor, biz katmıyoruz” demişti. Bence bu bile devletin sigara üretmesi için yeterli bir sebeptir. Kamu sağlığı ve kamusal fayda açısından TEKEL’in özelleştirilmesini hatalı buluyorum. İkincisi ciddi anlamda kar getiren, karının büyük bir bölümü hazine borçlarının kapatılmasında kullanılan bir yerdi TEKEL. 292 milyon dolara satılan alkol kısmını Mey içki bir yıl 950 milyon dolara sattı. Bir yılda ne yatırım yapmış olabilirler ki? Demek ki çok karlı bir yerdi. Özelleştirme ile devlet tütün sanayini elinden çıkarmakla, ikincilleştirmekle kalmadı çok önemli bir tarımsal ürününü de baltaladı. Tarımda çok ciddi bir çözülme yaratacak bu. Bafra’da biz araştırma yaparken 45 bin ailenin oradan göç ettirildiğini öğrendik. Samsuna, İstanbula, Bursa ya gidenler olmuş. Geride bıraktıkları toprakları satın alıp büyük tütün üretim çiftlikleri oluşturulmaya başlanmış. Köylü, topraksızlaşıyor, göçe zorlanıyor. Gittikleri yerde işçileşemiyorlar da. Bu esneklik ve güvencesizlik ortamında hangi şartlarda işçileşecekler? Önümüzdeki üç yıl içinde ciddi bir sosyal ve toplumsal sorunla karşılaşacağımızı düşünüyorum. Ayrıca tütün ekilen yerlerde başka ürün de üretilemiyor, su istemeyen bir ürün tütün sadece yağmurla büyüyen bir ürün, tütünü çektiğinde başka bir şey üretemiyorsun. Ya tarımsal kapitalist yaratacaksın ya da hiçbir şey üretilmeyecek artık.

 

Sendikal politikalar üzerine bir şey söylemek ister miydiniz?

Araştırma yaparken gözlemlediğim şuydu: “Özelleştirme olabilir ama düzgün bir özelleştirme olsun biz üyelerimizi kaybetmeyelim, aidatlarımızı alalım, sendika olarak kamuda da özelde de mücadele ederiz.” deniliyordu. Özelleştirmeye karşıydı Türk-İş, ama hiçbir zaman tam karşı değildi. Bu kadar üye kaybedeceklerini öngörmemişlerdi. Ama solda da, diğer muhalif örgütlerde de Türkiye’de maalesef böyledir. Sürekli bir savunma hali, sürekli bir ‘bu engeli atlayalım da sonra, başka şey yaparı’ anlayışı egemendir. TEKEL eylemi hepimiz için çok önemli başka yollarla da desteklenmesi lazım. Biz buralardan bir şeyler yapıyor desteklemeye çalışıyoruz. Karşı saldırlar da var ve bunlara çok daha fazla prim verilebilir. Enformasyon kirliliğini de bertaraf etmek gerekiyor. Halkın toplumsal vicdanında bir sıçrama yapması lazım TEKEL eyleminin. İnsanlığımızı, 60’ların, 70’lerin insani duyarlılığını tekrar hatırlamamız lazım diye düşünüyorum.

 



● İŞÇİ KADIN OLMANIN EYLEM HALLERİ: TÜRK-İŞ ÖNÜNDE TEKEL İŞÇİSİ KADINLAR Sayı 34, Şubat 2010

 

İŞÇİ KADIN OLMANIN EYLEM HALLERİ: TÜRK-İŞ ÖNÜNDE TEKEL İŞÇİSİ KADINLAR

 

TEKEL işçileri, bir süredir unuttuğumuz, direnç ve dayanışmanın ne olduğunu gösterdiler. Ankara’nın göbeğinde ince naylon çadırları altında, kadınlı, erkekli, soğuğa, yağmura, gaza, tazyikli suya karşı.

Binlerce işçinin bir kölelik yasası olan 4C’ye karşı yürüttükleri bu mücadele, hak aramanın ötesinde anlamlara sahip. Gazetelere, televizyonlara yansıyanlardan görüyoruz, sadaka düzeninin farkına varmış insanlar artık, merhamet değil dayanışma istiyorlar, bunun da nasıl olacağını yaşamlarıyla öğreniyorlar. Her gün onlarca olay geçiyor başımızdan bir olayın sadece olay mı yoksa tarih mi olduğunun ipuçlarını en iyi o işin içinde olanlar yani olayın özneleri anlatır bize. 17 Ocak mitingi öncesinde iki gün, TEKEL işçisi kadınlarla birlikteydik, sabahlama eyleminde de oradaydık. Bazen mikrofonu uzatmaya bile utandık, bazen direnişin havasına, dayanışma ruhuna kaptırdık kendimizi, amacımız kadın arkadaşlarımızın iş ve eylem deneyimlerini aktarmaktı… Normal zamanda olduğu gibi eylem alanında da farklı yaşantılarımız olduğunu düşünüyorduk. Evde bırakılan çocuklar, hasta anneler, telefonla verilen yemek tarifleri, uzun süre soğukta oturmaktan kaynaklanan kadın hastalıkları … Kısaca işçi kadın olmanın eylem hali... Bambaşkaydı.
 

