Kıdem tazminatı sistemi çok uzun zamandır değiştirilmeye çalışılıyor. Çeşitli “tasarı taslakları” basına sızdırılarak nabız yoklanıyor. En son açıklanan 10. Kalkınma Planı’nın en önemli maddelerinden biri ise kıdem tazminatı ile ilgili yapılması düşünülen değişikliklerdi. Konuyla illgili Doç. Dr. Aziz Çelik, “İşveren ücret borcunu ödemekle yükümlü ise kıdem tazminatı borcunu da ödemekle yükümlüdür.” diyor.
Kıdem tazminatının fona devredilmesi uzun zamandır tartışılıyor, “kıdem tazminatından herkesin yararlanmadığı, fona devredilirse herkesin yararlanabileceği” gösteriliyor, bu gerekçe ne kadar inandırıcı?
Bu gerekçe pek inandırıcı değil. Dahası son zamanlarda kullanılmaya başlanan bir gerekçe. Önceki yıllarda kıdem tazminatının bir yük olduğu, sorun olduğu, işverenler açısından sürdürülemez olduğu ileri sürülüyordu. Hatta işsizlik sigortası sisteminin uygulanmaya başlanması ve 2003 yılında 4857 sayılı İş Yasasında iş güvencesine ilişkin düzenlemelerin yer almasıyla birlikte kıdem tazminatı uygulamasına artık gerek olmadığı özellikle işveren çevreleri tarafından dile getiriliyordu. Benzer iddialar AKP hükümetleri döneminde de çeşitli bakanlar tarafından dile getirildi. Ancak bu söylemin ikna edici olmadığı ve tepki topladığı görülünce, kıdem tazminatının budanmasına yönelik girişimler için yeni gerekçeler ortaya atıldı. Kıdem tazminatından işçilerin büyük çoğunluğunun yararlanamadığı ve fon uygulamasının işçilerin tümünün kıdem tazminatından yararlanması için yapıldığı iddiası böylece ortaya atıldı. Bu iddia fon uygulamasını meşrulaştırmayı amaçlayan tartışmalı bir konudur.
Tartışmalıdır. Çünkü kıdem tazminatından işçilerin büyük çoğunluğunun yararlanamaması kanun hakimiyetinin sağlanamadığının itirafıdır. Kıdem tazminatı tıpkı ücret hakkı gibi bir işçi hakkı ve işverenin borcudur. Nasıl işveren ücret borcunu ödemekle yükümlü ise kıdem tazminatı borcunu da ödemekle yükümlüdür.
Gerçek neden ne, kıdem tazminatının fona devredilmesi, onun kaldırılacağına dair bir ipucu olarak değerlendirilebilir mi?
Gerçek neden kıdem tazminatının azaltılması ve zamanla ortadan kaldırılmasıdır. Kıdem tazminatının ortadan kaldırılması büyük tepki çekecek bir adım olur. Bu nedenle adını bu şekilde koymaya cesaret edemiyorlar. Bunun yerine fon uygulaması getiriliyor. Fon uygulamasıyla işçiler adına bireysel hesaplar açılacak ve işverenlerden kesilen primler buraya yatırılacak. Kıdem tazminatının işçinin son ücreti ile bağı kopacak. Kıdem tazminatı fonu yöntemi ile ilk aşamada kıdem tazminatı önemli ölçüde azaltılacak. Daha sonra kaldırılması da gündeme gelebilir.
Batı ülkelerinden örnek verilip, orada da “şu kadar gün üzerinden kıdem tazminatı veriliyor, ya da verilmiyor” deniyor, gerçekten öyle mi, bu konudaki ülke deneyimleri nedir, Türkiye ile karşılaştırma yapılabilir mi?