AYNUR ERBAŞ: Eşim de destekliyor ailem de

Müdahalede en önde yer alan ve yaralananlardan biri de bendim; astımım var, astım krizine girdim. Memlekete döndüm 10 gün ağır bir tedaviden geçtim ve yine geldim. Sonuna kadar buradayız, bu işin dönüşü yok

Ben Aynur Erbaş 17 yıllık işçiyim. Evliyim çocuğum yok, Şu anda Adıyaman’da çalışıyorum. Malatya, Samsun, Adıyaman çok fabrika gezdim ben. Özelleştirme sürecinde yaşadıklarımız bunlar; biz özelleştirme mağdurlarıyız. Bir yer özelleştirilince bizi başka bir yere yolladılar. Yaşadıklarımız anlatılmaz, kelimelere sığmaz bunu bizzat yaşamak gerekir. Şimdi buradayız gördüğünüz işin son noktasıdır. Biz özelleştirme sürecinde de inanılmaz eylemler yaptık. Malatya sigara fabrikası mesela kapatma kararı almıştı biz eylemlerimizle, kapatılmasının önüne geçmiştik. 97 yılından beri dolaşıyorum ben yatmadım hiç, Samsun’da üç Malatya’da iki vardiya halinde çalışıyorduk. Durmaksızın... Ailem de benimle beraber dolaşmak zorunda kaldı. Annem ve kardeşime de bakmakla yükümlüyüm, onlarda benimle beraber geldiler her gittiğim yere. Çok zor bir şey bu. Gittiğin ortama alışma, yeni bir çevre yeni bir muhit çok zor. Doğduğumuz yer değil, doyduğumuz yer memleketimiz oldu, biz bunu bile sorun yapmadık. Çünkü gerçekten, çalışmak istiyorduk. Ve gittiğimiz yerlerde arılar gibi çalıştık. En ufak bir sorun çıkarmadık çalışma süresince. Bu gün de sadece işimizi ve ekmeğimizi istiyoruz. İdeolojik, diyor başbakan. Asıl onlar ideolojik hareket ediyorlar. Biz haklıyız, haklılığımızı herkes kabul ediyor. Eşim işsiz, bir tek ben çalışıyorum. Evi aileyi ben geçindiriyorum... Eşim de destekliyor beni ailem de... Sonuna kadar senin yanındayız, diyorlar. Buraya gelip onlar da destek vermek istiyordu. Ama ne sağlıkları ne de maddi durumumuz buna elvermiyor. Müdahalede en önde yer alan ve yaralananlardan biri de bendim; astımım var, astım krizine girdim. Memlekete döndüm 10 gün ağır bir tedaviden geçtim ve yine geldim, buradayım. Sonuna kadar buradayız, bu işin dönüşü yok. Biz haklıyız, bunu tüm ülke hatta dünya kabul etti. Görüyorsunuz gelen destekleri. Bizi yönetenler ise mecliste basının önünde bizim haksız olduğumuzu kanıtlamaya çalışıyor. Yok “yetim hakkı yiyiyorlar, yatıyorlar” filan, bunlar bir işçi için çok ağır hakaret. Ben 17 senelik işçiyim, hiçbir arkadaşımızın benden farkı yok. Yaprak tütünde çalıştık biz, akciğerlerimiz harap oldu hemen hemen herkeste astım, bel fıtığı, boyun fıtığı var. Şu anda bu üç hastalık da var bende. Bunlar yatarak olmadı. Benim 4C gibi kölelik maddesini kabul etmemi istiyorlar. Bunu yasalaştırmaya çalışıyorlar. Bunu kabul etmem, ölümümü kabul etmem demek. Burada dayanışma çok iyi. Zaten şu anda burada bulunan arkadaşlarımızın büyük bir bölümünü tanıyoruz. Çünkü biz devamlı oradan oraya taşındık, sürüldük. 2001’de Malatya’ya. 13 ilden insan geldi, alkollü içkilerden ve kapanan yaprak bakım işletmelerinden kadın arkadaşlar geldi. Samsun’da da birlikte çalışmıştık, burada tanımadığım arkadaşım yok benim. Herkes hemen hemen benim gibi. Gün boyu eylem yapıp gelen misafirleri karşılıyoruz. Sesimiz kısılmıyor bile; bu bir mucize. Gittikçe, güçleniyoruz gelen her destek bize güç ve moral veriyor. İnanılmaz enerjimiz var, dün başlamış gibiyiz 31.günü arkada bıraktık bunu saymıyoruz bile. Haklarımızı alana kadar buradayız. Petrol-İş Kadın Dergisi’ne teşekkür ediyoruz. Sizdeki kadın işçiler de Novamed’de bir mücadele verdiler, onları biliyoruz. Bizim başka çaremiz yok, birleşe, birleşe sesimizi duyurup kazanacağız. Başka türlü olmaz çünkü...

 

FERİCE BEDEL: Koca koca kolileri kaldırıyorduk

Yaprak tütünde çalışıyordum. Hakkımızı alana kadar buradayım. İkizlerim var, kız daha çok küçükler onları da bıraktım.

Batman’dan bu sabah geldim, yedi çocuğum var; bıraktım onları geldim. Uykusuzum... Çocuklara iki bekâr görümcem var, onlar bakıyorlar. Kaynanam ve kayınbabam öldüğü için görümcemler de bizde oturuyor, onlara da biz bakıyoruz. 21 yıldır yaprak tütünde çalışıyordum. Hakkımızı alana kadar buradayım. İkizlerim de var kız daha çok küçükler onları da bıraktım. Ne yapacağım, geldim buraya 10 günlük rapor aldım. Hakkımızı alana kadar gitmek istemiyorum. Yine rapor alacağım. 4C’yi istemiyoruz, nasıl kendimizi besleyeceğiz, çocuğumuzu nasıl okula göndereceğiz? Biz şimdiye kadar çalıştık, yatmadık hiç. Bel fıtığı var bende, kireçlenme var, koca koca kolileri kaldırdık, meslek hastalığı var bak oturamıyorum. Yorgunum konuşamayacağım daha fazla. Çok teşekkür ederim canım.
 

 

FİGEN EKİNCİ: Başımıza neler geleceğini bilmiyorduk

Sizi memur yaptık, dediler o zaman bize. “657’yi görünce biz de memur olduk” diye düşündük, 657’nin a’sı, b’si, c’si neleri varmış bilmiyormuşuz.

4 C’de çalışıyoruz biz arkadaşlarımız anlasın istiyorum 4 C’yi. Onlarla dayanışmak durumumuzu anlatmak için geldim.1999 yılında Gima’dan özelleştik biz, 1999’dan 2006 yılına kadar açıkta kaldık. O dönemde Türk-İş’in önünde bir eylem yapıldı biz de 56 gün bu eyleme katıldık, 4C çıksın, diye ama ne olduğunu, başımıza neler geleceğini bilmiyorduk. Kimse de bize anlatmamıştı. Buraya gelen bakanlar “Sizi memur yaptık.” dediler o zaman bize. 657’yi görünce “Biz de memur olduk.” diye düşündük, 657’nin a’sı, b’si, c’si neleri varmış bilmiyormuşuz. Yılda 10 ay çalışıyoruz, iki ay ücretsiz izine çıkartılıyoruz. Artı iki aylık dönemde SSK’lı bir işte, ek bir işte kesinlikle çalışamıyoruz. Dört ayda bir, iki günlük rapor alabiliyorsun, yani 4C’linin hastalanma hakkı yok. O dönemde bize ölümü gösterip, kansere razı ettiler. Ben Ankara’da çalışıyorum, 4Cli olarak. İki çocuğumu yatılı okula verdim. Kırşehir’e iki saatlik yola gidemiyorum. Biz karı, koca iki kişi çalışıyoruz ve üstesinden gelmiyoruz hiçbir şeyin ya tek maaşlı çalışan insanlar ne yapsın? Arkadaşlarıma, ölümü göze alsınlar buradan gitmesinler, diyorum. Zaten 4C’yi kabul ettiklerinde yaşarken ölü olacaklar. Biz de her türlü desteğe hazırız onlara.
 

YASEMİN YEŞEREŞ: Gazı da suyu da yiyenlerdenim

Ciğerlerimiz zaten sağlıklı değildi, sabahtan akşama kadar soğukta duruyoruz günlerdir, daha da kötü oldular. Gücümüzü aşan şeyler yaşıyoruz

31 gündür buradayım. 19 yıldır çalışıyorum. Malatya Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğü’nden geldim. Bekârım. Sonuna kadar da buradayım. Şimdiye kadar Tes-İş’in misafirhanesinde kalıyorduk, bugün her yerden insanlar geldi, ne yaparız bilmiyorum. Ben baştan beri buradaydım... Gazı da suyu da yiyenlerdenim. 4 C’yi kabul etmiyoruz, özlük haklarımızı alana kadar da buradayız. Ankara halkı destek verdi, bu tür destekler bize güç kazandırıyor. Gazı yedik hastalandık, bronşit olduk, idrar yollarımızı üşüttük. Ciğerlerimiz zaten sağlıklı değildi, sabahtan akşama kadar soğukta duruyoruz günlerdir, daha da kötü oldular. Gücümüzü aşan şeyler yaşıyoruz. Burada biz ekmek mücadelesi veriyoruz. Ailem de beni destekliyor. Çalışmazsam biliyorlar, kimse bize ekmek vermeyecek. Annem rahatsız göz ameliyatı oldu, o şekilde bırakıp geldim, aklım onda. Burada kadınlar arasında çok büyük birlik ve beraberlik var. Bizim kadın başımıza böyle ayakta durmamız erkeklere de güç veriyor. Bu güç her şeyi yener.

 

FATMA ÇELEBİ: Çalışmak, üretmek istiyoruz

İşe gelir gibi geliyoruz buraya, burası, işimiz evimiz oldu. İnsanlar bizi destekliyor, Ankaralılar da destekliyor. Bu, çok iyi bir şey.

Malatya’dan geliyorum. Ben de bekârım, 19 yıldır çalışıyorum. Önce sigara fabrikasındaydık; günde 40-50 ton üretim yapıyorduk, yoruluyorduk ama mutluyduk, huzurluyduk. İşyerlerimiz kapatıldıktan sonra huzursuzluklar başladı. Kapatılmaması için de mücadele ettik ama başarılı olamadık. Buralara kadar gelemedik geçen yıl TEKEL kapatıldığı zaman Kayseri’ye kadar geldik ama orada bekletildik ve geri dönmek zorunda kaldık, buralara kadar gelmedik. Fabrika kapatılınca biz kendi ilimizde depolara nakledildik. Tütün yabancı şirketlere satılmıştı. Onlar da gelip depodan alıyorlardı, yapılacak fazla bir iş yoktu. İşçinin hiçbir suçu yok. Biz çalışmak istiyoruz, üretmek, iş istiyoruz, neresi olursa olsun. Bunu halka değişik yansıtıyorlar. Üretmekten zarar gelmez, üretim olmadığı zaman zarar görüyor ülke. Niye üretim yapmak istemiyorlar? Özelleştirilmeseydi tütün memleket için de bizim için de daha hayırlı olurdu. Sattıkları üründen elde ettikleriyle yeni yeni fabrikalar, yeni iş alanları açılabilirdi. Ben de baştan beri buradayım. İşe gelir gibi geliyoruz buraya, burası bizim işimiz evimiz oldu. İnsanlar bizi destekliyor, Ankaralılar da destekliyor. Bu, çok iyi bir şey. Kaç gün geçtiğinin bile farkında değiliz. Burada her kültürden, Kürt, Türk, Çerkes herkes var ve herkes işin ekmeğinin peşinde, başka bir şeyin peşinde değiliz. Gücümüz buradan geliyor. İnşallah haklarımızı alacağız. Evlerinden dışarı çıkamayan kadınlar var burada belki de şimdiye kadar, sadece işe gidip gelen kadınlara kimse “gitme sen kadınsın” diyemiyor, diyemez de artık.