Başka ülkelerde değişik kıdem tazminatı uygulamaları var. Türkiye’den daha az kıdem tazminatı ödemelerinin olduğu ülkeler olduğu gibi Türkiye’ye benzer uygulamalar da var. Batı Avrupa ülkelerindeki kıdem tazminatı ödemelerinin Türkiye’den daha düşük olduğu biliniyor. Ancak OECD ülkeleri içinde Türkiye’den daha fazla kıdem tazminatı ödeyen ülkeler de söz konusu. Burada dikkat edilmesi gereken nokta kıdem tazminatı ödemelerinin karşılaştırılmasının tek başına yanıltıcı olacağıdır. Bir bütün olarak endüstri ilişkileri sisteminin, sendikalaşma, toplu pazarlık kapsamı ve sosyal koruma düzeyinin karşılaştırılması gerekir. Kayıt dışılık, sendikalaşma, toplu pazarlık kapsamı ve iş güvencesi düzenlemeleri dikkate alınmadan sadece kıdem tazminatını karşılaştırmak anlamlı olmayacaktır. Öte yandan işsizlik sigortası ödemeleri, devlet yardımları ve diğer sosyal ödemeler de önem taşıyor. Kıdem tazminatını düşük olan ülkelerle karşılaştırıp Türkiye için yüksek bulanlar, nedense sendikal hakları karşılaştırmıyor. Öte yandan her ülkede çalışma ilişkilerinin özgünlüğünden ve tarihsel geçmişinden kaynaklanan farklı koruyucu uygulamalar söz konusu olabilmektedir. Kıdem tazminatı Türkiye’de neredeyse 80 yıllık geçmişe dayalı bir hak ve yerleşik uygulamadır. Türkiye’nin çalışma ilişkileri sisteminin ayrılmaz bir parçasıdır.
Sendikalar getirilmek istenen sistemle işçinin işten çıkarılmasının kolaylaşacağını söylüyorlar, siz ne düşünüyorsunuz ?
Doğrudur. Çünkü kıdem tazminatının iş güvencesi işlevi de var. Kıdem tazminatı doğrudan işveren tarafından ödendiğinde işten çıkarmada caydırıcı bir unsur olmaktadır. İşveren işten çıkarmada kıdem tazminatı yükünü dikkate alarak davranmaktadır. Ancak kıdem tazminatı fona devredilirse işten çıkarmada işverenin mali yükü azalacak ve daha kolayca işçi çıkartacaktır. Kıdem tazminatının doğrudan bir işveren yükümlülüğü olmaktan çıkartılıp fona devredilmesi iş güvencesini zayıflatır. İşverenlerin ve hükümetin burada ileri sürdüğü iddia İş Yasası’nda zaten iş güvencesi hakkında hükümler olduğudur. Öncelikle bu hükümlerin işçilerin tümünü kapsamadığı biliniyor. 30’dan az işçi çalıştırılan işyerleri için bu hükümler geçerli değil. İş güvencesi kapsamı dışındaki işyerlerinde çalışan işçilerin toplam işçilerin yarısından fazla olduğu dikkate alınacak olursa kıdem tazminatının fona devrinin yaratacağı tablo daha iyi anlaşılabilir. İş güvencesi kapsamında yer alan işçiler açısından da kıdem tazminatının fona devri iş güvencesini zayıflatıcı etki doğurur.
Mevcut sistemde işçilerin kıdem tazminatı 30 gün üzerinden hesaplanırken getirilmek istenen sistemle 14, 15 güne düşecek. Bunu nasıl yapacaklar ve oluşan açığın herhangi bir şekilde kapatılma olasılığı var mıdır?
Mevcut sistemde ödeme 30 gün üzerinden ve işçinin son ücretiyle bağlantılı olarak yapılıyor. Gündeme getirilen taslaklar ile bu süre doğrudan belirli bir gün sayısına indirilmiyor. İndirim dolaylı olarak ortaya çıkacak. Şöyle ki, şu anda 30 gün üzerinden kıdem tazminatının işverene maliyeti yaklaşık yüzde 8.3’tür. 12 aylık ücrete karşılık bir aylık kıdem tazminatı ödenir. Kıdem tazminatının fona devri durumunda işveren tarafından fona yapılacak prim ödemesinin en az yüzde 8 civarında olması gerekir. Oysa gündeme getirilen fon taslaklarında ve senaryolarında öngörülen kesinti miktarı en çok yüzde 4’tür. Yüzde 3’lük senaryolar da söz konusu. Üstelik işverenden yapılacak kesintilerin bir puanının işsizlik sigortası işveren payından düşürülmesi söz konusu.
Bu durumda çözümü zor bir havuz problemi ile karşı karşıyayız. 8 mm çapında bir giderle boşalan bir havuz, 4 mm çapında bir muslukla nasıl dolar? Bu sorunun yanıtı belli. Eğer fona yüzde 3-4 civarında bir prim yatırılması söz konusu olursa ödemelerde bu yönde olacaktır. 30 günlük ödemeler 10-15 gün civarına düşecektir. Oluşan açığın başka türlü kapatılması söz konusu olamaz. Fonda biriken paranın bir miktar nemalanması söz konusu olsa da enflasyon-faiz dengesi nedeniyle bunun aradaki farkı kapatmayacağı açıktır. Sonuçta hesaplar bireysel olacağı için fonda ne birikirse işçi onu alacaktır.