 

ŞENGÜL YILMAZ: Çalışma hakkımı elimden alıyorlar

Kadının çalışması şart, bir kadının ayakları üzerinde durması çok önemli. Bugün bize, TEKEL’de çalışan kadınlara “bu hakkını elinden alacağız” diyorlar. Bunu kabul edemeyiz.

Diyarbakır’dan geliyorum. 1993 yılında Muş Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğü’nde işe başladım. Bekarım. Özelleştirme nedeniyle işletmeler kapatıldığında 2001 yılında Diyarbakır’a zorunlu tayin edildim. 2001’den beri Diyarbakır Tütün İşleme Fabrikası’nda çalışıyorum. Ben çok gezmedim, bir ay gezdim, şu ana kadar. Aşama, aşama kapatıldığı için işletmeler, bazı arkadaşlarımız üç, dört yer gezmek zorunda kaldılar. Ne zamandır çok ciddi bir sorundu bu. Özelleştirmelerden sonra büyük bir miting yapılmıştı Ankara’da, şubelere döndüğümüzde konuşmuştuk, günü kurtardığımızı söylemiştim, hatta “her kapanan işyerinin işçilerini başka fabrikalara itiyorsunuz, bu çözüm değil” diyerek tartışmıştım. Sorun ötelendi. Pazarlamalar kapatıldığında bu eylem yapılabilirdi, Sigara fabrikaları kapatıldığında bu eylem yapılabilirdi. Sadece Diyarbakır’da değil bütün bölgelerde böyle oldu. En son noktaya gelindi. İşletmeler kapatıldı. “olsun fabrikalar duruyor”, fabrikalar kapatıldı pazarlamalar kapatıldı, “olsun işletmeler duruyor”, hep böyle dendi. İşçide bir bilinç oluşmadı, oluşturulamadı. Çalıştığımız süre bir ay da olsa “tamam olsun” dendi, bazı sorunlar görmezlikten gelindi. Kitlesel anlamdaki eylemler çok daha önce yapılabilirdi. Çünkü o zaman biz üretiyorduk, fabrikalar çalışıyor, pazarlamalar işliyordu, üretimden gelen gücümüzü kullanabilirdik. Bugün artık gidecek yer kalmadı. 31 gündür buradayım ben. Saldırıda çok ciddi anlamda gaz yedim iki gün rahatsızlandım. Alanı terk etmemek için eylemin kırılmaması adına sonuna kadar kaldım. Oradan kaçmak demoralize etmek olurdu birilerini. Ama insanlık dışı bir saldırıydı. Bizi dağıtmaya yönelik değildi sadece, farklı hesaplar bizim üzerimizden temizlendiği için ciddi anlamda hırpalandık. Kimin eylemi olsaydı, kim hakkını aramaya çalışsaydı, herhangi bir sendika o gün aynı muameleyle karşı karşıya kalacaktı. Ankara’nın bu kışında, dirhem kuru yer kalmamıştı üzerimde, çantamın içinden sular akıyordu. 78’ler Derneği bizi sokaklardan tek tek topladı. Sağ olsunlar eşorfman almışlar, onları giydik. Dağıtmaya yönelik bir şey değildi, savaş gibi bir şeydi, gözdağı verdiler. Kesk’ten, çeşitli sivil toplum örgütlerinden, Emep’ten kadınlar bizi misafir ettiler. Şimdi yeğenlerimde kalıyorum. Zaten kadınlar nerede, yerleşti mi yerleşmedi mi, diye kimse gelip sormadı. Fabrikada çok kadın olmadığı için, bizle pek ilgilenmediler. Görüyorsunuz, hala öksürüyorum. Yarın yine doktora gideceğim. Ama çok güçlü durduk, hala da duruyoruz.

Bu insafsızlığı, vicdansızlığı, bu kadar duyarsız kalınabileceğini gerçekten de tahmin etmiyordum. Ben Diyarbakır’dan çıktığımda sorunun bir, iki günde çözümleneceğini, bizim de geri döneceğimizi düşünüyordum. Bugün 31 gün hala sonuç yok. Bize dayatılan kölelik yasasını, çalışma süresini üç gün, beş gün yükseltip, allayıp pullayıp önümüze sunuyorlar. Her sene bakanlar kurulu oturup vize verecek. Bunun diğer sene için hiç güvencesi yok. Hükümet değişse “Bundan önceki hükümetin verdiği hak, ben bunu kabul etmiyorum, beni bağlamaz” deme hakkına sahip. O zaman ne olacak? Ayrıca sosyal haklarımızın tümü elimizden gidiyor. Ama direniyoruz.

Şu anda pek iyi durumda değiliz. Yanımızda kıyafet getirmedik. Barınma sorunuzu var, banyo yapmanız gerekiyor. Öğrenciler, diğer sendikalar, ivil toplum örgütleri bizi destekliyor. Kumpanyaları bile başkaları getiriyor... Türk-İş çok az şey yapıyor. Bu tarz eylemlerde her şeyin daha önceden hesaplanması lazım yarın herkes burada olacak, yağmur yağsa, çadır yok ortada, tabure falan hiçbir şey yok. İnanılmaz bir koordinasyon bozukluğu var. Her Şubeden işçi arkadaşlar kendileri kendi koordinasyonlarını yapıyorlar. Tabipler odası sağ olsun... Yukarıda oda açtılar, hastalara bakıyorlar. Memur sendikalarında biliyorsunuz, denetleme mekanizmaları var. İşçi sendikalarında maalesef bu yok. İşçi arkadaşlardan rica ediyorum. Sendikalarını denetlesinler. Bizde pek çok şey göstermelik olarak yapılıyor. Mesela, kadın kolları temsilciliği verildi ama göstermelik bir şeydi, yapmak istediklerimin hiçbirini yapamadım, olmadı. Boşuna yer işgal etmeyeyim diye dilekçemi verip istifa ettim. İşçi arkadaşlarımızın verdikleri oyu takip etmeleri lazım. Eğitim istesinler, bilgilenmek için paneller istesinler... Bize dayatılan şeyin içeriğini kaba hatlarıyla burada öğrendik. Son noktayı beklemesinler, araştırsınlar, istesinler. Ataerkil toplumda kadın olmak çok zor. Bir yerde çalıştığınızda bir sosyal statü elde ediyorsunuz, kadının çalışması şart, bir kadının ayakları üzerinde durması çok önemli. Bugün bize TEKEL’de çalışan kadınlara “bu hakkını elinden alacağız” diyorlar. Bunu kabul edemeyiz. Bir de kadın istihdamını artıralım, diyorlar. Benim çalışma hakkımı elimden alıyorlar.

Ben hem gözlem yapıyorum, hem de okuyorum. Kendi açımdan bunları öngörebiliyordum... Kadınların emeğine saldırıldığı zaman nasıl aslan kesildiğini, gözünün hiç korkmadığını gördüm, eylemimizde bu beni bir kadın olarak çok umutlandırdı. Düne kadar hiçbir dünya görüşü olmayan sadece aldığı maaşı düşünen kadınların 31 günlük eylemde çok çok şeyler öğrendiğini gördüm. Arkadaşlara, yarın öbür gün bir hak arama eylemi olduğunda gider misiniz, diye soruyorum hepsi “evet” diyor.

 

FATMA GÜLER: Sırtımızdan ter akıyordu

Eyleme gelirken, kızım, eşim “sen ne yapacaksın, hastasın” dediler. Ama ben “Olur mu annem, bu bizim davamız ben gitmesem, sen gitmesen kim gidecek?” dedim. Buradayım işte.

İzmir’den geliyorum, uykusuz ve yorgunum, başım da çatlayacakmış gibi ağrıyor. Ama sonuç alacağımızı düşünüyorum ben uykusuz ve yorgun olmamıza değecek yani. İzmir’de de eylemler yaptık AKP binasının önünde eylem yaptık, vapurda yaptık... Orada da durmuyorduk . 20 senedir çalışıyorum, emekliliğime bir sene kaldı. Bir oğlum, bir kızım var, oğlum evli, kızım 23 yaşında bekar ve çalışmıyor. Eşim de bir buçuk senedir çalışmıyor, bir tek ben çalışıyorum. İki evi birden idare ediyorum... Çok rahatsızım esasında çalışmaya gücüm yetmiyor ama başka çıkar yolumuz da yok. Bende de meslek hastalıkları var. Astım, bronşit, bel fıtığı. Tütünden kaynaklanan rahatsızlıklar. Hastalık sahibi oldum, yatmadık biz yan gelip, hiçbir zaman. Sırtımızdan ter akıyordu. Eyleme gelirken, kızım, eşim “sen ne yapacaksın, hastasın” dediler. Ama ben “Olur mu annem, bu bizim davamız ben gitmesem, sen gitmesen kim gidecek” dedim. Buradayım işte. Eşim de gitme, dedi ama ben dinlemedim, onu geldim. Arkadaşlarımla sonuna kadar buradayız, hakkımızı almadan bir yere kımıldamayacağız.

 

SEVİNÇ ÇEVİK: Sağ kolum artık tutmuyor

Boğazımdan ameliyat oldum, parça aldılar. O ortama girmemem lazımmış ama ben gene de işimi bırakamadım, çalışıyorum. Herkes gibi çocuğumun geleceğini düşünüyorum.

Ben de 20 senedir çalışıyorum. Evliyim bir kızım var. İzmir Balatçık Tütün İşletmesi’nde sıyırma bölümünde çalışıyorum. İşimiz çok ağırdı, yeri geldiğinde önümüzdeki suyu içmeye, tuvalete gitmeye bile fırsat bulamıyoruz. Sıyırmada çalıştığımız için kolumda sinir sıkışması, tenisçi hastalığı, boynumda da boyun fıtığı var. Sürekli sıyırma yaptığım için bu sağ kolum tutmuyor artık. Akşama kadar tütün sıyırıyoruz ha babam de babam. Kızım var benim küçük 9 yaşında ağlaya, ağlaya bıraktım, geldim. Babası bakıyor, eşim destek veriyor, çünkü hakkımızı arıyoruz; başbakanın dediği gibi yan gelip yatmadık, yetimin hakkını da yemedik, alnımızın teriyle para kazandık, kazandıysak. Yatarak almadık. Belimiz ağrıyor, tütün kokusu solumaktan ciğerlerimiz harap, boğazımdan ameliyat oldum, parça aldılar. O ortama girmemem lazımmış ama ben gene de işimi bırakamadım, çalışıyorum. Herkes gibi çocuğumun geleceğini düşünüyorum. Okumasını istiyorum. Onlar bizim çektiğimizi çekmesinler istiyorum. 4 C ile biz çocuklarımızı okutup onlara iyi bir gelecek hazırlayamayız. Bu eylemde kazanacağımıza inanıyorum. Buraya geldikten sonra da inancım pekişti, bizi destekleyenlere teşekkür ediyorum.