“Kıdem Tazminatı Fonu” kanun tasarı taslağına göre kıdem tazminatı alma halleri ikiye düşürülüyor. Bu durumda sadece emeklilik ve ölüm hallerinde tazminat alınabileceği belirtiliyor. Bu çalışanlar açısından ne anlama geliyor, fondan yararlanamayacak olanlar kimlerdir?
Bu konuda rivayet muhtelif. Çeşitli senaryolardan söz ediliyor. Ancak temel parametreler dışında diğer ayrıntılar netleşmiş değil. Fonu cazip kılmak için yararlanma koşullarının kolaylaştırılması da gündemde. Öte yandan fonun özellikle inşaat sektörünü desteklemek için kullanılması da hedefler arasında. Konut alınması durumunda kıdem tazminatına hak kazanılması da sözü edilen seçenekler arasında. Ancak bu konuda netleşmiş bir durum yok.
Kıdem tazminatı uygulamasında yapılmak istenen değişikliğin işverenleri memnun etmediği söyleniyor. Gerçekten böyle mi işverenlerin işçi çıkarmada toplu para ödemeyecek olmaları işlerini daha da kolaylaştırmaz mı?
Bu kısmen doğru. Çünkü işverenler kıdem tazminatının tümüyle kaldırılmasını istiyor. TİSK bunu defalarca açıkladı. Bu nedenle yeni bir prim ödemesine karşılar. Eğer fon oluşturulacaksa mevcut maliyetleri artmasın istiyorlar ve fona yapılacak kesintinin mümkün olduğunca düşük tutulmasını istiyorlar. Mümkün olduğunca fona yapılacak ödemelerin başka ödemelerden düşürülmesini istiyorlar. Fon uygulaması işten çıkarmayı kolaylaştırmakla birlikte eğer kesintiler tam olarak yapılırsa, yüzde 8 civarında yapılırsa pek çok işveren bunu istemez. Çünkü pratikte bunu öteledikleri ve ödemekten kaçındıkları için her ay kıdem tazminatı için yüzde 8 ödeme yapmayı istemeyeceklerdir. Burada fon sisteminin bir diğer sorunu karşımıza çıkıyor: Fona işverenlerin ödeme yapması nasıl sağlanacak? Uygulamada vergi ve sigorta primlerini yatırmaktan kaçınan bunları geciktiren işverenler aynı şeyi fon için de yapacak. Bu durumda işçinin hesabına para yatmayacak ve tıpkı bugün olduğu gibi kıdem tazminatı alamayacak veya çok düşük miktarda alacak.
Fon sisteminde ayrıca devlet devreden çıkacak. Hazine garantisi olmadığı için fonun zarar etmesi halinde işçinin hak kaybının bir telafisi olabilecek mi ? Yani bu düzenleme yasalaşırsa, kıdem tazminatı bundan böyle şirketler tarafından yönetilecek ve piyasa risklerine tabii olacaktır diyebilir miyiz?
Kıdem tazminatında şu anda da devletin rolü sınırlı. Bir devlet, hazine garantisi yok. Kıdem tazminatı işverenin işçiye karşı sorumluluğu. Ödenmediğinde konu yargıya taşınıyor. Kıdem tazminatı işverenin bireysel borcu olduğu için bunu devletin üstlenmesi ve telafi etmesi zaten doğru olmaz. Bunun yerine devlet kıdem tazminatının işveren tarafından ödenmesi için mevzuatı ve uygulamayı geliştirebilir. İşverenlerin kıdem tazminatı ödemekten kaçınmak için kullandıkları manevraları boşa çıkartacak düzenlemeler yapabilir. Kısaca kanun hakimiyetini sağlar. Ücret garanti fonu uygulamasına benzer bir şekilde riskli kıdem tazminatlarının bir bölümü için (işverenlerden ek bir prim kesilerek) bir garanti fonu sistemi düşünülebilir. Ancak bunu şu anda gündemde olan kıdem tazminatı fonu ile karıştırmamak lazım.
Petrol-İş Dergisi / Nisan-Mayıs 2015