 

SAADET ULUSAL: İl, il gezdirdiler bizi

Çok başarılı çocuklardı ama sürekli okul değiştirmek onların başarılarını da etkiledi. Büyük çocuğum ilkokul beşe kadar altı, yedi öğretmen değiştirdi.

Ben Adana’dan geliyorum ve 21 yıllık tütün işçisiyim. İlk işe girdiğim yer Batman’dı kaçıncı işyerimin olduğunu unuttum. Batman, Malatya, İzmir, Antakya, Ankara, Adana. İl, il gezdik. Adana’da başmüdürlükten, Adana Yaprak Tütüne gittik. Ekmeğimizin peşinde dolaşıyoruz. Hiçbir zaman pes etmedik, etmeyi de düşünmüyoruz. Çocuklarımızın geleceği için çalışmak zorundayız. Aslında benim primim dolu, hizmet de dolu yaş vurduğu için emekli olamıyorum. Benim iş için oradan oraya gitmemle çocuklarım mahfoldu, psikolojileri bozuldu. Çok başarılı çocuklardı ama sürekli okul değiştirmek onların başarılarını da etkiledi. Şu anda hiç de istediğim durumda değiller. Büyük çocuğum ilkokul beşe kadar altı, yedi öğretmen değiştirdi. Bu durum her şeyimizi etkiledi. Batman’da da İzmir’de çok yoğun çalışıyorduk. Pek çok arkadaşımız sağlığını kaybetti kimisi kanser, kimisi astım, kimisi bronşit oldu. Meslek hastalığı bunlar, toza bağlı alerjik hastalıklar şu anda birçoğumuz hastayız. Adana’dayım şu anda benim hiç akrabam yok orada. İki çocuğum okula gidiyor. Onları yalnız bırakıp gelmek zorunda kaldım. Arada gidip, tekrar dönüyorum. Beyim de bıktı artık, çocuklara bakmaktan. Ama ben sonuna kadar devam edeceğim. Çocuklarımın geleceği için direneceğiz sonuna kadar buradayız.

 

SEVİM GÜLER: Ameliyatlıyım, ama atladım geldim

Üretime erkek koymadıkları için, biz erkeklerin yaptığı işi yapıyoruz, tütün balyalarını atıyoruz, indirip, kaldırıyoruz. Erkekler genellikle depoda çalışıyorlar.

16 yıldır İzmir Balatçık’ta çalışıyorum. O kadar ağır koşullarda çalışıyorduk ki sağlığımı kaybettim. Bütün gün ayakta durmaktan, süpürge ve sıyırma yapmaktan bacaklarımda varis çıktı. Ameliyat olmak zorunda kaldım. Bir günlük ameliyatlıyım ama ona rağmen sakat ayağımla geldim buraya. Emek harcadık biz. Başka bir şey değil. Ben diğer arkadaşlarım gibi fazla dolaşmadım ama sağlığımı kaybettim. İki kızımla hayata tutunmaya çalışıyorum. Babaları bile yok başında; kiradayım. Tek başıma okutmaya çalışıyorum. Biri 10 yaşında diğeri, 16 anneme bırakıp geldim onları. Annemlerin de bir emeklisi bir geliri yok onlar da benim elime bakıyor.

Ekmeğimiz için çocuklarımız için sonuna kadar da mücadele edeceğiz, bırakmayacağız bu işin peşini. Bu sabah geldik ve olumlu bir cevap almadan da gitmeyeceğiz. Buraya gelenler o kadar zor koşullarda geldiler ki. Biz son güne kadar sıyırma yaptık. İşimizi bırakıp da geldik. Hala üretim yapıyoruz. Gelip kimse görmedi, bizim üretim yaptığımızı, gazetecileri getirelim dedik, sokmadılar. Bu Tayyip diyor ki, yan gelip yattınız, diyor. Ben 16 yıl bir gün yatmadım. Herkes biliyor, görüyor bunu... Ezilen hep işçi sınıfı oluyor. Kimse bilmiyor, bizim son güne kadar çalıştığımızı. İzin kestirip gittik. Bizi “çalışmıyor” diye suçlu duruma sokmak istiyorlar. Biz fabrikada herkes çıkarılmıyor, Ocak ayının 31’inde bazıları çalışmaya devam edecekler, bazıları gidecekler. Bu da haksızlık oluyor. 31’ine kadar burada Ankara’dayız. Üretime artık erkek koymadıkları için, biz erkeklerin yaptığı işi yapıyoruz, balya atıyoruz, indirip, kaldırıyoruz. Erkekler genellikle depoda çalışıyorlar. Bakın ben de bel fıtığı da var, ellerim egzama oldu tütün dokunuyor bana. Ameliyat olurken film çektiler... Bana “sen sigara mı içiyorsun”, diye sordular. Yok dedim, ben hayatında sigara içmiş bir kadın değilim. TEKEL’de çalışıyorum tozun içinde, dedim. Ciğerlerim lekelenmiş bu yaşta. Kim yan gelip yatmış, utanmaları lazım.

 

NURTEN KAYA: Onbir ay çalış, sonrası belli değil

Eşime, ben yıllarımı vermişim, bu ekmeği sen de yedin, arkamda olmak zorundasın, diyorum. Zaten arkamda da, destekliyor beni.

İzmir’den geldim, Balatçık’tan. Bizim orada üretim devam ediyor yordu hala. Şalterleri indirdik, geldik. Birkaç arkadaşımız rahatsızlığından dolayı gelemedi onun dışındakiler buradayız. Biz onlardan fazla bir şey istemiyoruz, kazanılmış haklarımıza sahip çıkmak için buradayız hakkımızı almaya geldik. Yapılan haksızlığa karşı direnmeye geldik. Ekmeğimizi istiyoruz biz. İşimizin daimi olmasını istiyoruz. 4C bir aldatmacadır. Bir senelik sözleşme yapacaklar bizlerle diğer sene ne olacak? Bu aldatmacanın karşısında durmaya geldik. 16 yıldır çalışıyorum, emekliliğime beş yılım var. Abartılı maaş bordrosunu gösterip, insanları kandırıyorlar. Bordroların hepsi brüt, en fazla alanımız 1 350 TL alıyor. Bize “Çok yiyiyorsunuz, bir ekmek yerine yarım ekmek yiyin” diyorlar. “Bu sene doydunuz, seneye Allah kerim” diyorlar. Emekli olasıya kadar böyle çalışsak, yine de olabilir. Ama bize bu konuda hiçbir garanti vermiyorlar. Bir sene çalışacağız, sonrası belli değil. Gittiğimiz iş yerinde işçi istihdamı fazla olursa çıkartılacağız. Sosyal haklarımızı vermeyecekler. Kıdem tazminatını zaten hak etmiştik. TEKEL işçisini paranın, menfaatinin peşinde koşan insanlar olarak gösteriyorlar. Tekrar söylüyorum. Biz ekmeğimizin, işimizin peşindeyiz. Başka bir şeyin değil. Hepimiz sakatız... Bel fıtığı, kireçlenme, depresyon, astım… Bir tek geçen sene 7 ay çalışmadık. O da işverenin ayıbı bizim değil. İş veriyorlar da yapmıyor muyuz? Sen sigarayı, şarabı kapatırsan nerede çalışacak insanlar, kendi işçinize bu yapılır mı? Üç çocuğum var. Eşime bıraktım. Çocuklara bakan olsaydı o da gelirdi. Eşime, ben yıllarımı vermişim, bu ekmeği sen de yedin, arkamda olmak zorundasın, diyorum. Zaten arkamda da, destekliyor beni. Sesim, soluğum kısıldı bakın bağırmaktan hak arıyoruz, burada hak. İzmir’de biz gemi de kaçırdık. Ekmek kavgası vermemin hazzını yaşadım orada, Herkes bizi destekledi. Bu yalnızca bizim sorunumuz değil, biz çocuklarımızın, gelecek kuşakların hakkını da savunuyoruz. Sosyal haklarımıza sahip çıkmazsak onlar ne yapacaklar. Emekliliği de göremeyecekler belki onlar. Hem gün istiyorlar, hem de uzun süre çalıştırmıyorlar, bu ne biçim anlayış? Fabrikada üretimde hep kadınlar çalışıyor. Biz yaprağı ipten sıyırıyoruz, o tozları yutanlar bizleriz yani.

Tozlu, kurtlu, böcekli, ilaçlı tütünler…sesimin kısıklığı biraz da ondan. Başbakan 31 ocak son, diyor biz hala üretim yapıyoruz. İhtiyaç yoksa niye üretim yapılıyor? Hepsi aldatmaca. Ekmeğimizi helal kazanıyoruz. Sigara işçisiyim ben, sigarayı kapattılar, başmüdürlüğü kapattılar, buraya geldik... İnsanları yığdılar önce öyle şimdi de konuşuyorlar. Ben İzmir içinde gezdim ama İstanbul’a, Bandırmaya gidenler oldu bizim oradan. Biz kazınılmış haklarımızın peşindeyiz... Başka bir şey istemiyoruz.

 

HAMDİYE TAŞ: Kalp romatizması var bende

Hastalığımda çalıştığım yerin de etkisi var tabii. Küçücük, havasız boğucu bir yerde çalışıyorduk. Çalıştığım yerde işçiye değil, tütüne önem veriliyordu. Ama yine de ekmeğimizdir, diyorduk

Diyabakır’ da damar çekme fabrikasında çalışıyordum. 21 senelik işçiyim. Ama yaştan dolayı emekli olamıyorum. Yazının geldiği güne kadar çalıştık. Ertesi gün sizi işten çıkaracağız, diyorlar. Bantta çalışıyordum, tütün balyaları önümüze geliyordu. Fabrika çok büyük, ufala, ufala gidiyor tütün ama. Gelsin bir görsün hele yan gelip yattık mı. Yaşı ne olursa olsun süresi dolanları emekli edelim, diğerlerini de sürekli çalışabilecekleri bir kuruma verelim deseydi, biz de bu hale düşmezdik, kendisi de bu kadar çıkmazda kalmazdı. Hizmeti dolanı emekli olur, bu karda kışta Ankara yolunu çeşme yapmazdık. Yazıklar olsun ona.

Başlangıçtan beri buradayım. Ama hastayım, bende kalp romatizması var. Bir ara hastalandığım için gittim, kalbim sıkışıyordu, nefes alamıyordum. Sonra tekrar geldim.

Hastalığımda çalıştığım yerin de etkisi var tabii. Küçücük havasız boğucu bir yerde çalışıyorduk. Çalıştığım yerde işçiye değil, tütüne daha fazla önem veriliyordu... Yine de ekmeğimizdir çalışırız, diyorduk. Yazın Diyarbakır valisi ziyarete gelmişti, bizim çalıştığımız yerde birkaç dakika kaldı, buram, buram terledi duramadı gitti. Biz her gün o koşullarda çalışıyorduk. Terimiz ayaklarımızın dibine kadar damlıyordu. “Ananızdan emdiğiniz süt kadar helaldir aldığınız para” demişti o zaman. “Çalışmıyorlar” diyor bir de başbakan valinin kendisi gördü nasıl çalıştığımızı. Ne vali ne de AKP’liler Diyarbakır’da çıkmıyorlar karşımıza. Bize destek yok hiçbir yerden.

10 ve 13 yaşlarında iki çocuğum var, eşim çalışmıyor, ona bıraktım çocukları geldim. Bir aydır hepimiz ailece ağlıyoruz. Yediğimiz ekmek haram oluyor bize. Tutacak bir dalım yok ne evim var, ne de başka bir gelirim. Sadece sadece maaşım var. Ayda bir kalp iğnesi vurulmam gerekiyor. Ben çalışmasam ölürüz. Burada en çok dayanışma hoşuma gidiyor. Arkadaşlarla her şeyi ekmeğimizi, yemeğimizi, giyimimizi paylaşıyoruz. Ekmeğimizin peşindeyiz biz. Vicdanı olanlar görür bunu. Maliye Bakanı Mehmet Şimsek- bölgemizin insanı olacak bir de- diyor ki 4C yoktu biz çıkardık. Sanki iyi bir şey yapmışlar. Yeni evlendi biliyorsunuz, evinde 6-7 banyosu var. Villalarda oturuyor. Bizim bir tek odamız bile yok. Yazıklar olsun onlara.

 

NAİME TAŞDEMİR: Çocuklara babaları bakıyor

Cevizli TEKEL’den geliyoruz. Şu anda üretim yok. Önce yaprağa gittik, sonra sosyal tesislere, oradan yuvaya dağıldık. Şimdi onlar da bitti. Evliyim, çocukları evde bıraktım, babaları bakıyor, perişan olduk hep birlikte. Eşim bana ses çıkarmıyor. Ekmek parası, ne diyecek. Geceyi buralarda geçiriyoruz. Donduk. Bak sesim de kısıldı, konuşamıyoruz artık ama hakkımızı almadan hiçbir yere gitmiyoruz. Buradayız, bilsinler.

 

TÜRKAN AVCI: Annelik sorumlulukları bitmiyor

Çocuğum ana sınıfına gidiyor. Sabahları erken uyandırıyorum babasını ona sütünü içirmesi için. Yemek için de “şunu yap, bunu pişir” filan diyorum, buradan.

2001’de Batman’dan geldik İstanbul Cevizli’ye. Özelleştirmeye karşı da eylemler yaptık biz. O tarihten aldılar bizi yaprağa, bazı kadınları büro işine verdiler. Bazıları yemekhaneye gitti, kimileri de odacılık yapmaya başladı. Memurlara hizmet yapıyorduk. Herkes dağıldı yani. 32 gündür buradayız. İki küçük çocuğum var, babaları bakıyor onlara. O konularda anlayışlıdır eşim, gelmek de istedi, ama çocukların okulu var. Karne aldıktan sonra onlar da buraya gelecekler. Geceleri soğuk oluyor. Yürüyoruz, oynuyoruz, ısınmak için ateş de yaktık gazetelerle. Başım ağrıyor, zaten hepimizde astım var, sağlığımızı çoktan kaybettik biz. 21 yıldır çalışıyorum ve emekli olamıyorum. Bu olur mu? Eylemlerimizle kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. 4C’ye geçersek ne yaparız? İstanbul’da zaten kiralar; 500-600 TL. Kira mı vereceksin, geçinecek misin, çocukları mı okutacaksın? Hangi birini yapacaksın? Eşim çalışmıyor. Daha doğrusu iş bulunca çalışıyor. Ben 2001’de yeni doğum yapmıştım Aralık ayında 20 günlükken bebeğimi aldım da geldim. O ay İstanbul da çok kar yağmıştı. Hiçbir yeri bilmiyorduk. Sendika bize çok yardımcı oldu. Ev tuttular, yerleştirdiler. Çok sevinmiştik o zaman. Anneyim ben sorumluluklarım burada da devam ediyor. Çocuğum ana sınıfına gidiyor. Sabahları erken uyandırıyorum babasını kalkıp ona sütünü içirmesi için. Yemek konusunda da “şunu yap, bunu pişir” filan diyorum, buradan. Her şeyi kadın yaptığı böyle bir günde yük ona yüklendiğinde erkek de ne yapacağını şaşırıyor tabii. Bir yol gösterince daha kolay oluyor. “Beslenmesini hazırla, şunu giydir, sütünü içir” diye buradan telefonla anlatıyorum. Çocuğa da telefon açıyorum. “Anne gel artık, polis amcalar sizi çok dövdüler mi?” diye soruyor. “Yok yavrum” diyorum. “Ama televizyondan gördük” diyor. Onların da psikolojileri bozuldu. Hakkımızı alana kadar buradayız.

 

AYSUN AVCI: Annelik burada da devam ediyor

Evliyim. 21 yıldır çalışıyorum, emekli olamadım. Beş çocuğum var dördü okuyor. Kirada oturuyorum. Ben de Cevizli’de çalışıyordum. Fabrikaya yakın yerde ev de tutmuştuk. 570 TL kira veriyorum, dört çocuk okutuyorum. 4C’ye geçsem aldığım para kirama yetmez. Eşim özel sektörde yeni işe girdi, asgari ücretle çalışıyor. Çocukları babasına bıraktım geldim, o ilgileniyor. Eşimin ve çocuklarımın geleceği için buradayım. Hakkımızı almadan gitmeyeceğiz. Gerekirse bir ay daha buradayız. Çocuklarım okula gidiyor. Sabahları buradan uyandırıyorum. Ben uyandırmazsam okula geç kalıyorlar. Annelik burada da devam ediyor. Biz zam istemiyoruz. Haklarımızı istiyoruz.